28 Eylül 2023 Perşembe

Hıfzı Topuz'un Ardından



 Cumhuriyet ile yaşıt bir "Aydın"ı bugün kaybettik. Aydın sözcüğünü bilerek tırnak içine aldım çünkü bunu en hak eden kişilerden biriydi Hıfzı Topuz. Aydın yaftasını öyle olur olmaz kullanırız ki, zamanla önemi yiter hatta harcı alem hale gelir. Hıfzı Topuz bu vasfı topluma aydınlık saçan bir entelektüel olarak sunardı. 

Aydınlanma devriminin başladığı yılda doğmuştu ve bu ateşi 100 yıllık ömrünün her anında taşıdı. Yaşadığı çağa sorumlu bir aydın olan Cumhuriyet'le yaşıt  olan Hıfzı Topuz yazdıkları, araştırmaları ve kitaplarıyla bizlere ışık tutmaya devam edecek. 



1970 ve 80'li yıllarda yazdıklarını her daim okumuştum ama bir kitabı vardır ki benim serüvenim içinde çok ayrı bir yer tutar. Yıl 1986 ve iyiden iyiye karikatürcü olmaya karar vermişim ve bir yıl sonra da Gırgır dergisinde profesyonel hayatıma başlayacaktım.  İşte o sıralarda Hıfzı Topuz'un "İletişimde Karikatür ve Toplum" kitabı yayınlanmıştı. Bu kitabı o günden bugüne saklarım. 

Hıfzı Topuz'un kitaplarını inatla ve azimle bulmaya çalışın derim. 

27 Eylül 2023 Çarşamba

Liste Başı ALBÜMLER - 27 Eylül 2023




Rock




1. Crime Scene - RPWL (4) -  5

2. Starcatcher - GRETE VAN FLEET (1) - 5

3. Live in Brighton - STEVE HACKETT (11) - 2


4. Fearless - CROWN LANDS (5) - 4

5. Road - ALICE COOPER (3) - 5

6. Mirror in the Sky - YES (2) - 18

7. Ride Into The Light - ROBERT JON & THE WRECK (6) - 6

8. Bad Luck & The Blues - LAURENCE JONES (7) - 5

9. Face to Face - SUZI QUATRO & KT TUNSTALL (12) - 2


10. Superskull - BLACK RAINBOW (10) - 4

11. Midnight Rose - Paul Rodgers (Yeni) - 1

12. Mammoth II - MAMMOTH WVH (8) - 6


13. Day Of The Doug - SON VOLT (9) - 5


14. Now - GRAHAM NASH (14) - 2 

15. MMJ Live Vol 3 Bonnaroo 2004 - MY MORNING JACKET (13) - 5

16. '73 - ARIELLE (15) - 4

17. Mother Road - GRACE POTTER (17) - 2

18. Dream Machine - DES ROCS (18) - 4

19. Revelation - SALIVA (20) - 2
 

20. The 4th Album - THE RECORD COMPANY (Y) - 1

21. Grand Ville - GRAND VILLE (Y) -1

 22. Wild & Precious Life - DUANE BETTS (21) - 8

 23. Forwards - THE ALARM (22) - 10

 24. Fated - JEAU JAMES (23) - 10


25. Hung Up On Dreams (Live Los Angeles'91) - THE BLACK CROWES (24) - 7

 


 
 



  Blues






1. Writing On The Wall - COCO MONTOYA (2) - 4

2. All My Love For You - BOBBY RUSH (1) - 5

3. Cruisin' Kansas City - MIKE BOURNE (5) - 5



4. The Right Man - D.K. HARRELL (9) - 3

5. Blood Brothers - MİKE ZITO and ALBERT CASTIGLIA (4) - 15

6. Get Your Back Into It! - THE NICK MOSS BAND (3) - 9

7. City Boy - MICK CLARKE (10)- 4

8. Life Don't Miss Nobody - TRACY NELSON (13) - 5

9. Backbone  - DEB CALLAHAN (11) - 6


10. Bee Cool - WILLIE J. CAMPBELL(12) - 4
 
11. Plan B - BIG DADDY WILSON (22) - 2


12. Wooden Music - MICK KOLASSA (21) - 2

13. Back In Style - NIGEL MACK (19) - 8

14. Getting Together - MICHAEL JEROME BROWNE (17) - 8

15. Mojosoul - GWYN ASHTON (16) - 5

16. Squareneck Soul - ANDY HALL (14) - 9

17. Everything Now - JW - JONES (15) - 8

 18. The Winding Way - THE TESKEY BROTHERS (18) - 9

19. Don’t Wait Too Long - PAUL CARRACK & The SWR Big Band (20) - 9

20. Call It Confusion - JOHNNY KING & FRIENDS (8)- 11

21. Six Strings of Steel - DUKE ROBILLARD (6) - 11

22. Live At The 2023 New Orleans Jazz & Heritage Festival - SONNY LANDRETH (7) - 7

23. The Deep And The Dirty -  ERIC JOHANSON (26) - 9

 24. Yellow Peril - NAT MYERS (24) - 9

25. Best of Me - JOANNA CONNOR (30) - 13
 



Caz








1. A Smooth One - DUKE ROBILLARD (3) - 5

2. It Will Be Alright - BLICHER HEMMER GADD (5) - 3

3. Asta 2 - Andre CECCARELLI (11) -3



4. Like - MAX IONATA (6) - 4

5. Bitter Head - RON CARTER (8) - 3

6. Compton's Finest - BRANDON SANDERS (1) - 5

7. Stormy Beauty - NILS KUGELMANN (2) - 8

8. BetweenTwo Worlds - TERELL STAFFORD (16) - 2

9. Move Your Feet - MICHAEL VALEANU (10) - 4

10. Live At Unity Vol 1 - FREDRIK KRONKVIST(18) - 2

11. Sato - USEİN BEKİROV(15) - 2

12. Moods Vol.2 - GUNDE BODILSEN LUND (13) - 3

13. Sweet Spring - DENA DE ROSA (12) - 3

14. Where Are We - JOSHUA REDMAN (14) - 2

15. Reveal - MICAH THOMAS (20) - 2
 16. Funeral Dance - HELGE LIEN TRIO (17) - 2

17. Heaven on My Mind - YURI HONING ACOUSTIC QUARTET (19) - 2

18. The Return - JOEL HAYNES (Yeni) - 1

19. Open Spaces - DANIEL HERSOG JAZZ ORCHESTRA (Y) - 1

20. Sounds Of 3 Edition 3 - PER MATHISEN (Y) - 1



 

24 Eylül 2023 Pazar

Bir Tutam Öfke 2



Bundan yıllar önce Fransa'da üniversitede okuyan Alman bir  doktora öğrencisi İstanbul'a gelip, benimle görüşmek istediğini belirtmişti. O zaman çalıştığım bir dergi olmadığı için beni bulması da zahmetliydi ama bir şekilde bana ulaşmıştı. O kadar zahmete katlanıp, buraya gelmesinin sebebi ise tez çalışmasında benim karikatürlerimden bir kaçını kullanıyor olmasıydı. Teziyle ilgili her şey bitmiş, adam üşenmiyor İstanbul'a geliyor ve karikatürlerimle ilgili izin istiyordu. Yahu bizim ülkede tez çalışmalarında kaynak bile belirtilmez hatta "intihal" vukuatı almış başını gitmişken bu nasıl bir şeydir diye içimden geçirdim. Benden izin istiyordu ama "al kullan izin falan ne demek çizimler senin köpeğin olsun" demek de yetişmiyor, bunu yazılı olarak vermem gerekiyor. Bununla da kalmıyor adam benden telif isteyip, istemediğimi bile soruyordu.   "Ben öğrenciyim abi" ya da "sizin çizimleriniz bir tez çalışmasında Fransa'da yayınlacak ünlü olacaksınız" gibi bizim ülkede alışageldiğimiz lafları da kullanmıyordu. Bir de adama hayretle bakıyorum, öyle ya adamın yayınladığı tezden benim nerde haberim olacaktı.   

