murat beşer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
murat beşer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2022 Cumartesi

Brain Johnson: "Annette'yi asla unutmayacağım"

 


İlkokula gittiğim zamanlarda bir arkadaşımın doğum gününde eskilerin piknik tipi denilen taşınabilir bir pikabını görmüştüm. Öyle büyüleyici bir şeydi ki, bugün bile hatırladıkça heyecanlanırım. Sonra ortaokula giderken, bir pikabım olsa hayalim hep sürdü. Hatta pikaptan önce plaklar almaya bile başlamıştım. Bir ara pikabım olacaktı ve onları dinleyecektim. Ortaokulun sonlarına doğru bu hayalim gerçekleşti ve radyolu bir pikabım oldu. Bu arada babamın üniversiteyi bitirip ilk işe girdiğinde aldığı gramofondan Deep Purple plağı dinleme. uğraşımımın sonucunda o taş plak için olan kalın gramofon iğnesiyle güzelim plağı da haşat ettiğimi bilirim. 

Benim gençliğimde pikap bir lükstü ve zor edindiğimiz bir şeydi. Pikabı bulduğunda da sevdiğin grubun plağını da bugünkü gibi anında bulabilmen imkansız gibi bir şeydi. Bir ara Murat Beşer'den dinlemiştim, rahmetli Apaçi Ayhan ile birlikte King Crimson'un yeni çıkan bir albümünü dinlemek isterler ama daha İstanbul'da plakçılarda yok. Bu plağın Edirne'de birinde olduğunu öğreniyorlar. Otobüse atlayıp, Edirne'ye gidiyorlar ve bu plağa sahip olan kişiyi buluyorlar. Adam da onları evinde konuk ediyor ve bizimkiler plağı dinleyip, adama teşekkür edip, otobüse atlayıp, İstanbul'a dönüyorlar. Şimdi siz bunları okurken abartılı bir öykü sanabilirsiniz ama ben Murat'tan bunu dinlediğimde, "Hadi yahu amma da attın" falan demedim... çünkü bunu ben de yapardım...hatta yaptım da. Ortaokulun sonu ve İngilizce dersinden ikmale falan kalma durumundayım. Babamın bir arkadaşının oğlu Robert Kolej'de okuyor ve bana ders verecek. Ben isteksiz isteksiz Robert Koleji'n öğrenci yurtlarına doğru yürüyorum, aklımda The Who'nun "Tommy" plağı var. O dönem Hey dergisinde duymuşum ve filmi de varmış diye içimden geçiriyorum. Ders , mers çok sıkıcı ama gideceğiz. Bana ders verecek abinin odasına giriyorum ve bir anda orada pikap olduğunu görüyorum. O da ne!... plaklar arasında The Who'nun "Tommy" albümü orada duruyor. Ders başlıyor ama aklım hep o plakta. Ders bitiyor ve rica ediyorum plağı bir iki parça dinliyorum. Ertesi günü derse koşa koşa gidiyorum. Sonuçta ben sınıfta kalmadım ama İngilizce nanay vaziyette  ancak her ders sonu The Who'nun albümünü bol bol hatim etmiştim. Bir kaç yıl sonra da film geldi onu da izledim ama İngilizce hep nanay kaldı. Ama en sevdiğim ve unutamadığım ders o derslerdi. 

Bu yaşadıklarımızın benzerini AC/DC'nin vokalisti Brain Johnson'un da yaşadığını dün okuduğum bir haberde de görecektim. https://ultimateclassicrock.com/brian-johnson-little-richard-tutti-frutti/ sitesinde çıkan haberde Brain Johnson'un Little Richard'ın "Tutti Fruitti" plağını dinleme serüvenini okuyunca aklıma o yaşadıklarımız gelecekti. 

