kadıköy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadıköy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2023 Cuma

25 Yıl Önce Tina Turner, İstanbul'u Sarsmıştı!



Hayatım boyunca stadyumda tribünde oturup, futbol maçı seyretmeye sadece bir kere gittim. Ama stadyuma gitme sayım, en azılı futbol tutkunu kadar vardır, ancak tribünde değil, saha içinde bulunarak.Öyle isimleri stadyum konserinde dinledik ki, say say bitmez. Bana sorarsanız onlar arasında bir tanesi vardır ki, benim için ayrıcalıklıydı. Aynı konseri bir daha izlesem dediğim tek konser Tina Turner'ınkidir. O günden bir fotoğraf ya da video olsa diyorum ama ne gezer... O zamanlar böylesi akıllı telefonlar yoktu, hatta cep telefonu bile taş devrinden kalma gibi ve de herkeste yoktu. O dönemlerde konser öncesi "Fotoğraf , video çekmek yasaktır" anonsu yapılırdı, bir de üstüne üstlük. 

20 Eylül 1998... yani bundan tam 25 yıl önce (şaka gibi) Tina Turner İstanbul'a konser vermek için gelmişti. Stadyum konserleri genellikle Avrupa yakasında İnönü Stadyumu'nda olurdu. Bu sefer ki Asya yakasında  Fenerbahce Şükrü Saraçoğlu Stadında olacaktı. Açıkcası konser için bu stadyumun seçilmesi ilginç bir prosedür sonucu olmuştu. Tina Turner, TDK’nın sponsorluğunda Avrupa Turnesinde konserler veriyordu. Oysa İstanbul konserini yapacak olan organizatör Ahmet San’ın bu konser için Pepsi’yi  sponsor olarak tercih ediyordu. Ancak Tina Turner'ın Avrupa konserleri için TDK'nın dışında başka bir sponsor olamıyordu, bu kağıt üzerinde anlaşma olarak imzalanmıştı. Bunun üzerine  Ahmet San konseri Avrupa yerine Asya yakasındaki Şükrü Saracoğlu Stadyumu'na taşıyarak bu sponsor krizini çözümleyecekti. Yani Tina Turner İstanbul konserine Avrupa turnesi kapsamında değil, Asya Turnesi kapsamında gelmişti. Böylece Turner, tek konserlik bir Asya Turnesi yapmış oldu. 



Bu arada zaten Tina Turner'ın Avrupa Turnesi kapsamında İstanbul yoktu.  Barcelona ve Lizbon konserleri arasındaki dört günlük boşluk bulunan Turner, yıllar önce Paris’te verdiği bir sözü tutmak için İstanbul’a gelmeyi kabul etmişti. Ahmet San ile Tina Turner 1970’lerde Paris’te tanışmıştı. O zamanlarda San,  Tina Turner'dan bir İstanbul konseri sözü almıştı. O dönemin şartları içinde bu konser gerçekleşemez ve yıllar sonra Turner’ı, Avrupa turnesi esnasında gören  Ahmet San, kendisine yıllar önce verdiği sözü hatırlatır ve İstanbul' davet eder.  Böylece 20 yıl önce verdiği sözü yerine getirmek isteyen Turner, turne programında olmamasına rağmen aradaki 4 günlük boşluğu değerlendirerek İstanbul'a konsere gelmeyi kabul eder.   

Tina Turner İstanbul’a, Barcelona’dan 160 kişilik ekibiyle birlikte THY uçağı ile gelmişti. Havaalanında VIP Salonu’nda basın mensupları onu karşıladı. Ama sadece 10 saniyelik fotoğraf çekme, görüntü alma süresi verilince kıyamet kopup, basın mensuplarıyla tartışmalar çıkacaktı.  Hyatt Regency Oteli’nde kalacak olan Tina Turner’ı korumak üzere kendi özel korumaları dışında 225 kişilik bir ekip görevlendirilmişti.


