deep purple etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deep purple etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2024 Çarşamba

Deep Purple'dan yeni albüm öncesi ikinci single : "Pictures Of You"

 


DEEP PURPLE, geçtiğimiz günlerde yeni çıkacak olan "= 1" albümü öncesi "Portable Door" isimli ilk single'ını çıkarmıştı. Çok sevilen bu parçanın ardından grup, "Pictures Of You" isimli ikinci single'ını da yayınladı. 

Bu single'a ek olarak, İtalya'nın Milano kentinde 2022'de verilen konserden, daha önce yayınlanmamış iki kaydı da ("When A Blind Man Cries" ve "Uncommon Man") içeren dört parçalık bir paketin parçası olarak sunuluyor. 

Koleksiyonerler için hazırlanan "Pictures Of You" nun fiziki ön satışı bugün başlıyormuş. Single, 28 Haziran 2024'te CD ve plak olarak yayınlanacak. Koleksiyon amaçlı ve belirli sayıda basılacak bu çalışma tek tek elle numaralandırılacakmış.  




Deep Purple'ın yeni şarkısı "Pictures Of You" videosu da bu şekilde ve hala heyecan veriyor. Bu arada Steve Morse'ı sevsem de bu yeni gitarist Simon McBride bana daha yakın geldi diyebilirim. 

Söylenecek çok şey var ama bu Deep Purple elemanları 150 yaşına kadar yaşasalar da yüzlerce güzel albüm ve onlarca albüm çıkartırlar. Yani Deep Purple başka bir şey!

Aptulika


6 Nisan 2024 Cumartesi

Jon Lord Unutulur mu?



Sabah Deep Puple'ın bugüne kadar kalan ve değişmeyen tek elemanının baterist IAN PAICE olduğunu yazmış ve bir de çizimini paylaşmıştım. 

Peki bu efsane grubun tuşlu çalgılar ustası JON LORD unutulur mu? 

O da grubun kuruluşundan bu yana Deep Purple'ın değişmeziydi. 

Jon Lord hayata veda edinceye kadar Deep Purple'daydı. 

 

5 Nisan 2024 Cuma

IAN PAICE Güzelliği

 


Dün paylaştığım yazıda Ian Paice'ın Deep Purple'ın kuruluşundan yana değişmeyen ve bugüne kalan tek elemanı olduğunu söylemiştim. 

Deep Purple'ın yarım asırdır davulunda yer alan Paice için eski bir çizgimi yayınlayayım dedim. 


İlk Günden Bu Yana DEEP PURPLE'da Varolan Tek Eleman

 


Deep Purple denildi mi, Hard Rock'ın en efsanevi gruplarından biri olduğu tartışılmazdır. 56 yıllık müzik yaşamlarında (1976 ile 1984 arasında ufak bir dağılma yaşadıysa da ) bu topluluk sadece rock değil müzik tarihine de altın harflerle yazılmıştır. 

Deep Purple benim de rock müziği ile tanışmamda ilk göz ağrılarımdandır. İlk  dinlediğim 1972 tarihli "Maden In Japan" isimli konser albümleriydi ve sanırım 13 ya da 14 yaşlarımdaydım. Sonrası birbiri ardına albümlerini dinler oldum ama 1976 yılında bu harika grup dağılacaktı. O zaman diliminde de Rainbow, Whitesnake ve Ian Gillan Band ile bu sevda devam edecekti. 1976'dan 1983'e kadar Deep Purple yoktu ama 1984 yılında o muhteşem haber gelecekti ve Deep Purple tekrar kurulacaktı. O yıllarda TRT3'te Stüdyo FM'de grubun dönüş albümü  "Perfect Stranger"ın yayınlanacağı programı nasıl bir heyecanla dinlediğimi bugünmüş gibi hatırlarım.  

56 yıllık kariyerlerinde 20 stüdyo, 43 konser albümü yapan Deep Purple günümüzde de müzik hayatına devam ediyor. Ancak bu süre içinde 15 eleman değişikliği olmuştur. Bu değişikliklerde vokal 5 defa değişmiştir. Grubun ilk vokalisti Rod Evans'tı ve ardından Ian Gillan gelecekti ve sırasıyla David Coverdale, Glenn Hughes, Joe Lynn Turner bu görevi alacaktı. Tabi sonrasında gene Gillan gelip, bugüne kadar vokalist olarak kaldı. 

Grubun kurucu kadrosunda Ritchie Blackmore gitarist olarak yer alırken daha sonrasında Tommy Bolin, Joe Satriani gibi gitaristleri de kadroda bulacaktık. Ama daha sonrası ise Blackmore gibi kalıcı gitarist olarak Steve Morse, uzun yıllar grubun kadrosunda kalacaktı. O da geçen yıl karısının kanser tedavisi görmesi sebebiyle ona destek olmak için gruptan ayrılacak ve yerine Simon McBride gelecekti. Yani grubun başlangıçından bu yana 5 defa gitarist değişmişti. 

Basçılara gelince grubun kuruluş kadrosunda Nick Simper yer alıyordu. Ondan sonra ise bugünkü bas gitarist Roger Glover gelecekti ama 1970'lerin sonunda bir ara bu göreve Glenn Hughes geçiyordu. Yani grubun geçmişten bugününe baktığımızda üç defa bas gitarist değişmişti. 

Grubun ilk kadrosunda org, klavye ve piyanoda yer alan Jon Lord, Deep Purple'ın  değişmez elemanıydı. Ancak onu 2012 yılında kaybedecektik ve Lord'un ölümüyle yerine Don Airey  gelecekti. 

Bütün bu kadro değişikliklerine rağmen kurulduğu günden bu yana yani yarım asırdır grubun değişmeyen tek elemanı vardır. İsterseniz şimdi ilk kadronun fotoğrafına bir bakalım...


Yıl 1968 ve Deep Purple'ın kuruluş kadrosu. Mart1968 – Temmuz 1969'a kadar olan ilk kadro yani "Mark I" kadrosu: 

 

Rod Evans – vokal

Ritchie Blackmore – gitar

Nick Simper – bas gitar, geri vokaller

Jon Lord – keyboard, org, piyano

Ian Paice – davul

 


Ve bu da grubun en son kadrosunun resmi. 2022 Nisan'ından bugüne kadar olan son "Mark IX" kadrosu: 

 Ian Gillan – vokal 

Simon McBride – gitar

Roger Glover – bas gitar

Don Airey – keyboard, org

Ian Paice – davul 


 Sözün özü Deep Purple'ın 1968'den bu yana değişmeyen ve kalan tek elemanı IAN PAICE. 



Onun davuluyla sevdalanmıştık Deep Purple'a ve 56 yıldır da dinlemeden edemiyoruz. 

Yazımıza son verirken Deep Purple'ın değişmeyen tek elemanı Ian Paice'ın harika bir davul solosunu 1972 yılından bir güzellik olarak sunalım:



1972 yılında Kopenhag'da verdikleri konserde Ian Paice'ın 9 dakikalık harika bir bateri solosunu izledik. 75 yaşında harika bir baterist ve  ilk gününden bu yana Deep Purple'ın kadrosunda değişmeden varolan tek eleman. Bu tarihin içinde bulunmak ve yaşamak benim için de muhteşem bir ayrıcalık.

Aptulika




6 Şubat 2024 Salı

Eski Deep Purple Gitaristi STEVE MORSE'un Acı Günü



 Steve Morse eşinin kanser tedavisi görmesi sebebiyle, yanında bulunmak ve ona destek olmak isteğiyle Deep Purple turnesini yarıda bırakıp, gruptan ayrılmak zorunda kalmıştı. Böylece ondan boşalan Deep Purple gitaristliğine de Simon McBride gelmişti. 

Steve Morse dün sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımla eşini kaybettiğini duyurdu. 


Mesajına eşinin bir fotoğrafını ekleyen usta gitarist  şunları söyledi:   "Dün, 4 Şubat, saat 14:40'ta, sevgili karım Janine'e son kez veda ettim . Yeterince uzun sürmeyen bir iyileşme dönemindeydik. Ama şans eseri, uzun kemoterapi tedavisinin ardından geçici tedavilerle ara bir dönem yaşadık.  Böylece her günümü onunla geçirmeye çalıştım. Hatta kısa bir seyahat bile ettik ve ikimiz de her anın kıymetini bilerek  son anların tadını yaşıyorduk. Artık bir çarenin kalmadığını ve  her an o kötü anın geleceğini biliyorduk."

