16 Temmuz 2018 Pazartesi

Ten Years After - ÖZEL - bu Çarşamba başlıyor


Ten Years After - ÖZEL - bu Çarşamba günü   başlıyor. 
CENK AKYOL'un yazısıyla başlayacak olan Ten Years After - ÖZEL - bir hafta boyunca 
hem çizgili hem fotolu hem görüntülü hem arşivli devam edecek. 
32 kısım tekmili birden bu Çarşamba BLUES PERİŞAN BLOG'da başlıyor.

Elvin Bishop'un büyük eğlencesi


75'lik blues rock efsanesi Elvin Bishop, üç yıl öncesi Elvin Bishop Big Fun isimli üçlü grubunu kurmuştu. Geçen yıl çıkan ilk albümleri blues çevrelerinde olumlu yankılarla karşılanırken yanısıra Grammy'e de aday gösterilecekti. Grubun başarısının teri daha henüz kurumadan şimdi de yeni albümleri olan "Something Smells Funky 'Round Here" bu hafta Alligator Records etketiyle piyasaya çıktı. 


50 yıl önce Paul Butterfield Blues Band'la efsanevi albümlere imza atan usta gitarist Elvin Bishop yanına Bob Welsh (piyano, gitar) ve Willy Jordan'ı ( cajon, vurmalılar, vokal) alarak yeni üçlüsünü 2016 sonunda kurmuştu. Bu iki elemana baktığımızda onların da Elvin Bishop'tan eksik kalır yanı yoktu. Bob Welsh bugüne kadar Rusty Zinn, Charlie Musselwhite, Billy Boy Arnold, James Cotton gibi isimlerle çalışmış. Willy Jordon ise John Lee Hooker, Joe Louis Walker gibi blues ustalarının sahnesinde pişmiş.

Elvin Bishop's Big Fun Trio grupla aynı adı taşıyan ilk albümünü geçen yıl çıkartmıştı.  Blues çevrelerinden olumlu yankılar alan albüm  Grammy'e de aday gösterilecekti. Grup 13 Temmuz 2018, Cuma günü de  ikinci albümü "Something Smells Funky 'Round Here"ı çıkartacaktı. 


Willy Jordan ve cajon
Blues'ın köklerinde gezinen albüme şöyle bir baktığımızda ilk anda Willy Jordan'ın vokal yaptığı parçalar dikkatimizi çekiyor.  Grubun ritim yani vurmalı bölümünü oluşturan Jordan, bateri yerine cajon çalıyor. İspanyolca'da “kasa”, ”çekmece” veya “kutu” anlamına gelen bir sözcükten gelen cajon, kelime anlamı gibi dolap çekmecesinden türemiş bir enstrüman. Her ne kadar daha çok flamenkocularda görsekte asıl çıkış yeri Peru imiş.  Kontraplak gibi basit bir malzemeden yapılan altı yüzeyli kutu şeklindeki bu enstrüman elle, parmakla çalındığı gibi fırça, tokmak, çubuk gibi araçlarla da vurmalı çalgı olarak müzik alemine girmiş. Yazıdan, albümden kopartacak denli uzun bir açıklama oldu ama kusuruma bakmayın, zira albümü dinlerken Willy Jordan'ın verdiği ritim tadının  nasıl oluştuğunu gözünüzde canlanmasını istedim. Şimdi gelelim Jordan'ın albümdeki vokal katkısına... Albümde  Jackie Wilson klasiği " ( Your Love Keeps Lifting Me ) Higher And Higher" ile Ann Peebles'ın alameti farikası olmuş unutulmaz parçası " I Can't Stand The Rain"ın Elvin Bishop's Big Fun Trio yorum(cover)larına şahit oluyoruz. Her iki parçada da vokalleri Willy Jordan yapıyor ki, katkısı muhteşem düzeyde. Değişik bir ses rengi olan Jordan kimi zaman sesini tizleştirerek falsetto yapması harika bir etki yaratıyor. 


Elvin Bishop'un 1978 yılı albümü "Hog Heaven" daki parçası "Right Now Is The Hour"un 21. yüzyıla yansıyan yorumu da "Something Smells Funky 'Round Here"da yerini bulmuş.  Bu parçada ise Willy Jordan'ı geri vokallerde dinliyoruz.

Albümde üçlü, "Another Mule" ile tam tekmil Chicago ve New Orleans blues'larının izlerini sürmeye devam ediyor. 

 Elvin Bishop's Big Fun Trio'nun üç elemanının da vokal yaptığı "That's the Way Will Likes It"te ise saf  gitarın keskin keskin akışında sürerken, ortaya uyumlu bir birliktelik çıkıvermiş.