Konser günü geldiğinde Kadıköy'e Şükrü Saraçoğlu Stadyumu'na gittim. Burası İnönü gibi ferah değildi, daha kapıdan girerken adeta, "Burası Kadıköy, burdan çıkış yok" der gibiydi. Sonra stadın kapıları açıldı, amanın o da ne stadın tribünleri üzerime üzerime geliyor, beni adeta sıkıştırıyordu. Orada rakip takım oyuncu olmak istemezdim, zira tribünler öyle bir baskı yapardı ki. Bu arada bunu başaran mimarın dehası için alnından öpmek isterim. Ancak bu konser için ilk defa saha içi bilet aldığıma pişman oldum, çünkü tribündekiler üstüme geliyormuş gibiydi, içimden "gözünü sevdiğim İnönü..." dedim ve "orada kafamı kaldırdığımda yıldızları görürdüm, burada ise izleyenler yıldız olmuş." diye ekledim. Bu arada Fenerbahçe'nin rakibi olan takımlara Allah kolaylık versin derim. 

Tina Turner'dan önce açılış grubu olarak Haluk Levent sahneye çıkacaktı. Ve tabi ondan sonra Tina'ya sıra gelmişti. 

 Bu tribün baskısı içinde konseri nasıl izleyeceğim derken ışıklar sönüp yandı ve etrafa bir James Bond filmi havası yayıldı. Bu Tina Turner'ın James Bond filmi için yaptığı "Golden Eyes"in müziğiydi. Sahnede müzisyenler ve dansçılar vardı ama Tina yoktu. Uzun bir girişten sonra havada yüksek bir vinç görecektik ve onun üzerinde Tina Turner vardı ve muhteşemdi. Bu arada statla ilgili düşüncem değişiverdi birden. Büyüleyici ve görkemli bir başlangıçtı. 

 Konserde ‘Private Dancer’, ‘What Love got to Do with It’, ‘Proud Mary’ gibi   klasikleşmiş şarkılarını canlı olarak Tina Turner'dan dinlemek harikaydı doğrusu. Bir de buna muhteşem dans grubunun olması da cabasıydı hani. 

Evet bundan 25 yıl önce İstanbul'dan bir Tina Turner geçti ve görüp göreceğimizde o kadarmış. Ama o konser hiç bir zaman akıldan çıkmayacak. 

Aptulika



Kaynaklar:

https://10haber.net/2023/05/26/tina-turner-yillar-once-istanbulda-firtina-estirmisti-191376/

Milliyet gazetesi , 20. Eylül 1998

https://lcivelekoglu.blogspot.com/2015/09/19-yil-once-bugun-annie-mae-bullock.html


Not: Konserin ne kaydı ne de fotoğraflarının olmadığını söyledim ama aynı tarihlerde Avrupa'da yapılanlardan birinin videosunu veriyorum. Görüntü biraz bozuk ama o açılıştaki muhteşem girişi görebilirsiniz. 





10 Şubat 2022 Perşembe

Kitap Çingenesi Olsam …


 

Siyah beyaz bir fotoğraf kapakta , belli ki 80’lerden kalan ,  “ Olduğu Kadar Güzeldik” yazıyordu üzerinde . 

Adet olduğu üzere arka kapağı çevirdim ilk önce  … 



 

Kitap pazarları vardı bir zamanlar .  80’lerde 90’lardaki Beyazıt Meydanının o curcunalı Pazar günlerinde kurulanlarının tadı ve orada uzun saatler geçirilen zamanlar en çok özlediklerimdendir hala . Beyazıt’ın efsane Sahaflar Çarşısı'nı  , koca çınarı  ve o çınarın altındaki en az onun kadar yıkılmaz duran şair bir başka çınar Hüseyin Avni Dede’yi  … Hepsi yok olup giden bir kültürdür hayatımızdan  . Şimdilerde antika pazarları, kimi kısa süreli kitap fuarları  vb.  yerlerde yaşatılmaya çalışılsa da kısmen o tadı alabilmek ne kadar mümkün bilinmez .   