Eşine olan sevgisini anlatan Morse, "Yakınınızdaki insanlara değer verin ve bunu onlardan saklamayın." dedikten sonra Deep Purple'dan ayrılmasını da şu sözlerle anlatıyor:  

"Eşimin yanında olmak için turneyi bıraktığım için hiçbir pişmanlığım yok, ama o her zaman benim çalmamı isterdi. Konser ve benzeri şeylerde hep benimle olur, destek verir, hatta bir görevli gibi çalışırdı.  Bundan sonra da  konserlerde ve daha fazlasında çalacağım ama az önce kaybettiğim o harika kadın artık yanımda olamayacak." 



7 Ocak 2024 Pazar

Deep Purple'ın En Mütevazısı... Ama Bir Temel Taşı: Roger Glover


Eski dönemlerde rock ile diğer popüler tarzların arasındaki en önemli fark, vokal yapanın dışındaki grup elemanlarının da önemsenmesiydi. Öyle ki bir dinleyici grubun davulcusuna hayranken bir başkası gitaristi ya da bas gitaristini ayrıcalıklı tutardı. Kimi zaman bir dinleyici sevmediği bir grubun gitaristini sevebilirdi. Pop müzikte vokal yapan önemliydi ve arkada çalanın kim olduğunun pek de önemi yoktu... oysa rock dinleyicisi için bu tam tersi olmaktaydı.  

Tabi bu rock ile ilk tanıştığımız ve  ilk dinlemeye başladığımız zamanlarda geçerli değildi. Bende ilk tanışmamda popülerleşmiş isimlerle başlamıştım. Saymak gerekirse Suzi Quatro, Sweet hatta ülkemizden Erkin Koray veya Barış Manço dersek frekanslarım imajı öne çıkan solistler üzerine olurdu. Solistlerin dışına ilgimin yönelmesi ise Deep Purple ile olmuştu. Bu arada benim dönemimi göz önüne alırsak, bazı şeylere kolay erişememek de bu konuda etkendi. İlk verdiğim isimleri dönemin dergilerinde fotoğraf ya da poster olarak görebiliyorduk ama Deep Purple ile tanışmam ilk anda plakla olmuştu. Bir arkadaşımda dinlediğim plak kapağında kare kare elemanları görüyordum ama öne çıkan yoktu. Sadece plak kapağında gördüğün 4 ya da 5 adam resmi ve  onları hangisinin ne çaldığını da çoğu zaman anlamıyorsun yani bugünkü gibi videosunu değil bulmak ne olduğunu da bilmiyorsun. O dönemin siyah beyaz televizyonunda ne çıkarsa onu görmüşsün ( bu arada Sweet çıkmıştı).

İşte o günlerde Deep Purple plağını ilk dinlediğimde vokalin sesini gene öne alıyordum ama piyano diye bildiğim sese de ufaktan kulak kabartmaya başlamıştım. Bu o klasik müzikte duyduğum piyano gibi de değildi (Daha o zaman Hammond değil orgun bile ne olduğunun ayırdında değilim). Bu farklı bir sesti, ardından baterinin sesi sıyrılmaya başlayacaktı. Bu arada bunların ilk dinleyişte olduğunu sanmayın ha... Vokalinde Ian Gillan gibi bir ses olacak da dikkatin ondan ayrılacak, olacak şey değil hani. Bu arada Gillan'ın sesi de bildiğimiz şarkıcılar gibi değildi... kimi zaman çığlık gibi bir şey oluyordu. Zamanla müziğin içine giriyordum ve oradaki org ya da piyanoya kulak kabartıyordum. Bunlar da öyle ilk dinleyişte falan olmuyordu. "Lazy"nin girişinde tempo ilk anda sarıyordu, "Child In Time"da Gillan'ın çığlıklarına odaklanıyordum. Dinledikçe farklı şeyler buluyorduk. Sonra plak kapağındaki elemanlar üzerine arkadaşımla efsaneler üretiyorduk yalan yanlış, kulaktan duyma. Hoş kulaktan duyma da bugünkü gibi değil, kaç kişiden duyabilirsin ki, işte dinleyen bir kaç abiden duydukların ki onlar da yok gibi bir şey. 

Sonra arkadaşım bir yabancı dergi bulmuştu, orada Deep Purple'ın konserinin haberi vardı. O Almanca dergide isimlere bakıp, kimin kim olduğunu anlayacaktık. Gene görsel imaj etkili olsa gerek uzun saçlı olan o elemanlar arasında bıyıklı olan kara gözlüklü adam dikkatimizi çekecekti. Ayrıca ismi olmasa da soyadının okunması kolaydı : Lord. Ondan sonra plağı dinlerken o güzel tınıları çıkaranın o olduğunu anlayacaktık. Bir de Japon gibi gözlüklü biri vardı ki o da bateristti. Zaten bateri benim çocukluğumun en havalı en anlaşılabilir çalgısıydı. Balolarda ya da düğünlerde o iki değnekle bir sürü davula vuran amcaları izlemek vazgeçilmezimizdi. 

Artık plağı dinlerken o klavye sesini duyduğumuzda, "Vay be Lord'a bak nasıl giriş yaptı." falan gibi laflar edecektik. Bateriste de bir şey demek isterdik ama ismini söylemek zordu. Bu arada Blackmore'u o dönem ortaokula yeni başladığımız İngilizce derslerinde hocanın karatahtayı gösterip sonra onun üzerine tebeşirle yazdığı blackboard'dan bilir olmuştuk. Böylece Richie'yi okunduğu gibi söylesek de Blackmore'un ilk hecesini nefis bir şekilde söylüyorduk. 

 Deep Purple albümleri birbiri ardına gidiyordu ve açıkcası bütün elemanlarını tam tekmil bildiğim ilk grup da onlar olacaktı. "Made ın Japan" albümünü dinlerken, gözlerimi kapadığımda sanki o konserde gibi olurdum. Bu arada "Machine Head" albümünün iç kapağındaki resimlerden öyküler uydururduk. John Lord'un daha resmini görmeden çalışıyla tanımıştım. Hemen akabinde o özel ses ister istemez bizi etkisi altına alıyordu zaten. Gitar derseniz, Blackmore'u hissetmemeniz... ne mümkün. İlk fotoğrafını gördüğümde (eh biraz Made in Japan albümünün de etkisiyle) bir Japon sandığım Ian Paice'in davulunu iki sokak öteden bile fark edebilirdim. Yani Deep Purple'ın her elemanını dinlerken ayrı ayrı tanır olmuştum. 

Dikkat ettiniz mi? Her eleman dedim ama sadece dört elemandan bahsettim... Lord, Gillan, Blackmore ve Paice. Yani org, vokal, gitar ve davul. Peki bas gitar nerde?  Evet o ilk dinlediğim dönemde basçı Roger Glover varla yok arasındaydı benim için. Yıllar geçecekti ve daha büyüyecektim ama Roger Glover'ı gene de fark edemeyecektim. Hatta öyle büyük bir cahillik ya da ayıp yapacaktım ki, anlatılır gibi değil hani.  Plakları dinlemekle kalmıyor, arka kapaktaki bit kadar yazıları bile okur olmuştum. Orada prodüktör isimlerini de görürdük ama o adamlar ne yapardı bilmezdik. Bir ara sinemadaki prodüktörler gibi bir şey herhalde diye düşünürdüm. Kendimce prodüktör denilen zatı muhteremleri parayı basan adamlar sanırdım. İşte Deep Purple albümlerinin kapağında da çoğu kez prodüktör hanesinde  Roger Glover ismini görürdüm. Demekki bu adam para babası, yani basıyor parayı albümü yapıyor. Bu sayede de Deep Purple'da kadroda kendini gösteriyor. Kahkahalarla güldüğünüzü duyuyorum ama daha o zamanlar tıfılın tekiyim. 

Sonraları biraz daha büyüdüm 20'li yaşlara geldim ve prodüktörün önemli biri olduğunu kavradım ama bu sefer de Deep Purple albümlerinde Blackmore varken niye Glover prodüktör olur diye düşündüm. Hoş gene de prodüktörün ne iş yaptığını da tam bilmiyordum ya neyse. 

Sözün özü Deep Purple'da benim için en etkisiz eleman bas gitarist Roger Glover'dı. Böyle bir düşünceye sahip olmamın sebebi bas gitarın tınısını ve önemini tam kavrayamamış olmaktan kaynaklanıyordu. Gene 20'li yaşlarımda dinlediğim Stanley Clarke albümü "School Days" ufkumu bir anda açacaktı. Bir caz rock bas gitaristi olan Stanley Clarke bu enstrümanın ne denli önemli olduğunu gösterecekti. Ardından "Clarke'ın bence efsanevi bir başyapıt olan "Vulcan Princess" albümünü dinleyecektim ve kulağım aydınlanacaktı. 

