31 Ocak 2016 Pazar

Vakti zamanında bu hafta 1 - 7 Şubat



 1 Şubat 1949
2 şarkının yer aldığı, “45’lik” plak ilk defa RCA Records etiketiyle piyasaya çıktı.

4 Şubat 1955
James Brown’ın “Please, Please, Please” plağı yayınlandı.

5 Şubat 1998
Elton John ve Stevie Wonder, Beyaz Saray’da birlikte konser verdiler.



 5 Şubat 2003
Doors grubu elemanları yıllardan sonra bir araya gelerek grubu tekrar kurdular. Vokale The Cult grubundan Ian Astbury geçecekti. Bu birleşme kısa bir sürelik olacaktı ve eski parçaları seslendirlerek anı tazelenecekti.


 7 Şubat 1970
Shocking Blue grubu “Venus” isimli parçasıyla Amerika listelerinde bir numaraya yükseldi. Bu Shocking Blue’ya ABD listelerine giren ilk Hollandalı grup olma özelliğini getiriyordu.

7 Şubat 1970

Jethro Tull’ın kurucusu, beyni flütçü Ian Anderson, Jennie Franks’la evlendi. İngiliz fotograf sanatçısı, oyun yazarı, tiyatro oyuncusu olan Jennie Franks ile Anderson çifti dört yıl evli kaldılar ve 1974 yılında ayrıldılar. 

7 Şubat 1963
Beatles ilk “single” plağı olan “Please, Please Me”yi çıkardı.





Doğan
6 Şubat 1962
AXLE ROSE
(Guns’n Roses – Vokal)




Ölen
6 Şubat 2011
 GARY MOORE












30 Ocak 2016 Cumartesi

Ergüder Yoldaş'ın Ardından

Onurlu bir yaşama Yoldaş’lık


 Türkiye’de müzik alanında dik duruşun simgesi olan bir sanatçıydı, Ergüder Yoldaş. Onun bu özelliğini belirtmem sadece herşeyi bırakıp, Büyükada’da Robenson hayatı yaşamasından değil. Zaten o tavrı da medyamız magazine etti ya, o da ayrı mesele. Ergüder Yoldaş, Türkiye’de popüler müziğin en başından beri ve her alanında yer alsa da hiç bir zaman ucuza meyletmeyen bir isimdi. O kafasına göre doğru bildiğini, en yüksek kalite çıtasında yaptı.




“Görüşmeyelim” isimli şarkısında İlhan İrem, “Muhterisler muhterem, kargalar şahin oldu … Karanlıklar yürüyor, geceler yarim oldu” sözleriyle bir dönemin değişimini anlatırken, “Bitmeyen bir karnaval, bitmeyen bir merasim/ Siz, bütün palyaçolar, artık görüşmeyelim” diyerek finali oluşturuyordu. Sanatçı bu parçayı yaptıktan sonra da bir anlamda inzivaya çekildi. 90’ların başında çürümeyi farkeden ve herşeyi bırakabilme cesaretini idealleri uğruna gösteren sadece İlhan İrem değildi. Aynı zaman diliminde Ergüder Yoldaş daha da ötesine giderek sadece şehri değil modern hayatı da , nimetlerini de gözünü kırpmadan terk edecekti.

Halikarnas 5'lisi (Sağdan ikinci)


Ergüder Yoldaş, 1939'da İzmir de doğmuştu. Küçük yaşlarda müziğe merak saran sanatçı, müzik okumak için  konservatuar sınavlarına girer ve kazanır. Ankara Devlet Konservatuvarı'ndan sonra Yoldaş’ın ufkunda klasik müzikten ötesi vardı. 1963 yılında İzmir’de  Halikarnas isimli grubunu kuracaktı. Sabri Güventürk ( alto saksofon), Mustafa (Akordiyon), Ertan Durmaz (vokal, bas), Tümay Sayer (davul , vokal) ve piyanoda da Ergüder Yoldaş’tan oluşan grup,   
1964’te İstanbul’a gidip, şansını denemeye karar verir. İstanbul’da onları Şerif Yüzbaşıoğlu dinler ve parçalarındaki düzenlemeler dikkatini çeker.
1969 yılına gelindiğinde Ergüder Yoldaş, Halikarnas grubunun hedefini dünyada yapılan yeni tarzlara yöneltir. Böylece Halikarnas, rock, soul etkili folk müziğine yönelecekti. Grubun ismi de “Halikarnas 6/8 Folk Bach and Soul” olurken, Ergüder Yoldaş piyanoyu bırakıp, org çalacaktı. İlginç ve uzun isimli bu grubun kadrosunda bas gitarda Oğuz Katmandu, solo gitarda Engin Süelözgen, tenor saksofonda İrfan Çimen, davulda Varol Uçuptan yer alırken vokalleri de Turgut Oskay ve Nermin Candan üstleniyordu.