Bob Welsh'in ustalıklı piyanosuyla akıp, giden "Bob's Boogie" bizi bir anda eskilerin salaş caz kulüplerine götürüyor. Albümün bir diğer enstrümantal  çalışması olan "Stomp"da ise bu sefer devreye Elvin Bishop'un gitarı giriyor. 

"Something Smells Funky 'Round Here" albümünün sonlarına doğru özel bir çalışma geliyor. "Lookin' Good" adını taşıyan parçada Elvin Bishop hayat hikayesini 3 dakika, 38 saniyeye sıkıştırarak anlatıyor. 

Albümün son parçası "My Soul"da ise gitar, cajon ve barrelhouse piyanodan oluşan üçlüye Andre Thierry akordiyonu ile konuk olarak eşlik ediyor. 

"Something Smells Funky 'Round Here" albümünde prodüktörlüğü Elvin Bishop'la birlikte Steve Savage üstlenmiş. 
Kayıtlar ise Bishop'un Kaliforniya'daki Hog Heaven Stüdyolarında yapılmış. 

Elvin Bishop's Big Fun Trio'nun dumanı üzerinde tüten albümü  "Something Smells Funky 'Round Here" bu yılın Grammy'sine aday olur mu? Hatta belki de ödülü alır ya da almaz bilemem ama bu çalışma yılın iz bırakanlarından biri olur... En azından benim için öyle olacağa benzer. 

Aptulika








13 Temmuz 2018 Cuma

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 67



Sâdık Hidâyet
“Diri Gömülen”

İranlı yazar Sâdık Hidâyet 'in (1903-1951) “Aylak Köpek” ve “Hacı Aga” kitaplarını daha önce burada yazmıştım. Öykülerine ilk okuyuşta hayran olup, elimden bırakamamıştım. Hele bir sokak köpeğinin diliyle anlattığı ve kitaba ismini veren “Aylak Köpek” öyküsünü hala ara sıra açıp bir bölüm okurum. 

Şimdi elime geçen “Diri Gömülen”  yazarın 1930 yılında çıkan ilk öykü kitabıymış. Açıkcası “Aylak Köpek” gibi bir başyapıttan sonra bunun ilk öykü kitabı olması sebebiyle bir hayal kırıklığı olabilir mi diye de evhamlanmadım da değil hani. Okuduktan sonra vesvese dağıldı ve  tam tersine aynı olgunlukta öykülerle karşılaştım. Bu sefer ki öykülerde biraz daha Kafka ve Edgar Allan Poe tadı var olsa da alameti farikası gene Sadık Hidayet

“Kambur Davut” adlı öykü de gene bir sokak köpeği var ama bu sefer başrolde değil, finalde ve bir kreşendo etkisinde patlıyor. Dokuz öykünün yer aldığı kitabın sonunda yer alan “Hayat Suyu” kelimenin tam anlamıyla “büyükler için masal”. Yazıldığı tarih 1930 ama bugün için öyle güncel ki okuyunca şaşkına döneceksiniz.  

 Sadık Hidayet’in bu kitabını yazın rahatlıkla okuyabilirsiniz ama size biraz dünya ahvali konusunda düşündürtecek. 

