26 Nisan 2022 Salı

Bir “Rakınroll böyle bişey “ masalı



 BİR “Rakınroll böyle bişey “ MASALI


Birimizde şapkanın ardında saklanan gözler , diğerimizde şapka olmasa da , şu an duyumsadığım o “rock n roll” marşının(*) melodi ve sözlerinin etkisiyle kapanmış gözler , ama çılgınca savrulan saçlar görünüyordu hapsolan fotoğrafta …


Lüzumsuz tutsaklığın sonsuza kadar sürmesi mümkün olmamıştır ,  birikir birikir , şişer , şişer , kabarır , bir yanardağa ya da bir sele dönüşür patlar , yakar ya da yıkar geçer elbet .  Bu  fotoğraf karesi de aktı gitti bir nehir gibi  gecede ; distorşınlı gitarlar , havada uçuşan notalar ve  çığlıklarla …  

Baktık durduk bi süre  , fotoğraf o anı bir kafese kapatırcasına  hapsetmiş olsa da , bi anda bizi kuş gibi zamanda yolculuğa uçuruverdi .

Agam  “Vay anasını tam da 12 seneye olmuş”  derken , ışınlayıverdim onu 87 kışına. Hani şu ağaçların toprağa küstüğü , denizin gökyüzünün mavisine hasret kaldığı , uçan kuşun kanadının donduğu , köpeklerin açlıktan uluyamadığı , beyazın kör ettiği  insanın, insanı göremediği o meşhur kışa . 

Agamın ağzından   “Akıp giden zamanın savurduğu insanlar gibi … “  sözleri dökülüverdi ve  sonra duraksadı , sustu bir süre. Belli ki zamanda bir yolculuğa kapı aralamıştık , yine notalar , melodiler ve sözler dolduruyordu geceyi …

Ve devam etti masalını anlatmaya :  “ Uzun ama çok uzun zaman önceydi .  Kafamın fena halde birilerine  bozulduğu bir geceydi ,  Matasyon’da (**) dedemin metruk bir evini çalışma ortamına dönüştürmüştüm , gündüzleri orada çalışıyordum   .  O gece müthiş bir  kar vardı şehirde , öyle ki Matasyon’un izbe soğuğu yanında neredeyse  Sibirya halt etmişti  !   Evden de  beş ya da altı kilometre kadar uzaktaydı . Cebimde yirmibeş kuruşum vardı  , ama otobüs otuz kuruştu . O  beş  kuruş yüzünden  '… yaş yirmibeş , doksan , altmış , doksanbeş..' i yazamayacaktım ."

 “Fahişe

Boy bir yetmiş

Yaş yirmi beş

Doksan altmış , doksan beeeş …”


"Eh o zaman ne yaparız  ?  Elbet , yürürüz ! Yürüdüm , o izbe karanlık ve  soğukta .  Ayakkabılar şimdi ki gibi kar falan takmayanlardan değil  , bildiğin iskarpin , altı da kösele !  Zorla gidilen bu yolda , Islak ve donmuş vaziyette hedefe ulaştım sonunda . Evin içerisi karanlık ve havasızdı . İzolasyon için bütün delikler kapalıydı , camlar , kapılar da hatta .  Ama o zamanın cam yünleri de elek gibiydi hani ."

“Çaresiz ve umutsuz

Fahişe çok, çok mutsuz

Zorla girilen bu yoldan

Çıkmak da çok zor kuşkusuz.”

"İçeride küçük bir elektrik sobası ile ısınmaya çalışıyordum . Birde baktım ki elektrikler kesik !  Islak ve donmuş şekilde yere kıvrıldım , uyudum . Uyandığımda elektrikler gelmişti .Kaskatı kesilmiş bedenimi yerinden zor kaldırdım , elime  gitarımı aldım  ve işte o gece art arda , önce  “Tımarlı hastane” yi ,


“Ona sordular, sordular

Sen neden burdasın

Milyonlarca insandan

Farklısın burdasın


Çözüm düşündüler

Çözüm düşündüler

Tımarlı hastane

Hastaneeee! …”



Sonra Fahişe’yi 

“Fahişelik mesleğiydi

Ama o da bir can taşıyordu

Sermayesi vücudu

Dünyada en son umudu …”



ve finalde “Kafes” i yazdım .

“Saklandın sende öncekiler gibi

Karanlıklar ardı kafese

Haydi çık şimdi insan içine

Korkacak onlar sen değil  …”

Aynı gece üç parça …  "


…sonra fotoğrafı ters çevirdi , bu defa elektrikler yanıyordu  ve  ışıkları kapattı …



Derin notlar :

* Born to be wild (Steppenwolf) 

** Yörenin ismi o zamanların Mısır asıllı meşhur Ermeni tütün tüccarları (*) Matossian'ların arazisi olmasından geliyormuş. Bölge Matossian'ın bahçesi olarak biliniyormuş. Zaman içinde Matasyon olarak kısalmış ve sonraları da Atakum'a  çevrilmiş.


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...