Belediyeler belirli yerler belirleseler de , hafta sonları  bu işi hem meslek olarak yapanlar kadar , isteyenlerinde  kendi ellerindeki kitapları  , plakları , cd ya da kasetleri ya da her ne ise sergileyip paylaşabilecekleri , satıp ya da takas edebilecekleri  böyle pazarlar kursalar.  Hatta amatör müzisyenler ,  grupları   ve diğer sanatçılar  gün boyu performansları ile ortamı bir şenlik havasına çevirseler . Günü , yeri belli olan bu tür alanlar İstanbul’a ya da diğer tüm şehirlere yayılsa  fena mı olur ?  Neden mi , çünkü  bu içerik , yani  kitap , müzik , sanat vb konular , paylaşıldıkça , üzerinde ayak üstü başlayan sohbetler derinleştikçe  hem mana bulur hem de yepyeni kazanımlar sağlar,  hem kişiye hem de topluluklara . Yeni ufuklar , yeni oluşumlar yeni dostluklar ve çok daha ötesi …. Sırt çantalarımıza  doldurduklarımızı  gidip yaysak örneğin Moda ,  Bostancı  ya da Bebek parkına ya da Kumkapı da ki parklarının  çimenliklerine  … Hatta istersek sırtımızda çanta her hafta başka bir parkta açsak tezgahları birer kitap çingenesi misali  …  


“ …

Üzerim de bir hırka  , başımda bir şapka 

Mataramda bir gıdım şarabımla 

Tepemden mavi gökyüzü ,  beyaz bulutlar , 

Tüm sermayem çimenlere yaydığım çantamdaki kitaplarımla …” 


Ben ortalığa saçılmış birbirinden alakasız  dağınık kitap  pazarlarında ( plak , eskici vb’leri de dahil )  kaybolmayı ve oralardan define bulmuş gibi keşifler yapmayı çok seviyorum ki bu satırları okuyan birçoğunuzun da bundan büyük keyif aldığından hiç şüphem yok  .  Beyazıt pazarında gelişen bu heyecan ve tutkumu sonraları tabii ki sahaflarda yaşatmayı sürdürdüm . Beyoğlu’nda , Kadıköy’  de … Bir ara her hafta sonu gidip tek tek yüzlerce yeni gelmiş ve  yere dizilmiş kitabı sıraya girerek bir öndekinin ardından keşfettiğim Üsküdar Kırkanbar Sahaf’taki gibi … Şimdilerde de bu yolculuğu sıklıkla ziyaret ettiğim Kuzguncuk Sahaf’ da sürdürüyorum , tadıyla kokusuyla  .  



Benim için okunacak kitap  keşiflerindeki en büyük referanslardan birisi ,  çıkılan bu yolculuklarda tezgahlar başında yapılan kimi tanıdık , ama birçoğu o anda tanıştığımız insanlarla olan paylaşımlar olmuştur .   Hiç aklınızda olmayan bir konu , bir yazar pat diye çıkar karşınıza ve sizi altüst ediverir , keyiflendirir, hüzünlendirir, düşündürür ve de bilgilendirir .  Bu da öyle oldu … 

Siyah beyaz bir fotoğraf kapakta , belli ki 80’lerden kalan ,  “ Olduğu Kadar Güzeldik” yazıyordu üzerinde . Adet olduğu üzere arka kapağı çevirdim ilk önce  … 

“ Meydandaki çay bahçelerinden birine oturmak geldi içimden sonra . Çünkü Erdek bir kitap olsaydı , bu çay bahçeleri ilk cümlesi olurdu onun …” 

Biraz daha okuyunca kapağı art arda sıralanan cümleler , yer adları ve hikayelerin geçtiği coğrafya hemen kavradı beni . Bahsi geçen zaman dilimleri ve yerler benim doğup büyüdüğüm coğrafya ve kültürün tam ortasıydı .  Yazarı Mahir Ünal Eriş,  daha önce okumamıştım , bu kitabı ile 60. Sait Faik Abasıyanık Hikaye Armağanı'nı kazandığını da görünce artık sahip olmama engel durum kalmamıştı .