12 Temmuz 2018 Perşembe

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 66


Richard Skinner
Kadife Bey

Bu kitapla karşılaşmam müzik kapsamında kitaplar çıkartan yeni bir yayınevi olan “Kara plak Yayınları”ndan çıkanlara bakarken oldu. İlk gözüme çarpan Leonard Cohen ve Bob Dylan biyografileri olacaktı. Hayatımın son otuz yılında bu tip kitapları kaçırmamakla ömrümü tüketmişimdir, gelin görün ki kalıcılık arz edenleri bir elin parmağı kadar bile olmaması bir yana ciddi olanı ondan da azdır. Bu sebeple uzak durmaya karar vermiştim ki ilk gözüme çarpan iki kitabın bizzat Cohen ve Dylan tarafından yazılan otobiyografiler olduğunu görüp, ilgilenecektim. Bunların arasında bir de kapağında Erik Satie resmi olan “Kadife Bey” isimli kitap vardı. Hemen onu almaya karar verecektim.  
Erik Satie ‘nin eserlerini  çok sevdiğimi yakın bulduğumu söyleyemem. Ancak onun 1866 -   1925 yılları arasında, yani modern dönemde yaşayan bir klasik müzik bestecisi olması dikkatimi çekiyordu. Öyle ki çevresinde Duchamp ve Man Ray gibi 20. yüzyılı dönüştüren yenilikçi, dadacı ressamların olması Erik Satie ile ilgilenmemi sağlıyordu.
Bu düşüncelerle kitabı okumaya başladığımda ilk sayfada sinirim bozulacaktı. Roman şeklinde yazılmış bu biyografide “ve” yerine “&” kullanılıyordu. Bu baştan sona hep böyle gidiyordu. Bir ara Richard Skinner’ın uyduruk bir isimle sunulmuş bir gölge yazar olduğunu bile düşünecektim. Bu yazarın kim olduğunu biraz araştırayım dediğimde, kitabın sonundaki hayat hikayesinde İngiliz bir yazar olduğunu ve 2001’den bu yana da kitaplar çıkardığını öğrenecektim. Yazarlık kursu ve “Roman Yazmak” dersi vermek falan gibi meziyetleri varmış. Günümüzde bir hayli moda olan böyle şeylere gıcık olduğum için kitaptan biraz soğumuştum hani… Ama sonuçta para vermiştim, çaresiz okuyacaktım. Biraz başladım, her ne kadar aralarda giren “&”ler okurken çelmeler taksa da bir süre sonrası bunları aşacaktım. Sadece aşmak değil fena halde kaptıracaktım. 
“Kadife Bey” romanı Erik Satie üzerine yazılmış bir roman olsa da “şurada şu tarihte doğdu” gibisinden giden bir biyografi değildi. Roman Erik Satie’nin ölümünden sonra başlıyordu. Araf’ta bekleyen Erik Satie’den hayatının en değerli anısını seçmesi istenir. İşte böylece anılardan anılara geçerken ortaya Satie’nin hayatını sunan bir roman çıkar. Richard Skinner bu romanı oluştururken Erik Satie’nin mektupları, günceleri ve notlarından yararlanarak kurgulamış. Romanın başındaki metofor  ve kurgu harika ama okuma zevkinizi bozmamak için burada bahsetmeyeceğim. Bir biyografi yerine böylesi bir roman şeklinde okurun karşısına çıkması;  Erik Satie müziğini bilmeyen ya da ilgilenmeyenlerin de yani biyografiden bağımsız okuyabileceği  bir eserin ortaya çıkmasına vesile olmuş. 
Erik Satie klasik müziğin 20. yüzyıla taşındığı bir zaman diliminin bestecisi. Bu sebeple eserleri modern fikirlere kapı açarken, günümüz pop müziğinin de ilk adımlarını atıyor diyebiliriz. Roman da bunları da bestecinin düşüncelerinden bulabiliyoruz. Romanda Satie’nin bizim bugün “asansör müziği” ya da bir kafede oturup konuşurken fonda çalan “chill out” tarzının ilk bulucusu olduğunu anlıyoruz. Besteci bir arkadaşıyla şarap içip, konuşmak için kafeye oturur. Ancak içerisi öyle gürültülüdür ki konuşmak mümkün değildir. Bunu kafaya takan müzisyen ertesi gün bu tip yerler için konuşmayı bozmayacak şekilde müzikler bestelemeye koyulur. Bu tipteki bestelere güzel bir isim de bulmuştur: “Mobilya Müziği”.  Bu tarzdaki besteler konserde değil kafelerde çalmak içindi. Besteci bunu bir konserinde ara verildiğinde de kullanmayı düşünür. Konserin birinci bölümü biter, ışıklar yanar ve dinleyiciler koltuklarından kalkıp, fuayeye doğru bir şeyler içmek ya da laflamak için çıkarlar. İşte bu esnada da “mobilya müziği” devreye girecektir.  Şimdi “ Kadife Bey” romanına dönüp, bu deneyimi Erik Satie’nin dilinden dinleyelim,
“Birinci perde bitti, izleyici alkışladı & salonun ışıkları yandı. İzleyiciler çıkarken benim orkestram çalmaya başladı fakat bunu yapar yapmaz, izleyiciler  gerisin geri  koltuklarına döndüler; dehşete düşmüştüm. Salonda bağıra bağıra koşuşturmaya başladım: ‘Konuşun, Tanrı aşkına! Dolaşın! Dinlemeyin!’ Fakat bu pek işe yaramadı, izleyiciler yerlerine oturdular & hiç konuşmadan dinlediler.”
Böylece Satie’nin “mobilya müziği” planı suya düşecekti. 
“Kadife Bey” romanı yazı tatilde ele alınıp okunmak için ideal bir kitap. Okunması kolay ve de matrak ama Erik Satie ile ilgileniyorsanız, kaçırılmayacak ciddiyette (ciddi şeylerin illaki sıkıcı olması gerekmez) bir kitap. 