Sonrasında Grand Funk Railroad zihnimi daha iyi açacak ve Iron Maiden'in bas gitarı lider konumuna taşıması, hatta Manowar bile ve tabi Cliff Burton ve oradan Jaco Pastorius'a bas gitara kulaklar açılacaktı. Sonra bir de buna caz kontrbasçıları eklenince bas tınısının önemini daha iyi kavrayacaktım. Tabi bu konuda Iron Maiden'ın baş kahramanının Steve Harris olması da bas gitara dikkatimi yöneltecekti. 

İşte bütün bunlardan sonra Deep Purple dinlerken kulağım bas giyara yönelecek ve Roger Glover'ın önemini kavrayacaktım. Ancak onu es geçmem bas gitar sesine tam hakim olamamaktan değildi sadece. Deep Purple'ın "Mark" mahlasıyla anlamlanan kadro değişikliklerinde her çatışmada en sessiz kalan ve kendi halinde olan elemanı Glover'dı. Öyle ki en mütevazı elemanı oydu.  Bu iddiasız görüntüsü de onu önemsemememi sağlamıştı. Şimdi bakıyorum da o Deep Purple kadrolarında ve efsanevi albümlerinde Roger Glover'ı çıkartırsanız benim için çok şey eksik kalır. 

En sevdiğim ve ilk göz ağrılarımdan biri (hatta en başında gelen) Deep Purple'ın bu en önemli elemanı Roger Glover'a gecikmiş bir saygı olarak bu yazı ve çizimi ithaf ediyorum. 

Aptulika


1970'li yıllarda ilk duyduğumda deli gibi sevdiğim ve bu sevginin bir ömür boyu sürdüğü "Highway Star" parçasının temelinde bas gitarist Roger Glover olduğunu anladığım 20'li yaşlarımın sonunda  mosmor olacaktım. Selamlar olsun büyük ustaya.  


 

 




15 Mayıs 2023 Pazartesi

Burun isimli grup



1970'li yıllarda her mahalle arasında bir plakçı dükkanı, mutlaka bulunurdu. O zamanlarda 13 yaşında falanım ve artık Ortaköy'deki meşhur Gazi Osman Paşa Ortaokulu'ndayım. Bu arada nasıl meşhur, nerede bu okul demeyim, zira şimdilerde öyle bir okul yok, yakında otel falan olabilir. Her neyse ben bu disiplinli okulda okuyorum ve öyle tatilinde ilk uğrak yerim oradaki plakçı dükkanı oluyor. Daha o sıralar bizim evde pikap falan yok ama ben neredeyse her gün oraya gidip yeni çıkan plaklara bakıyorum , eh bazen de kayıt alıyorum. Her gün uğradığım için dükkan sahibiyle aramda belirli bir hukuk da oluyor ve bu sayede bir kaç plağı dinliyorum. 

O zamanlarda o plakçıya gittiğimde, "Vay King Crimson'un yeni albümü gelmiş, bir dinleyebilir miyim?" falan dediğim sanılmasın. Benim bildiğim Sweet, Suzi Quatro ve Tom Jones. Bu arada Nazareth'i Erkin Koray'ın grubu sanmam bile muhtemel. Ancak o yıllarda her şey hızlı gelişiyordu ve kısa bir süre sonra Deep Purple, Jimi Hendrix, Pink Floyd hayatıma yavaştan girecekti. 

Her neyse o yıllarda gene bir öğle tatilinde plakçıya gittiğimde bana, "Senin gürültülü müziklerden biri daha geldi." diyecekti. Plağı bana gösterdi ve, "Bak Burun isimli bu grubu bir dinle seveceksin." diye de ekledi.

Bir süre sonra Adamın "Burun" diye okuduğu şeyin "Burn" diye İngilizce bir sözcük olacağını anlayacaktım. O plakçıda ağırlıklı olarak güncel  ve popüler plaklar ağırlıtaydı ve genelde Neşe Karaböcek, Demis Roussos, Ajda Pekkan gibi 45'lik plaklar vitrinde arzı endam ederdi. Arada bir iki yabancı Long Play de hava olsun diye vitrine çıkardı. Plakçı da hiç ilgilenmediği rock plaklarını İngilizce telaffuz etmeye kalkarken "Burn"ü "Burun" diye okuyordu. Bu sadece adamın dediği lafla bitmiyordu, plağın kapağına baktığımda beş adamın kafasınını üzeri bir mum gibi yanıyordu. Yani görsel olarak da serüven kapaktan başlamıştı bile. 

Bu şaşkınlığın ardından plak çalmaya başladı. Amanın o nedir be... ortalık inliyordu. Daha önce ne Suzi ne de Sweet'ten bilmediğim bir sound. İçimden bu Burun grubu harika bir şey dedim. Bu arada plağın üzerinde ufaktan bir Deep Purple yazısını da görecektim. Bu grubu bir arkadaşım sayesinde biliyordum ama plakçıyı bozmamak için, ertesi günü ve ondan sonraki günler gidip, "Abi şu Burun grubunu bir çalsana" diyecektim. Ne kadar zaman bu böyle sürdü bilemem ama ben o plakçıya her öğle tatilinde gidip, albümü zaman içinde tümüyle dinledim. 

Sonra beş yıl falan geçti üzerinden benim pikabım çoktan olmuştu ve plağın Türk baskısını almıştım. Tabi ondan önce "Machine Head" ve diğerleri bende mevcut olmuştu ama o "Burn" albümünün yeri ayrıydı. Ha bu arada o plakçı belki de hala o grubu Deep Purple değil de Burun sanıyordur. 



Bu arada Deep Purple'ın "Burn" albümünün ilk yayınlanışından bu yana tam 50 yıl geçmiş iyi mi! 1974'te ülkemizde de basılan bu plağı 1970'lerin sonuna doğru alacaktım ve hala da büyük bir tutkuyla dinlerim... Hele ki o albümde yer alan "Mistreated" parçası daha sonraki yıllarda da David Coverdale'in kartviziti haline gelecekti. Bugün bir kez daha dinlerken yeniden farkettim ki, en harika yorumu bu plaktakiymiş. Albümün girişteki isim parçası "Burn", "Sail Away" ilk dinlediğimden bu yana hep gönlümü çelmiştir ama bitişte yer alan  "A 200" ismindeki enstrümantal ayrı bir tutkudur benim için. 

APTULİKA





13 Mayıs 2023 Cumartesi

Glenn Hughes, Ekim'de Geliyor!


  Glenn Hughes, Deep Purple'ın "Burn" albümünün 50. yıl dönümü sebebiyle yaptığı turne kapsamında ülkemize geliyor. 



  Deep Purple'ın "Burn" albümünde yer alan eski basçısı ve solisti Glenn Hughes, “Glenn Hughes performs Deep Purple Classics Live” projesiyle Deep Purple şarkılarını seslendirmek için  6 Ekim 2023 Cuma gecesi Ankara ODTU Vişnelik'de, 7 Ekim Cumartesi gecesi ise İstanbul'da Maximum Uniq Açıkhava'da konserler verecek.   Epifoni organizasyonuyla ülkemize gelen Glenn Hughes konser biletleri 17 Mayıs Çarşamba günü satışa çıkacak. 



Deep Purple kadro değişiklikleri Mark diye isimlendirilir ve en fırtınalı dönemi de Mark III dönemidir. Hard rock'ın zirvesine çıkan grup 1973 yılında büyük bir güç kaybına girecekti, simgeleşmiş sesi ile Ian Gillan ve grubun bas gitaristliğinin yanısıra prodüktörlüğü ile de öneme haiz Roger Glover ile Deep Purple'ın yolları ayrılacaktı. 

Onların yerine daha önce tanınmayan David Coverdale vokale geçerken, bas gitara da Trapez grubundan Glenn Hughes katılacaktı. Coverdale bugünkü gibi bilinen bir isim olmadığı için Hughes de vokale zaman zaman katılacaktı. Böylece grubun Mark III dönemi başlayacaktı ama bu grubun bazı hayranlarını da pek mutlu etmeyecekti. Zira Gillan'ın hard rock rengindeki sesi David Coverdale ile boogie odaklı bir yaklaşıma girerek Deep Purple'ın müziğine soul, R&B ve funk etkileşimine sokacaktı. Bu değişimde diğer mimarın ismi de hiç kuşku yoktur ki, Glenn Hughes idi. 

Bu değişim "Burn" albümüyle gelecekti ve ne oluyor derken "Strombringer" ile hard rock zirvesine tekrar oturacaktı. 1974 yılında çıkan "Burn" her ne kadar Deep Purple'a yeni tatlar kattıysa da Deep Purple'ın soluk almasını sağlamış ve geçen yarım asır içinde de unutulmazlar arasına girmiştir. O dönem içinde listelere üst sıradan giren "Burn" albümü 4 milyon kopyalık bir satışla da zirveye oturmuştu. 