Neyse izni verdim, tabi öyle telif falan istemedim. Adam çekip gitti iş bitti mi? Ne gezer bir kaç hafta tezde yazan bölümü bana gönderdi ve derginin ismini ve yayınlama tarihi doğru mu diye bana sordu ve onay aldı.  

Bu telif konuları vesaire öyle yasalar, mahkemelerle sınırlı değil yaşamın içinde algılayabileceğimiz bir gerçeklik olmalı ama ne gezer. Ben o sıra oturduğum yerden ayağıma gelinirken aynı dönemde şaşalı bir yayınevine kapak yapıyorum ve bana imzalattıkları sözleşmede kitabın ikinci baskısında telif almayacağıma dair bir madde konuyordu. Üstelik yaptığım kapağa yazı girecek diye bana sormadan bir bölümü kesiliyordu. O sıra kalkıp, "Yahu benim çizimi kafanıza göre nasıl keser biçerseniz desem büyük ihtimal, "Köpeğe parasını verdik, ne laga luga ediyor. Keseriz de biçeriz de" diyeceklerdi.  

Sanatçı haklarını, telifi melifi yaşam biçimi haline döndürme uygarlığına eriştiremedik. Bu konuda bir santim bile yol almadık. Bunu bize sunan Erkin Koray'ın mücadelesini de bir "aksi adam" kaprisi olarak görmekteyiz hala. Daha önce de dediğim gibi benim derdim yapımcılar, plak şirketleri, yayıncılar falan filan değil, bu konuyu bir yaşam biçimi haline getirebilmemiş bir toplum olmaya devam etmek. Bir anlamda "Olmak ya da Olmamak" gibi bir şey bu.  Hamlet'in ilk sahneye girişini bilirsiniz, o yapıt ilk sahnesinde "Çürümeye başlayan bir şeyler var" diye başlar. 

Aptulika


Bir Tutam Öfke



Geçtiğimiz hafta Erkin Koray'ın vefatının ardından Açık Radyo'da yayınlanan "Sarhoş Atlar Zamanı " radyo programında Taner Öngür'le yapılan röportaja yer vermiştim. Orada Erkin Koray'ın albümlerini çıkartan firmalara eleştiri getirilmişti. Ülkemizdeki telif yasalarının uygulanmasındaki pürüzlere dikkat çekmesi açısından dikkat çekiciydi. Ancak o röportajdan önce Taner Öngür, facebook'tan bir açıklama yapmış ve Erkin Koray plaklarını yayınlayan şirketleri suçlamıştı. 

Geçen hafta yapılan Kadıköy Plak Günleri'nin ardından Taner Öngür, facebook'ta konuyla ilgili yeni bir açıklama yaptı. Şimdi sizlerle onu paylaşıyorum:

 

"Erkin Koray'ın, vefatını duyduğumda, hiç beklemediğim bir haber olduğu için çok üzülmüştüm, son bir iki yıldır, kendisi ile WhatsApp üzerinden görüşüyorduk, konu genellikle daha önceki yıllarda albüm çıkardığı şirketlerle olan ihtilafları idi, o konuda çok kırgın ve kızgındı, malum memleketimizdeki yasalara göre bir şarkı veya albümle ilgili sanatçı şirkete bir yayınlama izni muvafakatname imzalıyor, fakat bu iznin zaman sınırı yok, ne yazık ki ülkemizdeki yasa böyle, Erkin Koray bunu bir türlü kabullenemiyordu, ben de Erkin Koray'ın ölüm haberini alınca, buradan bir yazı yazıp, o şirketlere isim vererek ağır sözler sarfetmiştim, sonra bu kadar ağır sözler söylediğim için pişman olup yazıyı silmiştim.

Dün Kadıköy plak günlerinde, bu şirketlerden biri olan Mega müzik sahibi Ethem Zeytinkaya ile tanışıp görüştüm, elbette kendisi de  zamanında Erkin Koray'ın imzaladığı muvafakatname üzerine kültür bakanlığından aldığı eser işletme belgelerine dayanarak, Erkin Koray'ın eskiden kaset veya cd olarak yayınlanmış albümlerini plak olarak yayınladığını söylüyor, tabiiki yasal olarak haklı, Erkin Koray'ı her seferinde bilgilendirmek için defalarca aradığını ve hiçbir cevap alamadığını söylüyor.

Burada kendimle ilgili bir sorunum var, kendimce Erkin Koray'ın vasiyetini yerine getiriyormuş gibi bir hisse kapılıp, bu insanlara karşı ağır sözler etmem beni gerçekten çok üzdü ve utandırdı, gerçeğin tek taraflı olmadığını anladığımı sanıyorum, detaylarını tam olarak bilmediğim konularda konuşmanın ne kadar yaralayıcı ve haksız olduğunu farkettim, bu konuda bana kırılan ve kızan tüm arkadaşlardan özür dilerim.."


Taner Öngür'ün yayınladığım radyo röportajından önce facebook'ta yaptığı açıklamayı ben de facebook profilimden paylaşmıştım. Ardından Erkin Koray plaklarını yayınlayan Mega Müzik'in sahibi Ethem Zeytinkaya beni aramıştı. Yaptığımız görüşmeden sonra facebook'ta şu paylaşımı yapacaktım:

"Mega Müzik'ten Ethem Zeytinkaya ile biraz önce görüştük. Erkin Koray albümlerini çıktıkları zamanki hali ile yayınladığını ve o albümlerin çıktığı zamanlarda da yapımcısı olduğunu belirttikten sonra da teliflerin ödendiğini söyledi.

Kendisine cevap hakkını kullanmak isterse yer vereceğimi de söyledim.

Haber olarak bunu da bildirmek durumundayım."


Ethem Zeytinkaya ile bundan sonra da iki defa daha telefonda konuştuk. Her şeyden önce alışılmışın dışında "İMÇ" mantığından uzak ciddi bir yapımcı olduğu anlaşılıyordu.  Bu konuda hakkını vermem gerekir. Bu nedenle kendi adıma haksız suçlamalara vesile olmak istemediğimi belirterek, Ethem Zeytinkaya'ya haksızlık ettiysem özür dilerim.

"Haksız suçlamalara vesile olmak istemem" dedim çünkü ben konuyu daha değişik bir açıdan ele almak niyetindeyim. 

Sanatçıların eserlerinin (sadece müzisyen değil; yerli - yabancı tüm sanatçıların) ölümlerinden sonra özensiz  yayınlanması konusunda da eleştirilerim olacak.  Ayrıca telif yasalarının uygulanıp uygulanmadığı üzerine de bazı alanlara eleştiriler getireceğim ve dikkat çekeceğim. Bu nedenle şu andaki toz duman halini alacak polemik ve çatışmalara girmeyeceğim. 


Kavga Döğüş Bekleyen Varsa ... Boşuna Bekleme Yapmasın

Erkin Koray, bu konulardan çok çekti ve küserek ülkesinden bile uzaklaştı. Haklıydı, haksızdı, çok abartıyordu vesaire ben oralarla ilgilenmiyorum; benim dikkat çekmek istediğim ülkemizde sanatçılara ve eserlerine var olan bakış. Şu an bile yaptığım bir çalışma nasıl yayınlanacak endişesiyle yaşıyorum. Yaptığımız bir çalışma için telif ödenmesi (bugün bile) bir çok insan için anlaşılmaz bir şey. Evinize gelen bir tamirciye emeği karşılığında para vereceğiniz zaman, "benim bütçem bu kadar" demezsiniz ama bir sanatçının çalışmasının karşılığını verirken "bizim şirketin bütçesi kısıtlı" diyebilirsiniz. 