Feza Kıyafetleri
“Halikarnas 6/8 Folk Bach and Soul” grubu sadece isminin ilginçliği ve müzik tarzının renkliliğiyle kalmıyor, sahne şovuna eşlik eden giysileriyle de şaşırtıyordu. Grup elemanları , “Feza Kıyafetleri” adını verdikleri tasarımı bugün bile dikkati çekecek kostümleri hazırlamışlardı. “Halikarnas 6/8 Folk Bach and Soul” u basına tanıtmak için grup elemanları bu giysileri giyerek, İstiklal Caddesi’nde yürürken gazeteciler de onların fotograflarını çekecekti.  Ancak grup elemanları bu kıyafetlerle caddede yürüyünce uzaylılar geldi diye ortalık birbiren girecekti. 



“Halikarnas 6/8 Folk Bach and Soul” emin adımlarla giderken, bir yıl sonra Ergüder Yoldaş, müzik ortamındaki ticarileşmeden sıkılarak grubunu  dağıtacaktı. Yoldaş, 90’lerde herşeyi bırakıp, Büyükada’da inzivaya çekilmesi gibi 1970 yılında da herşeyi bırakıp, Kongo’ya gidecekti.
Uzunca bir süre Kongo’da kalan Ergüder Yoldaş,Türkiye’ye dönüşünde gene şaşırtıcı bir şey yaparak  içinde 3 keman, obua, bas klarinet gibi enstrümanların da olduğu 13 kişilik bir  topluluk kurar. Bu ekiple de 1972 yılında ilk plağı olan “Anadolu Rüzgarı , Aynalar”ı çıkartır.


Devrimci tiyatro müziklerinden Sultan – ı Yegah”a
70’li yılların ikinci yarısında sol yükseliş içindedir. Tiyatrolarda da Brecht’çi Epik Tiyatro kendini gösterir. Başkentte AST, Birlik tiyatroları salonları duldururken, İstahbul’da da Genco Erkal’ın Dostlar Tiyatrosu, epik anlayıştaki oyunları sergilerler. İstanbul Belediye Tiyatrosu da hem epik hem de yenilikçi tiyatro oyunlarına yer verecektir. Ergüder Yoldaş da popüler müziğin ticarileşmesinden uzaklaşarak, kendini tiyatro dünyasının içine atacaktı ve birçok oyuna müzik besteleyecekti. İstanbul Şehir Tiyatroları direktörlüğünü de yapan Yoldaş, 1981'de bestelediği, eşi Nur Yoldaş'ın seslendirdiği Attila İlhan'ın şiiri Sultan-ı Yegah 45'liğiyle bir anda yeniden  popüler müziğe döner. Türk popunda çığır  açan bu çalışmanın ardından Nur  Yoldaş’ın  "Sultan-ı Yegáh" albümü gelir. Dünya standartlarında orkestrasyonu ile değişik makamlarda bestelenmiş on şarkının yeraldığı albümde  çok sesli Batı Müziği ile Türk Müziği'nin birleşiminde Ergüder Yoldaşın imzası vardı. 1982 yılında bir fırtına gibi esen albümde  Sultan-ı Yegah ‘la birlikte Mihrimah,Saki,Nagehan Bustan Faslı,Nedir Yarabbi Derdim ve Sadabad gibi çalışmalar da dikkat çekecekti.