İşte bu efsanevi albümün bu yıl çıkışının 50. yıldönümü ve grubun o dönemdeki bas gitaristi ve vokalisti Glenn Hughes, "Burn" isimli bir turneyle vereceği konserlerde Deep Purple dönemi şarkılarını seslendirecek.  Yaz sonunda ABD'de başlayacak bu turne, Ankara ve İstanbul'da da devam edecek.  

 Glenn Hughes'in Ankara ve İstanbul'da konser vereceği haberi duyulunca, ülkemizdeki haber sitelerinde karmakarışık akla ziyan başlıklar görülür oldu: 

"Rock Efsanesi Deep Purple Türkiye'ye Geliyor."... 

"Deep Purple'ın Gitaristi Glenn Hughes yeni albümü Burn'ün turnesiyle konsere geliyor." ...

 "Rock müziğinin meşhur temsilcilerinden Deep Purple, "Burn" albümünün 50. yıldönümü vesilesiyle bir turne düzenleyecek." ve daha niceleri. 

Aslına bakılırsa onların da kabahati yok... Deep Purple'ın bu dönemi ile ilgili konserleri daha önce David Coverdale de yaptı ve kim yapıyor nedir falan derken akıllar bir hayli çorba oluyor haliyle. Anlaşılan o ki bu eski çorbalar daha çok ısıtılıp sunulacak. 

 6 Ekim'de Ankara ODTÜ Vişnelik, 7 Ekim'de ise İstanbul Maximum Uniq Açık Hava 'da verilecek konserlerde Glenn Hughes'e  gitarda Soren Andersen, davulda Ash Sheehan ve orgda da Bob Fridzema eşlik edecek. 




 

11 Aralık 2022 Pazar

Jon Lord'un Rock Grubu İçin Konçertosu Bruce Dickinson'un solistliğinde



Çok sesli klasik müzik alanında rock grubunu konçerto formuna taşıyan "Concerto for Group and Orchestra", Deep Purple'ın katılımıyla The Royal Philarmonic Orchestra tarafından ilk kez 1969 yılında seslendirilmişti.  Plak olarak da aynı yıl çıkan bu çalışma Deep Purple'ın klavyecisi Jon Lord'un bestesiydi. 

Bu yapıt ikinci kez 40 yıl sonra seslendirilecekti. Bu bir yıldönümü tekrarı falan değildi, eserin orijinal notaları kaybolmuştu. Grubun ve tabi Lord'un hayranı olan klasik müzik bestecisi ve müzikolog olan Marco de Goeil, eserin kayıp partisyonlarını tekrar yazma konusunda Lord'a öneride bulundu. Böylece notaları yeniden elden geçirildi ve kırk yıl sonra büyük orkestra tarafından yorumlanabilme imkanına kavuşturuldu. Böylece eser yıllar sonrası da klasik müzik repertuarında yorumlanabilecek hale geldi. Tekrar kazanılan bu eser, 25 ve 26 Eylül 1999 tarihlerinde Paul Mann yönetimindeki Londra Senfoni Orkestrası tarafından ikinci kez seslendirilecekti. 


40 yıl sonraki bu ikinci konserde Deep Purple elemanları gene vardı. Eserin bestecisi Jon Lord'du ama eserin söz bölümlerini yazan Ian Gillan'dı. Yani klasik orkestra eserine bir rock grubu adapte olduğu gibi rock vokalinin de önemi bu klasik eserin vazgeçilmezidi. Elbetteki orada gene Deep Purple vokali olarak Gillan'ı görecekti ama bu yeni konserde usta rock vokalisti Ronnie James Dio da konuk olmuştu. 

Daha sonra eser bir kaç daha yorumlandı.  Jon Lord'un ölümünden kısa bir süre önce bir daha John Lord'un ve konuk müzisyenlerin katılımıyla yorumlanmıştı. İşte o yorumlanışta Iron Maiden'ın vokalist Bruce Dickinson yer almıştı. 

Önümüzdeki yılın bahar aylarında Jon Lord'un "Concerto for Group and Orchestra" yapıtı Sao Paulo Senfoni Orkestrası tarafından yeniden seslendirilecek. 2023'ün Mart ve Nisan aylarında yapılacak bu konserlerde Iron Maiden'ın  şarkıcısı Bruce Dickinson  yer alacak.  

Brezilya'da gerçekleşecek bu konserlerde Grup olarak şu müzisyenler yer alıyor:

Bruce Dickinson – vokal (Iron Maiden)

John O'Hara – klavye (Jethro Tull)

Tanya O'Callaghan – bas (Whitesnake)

Kaitner Z Doka – gitar  

Bernard Welz – davul  

Mario Argandonia – perküsyon  



Bu haberin ardından aklıma bir hayal takıldı. Durun bir anlatayım... Bundan yıllarca sonra, hatta bizler hayata çoktan veda etmişiz bile. Hadi diyelim tarih 2053 falan olsun... Dünyanın bir çok yerinde Klasik müzik konser salonlarında  Jon Lord'un "Concerto for Group and Orchestra" eseri konserlerde seslendiriliyor. Belki de İstanbul'da ve o dönemin rock müzisyenleri, klasik orkestrayla sahnede. Neden olmasın. Hatta abartayım belki ben bile yakalayabilirim.

Hayal ama gerçek olan bir şey var ki, Rock yapıtları geleceğe kalacak işleri bıraktı. Bunu bilmek insana kıvanç vermez mi? 

Aptulika

Hard Rock'ta bir klasik müzik kompozitörü ve Konçertoya taşınan rock grubu



"Concerto for Group and Orchestra", Deep Purple'ın 1969 Aralık ayında piyasaya çıkan bir konser albümü. Grubun konser albümleri hem çok hem de efsaneleşmiştir ama bu oldukça farklı bir çalışma olarak diğerlerinin arasından sıyrılır. 24 Eylül 1969'da Londra'daki Royal Albert Hall'de sahneye çıkan grubun arkasında Malcolm Arnold'un maestroluğunda kocaman bir klasik orkestra vardı. 

Zaman içinde bugüne kadar bir çok rock grubunun parçaları klasik orkestra ile seslendirilmiş olduğu gibi konsere klasik orkestrayla çıkan topluluklar da olmuştur. Hele son 20 yıldır bu neredeyse bir furyaya bile dönmüştür. Ancak Deep Purple'ın yaptığı bu çalışma rock ile klasik müziğin sentezlenmesi gibi bir şekilde değil, kelimenin tam anlamıyla klasik formlarda çağdaş bir beste ile karşımıza geliyordu. Bu eserin bir başka önemi de konçerto biçimine büyük bir yenilik getirerek, bir ilki başarıyor olmasıydı. Genelde bir enstrümanın solo olarak yeraldığı  orkestrayla birlikte karşımıza çıkan konçerto, keman ve piyano başta olmak üzere enstrümanlar için yapılır... keman konçertosu, obua konçertosu gibi. Hatta Türk Beşleri'nden Hasan Ferit Anlar'ın Kanun Konçertosu vardır ki, Türk Musikisi'nden bir enstrümanı klasik müzik konçerto repertuarının içine dahil etmiştir. Deep Purple da, klasik müzik normlarında bir beste ile bir enstrüman yerine bir rock grubunu  koyarak konçerto formunda bir ilki oluşturuyordu. 

"Concerto for Group and Orchestra", Deep Purple'ın klavyecisi Jon Lord'un bir bestesiydi. Klasik müzik kökenli bir piyano eğitiminden gelen Lord'un bu beste dışında bazı bale süitleri de vardır... Hatta bunlardan biri 1980 sonunda İstanbul Festivali'ne gelen Kanadalı bir modern bale ekibi tarafından da sahnelenmişti. 

Bu eserin bestecisi John Lord'dur ama vokal bölümleri için şarkı sözlerini yazan da Ian Gillan'dır. Tümüyle grubu ele aldığımızda nefis sololarda bir hard rock grubu konçertonun içinde ilk kez kendini buluyordu. 