 AC/DC'nin efsanevi vokalisti Brain Johnson  12 yaşında ve ailesinin kuzey İngiltere'deki evlerinde pikap falan yok.  Ama radyoda kısa bir anda yakaladığı “Tutti Frutti" ilgisini çekiyor. Bunun üzerinden uzun bir süre geçiyor. Brain bir evin önünden geçerken bu şarkıyı duyuyor.  Brain Johnson otobiyografisini yazdığı kitapta o anı şöyle anlatıyor: “Bu plağın sesinin bir pencereden geldiğini duydum ve ardından ne yaptığıma bugün bile inanamıyorum. Kapıyı çaldım ve kapıyı bir  kız açtı. Benden altı yaş falan büyük olan bu kız bana  'Sen kimsin?' dedi. Ona 'Benim adım Brian, iki sokak aşağıda yaşıyoruz." dedikten sonra  ' O biraz önce çalan plağı tekrar takabilir misin?" diye ekledim. O şaşırmıştı, ama bana 'Orada, pencerenin altında dur' diyerek beni dışarı çıkardı ve plağı çaldı. Ben de ona 'Teşekkür ederim' dedim!' O da bana kendini 'Benim adım Annette' diyerek tanıttı.  Ben de 'Teşekkürler Annette' dedim. … Onu asla unutmayacağım.”

Plak bir tutku ve hiç ama hiç bitmeyeceğe benziyor. 

Aptulika


 

25 Kasım 2022 Cuma

Günlük Değil GÜNDELİK 0039 - Yeniden

Murat Beşer - Tuval Üzerine Yağlıboya 1991

 

Burada en son yazıyı 25 Ekim tarihinde yazmışım... Yani tamı tamına bir ay ara vermişim. En son yazdığım yazı Halit Kıvanç'ın vefat haberiydi. Bu  gerçek anlamda sarsıcı oldu diyebilirim, zira o benim için "eski Türkiye'nin" alanındaki en son temsilcilerinden biriydi. Keşke otuz yıl boyunca Kıvanç bir rol model olsaydı...oysa bu arada gelen spor ve eğlence spikerlerinin çıtası öyle düştü ki.

Verdiğim arada sadece Halit Kıvanç'la kalmadı, rock'n roll piyanosunu alevlendiren Jerry Lee Lewis'i de kaybedecektik. Bu kadarla da kalmadı ve Nazareth grubunun usta vokalisti Dan McCafferty'i de bir hafta sonrası yitirecektik. İskoç'ların bu muhteşem hard rock grubu Nazareth'in bu muhteşem vokalisti öyle önemlidir ki benim için, ardından bir iki yazı çizim yapmak isterdim ama araya böylesi bir boşluk girdi. 

Peki bu boşluk neden kaynaklanıyor derseniz; nerdeyse bir yıla yayılan ev ve kira muhabbeti yüzünden. Şimdi neyseki yeni bir eve yerleştim ve hayata devam ediyoruz. 

Olay bundan ibaret ve yola devam ediyorum.   "Yahu zamanında bir ev alsaydın ya, kira ödenir mi?" lafını bu bir yılda çok duydum. Eğer aranızdan biri daha bu lafı ederse kalbini kırarım. Ben ilk gençlik yıllarımda gecekondularda direnen insanların yanında duran bir kuşaktan geliyorum. Vaktizamanında o gecekondularında yıkım ekibine direnen insanlar, şimdilerde evlerinin kiralarını mitralyöz gibi üzerime dikiyorlar. Ne diyeyim: "Bütün Dünyanın Kiracıları Birleşin!"

Neyse bu kadar yeter, fazla kafa ağrıtmayalım... Yeniden yazıp çizmeye devam. Bu arada çizim atölyesi, sergi, görme biçimleri vesaire yeniden başlayacak ama tabiki siz olursanız. 

