Moda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Moda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2024 Cumartesi

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 227



İzel Rozental
 "Moda Sevgilim"
Kırmızı Kedi Yayınları
 (2. Basım: Kasım 2016)


  İzel Rozental benim meslektaşım yani bir çizer, karikatürist ama o aynı zamanda bir yazar. Geçen yıl kendisiyle Yoğurtçu Parkı'nda yapılan bir etkinlikte tanıştım ve yazdığı kitapların 6 tanesini aldım, hemencecik imzalattım. Kitapları hemen okumaya başladım ve onun iyi bir hikayeci olduğuna da kanaat getirdim. Ancak onun en sevdiğim yanı İstanbul'a ve çizerliğe olan tutkusu. Tabi İstanbul, çizgi dünyası derken bir diğer ortak yanımız da rock müziğine olan tutkusuydu. 



Kitaplarını büyük bir zevkle okudum ama bu kitabı en sona bıraktım. Bunun nedeni en son yenilen tatlı gibi bir şey olmasının yanısıra okurken oluşabilecek bir hayal kırıklığını da göze almaktandı. Bu ne demek derseniz, bir semti anlatan anı kitapları çoğu zaman sıkıcı da olabilir. Bir semt güzellemesi içinde kendiniz bir kapı bulamayıp, sıkılabilirsiniz de... Ama bir de keyif aldınız mı tadına doyulmaz. İşte İzel Rozental'ın kitabı böyle bir şey. 

Bir semti anlatırken yerleşik kültürü ve tabi insanlarıyla anlatırsanız değerli olur. Zaten bir semti yaşatan onlardır. Rozental kitabında böyle yapmış. Sadece Moda'nın seçkin insanlarını değil, seyyar satıcısından dilencisine, evsizine kadar geniş bir perspektif sunuyor bize. Bir taksi şoförü olan "Bıyık Veli", Eczacı Melih Ziya Sezer, Lakme Hanım, Berken Döner, Daryo ve daha nice insan bir semt anlatılırken bize yaşatılıyor. Özellikle Daryo ile Bıyık Veli ayrıca filmi yapılacak kahramanlar. 

Aptulika

 

10 Şubat 2022 Perşembe

Kitap Çingenesi Olsam …


 

Siyah beyaz bir fotoğraf kapakta , belli ki 80’lerden kalan ,  “ Olduğu Kadar Güzeldik” yazıyordu üzerinde . 

Adet olduğu üzere arka kapağı çevirdim ilk önce  … 



 

Kitap pazarları vardı bir zamanlar .  80’lerde 90’lardaki Beyazıt Meydanının o curcunalı Pazar günlerinde kurulanlarının tadı ve orada uzun saatler geçirilen zamanlar en çok özlediklerimdendir hala . Beyazıt’ın efsane Sahaflar Çarşısı'nı  , koca çınarı  ve o çınarın altındaki en az onun kadar yıkılmaz duran şair bir başka çınar Hüseyin Avni Dede’yi  … Hepsi yok olup giden bir kültürdür hayatımızdan  . Şimdilerde antika pazarları, kimi kısa süreli kitap fuarları  vb.  yerlerde yaşatılmaya çalışılsa da kısmen o tadı alabilmek ne kadar mümkün bilinmez .   

Belediyeler belirli yerler belirleseler de , hafta sonları  bu işi hem meslek olarak yapanlar kadar , isteyenlerinde  kendi ellerindeki kitapları  , plakları , cd ya da kasetleri ya da her ne ise sergileyip paylaşabilecekleri , satıp ya da takas edebilecekleri  böyle pazarlar kursalar.  Hatta amatör müzisyenler ,  grupları   ve diğer sanatçılar  gün boyu performansları ile ortamı bir şenlik havasına çevirseler . Günü , yeri belli olan bu tür alanlar İstanbul’a ya da diğer tüm şehirlere yayılsa  fena mı olur ?  Neden mi , çünkü  bu içerik , yani  kitap , müzik , sanat vb konular , paylaşıldıkça , üzerinde ayak üstü başlayan sohbetler derinleştikçe  hem mana bulur hem de yepyeni kazanımlar sağlar,  hem kişiye hem de topluluklara . Yeni ufuklar , yeni oluşumlar yeni dostluklar ve çok daha ötesi …. Sırt çantalarımıza  doldurduklarımızı  gidip yaysak örneğin Moda ,  Bostancı  ya da Bebek parkına ya da Kumkapı da ki parklarının  çimenliklerine  … Hatta istersek sırtımızda çanta her hafta başka bir parkta açsak tezgahları birer kitap çingenesi misali  …  


“ …

Üzerim de bir hırka  , başımda bir şapka 

Mataramda bir gıdım şarabımla 

Tepemden mavi gökyüzü ,  beyaz bulutlar , 

Tüm sermayem çimenlere yaydığım çantamdaki kitaplarımla …” 