Jon Lord'un 1969'da yaptığı bu çalışmadan sonra gruptan ayrı yaptığı, 3 solo albüm vardır ki bunlar da da onun klasik müzik etkileşimli besteleri orkestra ve rock birleşimiyle nefis örnekler olarak yerini alır. 1971 yılında plak olarak çıkan "Gemini Suit", Lord'un klasik müzik formundaki bestelerinden şekillenmektedir ama bu beş bölümlük eserde rock grubundaki enstrümanlarda davul, gitar, bas, piyano vokal üzerine düzenlenmiş 5 eserden oluşmaktadır. Eser orkestra ile seslendirilmek üzere klasik formda yapılmış olmasına karşın ilhamını Deep Purple'ın kurulumundan almıştı. Ancak bu solo çalışmada Purple'dan sadece baterist Ian Paice ve bas gitarist Roger Glover konuk oluyordu.  Piyano ile Jon Lord ikinci parçada yer alırken son bölümde de orguyla  katılırken, gitarıyla Albert Lee.  vokalleriyle Yvonne Elliman ve Tony Ashton katkıda bulunmaktaydı. 

"Gemini Suit"ten üç yıl sonra Lord, ikinci solo albümü olan "Windows"u yayımlayacaktı. Canlı olarak Almanya'da kaydedilen bu çalışmada Eberhard Schoener'in yönettiği Münih Oda Orkestrası yer almaktaydı. 1 Haziran 1974 yılında verilen bu konserde  Progresif rock ile orkestral yapı kaynaştırılırken, bestelerde geç romantik dönem klasik müziği modernist yapıyla bütünleşiyordu. 

Bir yıl sonra da Lord'un gene Almanya'da Eberhard Schoener'in yönettiği Macar Filarmoni Orkestrası'yla yaptığı "Windows" albümü çıkacaktı.  

John Lord'un klasik müzikle bağı bu üç albümde yansımakla kalmayacak, Deep Purple çalışmalarında da kendini hissettirecekti.Ancak John Lord sadece klasik müzikle sınırlı biri değildi onun evreninde blues'ın izleri British Blues'un kuruluş yıllarına şahitlik edilen zamanlara dayanıyordu. Deep Purple müziğinin içine yansıyan blues etkisini Jon Lord'un son döneminde kurduğu blues grubuyla yaptığı çalışmalarla da görecektik.  

Jon Lord'un klasik müzikle ilgisi hakkında bir yazı burada biter mi... elbetteki bu mümkün değil ve daha yazılacak çok şey var. Zaten Lord'un bu alanda yaptığı çalışmalar daha sonraki yıllarda ve tabi Deep Purple'dan ayrıldıktan sonra daha da  gelişmiş bir repertuara erişecekti. Hatta bu yazıyı hazırlarken hem o üç albümü hem de daha sonraki çalışmalarından kaçırdıklarımı söyle bir toparladım. Ortaya uzunca bir dinleme serüveni çıktı ki, okuduğunuz bu yazı olsa olsa kısa bir girizgah olabilir. 

Deep Purple ile yapılan "Concerto for Group and Orchestra" zaman içinde sınırlarını ve dönemini aşarak bir klasik müzik repertuarına dönmüştür. Bir sonraki yazı da da onunla ilgili bir konser haberini vereceğim. 

APTULİKA




10 Aralık 2022 Cumartesi

Bu Bir Jon Lord Değildir - 2

 


Bir önceki yazımda John Lord çizimimin Barış Manço'ya benzetilmesinden yakınmıştım. O yazıyı yazarken aklıma derhal bir fikir geldi ve facebook sayfamdan da bu çizimi paylaşayım dedim ve yanına da şu notu kattım:

"Blues Perişan blog'da bir yazıya başlamadan önce paylaşayım dedim. Kimin hakkında olacağını anladınız her halde. Ama bu çizimim o kadar farklı kişiye benzetildi ki... artık ben de kuşkuya düştüm. Siz yoruma kimin çizimi olduğunu yazın da ben de kuşkudan kurtulayım."

Facebook'ta bu resmi ve mesajı yayınlar yayınlamaz hemen yorumlat birbiri ardına düşmeye başladı. Eh hani benim facebook sayfamdaki insanlar rock müzik dinleyicisi ve bu yüzden de ilgiliydi. Öyle her uzun saçlı ve bıyıklıya Barış Manço demezlerdi tabiki. Ancak bu sefer işler daha da çetrefilli hale gelecekti. 

Nasıl mı?

Dinleyin hele...

İlk önce gelen mesajlarda Jon Lord ismi yoğunluklu olarak gelmeye başladı. İçim bir anda rahatlamıştı. Eh hani ne de olsa rock dinleyen insanlar başka oluyor derken bir anda Frank Zappa diyenler oldu. Bu sefer de Zappa diyenlerle Lord diyenler arasında tartışma başladı. "Yok onun dudak altında ufak sakalı var"... "Yok gözünün üstünde kaşı var" derken tartışmaya Tommy Iommi diyenler katıldı.  Tommy Iommi ile işin işine Black Sabbath girince Gezer Butler diyenlerde, Iommi'midir... Hayır Butler'dır türünde yeni bir kavgadır başladı. 

Peki Barış Manço diyen oldu mu? İnanın bana gene oldu. Facebook'ta bu anketi yaparken bir önceki yazıyı daha yayınlamamıştım. Dolayısıyla profilde bu çizimi insanlar ilk kez gördü ve Barış Manço diyenler az da olsa oldu. Böyle algılanmasına, Jon Lord olarak tanıyan bir arkadaşım yanına şöyle bir not düşerek açıklık getirecekti: "Hocam tam Anadolu Rock Star kıvamında olmuş."

Ama gene de ağırlıklı olarak Jon Lord denilmişti ama daha ne isimler vardı derseniz, şöyle sıralanıyordu:

Behzat Ç'nin metalik hali...

Turhan Selçuk...

Bülent Ecevit'in uzun saçlı hali... (Üstelik Ecevit'e iki kişi benzetmiş.)

Led Zeppelin'den John Bonham...

John Lord'un Timur Selçuk hali...

Bu en sondaki dört benzetmeye açıkcası ilk önce şaşırdımsa da bir süre sonra benim çizimim bana da Behzat Ç, Turhan Selçuk gibi geldi doğrusu. Rene Magritte'in "Bu Bir Pipo Değil" resminin asıl adı gibi "İmgelerin İhaneti" böyle bir şey olsa gerek. 

Bunların hepsi güzeldi de gene gelen yorumlardan birinde, "Alırsın Ford Olursun Lord" tekerlemesi vardı. Aklıma Nazareth'ten yola çıkarak yapılan "Nazar etme ne olur çalış senin de olur" lüzumsuzluğu geliverdi. Daha önce Nazareth'i yazdığım yazıya yorumlarda gene bu tekerleme yazılınca bir arkadaşımızda şu notu düşmüştü: "benim kıza yapıyorum bu esprileri, baba 90'larda güzel yaşamışsınız ama esprileriniz bok diyo" Ne diyeyim z kuşağına bir kez daha güveniyorum. Bizi kim bu sözcük esprilerine musallat etti anlamıyorum. 

Her neyse, yazıyı noktalamaya yakın çizimime bir kez daha bakıyorum... Bana da ciddi ciddi Behzat Ç, Turhan Selçuk hatta Timur Selçuk gibi görünüyor ama inatla vurguluyorum ki Barış Manço'ya uzaktan yakından benzemiyor. 

İmgelerin İhaneti işte böle bişi.

APTULİKA


Bu Bir Jon Lord Değildir - 1

 


Pandemi dönemine girmeden kısa bir süre önce "Cem Karaca'dan Zappa'ya" adında bir karikatür sergisi açmıştım. O sergide yukardaki çizim de yer almaktaydı. Bu Deep Purple'ın org, klavye, piyano ustası Jon Lord'un çizimiydi ve ben bu çizimimi çok seviyordum ama sergi sonunda satılmayanlar arasındaydı ve eve götürecektim. İstanbul sergisinin ardından Ankara'daki sergide beğenen çıkacaktı umudunu taşıyordum ki, olamadı... O malum Covid 19 salgını salgını geldi ve Ankara sergisi iki kere ertelendi. 

Pandemi döneminde karantina sonrası Kuzguncuk Sahaf'ta durmaya başladım. Dükkanın sahibi İstanbul dışına taşındığı için bir başka akadaşı ile ben aralıklı (dört gün o, üç gün ben gibi dönüşümlü) olarak duruyorduk. Pandemi sürecinde ise evim yakın olduğu için dükkanda devamlı takılmaya. başlamıştım. Sahafın sahibi olan arkadaşım Bahadır, "Abi dükkana kendi çalışmalarından da koy, satılır." dedi. Hatta bir ara yasaklar ufaktan aralanınca İstanbul'a gelen Bahadır, "Abi ben dükkanı senin işlerle dolacağını sanmıştım, bir iki şey çizip koysana, bak şurada boş çerçeveler de var. Onlara çerçeveleyip duvara asarsın." diye zorlayınca bir iki işi koymaya başladım. Tabi sergiden kalan bu Jon Lord çizimim de vardı. 