Aptulika

25 Kasım 2022

saat 23:04


2 Eylül 2022 Cuma

İzzet Öz bu pazar Murat Beşer ile Yüz Yüze

 


Bugün 50'lili yaşlarını yarılayanlar hatta 60'a adım atmış olanların ilk rock dinleme serüvenlerinde İzzet Öz ismi, bir vahayı hatırlatır. O, 1970'li yılların sonlarına doğru siyah beyaz ve tek kanallı televizyon yayınlarında, plaklarını bile bulamadığımız (hatta ismini bile ilk defa duyduğumuz) grupları onun yaptığı televizyon programlarında duymuştuk. Aklınıza hemen videoydu ya da klip (her ne derseniz deyin) yayınladığı falan gelmesin, daha MTV falan yok. Konser görüntüsü dersen, o da yok. O müzikleri yayınlarken görsel olarak ya Devler Opera Balesi'nden balerin ve baletlerin sunduğu modern dans görüntüsü o parçalara eşlik eder ya da Akademi ( o günkü İDGSA yani bugünkü M.S.Ü) ve Tatbiki (bugünkü Marmara Üniversitesi G.S Fakültesi) öğrencilerinin yaptığı eserler eşlik ederdi. Kimi zaman Güzel Sanatlar öğrencileri değil, hocaların da çalışmaları olurdu. 

İzzet Öz'ün o televizyon programlarında Camel'dan Embryo'ya, Yes'den Pink Floyd'a, daha nice grubu orada dinlemiştik. Yazılacak bir çok şey var ama ilerde bir yazı yazıp o günleri anmak isterim, bu yüzden de bütün sermayemi burada tüketmeyeyim diyorum. Zaten bu yazı da Pazar günü yapılacak bir sohbet etkinliğinin haberinin girişi. Ayrıca o etkinliğe gittiğinizde bir büyük dünya ile yüz yüze geleceksiniz. 

Bu pazar günü müzik yazarı Murat Beşer, "Yüz Yüze" adını verdiği etkinlikte İzzet Öz ile harika bir sohbet gerçekleştirecek. Ben sözü burada noktalayıp, gerekli bilgileri etkinliğin afişlerine bırakıyorum. Oraya bakınca. göreceksiniz ki, bu sadece sohbetle kalmayacak ardından gelen Murat Beşer'in DJ Set'iyle müzik de olacak, bence kaçırılmayacak bir fırsat. 



28 Eylül 2020 Pazartesi

Bir kavanoz turşu ile yitirilen hayallere tekrar dönüş



26 Eylül 2020, Cumartesi günü BASAD Kafe'de " Türkiye'de Rock Müziği ve Kenardakiler" söyleşisinde   Murat Beşer,  Sabahattin Taşdöğen ve Tarkan Çakır ile birlikte yerimi aldım. Açık konuşmak gerekirse istemeye istemeye, söz verdiğim için gitmiştim... çünkü bu tip söyleşilerde hep aynı şeyler tekrarlanır ve hep eski anılardan bahsedilir. Hani neredeyse sizi bir kapalı kutuya koymuşlar gibi hissedersiniz kendinizi. Oysa ben (tabi diğer katılımcı arkadaşlarım da) hala üretiyorum ve yeni projelerden bahsetmek isterim. Dolayısıyla "Türkiye'de Rock" konulu söyleşilere bundan sonra katılmayacağımı bildirecektim. 

Bu düşüncelerle söyleşiye katılmak için yola koyulduğumda Bakırköy'e vardığımda bir anda pırıl pırıl, capcanlı bir semtle karşılaştım. Kimse bana kızmasın ama Bakırköy, sanat ve kültür açısından Kadıköy'e fark atacak gibi. Böyle bir görüntüyle karşılaştığımda içimden "Yahu boşver şimdi söyleşiyi falan gezin gönlünce" dedim ister istemez. Neyse yapmadım tabiki ve söyleşinin yapılacağı Basad'a doğru gittim. Bir bahçe ile sizi karşılayan bir eski bina yoğun bir emek ve sevgiyle harika yere dönüşüvermiş. Kapıdan adımınızı attığınızda sanatla bütünleşiyorsunuz. Bu arada Bakırköy yetiştirdiği sanatçılarla meşhurdur ve burada her sanatçının anısını hissediyorsunuz. Hani sanki orada bir kapıdan Altan Erbulak çıkacak, Cem Karaca ilerde bir masada çay içiyor gibi, size uzun boyu ile Tarık Akan karşılıyor gibi. Basad, Bakırköylü sanatçılar adına kurulmuş bir dernek ama lafta kalırcasına değil yaşayan, yaşamayan tüm Bakırköylü sanatçıları kucaklayan bir dernek. 