Okudum tabiki bir iki solukta . Hatta  en ilginç hikayelerden birinin  kahramanı Feridun , tuhaf bir maceranın sonlarında doğup büyüdüğüm köye dahi uğruyordu .  Mezun olduğum ortaokulun koridorlarında dolaşıyordum ,  sert ve otoriter müdür yardımcısının cetvelinin   acısını avuçlarımda hissederken dün gibi… O , Bandırma   çarşıda  salçalı kekikli tost yerken en yakın arkadaşıyla  , Bense Gündüz Abi’ nin el yapımı dondurmasını ve kağıt gibi ince kesmeyi meslek sırrı olarak başardığı sucuklu tostunu anımsıyordum karşıdaki köyümün sahilindeki çınarların altında , denizden yeni çıkmış ağların üstünde yatarken , çocukluk arkadaşlarım Ferhat , Şükrü , Kadir , İskender ile …  Özellikleri yetmezmiş gibi isimleri dahi özel hayatımda ki arkadaşlarımın isimleri ile örtüşen kaybedenler kulübü  hikayeleri okudum . O da yetmezmiş gibi , şimdilerde yaşadığım bu metropolün ve  hatta dün kurulan eski  semt pazarında   bir teyzenin pazar arabasını  çekmesine yardım ediyor gibi hissettim bir ara kendimi . Tuttuğumuz takım  ve tutkumuz bile aynıydı . Hepsi bizden ve çok tanıdıklardı  , bizim kaleme alamadığımız , dillendiremediğimiz kadar aynı .    Pes doğrusu diyerek bitirdim bu birbirinden keyifli ve beni   çocukluk , ilk gençlik ve yetişkinliğimden birçok ortaklıklar  bulduğum minik hikayeleri  . 

Bana da bunu paylaşmak kaldı  ve ben de onu yaptım . 

Belki bir başka yazıda da plakların kasetlerin cd’lerin peşindeki benzer hikayelerimizi  hatırlarız başka bir kitap ya da albümle kim bilir… 

Teşekkürler , her kim ve neredeyseniz  , hepinize …



Geronimo Yalnızkartal 

8 Şubat 2022 – Üsküdar 



15 Mayıs 2021 Cumartesi

Emre Tankal Quartet'tan Kadıköy'ün Caz Hali


İstanbul'un sanat ve müzik açısından son kalesi Kadıköy, en çok da bu pandemi döneminde özlenenlerden. Rock adına doksanlarda "Kadıköy Sound" adıyla taçlanan ilçe şimdilerde de bir caz albümüne esin kaynağı oldu. 

Caz gitarının yurdumuzdaki önemli isimlerinden  Emre Tankal'ın dörtlüsü “Kadıköy” ismini verdiği albümle bizleri bu semtte bizleri caz esintili bir yolculuğa çıkartıyor.  7 parçadan oluşan bu ilk albümde Emre Tankal Quartet, geleneksel caz birikimi içinde yeni dönem caz anlayışını buluşturuyor. 

 “Hayatımı tamamen değiştirmeye karar verip Kadıköy’e taşınmamla başladı her şey." sözleriyle albümün oluşumunu anlatan Emre Tankal sözlerine şöyle devam ediyor, "İçe döndüğüm bir dönemdi. Albümdeki 7 parça kronolojik olarak yazılış sırasına göre yaşadığım 2 yıllık bir hikâyeyi anlatıyor. Son şarkının son notasında o hikâye sona eriyor.”

Albümde yer alan tüm bestelerin ve gitarların Emre Tankal’a ait olduğu çalışmada, saksafonda Tamer Temel, kontrbasta Volkan Topakoğlu, davulda ise Berke Özgümüş yer alıyor. Hayyam Stüdyoları’nda kaydedilen ve Ada Müzik etiketiyle yayımlanan albümün mix’i Derin Bayhan’a mastering’i ise Demirhan Baylan’a ait. Kapak çizimini ise Melis Coşkun Başay yaptı.

 1978 İstanbul doğumlu Emre Tankal, lise yıllarından bu yana müzikle iç içe. Aydın Esen, Donovan Mixon, Dave Allen, Sarp Maden ve Kurt Rosenwinkel gibi isimlerle çalışma fırsatı bulan müzisyen son on yılda Türkiye’deki birçok caz festivali ve caz kulübünde konserler verdi.