Bu çizimlerle ilgilenen çok oldu, hatta bir çoğu satın alınmaya da başladı. Bu Jon Lord çizimiyle de ilgilenenler oluyordu ama satın alan olmuyordu. Zaman içinde bu çizimle ilgilenen çok olmaya başladı. Ancak her bakan, "Bu Barış Manço çizimi orijinal mi"  ya da "ne kadar" diye soruluyordu. Ben de üşenmeden "O Deep Purple'ın klavyecisi Jon Lord" diye düzeltiyordum. Bir ara "klavyeci" demem anlaşılmaz sanarak, "keyboardçısı" ya da "orgcusu" demeye başladım. Bir gün daha da anlaşılsın diye "Piyanisti" demiştim, karşımdaki adam bana şaşkın şaşkın bakarak, "Böyle piyanist şantör mü olur" dedikten sonra, "Bana bunu Ümit Besen diye yutturacağını mı sanıyorsun" gibisinden suratıma bakıp, çıkıp gidecekti. 

Bir gün dükkana iki Fransız turist kız girdi. Dükkandaki tablolara , objelere ve heykellere bakıp aralarında Fransızca konuşuyorlardı. Bir ara benim o çizime bakıp aralarında "Bu kim olabilir" diye konuşmaya başladılar. Biri "ben bunu tanıyorum acaba kimdi... dur hatırlayacağım" gibisinden bir duruma girdikten sonra, Barış Manço'nun "Arkadaşım Eşek" melodisini, "tamam buldum" dercesine mırıldanmaz mı... Yahu 20 yaşındaki Fransız bile Barış Manço'yu hem de şarkısını melodisiyle mırıldanacak kadar biliyor da Jon Lord'u tanıyamadı şaşkınlığıyla atılarak, İngilizce "O Barış Manço değil, Deep Purple'ın orgcusu John Lord" diye düzeltecektim. 

Bu diyaloglar bitmiyordu. Gene bir gün biri resme bakıp, "Bu Barış Manço resmini siz mi..." demesini tamamlatmadan yandaki kırtasiyeciye koşup siyah fon kağıdı ve makas alıp dükkana geldim. Müşteri daha lafını bitirememiş halde dururken fon kartonunu kesip Çizimdeki bıyıkları Barış Manço gibi uzattım ve "İşte böyle olursa Barış Manço" dedim. O da yetişmez diye bıyık eklemesi olan iki parça kağıdı aldıktan sonra fon kağıdından siyah gözlük yaparak gözlerin üzerine yerleştirdim ve "İşte bakın Jon Lord" diyerek bilgiç bilgiç durdum. Ama karşı taraftan "A ! evet bu Deep Purple'ın klavyecisi Jon Lord" onayını beklesem de nafileydi, tabiki.

Bu sorularla boğuşurken bir ara kara gözlüklü Jon Lord çizimi de yapıp koydumsa da değişen bir şey olmadı, gözlüksüz bu çizime gene de "Barış Manço" diyorlardı. Baktım olacak gibi değil, bir Barış Manço çizimi yaptım ve çerçeveleyip, dükkanın en görünen yerine astım. Artık bu sorulardan kurtulurum diye beklemeye koyuldum. Bu arada o Jon Lord çizimi öyle dükkanın duvarında falan asılı da değildi, bir biri ardına dizili tabloların arasında görüyorlardı. Yani bu kadar belirgin bir yerde duran Barış Manço çiziminden sonra böyle bir soru gelmez artık diye bekliyordum. O sıralarda dükkana biri girdi tek tek tablolara baktı, bizim Jon Lord'u da gördü ama neyse ki o malum "Bu Barış Manço tablosu..." diye başlayan soruyu sormadı. İçimden "oh be neyseki" derken adam duvardaki Barış Manço'yu gördü ve bana "Bu Barış Manço'ya hiç benzememiş" diyecekti.

Sonra o Barış Manço çizimi de satıldı. Bir ara siyah gözlüklü Jon Lord çizimi de gitti. Ancak o gözlüksüz Jon Lord çizimi kaldı. Bir ara onunla ilgilenip almak isteyen oldu ama satmadım. Neden mi? Çünkü almak isteyen kişi, "Bu Barış Manço tablosu ne kadar, almak istiyorum." demişti. Bende hemen, "O Barış Manço değil, Deep Purple'ın klavyecisi..." diye giden düzeltmemi yapacaktım. Ardından , "Bakınız bu duvarda asılı olan Barış Manço" dedimse de adam inatla, "Ama ben onu değil bu Barış Manço çizimini sevdim, bunu almak istiyorum" demez mi? Ben gene o malum düzeltmeyi yapacaktım. Ama adam, "Olabilir ben gene de bu tabloyu almak istiyorum." diye ısrar edecekti. Sonra ne mi oldu? Aynen şöyle bir diyalog geçti aramızda:

- Beyfendi, o çizim Barış Manço değil, Deep Purple'ın klavyecisi Jon Lord'a ait.

- O Lord, mord değil... Barış Manço ve satın almak istiyorum.

- Yahu anlatamıyorum galiba, Bu Barış Manço çizimi değil. Deep Purple grubunu bilmiyorsunuz sanırım.

- Nasıl bilmem onların "Smoke on The Water" parçası vardır...hatta "Child In Time"ı da çok severim.

- İyi ya beyfendi onların orgcusu

- Jon Lord tabiki biliyorum.

- Madem öyle işte bu onun çizimi.

- Olabilir ama ben bu Barış Manço çizimini sevdim ve almak istiyorum.

...

Bu konuşmalar sürdü ve en sonunda adama o tabloyu satmadım. "Yahu sana ne adam Barış Manço diye alsaydı..." diyebilirsiniz ama iş inada binmişti bir kere.

Geçtiğimiz yazın başında Kuzguncuk Sahaf kapandı. Aradan geçen bu sürede gene bu Jon Lord çizimim aklıma geldi. Peki ne mi oldu derseniz. En sonunda dükkandayken bir gelip, satın aldı. Yok yok... Barış Manço diye değil, harbiden John Lord diyerek satın aldı.

Fakat ben bunca olayın ardından Rene Magritte'in sürrealist resmi "Bu bir Pipo değildir" gibi "Bu bir Jon Lord değildir" diyorum, bu çizime.

Bu arada bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde, çizimi facebook'tan yayınlayıp, yanına da :

"Blues Perişan blog'da bir yazıya başlamadan önce paylaşayım dedim. Kimin hakkında olacağını anladınız her halde. Ama bu çizimim o kadar farklı kişiye benzetildi ki... artık ben de kuşkuya düştüm. Siz yoruma kimin çizimi olduğunu yazın da ben de kuşkudan kurtulayım."

notunu düştüm. Yorumlara baktım ve bu yazının ikinci bölümü olacak dedim. O yorumlar da neler vardı derseniz... Onları da bir sonraki yazıya bırakalım.

APTULİKA


6 Aralık 2022 Salı

Deep Purple'ın ilk kurucu kadrosundan bugüne kalan kim?



Yarım asırdır rock tarihine oturmuş efsane bir grup, Deep Purple. 1976 ile 1984 yılları arasında dağılması ve 8 yıllık bir sessizliğe bürünmesinin haricinde kurulduğu günden bu zamana kadar çalışmalarını sürdüren grup, albümler ve konserlerini aralıksız sürdürüyor. 

Peki hiç aklınıza geldi mi, bilememem ama Deep Purple'ın ilk kadrosundan bugüne kalan, yani kurucu elemanları kimler olabilir?

Bir çoğunuzun aklına hemen vokalist Ian Gillan ismi ya da basçı Roger Glover isimleri gelebilir. Onların ardından da davulcu Ian Paice.

Şimdi bu sorunun cevabını bulmak için grubun kuruluşunda olan ve ilk üç albümde çalan Deep Purple kadrosuna bir bakalım: 

Mark I

(Mart 1968 - Temmuz 1969)

Rod Evans - vokal

Ritchie Blackmore - gitar

Nick Simper - bas, geri vokal

Jon Lord – klavyeler, geri vokaller

Ian Paice - davul, perküsyon


Deep Purple'ın ilk kadrosu yani grubun alameti farikası olan tanımıyla Mark 1 kadrosu bu şekilde. Geçen 54 yıllık zaman içinde Deep Purple kadrosu 9 defa yenilenmiş ve en son haliyle şu şekilde:

Mark IX

(Nisan 2022 - günümüz)

Ian Gillan -  vokal

Simon McBride – gitar, geri vokal

Roger Glover - bas

Don Airey - klavyeler

Ian Paice - davul, perküsyon

Bu yılın Nisan ayından itibaren grubun gitaristi Steve Morse karısının rahatsızlığı nedeniyle grubu bırakınca onun yerine Simon McBride geçince Deep Purple'ın Mark IX kadrosu oluşacaktı. 
Böylece sorumuzun cevabını buluyoruz. 