Evinize gelen tamirci akan musluğu tamir eder, parasını alır gider. Bir hafta sonra musluk gene akıtır, tamirciyi gene çağırır aynı ödemeyi yaparsınız. Yani bu normaldir. Ama bir yere çizim yaptığınızda size ödemeyi üç. seferde yapacaklarını söylerler. İkinci ödemeyi almaya gittiğinizde size rahatlıkla, "Yahu o projeden vazgeçtik, zaten sizin çizimi de kullanamadık. Bu yüzden ödeme yapamıyoruz." diyebilirler. Ama siz musluk tamirine gelen tamirciye, "Yahu ben sana musluğu yaptırdım ama su faturasını ödeyemedim, sular kesik... yani musluğu kullanamıyorum. Bu yüzden ödeme yapamayacağım." diyemezsiniz. 


Yazının Fontunu Yiyim... Sana Bişi Olmasın

Her şey para değildir...Tamam kabul. Aslına bakılırsa öyle işler vardır ki hiç parayı düşünmeden hatta üzerine cebinizden para katarak da yaparsınız. Çalışırken öyle keyif alırsınız ki, her aşamasına bir bayram çocuğunun bayramlık giysilerini yastığının altına koyup öyle uyuması gibi bir duruma erişirsiniz. Hele bunu destek verdiğiniz bir proje için yapıyorsanız heyecanınız daha da büyür. Diyelim bu bir albüm kapağı ise o müzik grubunun bir parçası gibi olursunuz. Bir de sizin hayatınızda çok önemli sanat kolları vardır benim için mesela bir tiyatro oyunun afişini yapmak böyle bir şeydir. Bu arada bir oyunun dekoruna çizimlerle katkı verdim ama tiyatro afişi yapmak içimde ukte kalmıştı. En sonunda bu da oldu, günlerce özene özene hazırladım. Olmuştu, başarmıştım... en önemlisi de içime sinmişti. Tiyatro ekibi de çıkan afişten mutlu olmuştu ve bana "Biz bu afişi yazı bölümlerini hazırlarken bozabiliriz, o da sizin elinizden çıksın" dediler. Benim canıma minnet ama onlara "son grafik aşamasında ben de bulunayım, olur mu?" dedim. Ve yazıları da bir güzel hazırladıktan sonra gönderdim. Sonrasında bekliyorum, eh hani çağırsalar gideceğim ama ona bile gerek yok, bugünkü teknolojiyle evimden bile müdahale ederim. Aslında ona gerek bile yok, son noktayı koyduklarında bana bir maillle görseli atsalar iş bitecek. Ben bekliyorum, bir ara telefon geliyor, bana oradaki grafiker genç, "Abi yazının fontunu bulamadık, siz fontunu söyler misiniz?" Ben de ona "Ne fontu ben onu kendim yaptım yani fontu beynimde" diyorum. Ardından, "isterseniz tekrar sizin önerileriniz doğrultusunda düzeltmeler yapabilirim" dedikten sonra, "Yok abi gerek yok, bu yazı çok güzel de fontunu bulalım dedim" diyor. Sonra bir ara acaba grafik aleminde fontsuz yazının afişe konması caiz değil mi, diye içimden geçirip  gülüyorum. Neyse yazıyı olmadı başka bir fontla yazsalar da ben nasılsa göreceğim diyorum. Bu beklentiyle zaman geçiyor ve bir gün sonra evden dışarı çıkıyorum ve duvarlarda benim afişler asılı. Asılı olmasına asılı ama kendimi don atlet sokakta kalmış bir adam gibi hissediyorum. Afiş başka bir şey olmuş. Evet çizim benim ama arka fona koyu bir turuncu atılmış ve çizim amatör işi bir yok oluşa girmiş. O ağır koyu turuncu arkaya eklenirken benim çizimde saç bölümündeki detaydan yama gibi beyaz bölümler kendini belli ediyor. Bir de yazı karekterleri değişik bir fontla o koyu fona siyah olarak yerleştirilmiş. O anda başımdan kaynar sular dökülüyor ve neye uğradığınızı anlamıyorsunuz. Bu size bir büyük yıkım oluyor. Ama kime anlatacaksın. Anlatsan abi senin yazı okunmuyordu diyecek ya da başka terane. Bir de nedendir bilinmez arka fona renk attıklarında çizimin kenarlarından aptal bir gölge verirler ya o da yapılmış. Nedir bu anlamam, bir grafik tasarım anlayışıdır ki katı kurallar içinde: yazı okunmuyor, çizim içeri bakacak, kenarlara ton verelim ki iş öne çıksın.... Neden bu alışılmış kurallar, farklı bir bakış olmayacak mı... ne yazık ki anlatamazsın.  

Bunları niye anlatıyorum derseniz konu sadece izin ya da telif hakları ile bitmiyor. Sanatçının işini istediğiniz gibi kullandığınızda o sanat üreticisinin kafasına odunla vursanız daha iyi, oysa o günlerce, aylarca hatta yıllarca kafasına vurulan balta ile dolaşıyor. 


Eser ya da Deterjan Ne Fark Eder

Şimdi  Cem Karaca, Erkin Koray ve Barış Manço'nun plakları ortada çeşit çeşit boy gösteriyor. Ancak bir çoğu zamanında çıkan albümler şeklinde değil, kiminde kapak değişmiş kiminde oradan buradan parçalar rastgele dizilmiş. Bu bir dinleyici olarak beni rahatsız ediyor. Düşünün hele Deep Purple'ın "Machine Head" albümünün orijinal kapağı değişik bir görselle çıksa nasıl karşılarsınız. Diyelim Led Zeppelin'in "Led Zeppelin IV" albümünün kapağında isim yazmıyor diye plak firması yeni baskıda kapağa kocaman bir Led Zeppelin logosu koyuverse nasıl karşılarsınız. Ya da Led Zeppelin'in o albümüne başka albümlerinden iki parça daha ekleseler siniriniz bozulmaz mı? 

 İşte Erkin Koray'ın isyanı ve küskünlüğünden ben biraz bunları da çıkarıyorum. Unutmayalım bu telif hakları son on yılın hadi bilemedin yirmi yılın hadisesi. Bizim Gırgır yıllarında bile yaptığımız işler bir deterjan gibi gazete sahibinin malıydı. Hatta Gırgır satıldığında bile eski çalışmalar yıllarca yeni sahibi tarafından çizerlerin izni olmadan basıldı. Hatta onları çizerleri bile kulanamayacaktı. 


Sinekten Yağ Çıkarmak

1970'li yıllarda ülkemizde sanatçıların plakları 45'lik dediğimiz (bugünkü single - tekli'ye tekabül eden format) şekilde çıkardı. İki parçanın yer aldığı  bu çalışmalar zaman içinde 12 parçaya eriştiğinde de bu bir albüme (yani o günkü deyimiyle LP) dönerdi. İşte o zamanlarda Barış Manço, 45'lik çıkarmak yerine batıda olduğu gibi direkt albüm olarak çıkartmayı planlıyor. Bunun içinde albümde yer vereceği parçaları zaman içinde kaydediyor ve tamamına ermesi için bekletiyor. Albüm için parçaların kaydı bitti bitecek, yani bir ya da iki parça eksik. Fakat o sıra Barış Manço'nun vatani görevi geliyor ve askere alınıyor. O zaman ki askerlik süresi 2 sene sürüyor. Barış Manço askerliğini 2 sene  yedeksubay olarak yapacak ama döndüğünde albümün eksiklerini tamamlayacak ve bomba gibi dönüş yapacak. 

Barış Manço'nun planı böyle ama plak şirketi bu kayıtları görünce 2 senelik yokluğunda Manço'yu unutturmak istemiyor ve bu kayıttaki parçaları arka yüzüne bir ön yüzüne bir diyerek ufaktan 45'lik olarak yayınlamaya başlıyor. Böylece iki yıl sonra Barış Manço askerden döndüğünde albüm planı yerle yeksan olmuş oluyor. 