Ben ortalığa saçılmış birbirinden alakasız  dağınık kitap  pazarlarında ( plak , eskici vb’leri de dahil )  kaybolmayı ve oralardan define bulmuş gibi keşifler yapmayı çok seviyorum ki bu satırları okuyan birçoğunuzun da bundan büyük keyif aldığından hiç şüphem yok  .  Beyazıt pazarında gelişen bu heyecan ve tutkumu sonraları tabii ki sahaflarda yaşatmayı sürdürdüm . Beyoğlu’nda , Kadıköy’  de … Bir ara her hafta sonu gidip tek tek yüzlerce yeni gelmiş ve  yere dizilmiş kitabı sıraya girerek bir öndekinin ardından keşfettiğim Üsküdar Kırkanbar Sahaf’taki gibi … Şimdilerde de bu yolculuğu sıklıkla ziyaret ettiğim Kuzguncuk Sahaf’ da sürdürüyorum , tadıyla kokusuyla  .  



Benim için okunacak kitap  keşiflerindeki en büyük referanslardan birisi ,  çıkılan bu yolculuklarda tezgahlar başında yapılan kimi tanıdık , ama birçoğu o anda tanıştığımız insanlarla olan paylaşımlar olmuştur .   Hiç aklınızda olmayan bir konu , bir yazar pat diye çıkar karşınıza ve sizi altüst ediverir , keyiflendirir, hüzünlendirir, düşündürür ve de bilgilendirir .  Bu da öyle oldu … 

Siyah beyaz bir fotoğraf kapakta , belli ki 80’lerden kalan ,  “ Olduğu Kadar Güzeldik” yazıyordu üzerinde . Adet olduğu üzere arka kapağı çevirdim ilk önce  … 

“ Meydandaki çay bahçelerinden birine oturmak geldi içimden sonra . Çünkü Erdek bir kitap olsaydı , bu çay bahçeleri ilk cümlesi olurdu onun …” 

Biraz daha okuyunca kapağı art arda sıralanan cümleler , yer adları ve hikayelerin geçtiği coğrafya hemen kavradı beni . Bahsi geçen zaman dilimleri ve yerler benim doğup büyüdüğüm coğrafya ve kültürün tam ortasıydı .  Yazarı Mahir Ünal Eriş,  daha önce okumamıştım , bu kitabı ile 60. Sait Faik Abasıyanık Hikaye Armağanı'nı kazandığını da görünce artık sahip olmama engel durum kalmamıştı .

Okudum tabiki bir iki solukta . Hatta  en ilginç hikayelerden birinin  kahramanı Feridun , tuhaf bir maceranın sonlarında doğup büyüdüğüm köye dahi uğruyordu .  Mezun olduğum ortaokulun koridorlarında dolaşıyordum ,  sert ve otoriter müdür yardımcısının cetvelinin   acısını avuçlarımda hissederken dün gibi… O , Bandırma   çarşıda  salçalı kekikli tost yerken en yakın arkadaşıyla  , Bense Gündüz Abi’ nin el yapımı dondurmasını ve kağıt gibi ince kesmeyi meslek sırrı olarak başardığı sucuklu tostunu anımsıyordum karşıdaki köyümün sahilindeki çınarların altında , denizden yeni çıkmış ağların üstünde yatarken , çocukluk arkadaşlarım Ferhat , Şükrü , Kadir , İskender ile …  Özellikleri yetmezmiş gibi isimleri dahi özel hayatımda ki arkadaşlarımın isimleri ile örtüşen kaybedenler kulübü  hikayeleri okudum . O da yetmezmiş gibi , şimdilerde yaşadığım bu metropolün ve  hatta dün kurulan eski  semt pazarında   bir teyzenin pazar arabasını  çekmesine yardım ediyor gibi hissettim bir ara kendimi . Tuttuğumuz takım  ve tutkumuz bile aynıydı . Hepsi bizden ve çok tanıdıklardı  , bizim kaleme alamadığımız , dillendiremediğimiz kadar aynı .    Pes doğrusu diyerek bitirdim bu birbirinden keyifli ve beni   çocukluk , ilk gençlik ve yetişkinliğimden birçok ortaklıklar  bulduğum minik hikayeleri  . 

Bana da bunu paylaşmak kaldı  ve ben de onu yaptım . 

Belki bir başka yazıda da plakların kasetlerin cd’lerin peşindeki benzer hikayelerimizi  hatırlarız başka bir kitap ya da albümle kim bilir… 

Teşekkürler , her kim ve neredeyseniz  , hepinize …



Geronimo Yalnızkartal 

8 Şubat 2022 – Üsküdar 



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...