Küçük barakadaki dik duruş 
Türkiye’de müzik alanında dik duruşun simgesi olan bir sanatçıydı, Ergüder Yoldaş. Onun bu özelliğini belirtmem sadece herşeyi bırakıp, Büyükada’da Robenson hayatı yaşamasından değil. Zaten o tavrı da medyamız magazine etti ya, o da ayrı mesele. Ergüder Yoldaş, Türkiye’de popüler müziğin en başından beri ve her alanında yer alsa da hiç bir zaman ucuza meyletmeyen bir isimdi. O kafasına göre doğru bildiğini, en yüksek kalite çıtasında yaptı.
1991 yılında Ergüder Yoldaş, herşeyi bırakarak Büyükada'da basit bir kulübede yaşıyacaktı. O artık kent yaşamını terketmişt doğru bildiği yolda ideallerinden taviz vermeden yaşamak içindi. Bazı aklıevveller bunun bir reklam olduğunu düşünüp, onunla roportaj yapmaya gittiklerinde de ağızlarının payların fena halde alacaklardı. Şimdi bir hayli moda olan “Müziği bıraktım”diyip, yeniden dönüş yapan müzisyenlere benzemiyordu. “Madem bu diyarda herşey bu kadar çürüdüyse ben yokum” dedi ve arkasına bakmadan maddiyati gözünü kırpmadan terk etti gitti. 15 yıl boyuncada kendi doğrularında gelişigüzel yapılmış, ufak bir barakada yaşadı. Bu pazartesi  o aramızdan ayrıldı ama bize yoldaşlık edecek onurlu bir hayat bıraktı.  

 APTULİKA













29 Ocak 2016 Cuma

Jefferson Airplane'den Paul Kantner öldü


Jefferson Airplane ve Jefferson Starship’in kurucularından Paul Kantner, dün ( 28 Ocak 2016 ) hayatını kaybetti, San Francisco'lu gitarist ve vokalist 74 yaşındaydı. 



 ABD’nin en önemli rock gruplarından Jefferson Airplane’in kurucusuolan Paul Kantner, uzun bir zamandır sağlık problemledriyle boğuşuyordu. Geçen sene Mart ayında bir kalp krizi de geçiren gitarist, çoklu organ yetmezliğinden yaşamını yitirdi. Özellikle 60'lı yıllara damgasını buran efsane grup Jefferson Airplane'in kurucularından Paul Kantner, 74 yaşında yaşamını yitirdi.
1965 yılında San Fransisko’da kurulan Jefferson Airplane 68 kuşağının en önemli simge gruplarındandı. Saykodelik rock ile folk rock arasında bir müzik yapan grup , efsanevi Woodstock festivalinde de çıkmıştı. 