İki yıllık askerlik süresince olan boşluk böylece plak şirketi tarafından değerlendiriliyordu. Elbet o zaman şimdiki gibi telif yasaları yoktu. Şimdi var ama zihniyetimiz gene eskisi gibi, nereden yağ çıkarırsak kar diye oradan buradan dolaşılıyor. Ya da biz haklı olarak, canı yanmış (ve hatta yapayalnız kalmış) insanlar olarak kuşkulanıyoruz. İşte Erkin Koray'ı ben şimdi daha iyi anlıyorum. Haklı ya da haksız olabilir ama yaşarken hiç bir sanatçı ona bu konuda destek olmadı ya da kulak vermedi. Ön sıralarda oturup, çekirdek çıtlatarak seyretmeyi tercih ettiler. Şimdi biz bunları yazıyoruz diye eline tuzunu kapan koşuyor kavga çıkacak diye. Benim kızgınlığım plak şirketlerine değil, onların arasında işini iyi yapanlar da var, kötü niyetli olanlar da. Hatta bu yüzden Ethem Zeytinkaya'yı da üzdük (ki galiba en duyarlı olan da o olsa gerek, arayıp cevap verdi durumu açıkladı). Ayrıca plak şirketlerinin derdi para kazanmak oluyor diye onlara kızmamız da anlamsız. Bu konuda bir telif derdi var ise bunu halledecek olan müzisyenler ve sanatçıların mücadelesidir. Şu pandemi döneminde bile iş yapamayan müzisyenlerin hakları için bir şeyler yapılmak istenirken bir çok isim yan çizebildi. Diyelim bir barda bir grubun hakkı yendi, orada yer alan diğer gruplar işleri tıkırında diye bunu görmezden gelebiliyorlardı, vaktizamanında. Açıkcası şimdi de pek değişen bir şey yok. 


Aday Adayının Adayı: Ammaney

Aklıma takılan bir konu daha var ki, o da milletvekili olan sanatçılar. Arif Sağ'dan tutun da Sabahat Akkiraz, Barış Atay, Sırrı Süreyya Önder şimdi aklıma ilk gelenler. Hele bu son seçimde öyle çok sanatçı aday vardı ki. Peki bu sanatçı milletvekilleri mecliste bir kere olsun telif sorunlarını gündeme getirdiler mi. Hatta aralarından biri olsun Erkin Koray bu konuları gündeme getirirken onunla görüştü mü?  

 

Buradan Size Eğlence Çıkmaz!... 

Ama 

yere attığınız çekirdek kabuklarını süpürün

Sözün özü benim kızgınlığım plak şirketi ve yayıncılara değil, bizzat sanatçıların kendilerine. 

Bu yazı burada biter. Hiç kavga olacak diye beklemeyin. Buradan size eğlence çıkmayacak. Gidin oturun klavyenizin başına atıp tutun... gidin oradan buradan konser kovalayın...gidin sıcak köşelerde eski çizerlik anılarınızı anlatın... gidin hiç bir şey yapamıyorsanız oturun televizyon karşısına politikasız politika tartışmalarını izleyip çekirdek çıtlatın. O programlarda artık eski futbol yorumu programlarına döndü ya, yani korkmayın kafanızı ağrıtmaz. Kim bilir bekleyin,  bir seçimde aday adayının adayı olursunuz belli mi olur. 

Aptulika


22 Eylül 2023 Cuma

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 213



Mihail Bulgakov
 "Ölümcül Yumurtalar"
Çeviri:Tuğba Bolat
İş Bankası Kültür Yayınları
  (12. Basım: Eylül 2022)
 
İlk okuduğum Bulgakov kitabı "Köpek Kalbi"ydi ve oradaki mizahi yaklaşıma bir anda tutularak çekim alanına girmiştim. Sonrasında birbiri ardına kitaplarını okumaya başladım, şimdi de bu kitabını görünce hemen atılacaktım. 
Kiev'li yazar Bulgakov bu romanını 1924 yılında Stalin'in iktidara geldiği dönemde yazmış ama roman 1928'de geçen bir bilim kurgu eseri. Mihail Bulgakov sosyalist sistemle ilişkisi (özellikle de Stalin döneminde) ara sıra nane molla vaziyetlerde olmuşsa da onu Sovyet edebiyatı içinde tanımlayabiliriz. Tüm önyargıların aksine 1917 Sovyet Devrimi getirdiği sosyalist düzen içinde sanat alanında da yeni tavırların tarzların filizlenmesine neden olmuştu. Tahmin edilenin aksine çok önemli bilim kurgu eserleri de bu sosyalist devrimin ilk yıllarında ortaya çıkacaktı. "Ölümcül Yumurtalar"da bunlardan biri ama bir o kadar da sistem eleştirisi yapan bir bilim kurgu. İktidarın ve bilimin kötüye kullanılması ve bunun sonuçları üzerinden yapılan bir sistem eleştirisi. 

Romanın kahramanı bir zooloji profesörü olan Persikov canlı organizmaların üreme hızlarını arttıran bir deney yapıyor. Bunu yapmasının sebebi de tavukları kırıp geçiren bir salgının olması. Böylece bulduğu kızıl ışın sayesinde tavuklar laboratuarda üretiliyor ama devleşiyor, sonrasında da olanlar oluyor. Bu anlatım içinde mizahi bakışla harika bir bilim kurgu anlatımı oluşuyor. 

Bu kitabı bitirdikten sonra Aldous Huxley'in 1932'de yazdığı "Cesur Yeni Dünya" isimli başyapıtını okumaya başladım ve Bulgakov'un "Ölümcül Yumurtalar" romanının nasıl bir öncü görev yaptığını anladım. 

 Aptulika


20 Eylül 2023 Çarşamba

"Basbariton Ruhi Su Türküler Söylüyor"



 Lise yıllarımda neredeyse her ay iki üç kere tiyatroya giderdim. "Öğrenci adam nasıl gider !" derseniz,  o zaman daha çok İstanbul'daki şehir tiyatrolarına giderdim, arada para biriktirip, Dostlar, Kenter, İstanbul'a turneye geldiklerinde de AST kaçmazdı. Açıkcası o zamanlar kültür sanata bir gencin ulaşması zor değildi ama şehir tiyatroları biletleri (belediyenin olduğu için) çok hesaplıydı ve bir öğrenci rahat gidebilirdi. 

Şehir tiyatroları arasında benim en çok sevdiğim adeta abonesi olduğum Harbiye'deki Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'ydu. Orası sadece tiyatro izlenen bir sahne olmasının ötesinde bir konser salonu, bir atölye ve gençler için tiyatro eğitimi de verilen bir yerdi. O zamanlar epik tiyatro hayranıydım ve Brecht oyunlarını su içer gibi takip ediyordum.  

Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nda sadece tiyatro değil konserler de olurdu ve o konserlerde Timur Selçuk, Ruhi Su gibi müzik insanlarını da dinlerdik. Timur Selçuk ve Ruhi Su konserlerini o dönemin sol, devrimci ruhuyla dinlerdik ama onlar bize çok sesli klasik batı müziği'nin ciddiyetini de verirdi. O konserlerin afişlerinde "resital" yazardı, yani bir müzisyenin tek başına enstrümanıyla verdiği konserlerdi onlar. Timur Selçuk piyano ile çıkardı ve haliyle piyano bir klasik müzik enstrümanıydı ama Ruhi Su elinde bağlamasıyla çıktığında o da klasik müzik enstrumanı haline gelirdi. 