Söyleşi saati geldi ve yerlerimizi aldık. Gelirken ayağım geri geri gidiyordu ama söyleşi başlayınca hiç bitmesin dedim. Sadece eski günlerden ve rock'tan bahsedilmedi. Sanattan da konuştuk, projelerden de. Bir ara Basad'ın bir rock müzesi oluşturma tasarısını da duydum. Tarkan ve ben bu söyleşinin isminde yer alan "Kenardakiler" lafına biraz bozulduk ve bunun için sitem etmekten de kaçınmadık hani.  Sonra o kenardaki ibaresini sadece rock değil, resim, heykel, tiyatro, opera yani çağdaş ne varsa o olduğunu kavradık. İşte Basad yani Kadıköylü sanatçılar bu aydınlanmayı taçlandırıyordu... hem de sadece bugün değil, Cumhuriyet tarihi boyunca. Bu Bakırköy'de bir şey var dostlar, güzel şeylere karşı umudum tekrar alevlendi. Açık söylemek gerekirse, Basad'ın yeni bir etkinlik davetini iple çekiyorum hani.

Peki böyle güzel ve umut arttırıcı bir etkinliğin haberinin görseline neden böyle bir fotoğraf (sanki Can grubunun 1970'lerdeki efsane albümü "Ege Bamyasi" albümünün kapağı gibi) koydum derseniz açıklayayım. Söyleşi bitmişti ve yerlerimizden kalkıyorduk, bu sırada Basad temsilcilerinin teşekkür konuşmasında katılımcılara yani bizlere plaket falan gibi bir şey verileceği duyulur gibi oldu. İçimden bir "eyvah" çektim. Kırmızı kadifeden bir plaket bekliyordum ki, evimin içi onlarla dolu, hadi bakalım bir yenisi daha  dedim ama bozuntuya vermedim. İşte bu sıra beni şaşırtan bu resimdeki şirin mi şirin kavanoz verildi. İlk anda bunu bir reçel kavanozu sandım, oysa ki turşu imiş. İtiraf edeyim ki bu çok hoşuma gitti.. eh hani bizim dörtlüden rakı ile en yakın olan benim ve bu bana özel bir meze olabilir diye içimden geçirdim. Hani bir Anadolu kentine gittiğinizde oraya özel bir şey verilir bunun bir anlamı olur ama Bakırköy'ün turşusu meşhur falan da değil ki. Oysa olayın aslı şöyle imiş. Basad binasının yanında bizim söyleşi yaptığımız kafe sahnesinin yanında ufak bir toprak parçasını yeşillendirmişler. Bu koronavirüs karantinası günlerinde de o bir avuç toprak içini ekmişler. İşte oradan çıkan ürün de bize plaket yerine verilen bir kavanoz turşu olmuş. Bundan güzel şey olur mu yahu!

Basad'a sonsuz teşekkür ederim. Kaybettiğimi sandığım hayallerimi ve en önemlisi İstanbulumu tekrar canlandırdı. En yakın zamanda beni gene davet etmelerini iple çekiyorum.  

Aptulika

28 Eylül 2020

saat 01.19







25 Şubat 2020 Salı

Duyma Biçimleri'nde Murat Beşer'den YUHU sürprizi


Geçtiğimiz hafta 19 Şubat 2020, Çarşamba gecesi, Kadıköy Eskici'de Duyma Biçimleri'nin konuğu Cumhuriyet gazetesi'nin usta müzik yazarı Murat Beşer konuğumuzdu. Beşer ile sadece müzik üzerine değil resim sanatı üzerine de konuştuk. 