28 Ocak 2016 Perşembe

Haftasonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı - 31



Dostoyeski’nin “Beyaz Geceler”i



Dostoyevski’nin “Beyaz Geceler” kitabının oldukça eski bir baskısını sahaftan almıştım. Kitap o kadar eskiydi ki kapağındaki yazılar solmuş, hatta Dostoyekski yazısı bile yitip gitmişti. Sayfaları açtığımda içinde ilk sahibinin imzası ve bir de 3. 9. 959 diye tarih notu düşülmüştü. 1959 tarihinde Varlık Yayınları’nın cep kitaplarından çıkan bu kitaba ilk sahibinin elini değdiriş tarihinden bu yana da 57 yıl geçmiş. Eskiliği belirtmek için “kitabın sararmış sayfaları”  demek yetişmez. Kitap artık sararma aşamasını geçmiş, kahverengiye doğru bir yolculuğa başlamış. Tabi siz bana bakmayın, bu kitabın yeni, sayfaları bembeyez baskıları da günümüzde mevcut.
Kitabın ismi “Beyaz Geceler” ve tam tamına 50 sayfa. Dostoyevski romanlarıyla bilinen bir yazar, fakat bu eser hem kısa hem de öykü gibi. Kimileri bu esere uzun öykü dediği gibi kimileri de kısa roman tanımını kullanıyor. Her ikisi de olabilir, bir mahsuru yok. 50 sayfalık bir kitap çok ince olacağı için “Beyaz Geceler”e diğer bir Dosoyevski eseri olan “Yufka Yürekli” de eklenerek, 96 sayfalık bir kitap haline getirilmiş. Açıkcası bu gelenek daha sonrada sürmüş ve bugünkü “Beyaz Geceler” kitapları da “Yufka Yürekli” eklenerek çıkıyor. “Yufka Yürekli için de uzun öykü ya da kısa roman tanımı kullanılıyor.
Bu iki kısa roman, Dostoyevski’nin yazarlık sürecinin başlarında oluşmuş. Bu iki eserde aşk çevresinde ironik, mizahi yaklaşımları da bulabiliyorsunuz. “Beyaz Geceler” okurken ilk başta bir St. Petersburg atmosferini hissediyorsunuz. Kahramanın yalnızlığı verilirken işin işine mizahın girdiğini görmek insanı şaşırtıyor. Özellikle ilk sayfadaki, “Evlerde de tanışıklığım var. Ben geçerken her biri önüme atılıp bütün pencereleriyle bana bakar gibidir. ‘Merhaba, nasılsınız?.. Ben de iyiyim? Bana Mayıs’ta bir kat ilave edecekler.” diye akıp giden bölümde kahramanın binalarla insanmışcasına dostluk etmesi gözün önünde canlanıp, sürrealist bir resim etkisi yapıyor.
“Beyaz Geceler”, dört günde geçen bir aşk öyküsü. Bu eserin filmi de çok eskilerde İtalyan Yeni Gerçekcilik akımının ustalarından Luchino Visconti
tarafından çekilmiş. Bu kısa öyküyü bitirdikten sonra intenete bir bakayım, derken bir de ne göreyim, bu filmin Yu Tup denilen video sitesinde tam hali var. Hem de bir hayır sahibi İtalyancadan Türkçeye çevirerek alt yazı da yapmasın mı, yeme de yanında yat yani. Ancak kafama takılan bir soru vardı hani. Bu eser topu topu 50 sayfadan oluşuyordu. Yani bunun filmini yaptığında ne kadar uzatırsan uzat en fazla 20 dakika olurdu, Oysa Visconti'nın filmi tam tamına 1 saat 40 dakikadan oluşuyordu. Aklınıza şöyle bir sorunun geldiğini de tahmin ediyorum: “Yahu bu adam deli mi? Niye kitabı okuyor, alsın filmi izlesin.” ya da “Harbiden deli galiba, be adam kitabı okudun, filmini izlemek neyin nesi, insan sıkılır be”. Açıkcası asıl yanılan bunu diyenler. Sakın ola ki filmi izleyip, kitabı okumamazlık etmeyin derim. Hem kitabı hem de filmi inat ötesi bir şekilde tavsiye ediyorum. Bunu yapanların bana minnettar kalacağını adım gibi biliyorum. Visconti, “Beyaz Geceler”i cekerken  yeni bir yapıt çıkarmış. Daha fazla tiyo yok okuyun ve seyredin benim şahit olduğuma siz de şahit olacaksınız.
Gelelim ikinci esere, yani “Yufka Yürekli”ye. Bu uzun öyküde de ilkinde olduğu gibi humor duygusu yüksek bölümler var. Benim not aldığım bir bölümü size aktarayım. Öykünün kahramanı Vasya, sevgilisine şapka almak için bir şapkacı dükkanına girdiğinde geçen bir diyalogta ilk öyküde binalarda olduğu gibi şapkalar da sürrealist bir şekilde canlı varlıklar gibi tanımlanıyor. Alın size not ettiğim bölüm, “ Heyecanını yenemeyerek Vasya küçük şapkayı kavradı. Şapkacık da bu kadar sevimli bir alıcıya rastladığına sevinerek tüneğinden genç adamın eline adeta kendiliğinden atılıyormuş gibiydi.”

Bu kitabı hemen bulun ve keyifli bir hafta sonu geçirin derim. Bunda çok ciddiyim. Bunun için size aşağıda “Beyaz Geceler” filminin linkini de vereceğim. Ancak bir uyarı yapmak zorundayım. Filmi izlemeden önce kitabı mutlaka okuyun. Eğer ilk önce filmi izlerseniz bir anlamı kalmaz. Luchino Visconti bu uyarlama filmi çekerken, alışılmışın dışında davranmış. Yönetmen kitabı okuyanların tad alacağı bir film çekmiş. Uyarlamayı bire bir yapmamış. Kitabı okumanızın akabinde seyredince keyifi daha bir artıyor. Deneyin pişman olmayacaksınız.
APTULİKA


Beyaz Geceler filminin linki 






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...