Çok sonraları Ruhi Su'nun klasik müzikten gelen bir opera sanatçısı olduğunu öğrenecektim. O bas davudi sesle türküleri yorumlaması böylece dimağımda çözümlenecekti. Cumhuriyet devriminin aydınlanma kalesi Köy Enstitüleri'nde çıkan öksüz bir çocuk müziğe olan yeteneğinden dolayı klasik müzik eğitimi alıyor ve opera sanatçısı oluyordu. Ruhi Su bununla da yetinmiyor ve Türk Halk Müziği sazı olan bağlamayı da öğreniyor, "Basbariton Ruhi Su Türküler Söylüyor" adıyla bir radyo programı hazırlıyor. 15 günde bir yapılan bu radyo programında halk türkülerimizin yorum ve icrasına yaklaşımının kuramsal temelini oluşturmayı amaçlamıştı. Bunun yanısıra da TRT'de türküler üzerine bir arşiv oluşturma işini de üstlenmişti. İnsanları çok sesli müziğe ısındırmak ve türküleri ciddi bir yorumla sunma çabası bir programda seslendirdiği "Serdari Halimiz Böyle N'olacak?" türküsünde geçen  "Kısa çöp uzundan hakkın alacak" sözleri nedeniyle  "Komünizm propagandası yapmak" gerekçesiyle hem program kaldırılacak hem de radyodaki işine son verilecekti. 1960'lı yılların başındaki "özgürlük" ortamı bu kadar olacaktı. Zaten bundan on yıl önce de Ruhi Su 1952 ile 57 arası sosyalist dünya görüşü nedeniyle TKP üyesi olduğu gerekçesiyle hapis yatmıştı. 

1970'lerin sonlarında konserlerini dinlemeye gittiğim Ruhi Su sosyalist bir sanatçıydı ama  aynı zamanda da bir aydınlanma neferiydi. O konserlerde devrimci sloganlar atıldığında, uyarır ve konserin ciddiyetine davet ederdi. Konserde olur olmaz yerde alkışlanamayacağını onunla anlamıştık. Orada yorumladığı türkülerin önemini onun ciddi yorumuyla daha iyi algılardık. 

Bugün günlerden 20 Eylül... Bundan 38 yıl önce Ruhi Su'yu kaybetmiştik. 12 Eylül faşizmi günlerinde Ruhi Su kansere yakalanmıştı ve tedavi için yurtdışına çıkması gerekiyordu ama buna izin verilmedi. Avrupadan aydınlar ve sanatçılar  imza kampanyası yaptılar. Bu çabalar sonucu Kültür Bakanlığı bir defaya mahsus olmak üzere tedavi amaçlı yurt dışına çıkmasına izin verdi ama artık çok geçti ve kanser ilerlemişti. 20 Eylül 1985 tarihinde Ruhi Su hayata veda edecekti. İki gün sonra Şişli Camii'nden kılınan cenaze namazından sonra Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.  Ruhi Su'nun cenaze töreni de olaylı olacaktı ve törene katılanlar arasından  160 kişi İstanbul siyasi şubede 15 gün süreyle gözaltında tutulacaktı. 

38 yıl olmuş Ruhi Su'yu kaybetmemizden bu yana. Onun aydınlanmasından korktular, kanser oldu gene korktular hatta toprağa verildi gene korktular. Sonra ne mi oldu? Türküler, "bütün eller havaya" sululuğunda arabeske heba edildi ve bugün türkülerimizde yerle yeksan oldu. Hatta onlar türkülerimizden de korktular. Şimdi bu yazıyı yazarken bir yandan da Ruhi Su albümlerini birbiri ardına dinlemeye koyuldum. Kim bilir kaç yıldır dinlememişim. Odamda bir anda aydınlanma oldu ve "yahu ne güzel türkülerimiz varmış" dedim. Öyle özlemişim ki güzel yorumlanan bu türküleri dinlemedim adeta çölde susamış biri gibi kana kana içtim. 

Aptulika

20 Eylül 2023

11: 58


Liste Başı ALBÜMLER - 20 Eylül 2023




Rock




2. Starcatcher - GRETA VAN FLEET (2) - 4

2. Mirror in the Sky - YES (1) - 17

3. Road - ALICE COOPER (4) - 4



4. Ceime Scene - RPWL (8) -  4

5. Fearless - CROWN LANDS (9) - 3

6. Ride Into The Light - ROBERT JON & THE WRECK (14) - 5

7. Bad Luck & The Blues - LAURENCE JONES (11) - 4

8. Mammoth II - MAMMOTH WVH (10) - 5

9. Day Of The Doug - SON VOLT (16) - 4

10. Superskull - BLACK RAINBOW (18) - 3

11. Live in Brighton - STEVE HACKETT (Yeni) - 1

12. Face to Face - SUZI QUATRO & KT TUNSTALL (Y) - 1

13. MMJ Live Vol 3 Bonnaroo 2004 - MY MORNING JACKET (12) - 4

14. Now - GRAHAM NASH (Y) - 1 

15. '73 - ARIELLE (13) - 3

16. Orpheus Descending - JOHN MELLENCAMP (6) - 13


17. Mother Road - GRACE POTTER (Y) - 1

18. Dream Machine - DES ROCS (17) - 3



19. Automatic - RICK SPRINGFIELD (19) - 5

20. Revelation - SALIVA (Y) - 1

21. Wild & Precious Life - DUANE BETTS (15) - 7

22. Forwards - THE ALARM (3) - 9

23. Fated - JEAU JAMES (5) - 9


24. Hung Up On Dreams (Live Los Angeles'91) - THE BLACK CROWES (7) - 6

25. Peace...Like A River - GOV'T MULE (20) - 13

 



 



  Blues






1. All My Love For You - BOBBY RUSH (3) - 4


2. Writing On The Wall - COCO MONTOYA (6) - 3

3. Get Your Back Into It! - THE NICK MOSS BAND (1) - 8




4. Blood Brothers - MİKE ZITO and ALBERT CASTIGLIA (2) - 14

5. Cruisin' Kansas City - MIKE BOURNE (7) - 4

6. Six Strings of Steel - DUKE ROBILLARD (4) - 10


7. Live At The 2023 New Orleans Jazz & Heritage Festival - SONNY LANDRETH (9) - 6

8. Call It Confusion - JOHNNY KING & FRIENDS (10)- 9

9. The Right Man - D.K. HARRELL (29) - 2

10. City Boy - MICK CLARKE (25)- 3

11. Backbone  - DEB CALLAHAN (13) - 5

12. Bee Cool - WILLIE J. CAMPBELL(28) - 3

13. Life Don't Miss Nobody - TRACY NELSON (22) - 4

14. Squareneck Soul - ANDY HALL (18) - 8

15. Everything Now - JW - JONES (19) - 7

16. Mojosoul - GWYN ASHTON (14) - 4

 17. Getting Together - MICHAEL JEROME BROWNE (15) - 7

 18. The Winding Way - THE TESKEY BROTHERS (16) - 8


19. Back In Style - NIGEL MACK (12) - 7


20. Don’t Wait Too Long - PAUL CARRACK & The SWR Big Band (17) - 8

21. Wooden Music - MICK KOLASSA (Y) - 1

22. Plan B - BIG DADDY WILSON (Y) - 1

23. Connections - BRUCE KATZ BAND (5) - 11

24. Yellow Peril - NAT MYERS (8) - 8

25. Lover's Game - THE WAR AND TREATY (11) - 10

26. The Deep And The Dirty -  ERIC JOHANSON (23) - 8


27. Ridin' - ERIC BIBB (26) - 14


28. Introducing The Özdemirs - The Özdemirs (24) - 11

29. Death Wish -SAMANTHA FISH & JESSE DAYTON (27) - 12

30. Best of Me - JOANNA CONNOR (30) - 12
 
 