Jehan Barbur’un Uyan ve Birsen Tezer’in İkinci Cihan albümlerinde bazı şarkıların düzenlemelerini yaptı ve bu albümlerin kayıtlarında yer aldı. 2016 yılında Bahçeşehir Üniversitesi Caz Bölümünde yüksek lisansını tamamlayan Emre Tankal hâlâ profesyonel müzik yaşamını İstanbul’da sürdürüyor. 2017 yılından itibaren Emre Tankal Quartet adı altında kendi bestelerini dinleyiciye ulaştırıyor. Aranjör ve müzisyen olarak profesyonel müzik yaşantısını sürdürüyor.




21 Şubat 2021 Pazar

Rock'ın 'İkinci Yeni'si : Kesmeşeker



 Yıl 1991 yani bundan 30 yıl önce etraf distorsiyonlu gitarlarla inlerken, dipten ve derinden bir ses çıkacaktı. Sözler dikkat çekiciydi ama dönemin özgün müziği ile uzaktan yakından bir alakası yoktu. Folk ya da akustik takılıyor desen o da değildi. Cayır cayır gitarların kapladığı rock alemimizde damıtılmış duygularımız gibiydi. O dönem koyu ve demli çayımıza atılmış bir kesme şekerdi ve o tadı damağımızdan hiç eksik etmedik.

Evet Kesmeşeker grubunun ilk albümünü yapmasından bu yana tam 30 yıl geçmiş. Bu arada Kesmeşeker, rock serüvenimizde sessiz sakin takılır gibi sanılmasın, o rock'n roll'un olması gereken her halini kendi gibi olarak verdi. Şu son cümlemde bile başlarken çoğul, bitirirken tekil olarak yazdım... Gelin işin doğrusunu söyleyeyim. Benim bildiğim kadarıyla Kesmeşeker demek Cenk Taner demektir. Onu kimi zaman solo olarak da gördük ama ister istemez Kesmeşeker olarak dinledik. Bu nedenle yazıma özne olarak Cenk Taner diye devam edeceğim. 

Yazının başlığına "Rock'ın 'İkinci Yeni'si : Kesmeşeker" dedim.  "İkinci Yeni" Türk şiirinde bir akım ve çok sevdiğimiz şairleri vardır. Kesmeşeker için, "Türk Rock'ına şiir hassasiyetini getiren grup" demenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Öyle ki yıllar içinde parçaları dinlerken kartonette yazan şarkı sözlerini de bir şiir olarak okumuşumdur. 

Kesmeşeker, otuzuncu yılını dört şarkıdan oluşan bir mini albüm (EP) ile anlamlandırdı. "30" ismiyle çıkan bu çalışma Kesmeşeker'in 11. albümü oluyor. Albümde "Ada" isminde yeni bir parça yer alırken, diğer üç parça grubun otuz yıllık geçmişinden seçilmiş. “Tut Beni Düşmeden”, “Ağla Ağla” ve “Ya Aşkım Ol Ya Dostum Ol” gibi Kesmeşeker klasikleri bu özel albümde öyle farklı bir düzenlemeyle yorumlanmış ki, sanki ilk defa dinliyormuş gibi oluyorsunuz. 

Kayıtları geçen yılın yaz aylarında yapılan albüm canlı olarak kaydedilmiş. Albümde ilk dikkatimi çeken piyano katılımı oldu diyebilirim. Vokal ve akustik gitarda Cenk Taner, bas gitarda  Demirhan Baylan ve davulda Gökhan Özcan'dan oluşan akustik rock trio'ya eklemlenen Özgür Ulusoy'un piyanosu müziğe derinlik kazandırırken, otuz yıla yakışan bir müzikal heybet vermiş. Açıkcası bu ekiple aynı anlayışta bir uzun albümü de gönlüm çekmedi değil hani. 