Grubun ilk kadrosundan bugüne kalan tek eleman usta davulcu Ian Paice olmakta. 



Deep Purple içinde nice efsane isim gruptan ayrı kalmıştır. Bunlardan biri de Ian Gillan'dır. Grupla 70'li yıllarda efsane albümler yapsa da gruptan ayrı kaldığı zamanlar olmuştur. Kurucu eleman ve gitarıyla bir otorite gibi duran Ritchie Blackmore bile 1993'ten sonra gruptan ayrıldığı gibi 1976'da da yerine Tommy Bolin gelmişti. Uzun lafın kısası... Deep Purple'da başından bugüne kadar her albümde yer alan tek eleman olma özelliği de Ian Paice'e ait. 



Deep Purple'ın kuruluşundan bugüne kalan tek eleman olmakla kalmayıp, bütün Deep Purple albümlerinde de çalmış olan tek eleman olma özelliğini taşıyan Ian Paice'e buradan bir selam gönderelim.

APTULİKA


3 Aralık 2022 Cumartesi

Brain Johnson: "Annette'yi asla unutmayacağım"

 


İlkokula gittiğim zamanlarda bir arkadaşımın doğum gününde eskilerin piknik tipi denilen taşınabilir bir pikabını görmüştüm. Öyle büyüleyici bir şeydi ki, bugün bile hatırladıkça heyecanlanırım. Sonra ortaokula giderken, bir pikabım olsa hayalim hep sürdü. Hatta pikaptan önce plaklar almaya bile başlamıştım. Bir ara pikabım olacaktı ve onları dinleyecektim. Ortaokulun sonlarına doğru bu hayalim gerçekleşti ve radyolu bir pikabım oldu. Bu arada babamın üniversiteyi bitirip ilk işe girdiğinde aldığı gramofondan Deep Purple plağı dinleme. uğraşımımın sonucunda o taş plak için olan kalın gramofon iğnesiyle güzelim plağı da haşat ettiğimi bilirim. 

Benim gençliğimde pikap bir lükstü ve zor edindiğimiz bir şeydi. Pikabı bulduğunda da sevdiğin grubun plağını da bugünkü gibi anında bulabilmen imkansız gibi bir şeydi. Bir ara Murat Beşer'den dinlemiştim, rahmetli Apaçi Ayhan ile birlikte King Crimson'un yeni çıkan bir albümünü dinlemek isterler ama daha İstanbul'da plakçılarda yok. Bu plağın Edirne'de birinde olduğunu öğreniyorlar. Otobüse atlayıp, Edirne'ye gidiyorlar ve bu plağa sahip olan kişiyi buluyorlar. Adam da onları evinde konuk ediyor ve bizimkiler plağı dinleyip, adama teşekkür edip, otobüse atlayıp, İstanbul'a dönüyorlar. Şimdi siz bunları okurken abartılı bir öykü sanabilirsiniz ama ben Murat'tan bunu dinlediğimde, "Hadi yahu amma da attın" falan demedim... çünkü bunu ben de yapardım...hatta yaptım da. Ortaokulun sonu ve İngilizce dersinden ikmale falan kalma durumundayım. Babamın bir arkadaşının oğlu Robert Kolej'de okuyor ve bana ders verecek. Ben isteksiz isteksiz Robert Koleji'n öğrenci yurtlarına doğru yürüyorum, aklımda The Who'nun "Tommy" plağı var. O dönem Hey dergisinde duymuşum ve filmi de varmış diye içimden geçiriyorum. Ders , mers çok sıkıcı ama gideceğiz. Bana ders verecek abinin odasına giriyorum ve bir anda orada pikap olduğunu görüyorum. O da ne!... plaklar arasında The Who'nun "Tommy" albümü orada duruyor. Ders başlıyor ama aklım hep o plakta. Ders bitiyor ve rica ediyorum plağı bir iki parça dinliyorum. Ertesi günü derse koşa koşa gidiyorum. Sonuçta ben sınıfta kalmadım ama İngilizce nanay vaziyette  ancak her ders sonu The Who'nun albümünü bol bol hatim etmiştim. Bir kaç yıl sonra da film geldi onu da izledim ama İngilizce hep nanay kaldı. Ama en sevdiğim ve unutamadığım ders o derslerdi. 

Bu yaşadıklarımızın benzerini AC/DC'nin vokalisti Brain Johnson'un da yaşadığını dün okuduğum bir haberde de görecektim. https://ultimateclassicrock.com/brian-johnson-little-richard-tutti-frutti/ sitesinde çıkan haberde Brain Johnson'un Little Richard'ın "Tutti Fruitti" plağını dinleme serüvenini okuyunca aklıma o yaşadıklarımız gelecekti. 

 AC/DC'nin efsanevi vokalisti Brain Johnson  12 yaşında ve ailesinin kuzey İngiltere'deki evlerinde pikap falan yok.  Ama radyoda kısa bir anda yakaladığı “Tutti Frutti" ilgisini çekiyor. Bunun üzerinden uzun bir süre geçiyor. Brain bir evin önünden geçerken bu şarkıyı duyuyor.  Brain Johnson otobiyografisini yazdığı kitapta o anı şöyle anlatıyor: “Bu plağın sesinin bir pencereden geldiğini duydum ve ardından ne yaptığıma bugün bile inanamıyorum. Kapıyı çaldım ve kapıyı bir  kız açtı. Benden altı yaş falan büyük olan bu kız bana  'Sen kimsin?' dedi. Ona 'Benim adım Brian, iki sokak aşağıda yaşıyoruz." dedikten sonra  ' O biraz önce çalan plağı tekrar takabilir misin?" diye ekledim. O şaşırmıştı, ama bana 'Orada, pencerenin altında dur' diyerek beni dışarı çıkardı ve plağı çaldı. Ben de ona 'Teşekkür ederim' dedim!' O da bana kendini 'Benim adım Annette' diyerek tanıttı.  Ben de 'Teşekkürler Annette' dedim. … Onu asla unutmayacağım.”

Plak bir tutku ve hiç ama hiç bitmeyeceğe benziyor. 

Aptulika


 

29 Kasım 2022 Salı

Deep Purple vokalisti Ian Gillan'ın acı günü



Deep Purple vokalisti Ian Gillan'ın eşi Bron , 19 Kasım 2022'de  67 yaşında hayata veda etti. 

Ian Gillan'ın resmi Facebook sayfasında 27 Kasım , Pazar günü yayınlanan bir gönderiyle bu haber duyuruldu.  Bu facebook paylaşımında Ian ve Bron'un 1984'teki düğün günlerinde çekilmiş bir fotoğrafına yer verildi. 

Ian ve Bron çifti 40 yıllık bir birlikteliği paylaşıyorlardı. Onların bu aşklarının izleri şarkılara da konu olmuştu. Black Sabbath'ın Ian Gillan'la birlikte 1983'te çıkardığı tek albümü "Born Again"deki "Keep it Warm" şarkısı, o zamanki kız arkadaşı Bron'a ithaf edilmişti.

Sekiz yıl sonra yani  1991'de Ian Gillan'ın solo olarak yaptığı "Don't Hold Me Back" ise,  esi Bron'un kalp ameliyatı geçirmesinden sonra yazılmıştı. Aynı albümde yer alan ve albüme ismini de veren 'Toolbox' parçası için 2015 yılında yapılan bir röportajda Ian Gillan: "Karım ve onun kalp ameliyatı hakkındaydı, biliyor musunuz?" dedikten sonra şunları da ekleyecekti, "O sırada hastanedeydi ve açık kalp ameliyatına giriyordu. Bu saf bir aşk şarkısı olarak o zaman çıktı."  


O röportajda efsane vokalist özellikle Deep Purple'da karısı Bron ile ilgili şarkı yapmaktan kaçındığını da şu sözlerle belirtmişti: "Bunu bir Deep Purple plağında yapamazdım. Kişisel tutkumu bir Deep Purple şarkısına bu kadar fazla empoze edebileceğimi sanmıyorum."

Ian Gillan'a buradan bir başsağlığı dileyelim. 

Ve son olarak da ekleyelim: Usta müzisyenler güzel adam da oluyor demekki. Aşklarının önünde saygıyla eğilirim. (Bu arada Deep Purple'ın gitaristi Steve Morse'ın da eşinin rahatsızlığı sebebiyle müziği bıraktığını da bir kez daha hatırlatalım."