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 65



Carlos Maria Dominguez
Kağıt Ev

Günümüz Arjantin edebiyatından bir isim olan Carlos Maria Dominguez'in ilk defa okuduğum bir eseri. Hoş bu yazar ile Türk okuru ilk defa bu yapıtıyla tanıyor da diyebiliriz.  
Bir novella, yani uzun öykü diyebileceğimiz bu kitap, ilk kez 2002’de Arjantin’de yayımlanmış. Büyük bir ilgi uyandıran bu kitap, kısa bir süre sonrası da yirmiden fazla dile çevrilerek tüm dünyada yankılanmış. 
Carlos Maria Dominguez, “Kağıt Ev” isimli bu novellasında kitap tutkunu bir profesörün trafik kazası sonucu ölmesinden sonra adresine gelen mektup zarfı ve içinden çıkan bir kitapla başlıyor. Ölen profesörün meslektaşı bu üzerinde çimento tozları olan kitabın geldiği adrese doğru yolculuğa çıkıyor ve böylece macera başlıyor. Kimi zaman dramatik kimi zaman mizahi kimi zaman da polisiye atmosferinde geçen bu kitap yaz tatilinde okumak için birebir. Ancak bütün yaz tatili için yetişmez, ya yolculuk esnasında ya da kumsalda güneşlenirken bitiriverirsiniz, çünkü içinde çizimler de olan bu kitap topu topu 89 sayfa.  Böyle olunca da deniz kenarında gölgelik bir yerde bir bira içiminde bitirebilirsiniz. Bu arada kitabı internetten alırsanız biradan ucuza bile geliyor. 
Dilimize Seda Ersavcı’nın İspanyolcadan çevirdiği kitap orijinalinde olduğu gibi Peter Sis tarafından resimlenmiş. Time, Newsweek ve Esquire gibi dergilerde de çizen  Peter Sis’in çizimleri kitabı okurken aralarda eşlik ediyor. 

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Deep Purple'dan IAN GILLAN yeni bir grup kurdu

Haber sitelerinin verdikleri haber tıklansın diye attıkları başlıklar vardır. Haberin içeriğinden alakasız, sansasyonel bir başlık atılır, siz de hemen merakla tıklarsınız ve avlanırsınız. İşte benim haberin başlığı da öyle olacak diye çok tedirgin oldum. Bu yüzden öncelikle belirteyim ki, 
Ian Gillan, Deep Purple'dan ayrılmadı
ve 
Deep Purple da dağılmadı. 
Peki o zaman olayın aslı ne derseniz, aşağıdaki yazıyı okuyabilirsiniz. 



Deep Purple'ın emektar vokali  Ian Gillan mahalleden çocukluk arkadaşlarıyla  The Javelins isimli bir grup kurarak yeni bir albüm çıkartmaya hazırlanıyor. Yaz sonunda çıkacak bu albüm de onların çocuklukta dinledikleri parçaların kavırlarından oluşacakmış. 

  Gordon Fairminer (solo gitar); Tony Tacon (ritm gitar); Tony Whitfield (bas gitar) ve Keith Roach (davul)'dan oluşan grup  ‘Ian Gillan & The Javelins’ adıyla kayıtlara girecek. 

 Chuck Berry, The Drifters, Jerry Lee Lewis, Ray Charles, Buddy Holly ve Bo Diddley gibi rock'n roll ustalarının klasiklerinden 16 parçanın yer alacağı albümün kayıtları ise Almanya'nın Hamburg şehrinde yer alan  Chameleon Stüdyoları'nda sadece 5 gün gibi bir sürede kaydedilmiş. Bu çalışmada Deep Purple'dan  Don Airey de piyanosuyla konuk olarak destek vermiş. 

‘Ian Gillan & The Javelins’ in Ağustos sonunda çıkacak albümü   earMUSIC  etiketiyle CD,  LP (180g ) ve dijital formatlarda piyasaya çıkacakmış.


  ‘Ian Gillan & The Javelins’ albümü playlisti

CD
1. Do You Love Me
2. Dream Baby (How Long Must I Dream)
3. Memphis, Tennessee
4. Little Egypt (Ying-Yang)
5. High School Confidential
6. It’s So Easy!
7. Save The Last Dance For Me
8. Rock and Roll Music
9. Chains
10. Another Saturday Night
11. You’re Gonna Ruin Me Baby
12. Smokestack Lightnin’
13. Hallelujah I Love Her So
14. Heartbeat
15. What I’d Say
16. Mona (I Need You Baby)

LP
A yüzü
1. Do You Love Me
2. Dream Baby (How Long Must I Dream)
3. Memphis, Tennessee
4. Little Egypt (Ying-Yang)
5. High School Confidential
6. It’s So Easy!
7. Save The Last Dance For Me
8. Rock and Roll Music

B yüzü
1. Chains
2. Another Saturday Night
3. You’re Gonna Ruin Me Baby
4. Smokestack Lightnin’
5. Hallelujah I Love Her So
6. Heartbeat
7. What I’d Say
8. Mona (I Need You Baby)



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...