Şimdi otuz yıl oldu ama bence kesmez... zira rock müziğimizde bir şiir dokunuşuna fena halde ihtiyacımız var. Cenk Taner iyi ki varsın dostum ve Kesmeşeker'in otuz artı yıllarında da buluşmak dileğiyle deyip 30. yılı bir çizimle kutlayayım dedim.

Aptulika20. Şubat. 2021 - 22.40





 

26 Ekim 2019 Cumartesi

Rock'ın Objektifinden GÖRME BİÇİMLERİ.

Objektif'in yıllar önce yaptığı "Tımarlı Hastane" albümündeki şarkı sözleri bugün için de protest geçerliliğini koruyor. Protest dedim ama sadece bir karşı çıkış ya da muhalif olma değil, lirizmi kuvvetli şarkı sözleriydi bunlar. Belki de bu yüzden yıllar içinde çevreci ya da muhalif rock etkinliklerinde hiç bir zaman kimsenin aklına Objektif'i davet etmek gelmedi.



Gençliğinizde severek dinlediğiniz grupları yıllar sonra gene seviyor olsanız da ya bazı şeyler naif ya da eksik gelir. O ilk yılların coşkusu içinde hoş görürsünüz. Bu bende özellikle Türk Rock gruplarının ilk albümlerini dinlerken sık sık olur. Her şeyi o eski yılların fotoğraf karesinde görür ve "hey gidi günler hey " dersiniz. O sararmış fotoğraflardan bu güne akıp gelen bir başka sözcük de, "Nereden nereye"dir. Yıllar içinde nice grubun bugün geldiği nokta başka bir şeydir.

Objektif grubunun ilk yaptığı albümden bu yana 30 yıl geçmiş ve   dolu dolu çalışmalarla çıtayı hep yükselterek şimdiki  zirveye ulaşmış. Bugüne kadar 5 albüm yapan grup, hem konser hem kayıt hem de müzikalite olarak yüksek bir rakıma ulaştı ama ben dönüp dönüp 1990 tarihli ilk albümü olan "Tımarlı Hastane"ye dönüyorum. Hele geçenlerde albümü tekrar tümüyle dinlediğimde gözden kaçan nice şeyi tekrar keşfettim. Aradan neredeyse 29 yıl geçmiş ve onların bu ilk adımı bugün için de geçerliliğini koruyor. Belki kayıt eksiklikleri söz konusu olabilir ama hem beste hem de anlatım açısından bugün değil, 20 yıl sonra yapılmış olsa gene de geçerliliğini korur. Grubun kurucusu Vecdi (Yücalan) şimdi bana kızacak ama o albüm bu diyarlara değil dünyayı hedefleyen bir içeriğe sahipti.

Konuyu biraz daha açmam gerekirse, o ilk albümdeki anlatımla bugünkü hali birbirinden kopmaz bir bütünlükte. Buraya kadar söylediklerim müzikal boyutuylaydı. Şarkı sözlerine gelince durum daha da şaşırtıcı. Protest anlatımlı grupların 30 yıl önce yaptıkları parçaları dinlerken o günün anıları, sararmış fotoğrafları fonu oluşturursa bir anlam ifade eder. Özellikle bizim gruplarımızda dönemin ruhuna uygun ama bugün hafif tebessüme neden olacak karşı çıkışları görürüz. Dediğim gibi dönemin eski fotoğraflarının eşliğinde bir anlamı vardır. Oysa Objektif'in yıllar önceki "Tımarlı Hastane" albümündeki şarkı sözleri bugün için de protest geçerliliğini koruyor. Protest dedim ama sadece bir karşı çıkış ya da muhalif olma değil, lirizmi kuvvetli şarkı sözleriydi bunlar. Belki de bu yüzden yıllar içinde çevreci ya da muhalif rock etkinliklerinde hiç bir zaman kimsenin aklına Objektif'i davet etmek gelmedi.