Caz







1. Compton's Finest - BRANDON SANDERS (8) - 4

2. Stormy Beauty - NILS KUGELMANN (1) - 7


3. A Smooth One - DUKE ROBILLARD (6) - 4



4. Louis Armstrong's Hot Fives and Hot Sevens - WYNTON MARSALİS (2) - 7


 5. It Will Be Alright - BLICHER HEMMER GADD (15) - 2

6. Like - MAX IONATA (12) -3

7. Off The Charts - RICHARD BARATTA  (14) - 4

8. Bitter Head - RON CARTER (16) - 2

9. Book Of Queens - KRASNO/MOORE PROJECT (5) - 9

10. Move Your Feet - MICHAEL VALEANU (17) -3

11. Asta 2 - Andre CECCARELLI (18) -2

12. Sweet Spring - DENA DE ROSA (19) - 2

13. Moods Vol.2 - GUNDE BODILSEN LUND (20) - 2

14. Where Are We - JOSHUA REDMAN (Yeni) - 1

15. Sato - USEİN BEKİROV(Yeni) - 1

16. BetweenTwo Worlds - TERELL STAFFORD(Yeni) - 1

17. Funeral Dance - HELGE LIEN TRIO (Yeni) - 1

18. Live At Unity Vol 1 - FREDRIK KRONKVIST(Yeni) - 1

19. Heaven on My Mind - YURI HONING ACOUSTIC QUARTET (Yeni) - 1

20. Reveal - MICAH THOMAS (Yeni) - 1

14 Eylül 2023 Perşembe

Taner Öngür ERKİN KORAY'ı Anlatıyor

TANER ÖNGÜR: "Erkin Koray'ın annesi Klasik Batı Müziği piyano öğretmeni, kendisi Alman Lisesi'nde okuyor. Yani İstanbul'da doğmuş, büyümüş, eğitim görmüş. Yani birilerinin 'yüzde elli', 'elitler' dediği kesime dahil birisi. Fakat gidiyor işte Beyoğlu'nun arka sokakları, Urfa'nın ve Adana'nın şarkıları... Bunları da kendince özümsüyor ve yorumluyor."



Akif Burak Atlar, Açık Radyo'da yaptığı "Şarhoş Atlar Zamanı" adını verdiği radyo programını üç hafta süren Erkin Koray anmasına ayırmıştı. Şimdi de Taner Öngür'ün konuk olduğu programdan bölümlere yer vereceğim. 

Bu arada yayınlamam için izin veren Arif Burak Atlar'a bir kez daha teşekkür ederim. 

Sarhoş Atlar Zamanı

Erkin Koray özel yayını 2

20 Ağustos 2023

Hazırlayan ve Sunan: Akif Burak Atlar

Açık Radyo

Konuk: Taner Öngür





Ben 17 yaşındayken ilk defa Erkin Koray'la bir çalışmam oldu, turneye çıktık, stüdyoya girdik falan. Ama o zaman onu tam olarak bilmiyordum, sonradan öğrenecektim. Hatta 1950'li yılların Melodi dergisinin kapağındaki fotoğrafını görünceye kadar kim olduğunu bilmeyecektim. Derginin kapağında "Türkiye'nin İlk rock'n roll starı" gibi  harika bir fotoğrafı vardı. Yani aslında Türkiye'deki rock tarihini 1950'lerin sonunda başlatan ve bugünlere getiren biriydi Erkin Koray.


AKLINA ESTİĞİ GİBİ YAŞAYAN BİR İNSAN

Bu uzun zaman içinde çok farklı deneylere hiç çekinmeden, korkmadan - yani ticari olur mu...olmaz mı... bu benim kariyerimi nasıl etkiler diye düşünmeden her türlü denemeyi, yeniliği yapmış bir insan. Tabi bu deneylere yıllar sonra, bugünün dünyasından bakınca (her şeyi bugünün dünyası gibi gören ) bazı insanlar da eleştiriler getirebiliyor. Bunları da daha sonra ufak ufak açıklarız. Gerçekten de rock'n roll'la başlayıp, ardından 1960'larda Beat dönemini gerçekten yaşayan hatta bunları daha da iyi yaşayabilmek için maceralar yaşayan bir kişiydi Erkin Koray. Ardından dönüş bileti bile almadan yurtdışına çıkan , oralarda yaşamaya çalışan, zorluklar çeken ama kendini kabul ettiren biri. Yani aklına esen şeyi rüzgarına nereden eserse alıp başını gidebilen bir insandan bahsediyoruz. O macera dersen dibine kadar yaşıyordu ve bunların içinden de rahatlıkla, başarıyla çıkarak yoluna devam etmesini bilirdi.  


 



O kendine has bir insandı, yaşam biçimi kesinlikle kimseye benzemiyordu. Çok az bulunur öyle insanlar. Bir çeşit Kızılderili Bilge gibiydi. Onuruna çok düşkündü. Hani "kimseye eyvallah etmez" diye bir laf vardır ya, bu en çok Erkin Koray'a uyar. Bugünün dünyasında çok kimse, ben de dahil, eyvallah ettiğimiz şeyler olmuştur mutlaka ama o hiç böyle bir şeye girmedi. 


"YAĞMACI" VE "AKBABA"LARDAN BIKTI VE KÜSEREK GİTTİ

AKİF BURAK ATLAR: Böyle kendine has, eyvallahı olmayan çizgide yürüdüğü için mi, son yıllarda müzikal anlamda etkinliği fazla olmadı. Bizleri de son yıllarda kendi müzikal birikiminden uzak bıraktı. Acaba bu bahsettiğiniz karekter özellikleri nedeniyle miydi?

- Kesinlikle, yaşadığımız ülkenin bulunduğu durumların çok önemli rol oynadığını söyleyebilirim... Bıktı ve gitti. Kanada'ya gitti ve son üç, dört yıldır Vancouver'da yaşıyordu. İşte son bir senedir falan WhatsApp'tan görüşmeye başlamıştık onunla. "Yahu" diyordu, "Toronto'ya geliyorum, oradan da böyle Vancouver'a kadar gidiyorum. Saatlerce uçakta yol sürüyor falan. Yani iyice batıya gittim." diye anlatıyordu. Ben de ona "Biraz daha gitseydin, Türkiye'ye geri dönerdin." deyince gülüyordu. Bana bir de oraları anlatıyor, "Taner burada kedi, köpek yok. Burada ayı var." sözlerinden sonra oraları bana mizahi uslubuyla anlatıyordu.

Burada kalsaydı, onun konser vermesi için çok ciddi teklifler vardı. Açıkcası o konserleri de dolduracağı kesindi ama o bıkmıştı ve fena küsmüştü. Bu küsmesinin nedenlerinden en önemlisi de Türkiye'deki müzik endüstrisiydi. Tabi Erkin bunu ta başından beri yaşayan biriydi. Yeni katılanlar pek bilmezler ama Unkapanı (İMÇ) diye bir yer vardı. İşte ordaki plak şirketleri (hepsi değil ama çoğunluğu) ben onlara 'Yağmacılar' diyorum... 'Akbabalar' ve 'Yağmacılar! Barış Manço öldükten bir kaç gün sonra, onun o sıradaki yapımcısının ellerini oğuşturarak, "Satışlar bir milyonu geçti." diye sevindiğine bizzat şahit olmuştum. Böyle şeyler çok oluyor. Erkin de bunları birebir yaşamıştı...Bir tanesiyle değil, en az on tanesiyle . 


 



Türkiye'de sanatçılarla şirketler arasında öyle 'muvafakatname' diye bir şey var. Bir şarkı yapıyorsunuz ve ardından şirkete muvafakatname veriyorsunuz. Şirket de eser işletme belgesini alıyor, Kültür Bakanlığı'ndan bandrolü falan alıyor. Fakat öyle bir şey oluyor ki, o kayıt müzisyenin değil, yapımcının malı oluyor, hem de ilelebet. Kendi çocuklarına bile miras kalıyor. O müziği yapan sanatçıyı daha sonrası ne kimse arıyor ne de soruyor. 