6 Eylül 2022 Salı

IAN GILLAN, Kasım'da PRAG FİLARMONİ ORKESTRASI ile konserler verecek.



Deep Purple'ın efsanevi vokalisti Ian Gillan , Kasım ayında İspanya'da gerçekleşecek bir konser turuna çıkacak. Altı konserden oluşacak bu turnede 77 yaşındaki sanatçıya Alman şef Friedemann Riehle yönetimindeki Prag Filarmoni Orkestrası eşlik edecek .

Filarmonik orkestra ile birlikte vereceği konserlerde Gillan, Deep Purple şarkılarının haricinde Pink Floyd, Metallica, AC/DC, Queen klasiklerine de yer verecek. 



Tur tarihleri ise şu şekilde:


11 Kasım – Zaragoza, Principe Felipe Arena

12 Kasım – Barselona, ​​Pabellón Olímpico de Badalona

18 Kasım – Vigo, Instituto ferial de Vigo: IFEVI

19 Kasım – Vitoria-Gasteitz. Fernando Buesa Arena

25 Kasım – Granada, Palacio delos Deportes

26 Kasım – Madrid, Pabellón Multisos Madrid Arena

26 Temmuz 2022 Salı

Deep Purple'ın Yeni Gitaristi Simon McBride


Steve Morse'ın ayrılışından sonra Deep Purple'ın gitaristliğine Simon McBride geçti. Kuzey İrlandalı gitarist 1990ların ikinci yarısında metal grubu Sweet Savage'ın gitaristliğini de yapmıştı. 

Deep Purple'ın gitaristi Steve Morse'un karısının rahatsızlığı sebebiyle gruptan kalıcı olarak ayrıldığını duyurmuştuk.  Ondan boşalan yere İrlandalı bir gitarist olan Simon McBride'ın katıldığı grup tarafından açıklandı. 43 yaşında olan, Belfast doğumlu Kuzey İrlandalı gitarist, geçen yıl Morse'un kısa süreli ayrılığında Deep Purple turnesine devam eden elemandı. 

 "Smoke On The Water"ın Sırrı

Bu değişimle ilgili ilk açıklamayı yapan Steve Morse,  "Simon'ın bu yeri doldurmayı çoktan hallettiğini biliyorum," dedikten sonra kendisinden önceki gitarist Blackmore'a da bir gönderme yaparak, biraz da espriyle, şunları söyleyecekti: "Ama şimdi Ritchie'nin Smoke on the Water girişinin nasıl kaydedildiğinin sırrını barındıran kasanın anahtarlarını teslim ediyorum. Sanırım anahtarı elimize alıp iyice sallamanız gerekiyor, çünkü o kasayı hiç açmadım." 



"28 yıllık harika bir yolculuğun ismi : Steve Morse" 

Deep Purple'ın diğer üyeleri, grupla 28 yıl ve sekiz stüdyo albümünden sonra Morse'un mirasını yansıtan açıklamalar yayınladı.



Grubun efsanevi vokalisti Ian Gillan , "Bu gibi durumlarda normalde doğru kelimeleri bulmak zordur.  Ama Steve Morse için ne söylemek istediğimi biliyorum. Deep Purple'da geri kalanımızdan farklı bir geçmişe sahipti ve yine de müzik dehası bir şekilde uyumluydu ve grubun 1996'da bizimle ilk albümünü yaptığında benimsediği yeni yönde büyük bir rol oynadı ve daha sonra, çeyrek asırdan fazla bir süredir, herhangi bir Deep Purple gitaristinin en uzun görev süresinin keyfini çıkararak ve Don Airey'in 2002'de emekli olan  Jon Lord'un yerini almasıyla başlayan ve günümüze kadar en uzun değişmeyen kadroya katkıda bulundu. 

Steve'den ilk olarak Dixie Dregs, özellikle de Tommy Vance'in BBC rock şovunun tema melodisi olan Take It Off The Top adlı şarkı sayesinde haberdar oldum ve beni çok etkiledi. " dedikten sonra Gillan sözlerine şöyle devam edecekti: " Hepimiz onun bağlılığına hayranız; tüm hayatı boyunca güçlü bir aile babası oldu. "

 Deep Purple'ın emektar davulcusu Ian Paice ise şöyle diyecekti: "Steve Purple'da bize katıldığı andan itibaren, bizim için yeni müzikal olanaklar açabileceğini gösterdi. Çoğu büyük yaratıcı müzisyen gibi, o da kimsenin aklına gelmeyen müzikal fikirler bulma yeteneğine sahipti. Bence bunu söylemenin en kolay yolu onun her zaman 'alışılmışın dışında düşünüyor' olmasıdır. Bunu çoğumuz yapamayız!"


 Deep Purple'ın bas gitaristi Roger Glover da Morse'ın ardından şunları dile getirecekti: "80'lerin başında Rainbow ile Almanya turnesinde Dixie Dregs'in Go for Baroque şarkısını bir araba radyosunda duydum. Büyülendim ve hemen Unsung Heroes'u satın aldım . Ardından Steve'in ilk solo albümünü satın aldım. On iki yıl sonra birlikte bir grupta olacağımızı asla hayal edemezdim. Deep Purple 90'ların ortalarında çok önemli bir noktadaydı ve kendini yenilemesi gerekiyordu. Steve ilham veren bir seçimdi ve yeteneğini ve sınırsız hayal gücünü bize getirdi - en sevdiğim albümüm Purpendicular tarafından kanıtlandı - grubun yeni bir başlangıç ​​yapmasını sağladı. gelecek 28 yıl için harika bir yolculuk. O bir öğretmen, enerjisi, cesaretlendirmesi ve bilgeliği ile bize, özellikle bana ilham verdi ve bu gruba katkısı ve mirası kelimelerin ötesinde. dostluk kalacak."

 Grubun John Lord'un ardından gelen klavyecisi Don Airey şunları söyleyecekti:  "Son 20 yılda benim için hem müzikal hem de kişisel olarak parlayan bir ışık olduğun için Steve'e teşekkürler. Tek yapabileceğim sana ve Janine'e gelecek için en iyisini dilemek, hayatın bu yeni rotasında. Yeteneğinizi ve müziğinizi söndürmek için bundan çok daha fazlasının gerektiğini biliyorum, umarım sizi yolda tek tek görürüz."

Deep Purple'dan yapılan son açıklamada ise , "Gruptan başka bir yorum yapılmayacak. Steve ve Janine'in mahremiyetine saygı gösterilmesini ve şu anda bunları aklınızda tutmanızı rica ediyoruz."diyerek açılamalarını noktaladılar. 


Deep Purple'ın Yeni Gitaristi


Grubun kadrosuna yeni katılan Simon McBride'ı tanımak için wikipedia'dan şöyle bir alıntı yapalım. (*)

Deep Purple'ın yeni gitaristi Simon McBride  on yaşındayken gitar çalmaya başladı. 15 yaşına geldiğinde Guitarist Magazine'in o yıl Wembley Konferans Merkezi'nde düzenlediği bir performans yarışmasında Yılın Genç Gitaristi seçilecekti.

 16 yaşına geldiğinde ise Belfast merkezli metal grubu Sweet Savage kadrosuna girecekti.   Grupla birlikte turneye çıktı ve 1996 yılında "Killing Time" ve iki yıl sonra çıkacak olan  "Rune" albümlerinde çaldı.

Simon McBride, 1998'de Sweet Savage'dan ayrıldıktan sonra 1991'de kült filmi The Commitments'da adını duyuran ve şarkı söyleme kariyerine devam eden İrlandalı Andrew Strong'a katıldı.    

2008'de McBride ilk solo albümünü çıkartacaktı. Bu zamana kadar İngiltere ve İrlanda'da Jeff Beck , Joe Bonamassa ve ABD'li slayt gitaristi Derek Trucks konserlerinin açılışında yer alan gitarist, 2010 sonbaharında ilk gitar kahramanlarından biri olan Joe Satriani'yi desteklemek için İngiltere'yi gezdi .  

2016'da McBride, Micky Moody'nin yerine klasik rock grubu "Snakecharmer"a katıldı ve Mayıs 2017'de piyasaya çıkan yeni albümleri "Second Skin"i kaydetti ve o zamandan beri onlarla turneye çıktı.

2022'de Deep Purple'da Steve Morse'un geçici olarak yerine geçeceği açıklandı, Steve ise kanserle savaşı sırasında karısına baktı.  23 Temmuz 2022'de Steve Morse'un gruptan kalıcı olarak ayrıldığı açıklandı ve onun yerine grubun yeni gitaristi olacağı açıklandı. 


(*) https://en.wikipedia.org/wiki/Simon_McBride



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...