Tanıdığım ilk günden bu yana grubun kurucusu Vecdi'nin bu beslenmeyi nerden sağladığını hep merak etmişimdir. Aramızda kalsın bol kitap okuduğunu falan bile düşünmüşümdür. Ama ona sorarsanız, "Kitap pek okuyamam" der. Oysa bana göre o bir mühendis zekasında, akademisyen bakışında bir müzisyen. Hatta o ilk albümü dinlediğimde resim ve plastik sanatlar konusunda da alakalı biri olduğunu sanmıştım. Bu soruları yıllar içinde düşünürken, en sonunda cevabı buldum... Rock'n Roll sadece bir müzik değil, tam aksine yaratıcılığın geniş ufku ile diğer sanat dallarıyla da alakalı. Plastik sanatlarla ilgili olan biri Rembrandt'ın "Gece Nöbetçisi" tablosuna bakarken rengin ve ışığın kullanımına dikkatini çekerken, diğer bir göz konser esnasındaki ışık düzenini görür. Görme biçimleri işte tam da böyle bir şey.

Geçen yıl başladığım Görme Biçimleri bugüne kadar onun üzerinde etkinlik olarak gerçekleşti. Sanat yapıtlarının eşliğinde bir çok konuya yer verdik. Bunlar kimi zaman (tabiki ister istemez) rock ile de buluştu. Bundan sonra bazı bazı konuklara da yer vereceğiz. İlerde düşündüğüm konuklar arasında ressam, heykeltraş, fotoğraf sanatçısı da olacak. Ancak ilk konuk olarak Objektif grubundan Vecdi Yücalan'ı düşündüm. Onun rock anlayışının çevresinde sanat yapıtlarının izini süreceğiz. Ama hiç bir şey belli olmaz bakarsınız gene sadece rock konuşuruz. Vecdi'nin dediği gibi "Rock'n Roll bööle bişi!"

Aptulika


Görme Biçimleri 15 günde bir , Çarşamba günleri, Kadıköy'deki Eskici Gizli Bahçe'de devam ediyor. Bundan sonra (her programda olmasa da) ara sıra konuklar da ağırlayacağız. Bu Çarşamba yapılacak Görme Biçimleri'nin ilk konuğu da Objektif grubunun kurucusu ve emektarı Vecdi Yücalan olacak. 




3 Haziran 2019 Pazartesi

"Görme Biçimleri", Haziran ayında da devam ediyor.



"Görme Biçimleri", Haziran ayında da devam ediyor. 
Ayrıntı Akademi'de Mart ayında başladığımız "Görme Biçimleri", Nisan ve Mayıs aylarında Kadıköy Eskici'de devam etmişti. 
Plastik Sanatlar'ın klasik ve çağdaş yapıtlarının eşliğinde alışıldık tanımıyla "Resim Okuma" şeklinde gelişen etkinlik, Kadıköy Eskici'de yapılan üçüncü ve dördüncü buluşmalarında rock tarihinde iz bırakmış plak kapakları ile devam etmişti. Bu plakları yapan sanatçıların işlerinin de izinin sürüldüğü "Görme Biçimler"inde gene sanat tarihine yer etmiş resim, heykel, grafik, karikatür, fotoğraf eserleri de yer almaktaydı. 
Bundan sonra Haziran ayında devam edeceğimiz "Görme Biçimleri"nde Rock biraz daha yükselecek yani.  

Haziran ayında Görme ve Duyma Biçimleri 
"Aptulika ile Görme Biçimleri" Haziran ayında da Kadıköy Eskici - Gizli Bahçe- de sürecek. 
Etkinlikler ve içerikleri ise şu şekilde:

12 Haziran 2019 - Çarşamba - saat 19.00 - 21.00
JETHRO TULL'IN İLK İSTANBUL KONSERİ 1991
Bundan 28 yıl öncesine ve Jethro Tull'ın ilk Harbiye Açık Hava Tiyatrosu konserine gideceğiz. O günün konser kareleri, albüm kapakları, anıları hatta dünya gündemi... sizin de katılacağınız anılarla birlikte yerini alacak. Resim Okuma gene olacak ama Jethro Tull üzerinden girdiğimizde zaten resim, edebiyat, ziraat, politika, felsefe birbiri ardına dökülüyor. Ben şu anda hazırlık yaparken bile çıkan yoğunluğa şaşırıyorum. Yani o gece sürprizlere hazırlıklı olun derim. 