ERKİN KORAY'SIZ ERKİN KORAY İMZA GÜNÜ

Bundan bir kaç sene önce eskiden Erkin Koray'ın yaptığı albümünü kaset olarak çıkaran firma bu albümü plak olarak basmaya karar veriyor. İşte malum plak moda oldu ya,  böylece eski Erkin Koray albümü de plak olarak çıkıyor. Güzel de bir plak kapağı yapılmış ve bir plak dükkanında imza günü düzenleniyor. İyi de o sıra Erkin Koray Kanada'da... yani Erkin Koray yok o imza gününde olamayacak. Kanada'dan elini uzatıp imza atamayacağına göre imza günü niye yapılır ki diye düşündüm. O sıra bir de baktım ki plak kapağını yapan sanatçı plakları imzalıyor.   Plak kapağını çizen çok değerli bir sanatçı ama bunu nasıl içine sindirebildi, o da ayrı bir konu.  O imzalıyor… o zaman içindeki plağı vermemesi gerekir. Yani mantık olarak çok saçma bir şey. 

Erkin Koray böyle şeylerle çok karşılaştı, mahkemelerde uzun uzun yıllarca uğraştı. Hatta mahkemelerde bazı davaları kazanmasına rağmen bir işe yaramadı, çünkü o kişiler burada adalet mekanizmasının ne durumda olduğunu  biliyor ve ona göre işi kılıfına göre uyduruyorlar. Bakanlıkta vesaire tanıdıkları var, şudur budur. Yani bir şekilde yine yollarına bildikleri gibi devam ettiler. Erkin Koray artık bunlara dayanamıyordu ve "Ben mahkemeyi  kazanıyorum ama hiç bir işe yaramıyor. Kararın üstüne çizik atıp, gene bildikleri gibi devam ediyorlar." diye çok küsmüştü. Yani bunları Erkin'le hep konuştuğumuzu hatırlıyorum. Bu konuyu çok önemsiyordu ve artık küsmüştü. Her halde ölümün geldiğini farketmişti ki, buna hazırlanmıştı. Nasıl defnedileceğini, her şeyi kızına bildirmiş. Bir de yıllardır yapmadığı bir şeyi Fan Kulüp kavramını harekete geçirerek haber vermişti. Bu şekilde kendisi sosyal medyadan bir mesaj paylaştı... "yaşlandık" falan diye başlayan. İşte "yeni parçalar kaydettim bunu kızım Damla Kanadalı bir şirketle piyasaya çıkaracak..Onu bekleyin ama bana hiç isim sormayın çünkü A desem, hemen Erkin Koray 'Annem' diye bir şarkı yaptı diye pat diye çıkarıverirler..." diye bir de espri yapmıştı. Yani çok kırgındı... bu konuda çok üzgündü  ve bunları önemsiyordu. 


ERKİN KORAY'IN VASİYETİ BU 

Ben de Erkin Koray'ın ölümünden sonra sosyal medyada öyle bir şey paylaştım. Şimdi hepsi bir şey çıkarıp, size satmaya çalışacak ama onları almayın...bekleyin kızı Damla Koray yeni albümü yakında yayınlayacak , onu alın. Yani Erkin Koray'ın vasiyeti bu. O yüzden ben de konuya önem verdim. O yüzden bunları söyledim zaten.

AKİF BURAK ATLAR: Şimdi bu program çalacağım parçalardan biri de "Çiçek Dağı" isimli enstrümantal bir Erkin Koray çalışması. Bu parçanın kayıtlarında siz de varsınız.

Bu parça benim için de çok önemli bir anıdır.1965 ile 66 yılları arasında ilk grubum Volkanlar'dı. Ondan sonra Okan Dinçer Kontrastlar'da çaldım. İşte Yalçın Ateş, Okan Dinçer, İzzer Bizi, Zafer Dilek, Veysel Çadır'dan oluşan çok güzel bir ekiptik. Suadiye'de Kulüp Reşat vardı. O zaman oralarda yol yoktu, direkt deniz kıyısında çok güzel bir yerdi. 1967 yılının yaz sonu grup faaliyetine son verdi. Ondan sonrada bir başçı, kabiliyetli bir müzisyen olarak bana iki yerden teklif geldi. Bu tekliflerden biri Cem Karaca Apaşlar'dan diğeri de Erkin Koray Dörtlüsü'nden gelmişti. Böylece Erkin Koray Dörtlüsü'nü tercih edecektim. Provalar vesire derken bir yüzü "Çiçek Dağı" arka yüzü de sanırım "Hop Hop Gelsin" isimli bir şarkıydı veya türküydü. Stüdyoya gittik, hayatımda ilk girdiğim stüdyoydu. Stüdyo kaydını ilk defa orada yaşadım. Bu yüzden "Çiçek Dağı"nın benim için çok özel bir ilk olma hatırası var. 


 



AKİF BURAK ATLAR: Taner Abi, Erkin Koray Dörtlüsü ardından Yeraltı Dörtlüsü... bu isim bir müddet değişmedi ama bu kadroda yer alan müzisyenler arasında az da olsa bir hareketlilik vardı. İşte geçen hafta sevgili Ahmet (Güvenç) Abi de o dörtlüde yer almıştı. Siz de bu kayıt çerçevesinde bulundunuz. O dönemin rol paslaşmalarını o müzisyen değişikliklerini ... Aslında sizin o ortamı biraz merak ediyorum. Onlardan biraz bahsedebilir misiniz?

Yeraltı Dörtlüsü, 1970'lerde devreye giren bir gruptu. Ondan önce uzun bir süre Erkin Koray Dörtlüsü vardı. Ve o her iki grupta da hiç değişmeyen rahmetli Sedat Avcı vardı, davul çalıyordu ve Erkin Koray'ın çok yakın arkadaşıydı. Onların çok ilginç maceraları vardı. O yıllarda Erkin Koray saçları uzatmış diye saldırılara uğruyorlar. Sedat'la ikisi bu saldırıları başarıyla püskürtüyorlardı. Onların öyle maceraları vardır ki, çok komiktir. O yıllarda böyle şeyler de yaşanıyordu. Sedat Avcı, Erkin Koray için önemli bir dosttu. "Çiçek Dağı" ekibinde ritim gitarda Tuncay Dürüm vardı, o da benim ilk çalıştığım Volkanlar'da solistlik yapıyordu. Benden önce de basta  Ziya Bakanay vardı. O da Erkin Koray'ın sevdiği müzisyen arkadaşlarından biriydi. 

Yeraltı Dörtlüsü'nden sonra Ter grubu geldi... hani Özkan Uğur'un falan da olduğu . Nihat Örerel ile o saykodelik dönem..."Krallar", "Mesafeler", "Meçhul". Hatta bir gece oturup, "Yahu biraz da rakı kafasıyla şarkı yapalım" diye bir rakı masası kurup, "Fesupanallah", "Şaşkın", "Komşu Kızı", "Arap Saçı" gibi o arabesk denilen şarkıları yaptıklarını da gayet iyi biliyorum. Böyle hep sevdiği insanlarla çalıştı ama son yıllarda biraz zorluk çekiyordu. Onlar bir araya getirmek zor oluyordu. İşte orada Ahmet Güvenç  ona gerçekten çok destek oldu. Son on ya da on beş yıl Ahmet Güvenç, Ünal Vanii onunla birlikte çalıştı. Ancak Ahmet'in hem son yıllarında hem de çok eski zamanlarda Erkin ile  birlikteliği vardı. Çok maceraları vardır. Bir de şöyle bir şeyi vardır, Erkin'in. Arkadaşlarına, çevresine karşı her zaman nazik davranırdı...Çok sevecendi yani o anlamda. Erkin, dışarı karşı biraz ketum bir insandı. Genel olarak, topluma pek güven duymuyordu. Bu konuda pek haksız da değildi hani. Ama dostlarıyla çok iyi anlaşırdı ve onları çok severdi yani. 


ŞU İNTİHAL MESELESİ...

AKİF BURAK ATLAR: Rakı sofrasında yapılan parçalardan bahsettiniz. Ben burda, affınıza sığınarak, şu intihal meselesini de sorayım.