Bu keyifli gece aynı zamanda içinde sürprizleri de barındırıyordu. Murat'la söyleşimizde ilk olarak resim üzerine konuştuk... hem de kendi yaptığı tablo ve desenleri de görerek. Mimar Sinan Üniversitesi Resim bölümünde okuduğu yıllardan bu çalışmalarını görmek hepimiz için sürpriz oldu. Daha sonra yıllar öncesine, Stüdyo İmge dergisi yıllarına gittik. Bu dalga dalga yolculuk etkinliğin sonuna doğru, Murat'ın "Şimdi Aptül sana bir sürprizim olacak." demesiyle yeni bir boyuta taşınacaktı. Elinde bir sır gibi sakladığı çantasından bir plak çıkardı. Plak diyorum ama bu bir maketti. Murat yakında piyasaya çıkacak olan Yuhu plağının kapak tasarımını getirmişti. 

Bu bir maket olsa da 1993 yılında kaset olarak çıkan Yuhu'nun "Hazar Sahilinde" albümünü plak kapağı şeklinde görmek heyecan vericiydi. O kasette bildiğimiz kapak, plağa taşınırken oldukça özen gösterildiğini ve titizlikle çalışıldığını gördük. Kapaktaki Hazar haritası kesimli oyma bir şekilde sunulmuş. Çift kapaklı plağın içinde de de büyük boy grup elemanlarının resimleri yer alıyordu. Bu bizim için en büyük sürpriz olmuştu ama asıl sürpriz birazdan gelecekti. Yeni basılacak plakta 1993'teki kaset baskısında olmayan bir şey vardı. Plak kapağını Murat biraz daha açınca içinden bir poster çıkıyordu... bu benim o yıl Hıbır dergisinde çizdiğim Yuhu karikatürüydü. İşte sürpriz diye buna derim.  

Geçen yılın Ekim ve Kasım ayında açtığım "Cem Karaca'dan Zappa'ya" sergime Uzelli Plak'tan Metin Uzelli gelmişti. Sergide yer alan Bruce Springsteen çizimimi aldı ve ardından, "Aptül, senden bir çizimini daha alacağım ama bu sergide yer alanlardan değil, o eski yıllarda yaptığın Yuhu çizimini almak isterim." diyecekti. "Tabi o çizimim senindir. Hem sende o daha değerini bulur. " dedimse de, "Aptül senin parayla işin olmadığını biliyorum ama gönlüm elvermedi." diyerek  bana bir de güzel bir telif ödedi. İşte o gün aldığı bu çizimimi Yuhu plağında da kullanarak beni onure etti. 

Duyma Biçimleri'nde böylesi güzel bir sürpriz ve haberi aldık. Yuhu grubunun1993'te yaptığı "Hazar Sahilinde" kaseti, plak olarak günümüze taşınarak, hakettiği kalıcığı sağlayacak. Bunu bize duyuran Murat Beşer'e ve bu güzel işe atılan Uzelli Plak ve Metin Uzelli'ye binlerce teşekkür diyerek yazıyı noktalayalım ve o gecenin sürprizinden fotoğraflara yer verelim.  












Bu güzel sürpriz ve haberden sonra merakla Yuhu'nun plağını bekleyeceğiz. 

Aptulika
bluesperisan@gmail.com


17 Aralık 2018 Pazartesi

CAZKOLİK 2018'in En İyilerini Seçti



Caz müziği konusunda her şeye yer veren 'Cazkolik' sitesi bu yıl altıncısını gerçekleştirdiği  `Cazkolik Best of 2018` dosyasında yılın en iyilerini belirledi. 