26 Haziran 2019 - Çarşamba - saat 19.00 - 21.00
1968 ve 60'LI YILLAR ESTETİĞİ
Woodstock'ın 50. yılına girdiğimiz şu günlerde 1960'lı yıllar hala önemini koruyor. O dönemin müziği, saykodelik plak kapakları ve posterlerinin izinde "Görme Biçimleri"ni gerçekleştirirken o yılların sanat yapıtları da resim okumaları olarak yerini alacak. Sadece dünya değil o dönemin ülkemizdeki yansımaları da o gece olacak. 

"Görme Biçimleri" artık bir saat erken başlayacak
Bu ayki programa baktığınızda farketmişsinizdir, "Görme Biçimleri"nin saatini bir saat erkene aldık. Daha önceki buluşmalarda uzak yerlerde oturan katılımcılar ya erken ayrılmak zorunda kalıyor ya da uykusuz işe gitmek durumunda zorluğa giriyordu. Bu yüzden saati erkene aldık, bu sayede bitiminde de vakti olanlarla "Ağaç Ev"e gidip kendimizi blues ve rock'ın rüzgarına bırakırız. Tabi etkinlik sonrası (artık gelenekselleşen) sohbetimizi de yaptıktan sonra. 


Eskici - Gizli Bahçe
Serasker Caddesi No:104 Kat:1
Kadıköy

Tel: 0542 458 30 30

Facebook
https://www.facebook.com/Eskicigizlibahce/?ref=br_tf&epa=SEARCH_BOX


14 Nisan 2019 Pazar

GÖRME BİÇİMLERİ bu Salı Kadıköy ESKİCİ'de


Geçtiğimiz Cumartesi günü "Görme Biçimleri"nin ikincisini Kuzguncuk Ayrıntı Akademi"de yaptık. Her iki etkinlik için Ayrıntı Akademi'ye açıkcası bir teşekkür borçluyum. Sundukları ortam, samimiyet ve hepsinden önemlisi kültür ve sanat adına işlerine verdikleri önem, kelimenin tam anlamıyla övgüye değer. Sonbahar aylarında da hem Görme Biçimleri hem de çizgi atölyesini Ayrıntı Akademi'de yapacağımı burdan bir kez duyurayım. 

Ayrıntı Akademi'de 6-13 Nisan tarihlerinde yaptığım Görme Biçimleri, bu salı günü de Kadıköy'de ESKİCİ - Gizli Bahçe- isimli mekanda devam edecek. 

1. Hafta: 16 Nisan Salı 20.00  

Sanat Gerekli midir ?



2. Hafta: 23 Nisan Salı 20.00  

​Modern Sanat , Bizimle Dalga mı Geçiyor?



​"Görme Biçimleri" adını verdiğim bu atölyeyle, sanat yapıtını merkeze alıyor ve onun üzerinden bir çok kavramı anlatmayı, irdelemeyi hedefliyorum. Sosyoloji, tarih, felsefe, bilim hatta siyaset ve daha bir çok konuyu sanat yapıtları aracılığıyla incelemek ve yapıtı dogmatik bakışlarından sıyırmak istiyorum. Bu kimi zaman tarihsel öneme sahip bir tablo, heykel olabileceği gibi bir mimari yapı, bir fotoğraf, karikatür hatta bir reklam afişi de olabilir ama konuyu anlatmak için sunulan görsel, yardımcı olarak değil özne olarak yer alacak...


ESKİCİ - Gizli Bahçe - 
Serasker Cad. No: 104 KADIKÖY
0542 458 30 30

Geçtiğimiz etkinliği yaptığımız yer bir atölye ortamı olduğu için adınızı yazdırma (rezervasyon) yaptırmanız gerekiyordu. ESKİCİ - Gizli Bahçe- de yapılacak olan Görme Biçimleri'nde böyle bir durum yok ve giriş ücretsiz. Cafe Bar ortamı olduğu için içkiniz ve ya kahveniz de olacak. 

https://www.facebook.com/events/2567703556592039/

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...