O yıllarda Nihat Örerel, Yeni Zelanda'da yaşıyordu ve "Fesupanallah", "Şaşkın", "Komşu Kızı" gibi şarkıların bir kısmının sözlerini o yazdı: bir kısmını da Erkin ile birlikte yazdıklarını biliyorum. Gayrettepe'de bir ev vardı, orada beraberdiler. İşte öyle saykodelik takılırken diyelim, "Artık yeter! Biraz da rakı kafasıyla bakalım" diye öyle şarkılar çıkmış ortaya. Ancak Erkin Koray, bunları söylüyordu zaten. Bu şarkılar Arap. melodileridir diyordu. Takvimler 1971 - 1972'yi gösteriyor ve o yıllarda yeni yeni MESAM kurulmuştu ama hiç ilgi çekmiyordu. Yani Türkiye'de telif hakkı diye bir kavram yoktu. Şimdi Erkin Koray üzerinden bunları söyleyenler, biraz o dönemin bu tarz müzik yapan sanatçıların şarkılarını bir inceleseler. İsim da vereyim; Orhan Gencebay'ın şarkıları veya Müslüm Gürses. 'Müslüm Baba' diyor herkes... tamam çok güzel, harika yorumcu da. Onların yaptığı şarkılara baksalar, arkasında yüzlerce Arap melodisi çıkar. Yani o yıllar için bu doğal bir şeydi. Bu belki hoş değildi ama o zaman için doğaldı. Böyle suçlamak da haksızlık oluyor. Yani Türkiye'de müzik literatürüne bakıldığında Unkapanı'nda çıkan  ürünlerin yüzde sekseni  oralardan gelen melodilerdir yani. İntihalse, o yıllarda intihalin dibi yaşandı. Erkin Koray, bu anlamda en fazla üç ya da dört şarkı yaptı. O yüzden suçlamak haksızlık oluyor. Belki son yıllarda telif kanunları çıkıp,  hayatın içine bu kavram iyice yerleştikten sonra ne yapıldı ne edildi, bir şey diyemeyeceğim. Belki telafi edilmeye çalışılmıştır. 

 




AKİF BURAK ATLAR: Erkin Koray müziğinde bir çok şey var. İşte Beat dedik... Rock'n Roll temelde zaten ama arabesk de var... Bazen deneysel oldukça progresif, zamanın çok ötesinde işler de üretmiş. Sonra gelmiş "Devlerin Nefesi" çizgisinde yer yer Heavy Metal'e kaçan işlerle de bizleri etkilemiş bir isim. 

Onun baştan beri zaten böyle bir yanı vardı. Deneysellik, denemek ama şöyle bir durum da var, mesela benzer şeyler Barış Manço, Cem Karaca için de geçerli. Bir çok isim, Fikret Kızılok için de geçerli. Mesela, Erkin Koray'ın annesi Klasik Batı Müziği piyano öğretmeni, kendisi Alman Lisesi'nde okuyor. Yani İstanbul'da doğmuş, büyümüş, eğitim görmüş. Yani birilerinin 'yüzde elli', 'elitler' dediği kesime dahil birisi. Fakat gidiyor işte Beyoğlu'nun arka sokakları, Urfa'nın ve Adana'nın şarkıları... Bunları da kendince özümsüyor ve yorumluyor. Şimdi bunun arkasında ne olabilir? Aslında bu biraz da sosyologların işi. Bu adamlar niye ilgilendiler, bu işlerle? 


İSTANBUL'UN SEÇKİN SEMTLERİNDEN  HALKA

Bizim Anadolu Rock - Anadolu Pop'un arkasında da böyle bir şey var. Sonuçta hepimiz İstanbul'da yetişmiş; işte Beat müziği, Beatles, Rock'n Roll dinleyip başlayan insanlarız. Sonra birdenbire Anadolu ile ya da toplumun en alt kesimleriyle ilgilenmişiz. Bunun arkasında ne var? Bunun arkasında onları 'avam' olarak görmeyip, onları anlamaya çalışmak ve o duyguyu paylaşmak gibi bir şey var. O yüzden çok sevildiler. Sadece Erkin değil, Cem de öyle, Barış da öyle. Herkes benimsedi onları. Neden? çünkü onlar anlamaya çalıştılar. , duygularını paylaştılar. 

Son yıllarda öyle tehlikeli bir noktaya gidiyoruz ki, toplumumuz neredeyse iki ayrı parçaya bölündü ve o iki parça da birbirinden habersiz , yabancı ve düşman halde. Bu anlama, birbirinin duygularını paylaşma durumu artık neredeyse kalmadı. Tabi iş başka boyutlara vardı, o yüzden hani laiklik - İslamcılık gibi bir noktaya gelince de bazı yerde de taviz verilemiyor açıkcası. 

Erkin Koray'ın 1970'lerde, 1960'larda yaşadığı şeyler... işte bu "Körolası Çöpçüler" şarkısı Sokak Çocuğu Ali'nin bestesi veya buna benzer şarkılar "Anma Arkadaş" da öyle. Hani Alman Lisesi'nde okumuş, entelektüel baba, batı kültürüyle yetişmiş birisi bunu nasıl yapar?  diye soranlar da olabilir. İşte bunun arkasında o insanlarla iletişim kurup, onları anlamak ve onların duygularını paylaşmak var. Bunlar toplumu birleştirici şeylerdi ve bu insanlar da bunu gerçekten başardılar. En azından kendileri için başardılar ve topluma da bunu anlattılar hep. Bence bu üzerinde çok düşünülmesi gereken bir şey. Hem de müzik burada çok önemli bir rol oynuyor. 


 



Mesela Amerikan müziğinin çeşitli türleri var. İşte Blues'tan tutun Rock'n Roll, Soul, Funk, Hip Hop falan filan. Orada da 'Avam' kabul edilebilecek bir sürü şey en sofistike şeylerle birlikte dinleyebiliyoruz.  Ama iş Türkiye'ye geldiğinde öyle bir ayrım başlıyor. 


ERKİN KORAY MHP'Lİ Mİ!

AKİF BURAK ATLAR: Son bölümde bahsetmek istediğin şeyler varsa onları alalım Taner Abi...

1989 yılında  Fatma Girik, SHP'den Şişli Belediye Başkan adayı olduğunda Erkin Koray seçim kampanyasına çok destek verdi. Fatma Girik seçimi kazandı ve Şişli Belediye Başkanı oldu. Erkin Koray'a da Kültür Dairesi'nde danışmanlık gibi bir görev verildi. Böylece Erkin,  Türk Rock Müziği üzerine kapsamlı projeler hazırlamıştı. Bu projeleri sunmak için girişime başlayan Erkin, bir türlü muhatap bulamıyordu. Açıkcası uzun çabalarına rağmen bu projelerle hiç kimse ilgilenmeyince Erkin Koray, her zamanki tavrıyla küstü ve çekip gitti. 

Sosyal Demokrat Halkçı Parti yani SHP üyesiydi, bildiğim kadarıyla. Bu durum karşısında sadece belediyedeki danışmanlık görevinden değil parti üyeliğinden de ayrıldı. 

Kırgındı ve bir sonraki seçimlerde tepki olarak, oyunu MHP'ye vereceğini söyledi. Şimdi son zamanlarda sosyal medyada, 'Erkin Koray MHP'li" gibi şeyler yazıyorlar. Hayır öyle bir şey yoktu.Erkin Koray'ın çok ideolojik bir siyasi bakışı yoktu. Siyaseti de, açıkcası sevmezdi. Ama bir faydam olsun diyen, Sosyal Demokrat düşünen bir insandı.Yani bunu vurgulamak istedim. O MHP'li değildi. 

Ayrıca bugün bakıyorum, işte CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bile, 'CHP'li Ülkücüler' diye bir laf edebiliyor. Demek ki bugünkü dünyada pek de sorun olmuyor herhalde?

Sarhoş Atlar Zamanı

Erkin Koray özel yayını 2

20 Ağustos 2023

Hazırlayan ve Sunan: Akif Burak Atlar

Açık Radyo

Konuk: Taner Öngür


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...