Caz müziği konusunda her şeye yer veren Cazkolik sitesi bu yıl altıncısını gerçekleştirdiği  `Cazkolik Best of 2018` dosyasında yılın en iyilerini belirledi. Ülkemizdeki müzik yazarlarının yaptığı sıralamayla ortaya çıkan "Yılın En İyi Albümleri 2018"  ile ilgi cazkolik şöyle bir tanıtım yapmış, şimdi onlara kulak verelim:

"2013 yılından bugüne Türkiye`de hakkıyla yapılamadığına inandığımız bir geleneği oluşturmaya çalışıyoruz. Tam da bu noktada Cazkolik olarak ilk önce teşekkür edeceğiz. Öncelikle, aşağıda seçimlerini okuyacağınız sevgili dostlarımıza çok teşekkür ediyoruz, onların titizliği, özeni ve müzik sevgileri sayesinde yurtdışındaki dergilerin, portalların, gazetelerin Best of listelerine imrenmekten kurtulduk. Bu dosyanın, konusunda, ülkemizde yayınlanmış en yetkin değerlendirme ve başvuru kaynağı olması en temel arzumuz ve her yıl kapsamını derinleştirme isteğimizi bu yıl da değerli dostlarımızın katkısıyla pekiştirdiğimize inanıyoruz."


 Peki bu yıl yapılan `Cazkolik Best of 2018` dosyasında yılın en iyilerini belirleyen isimlere şöyle bir bakalım:

 Cenk Erdem - R&B, pop ve soul listesiyle   
Zekeriya Şen -   dünya müziği  
Aptulika (Aptulkadir Elçioğlu) - blues albümleri
 Turgay Yalçın -  `live` (konser) albümleri
 Ali Haluk İmeryüz - avangart, mainstream, kategori dışı albümler.
Hülya Tunçağ - yeri ve yabancı caz albümleri
Seda Binbaşıgil - yerli ve yabancı caz
Murat Beşer -  yerli caz ve rock
Levent Ögetyerli ve yabancı caz
Eray Aytimur - yerli ve yabancı caz
Güven Erkin Erkal - Türkçe rock
Ümit Baykara - caz
Cenk Akyol - caz, blues, rock
Leyla Diana - yerli ve yabancı caz
Burak Sülünbaz - caz


 Seçimleriyle bizim blog'un yazarı Cenk Akyol da bu yıl ilk kez  `Cazkolik Best of 2018` a katıldı.   

`Cazkolik Best of 2018` seçimlerini aşağıdaki linki tıklayarak görebilirsiniz.

https://www.cazkolik.com/CazKubbemiz/106724/Cazkolik_Best_of_2018_yayinda_Caz_yazarlari_elesti.html#




3 Ocak 2017 Salı

Müzik Yazarı Murat Beşer


 Müzik yazarlığı denilince aklıma bir çok isim gelir ama bunların çoğu en azından 30 yıl öncesine dayanır. Mutlaka daha sonrası da bir çok isim çıkmıştır ama benim için eskiler ayrıcalıklıydı. O eskilerin konser ya da bir albüm üzerine yazıları mutlaka bir izlenimi ve dinlemeyi barındırırdı. Sadece ciddi müzik dergilerinin değil pop dergilerinde de bu incelik ve eleştirmen hassasiyeti bulunurdu. Söz konusu bir plak ise yazının mutlaka dinlenerek ortaya çıktığı anlaşılırdı. Yabancı dergilerden çeviri anektodların sunulduğu yazılar değil, yazıyı okuyan o albümü dinlemese bile yoğun bir izlenimi ya da dinleyeceği zaman alacağı hazza yardımcı içeriği alırdı. Gitmedğimiz konserler onların yazılarıyla hayalimizde canlanırdı. O müzik yazarlarının yazıları dinlemediğimiz plaklar hakkında fikir verir ve edindiğimizde de dinlememize katkıları olurdu. Sonradan teknoloji ilerleyince bazı şeylere kolay ulaşıldı ama o geçmişin ufuk açan müzik yazarları yok oldu yerini ahkam kesen, çeviri anektodlarla geyik çeviren yazılar aldı.  Daha sonraları ise iş iyice çığrından çıkarak şirketlerin gönderdiği tanıtım bülteninden kes yapıştır yazılarına dönüverdi.
O gençliğimin hatta çocukluğum müzik yazarlarını hala özlerim ve de önemserim. Bu duyguyu günümüze taşıyan ender isimlerden biri de Murat Beşer’dir. 
Murat benim çok eski arkadaşım. Bu nedenle arkadaşımı övdüğüm sanılabilir. Bu yargılarımın subjektif olabileceği düşünülebilir. Doğrudur ancak onunla arkadaş olduğum için yukarda bahsettiğim hassasiyetlere bizzat şahit olmuşumdur. Diyelim bir albüm hakkında yazacaksa, mutlaka dinlemiştir. Onun yazıları arasında şirketlerden gönderilen infoların kırıntısını bulamazsınız. Müzik yazarlığını bu derece ciddiye alan, takıntılı bir titizlik ve neredeyse askeri bir disiplin ile yapan biri. Bir konser gece geç vakit bitmiştir, sabah o 7’de kalkar konser izlenimini kaleme alır. Ertesi günü okuduğunuzda aynı konserde bulunmanıza rağmen kaçırdığınız bir sürü noktayı bulursunuz. Onunla bir kaç konserde karşılaştığımda elinde bir not defteri ve kalem bulunur. O konseri izlerken, elinde büyüteçiyle sanki Sherlock Holmes gibidir. Holmes’tan tek farkı yanında Doktor Watson’u yoktur.

Bir konser anımızı da buradan anlatayım. Eric Clapton’un Steve Winwood’la birlikte geldiği İstanbul, Kuruçeşme Arena konseriydi. Murat, o dönem Milliyet gazetesine müzik yazıları yazıyordu ve o konseri de gazete için izlemeye gelmişti. Davetliler kapısından birlikte girmiştik. Milliyet’in Milliyet olduğu zamanlardı ve o gazetenin yazarına da konserin sponsor ve organizatörleri üzerine titreyerek davranıyorlardı. Kapıda karşılayan kişi onu V.I.P’deki özel yerine aldı. Fakat bizdeki V.I.P’ler sahneyi görmek ve duymaktan öte içindeki şöhretler ve ikramları için önemliydi. Murat burayı görünce konseri iyi duyamayacağını, sahneye hakim olamayacağını söyleyerek, sahne önüne geçmek istediğini belirtti. Karşılayan görevli ise Murat’ın bu isteğini VIP’deki konumu beğenmemek olarak algıladı ve daha iyi bir yer bulmak için çabaladı. Murat bunları devamlı geri çevirerek sahne önünden izlemek istediğini inatla belirtti. O isteği yerine getirildi ama görevlinin suratındaki şaşkınlığı hala unutamayacaktım.
Bir ara Cumhuriyet gazetesinde de birlikte çalıştık. İlhan Selçuk döneminin Cumhuriyet gazetesinde o yazıyor, ben de yazılara çizgilerimle eşlik ediyordum. Her hafta gerçekleşen bu süreç benim için unutulmazlar arasındaydı. Sanırım bir, iki yıl sürdü bu sonra o Milliyet’e geçti ve bu birliktelik son buldu. (Murat şimdi gene Cumhuriyet’te yazılarına devam ediyor.)

2015’in sonunda Murat’la tekrar böylesi bir çalışma içine girdik ama bu seferki gazetede değil, çıkaracağı bir kitap içindi. 2016 yılı onun yazdığı yüzlerce portreyi çizmekle sürdü. Açıkcası inanılmaz bir keyif aldım. Sadece çizmek değil, Murat’ın yazılarını daha yayınlanmadan okumanın keyfi de vardı bunda. Şimdilerde o kitap “Yoldan Çıkmış Simalar” adıyla yayımlanmış durumda. Ancak bir tiyo vereyim adamda bu kitap dışında daha neredeyse beş, altı kitaplık malzeme var. Onları da okumanın ve çizmenin keyfine vardım. İletişim Yayınları tarafından basılan “Yoldan Çıkmış Simalar’ı okuyanların inanılmaz bir keyif aldıklarını biliyorum. Okumayanlar ve hala duymamış olanlara da buradan inatla tavsiye ederim. Bir dönemin anıları, insanları orada var.
APTULİKA


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...