Jon Lord etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jon Lord etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2024 Cumartesi

Jon Lord Unutulur mu?



Sabah Deep Puple'ın bugüne kadar kalan ve değişmeyen tek elemanının baterist IAN PAICE olduğunu yazmış ve bir de çizimini paylaşmıştım. 

Peki bu efsane grubun tuşlu çalgılar ustası JON LORD unutulur mu? 

O da grubun kuruluşundan bu yana Deep Purple'ın değişmeziydi. 

Jon Lord hayata veda edinceye kadar Deep Purple'daydı. 

 

11 Aralık 2022 Pazar

Jon Lord'un Rock Grubu İçin Konçertosu Bruce Dickinson'un solistliğinde



Çok sesli klasik müzik alanında rock grubunu konçerto formuna taşıyan "Concerto for Group and Orchestra", Deep Purple'ın katılımıyla The Royal Philarmonic Orchestra tarafından ilk kez 1969 yılında seslendirilmişti.  Plak olarak da aynı yıl çıkan bu çalışma Deep Purple'ın klavyecisi Jon Lord'un bestesiydi. 

Bu yapıt ikinci kez 40 yıl sonra seslendirilecekti. Bu bir yıldönümü tekrarı falan değildi, eserin orijinal notaları kaybolmuştu. Grubun ve tabi Lord'un hayranı olan klasik müzik bestecisi ve müzikolog olan Marco de Goeil, eserin kayıp partisyonlarını tekrar yazma konusunda Lord'a öneride bulundu. Böylece notaları yeniden elden geçirildi ve kırk yıl sonra büyük orkestra tarafından yorumlanabilme imkanına kavuşturuldu. Böylece eser yıllar sonrası da klasik müzik repertuarında yorumlanabilecek hale geldi. Tekrar kazanılan bu eser, 25 ve 26 Eylül 1999 tarihlerinde Paul Mann yönetimindeki Londra Senfoni Orkestrası tarafından ikinci kez seslendirilecekti. 


40 yıl sonraki bu ikinci konserde Deep Purple elemanları gene vardı. Eserin bestecisi Jon Lord'du ama eserin söz bölümlerini yazan Ian Gillan'dı. Yani klasik orkestra eserine bir rock grubu adapte olduğu gibi rock vokalinin de önemi bu klasik eserin vazgeçilmezidi. Elbetteki orada gene Deep Purple vokali olarak Gillan'ı görecekti ama bu yeni konserde usta rock vokalisti Ronnie James Dio da konuk olmuştu. 

Daha sonra eser bir kaç daha yorumlandı.  Jon Lord'un ölümünden kısa bir süre önce bir daha John Lord'un ve konuk müzisyenlerin katılımıyla yorumlanmıştı. İşte o yorumlanışta Iron Maiden'ın vokalist Bruce Dickinson yer almıştı. 

Önümüzdeki yılın bahar aylarında Jon Lord'un "Concerto for Group and Orchestra" yapıtı Sao Paulo Senfoni Orkestrası tarafından yeniden seslendirilecek. 2023'ün Mart ve Nisan aylarında yapılacak bu konserlerde Iron Maiden'ın  şarkıcısı Bruce Dickinson  yer alacak.  

Brezilya'da gerçekleşecek bu konserlerde Grup olarak şu müzisyenler yer alıyor:

Bruce Dickinson – vokal (Iron Maiden)

John O'Hara – klavye (Jethro Tull)

Tanya O'Callaghan – bas (Whitesnake)

Kaitner Z Doka – gitar  

Bernard Welz – davul  

Mario Argandonia – perküsyon  



Bu haberin ardından aklıma bir hayal takıldı. Durun bir anlatayım... Bundan yıllarca sonra, hatta bizler hayata çoktan veda etmişiz bile. Hadi diyelim tarih 2053 falan olsun... Dünyanın bir çok yerinde Klasik müzik konser salonlarında  Jon Lord'un "Concerto for Group and Orchestra" eseri konserlerde seslendiriliyor. Belki de İstanbul'da ve o dönemin rock müzisyenleri, klasik orkestrayla sahnede. Neden olmasın. Hatta abartayım belki ben bile yakalayabilirim.

Hayal ama gerçek olan bir şey var ki, Rock yapıtları geleceğe kalacak işleri bıraktı. Bunu bilmek insana kıvanç vermez mi? 

Aptulika

Hard Rock'ta bir klasik müzik kompozitörü ve Konçertoya taşınan rock grubu



"Concerto for Group and Orchestra", Deep Purple'ın 1969 Aralık ayında piyasaya çıkan bir konser albümü. Grubun konser albümleri hem çok hem de efsaneleşmiştir ama bu oldukça farklı bir çalışma olarak diğerlerinin arasından sıyrılır. 24 Eylül 1969'da Londra'daki Royal Albert Hall'de sahneye çıkan grubun arkasında Malcolm Arnold'un maestroluğunda kocaman bir klasik orkestra vardı. 

Zaman içinde bugüne kadar bir çok rock grubunun parçaları klasik orkestra ile seslendirilmiş olduğu gibi konsere klasik orkestrayla çıkan topluluklar da olmuştur. Hele son 20 yıldır bu neredeyse bir furyaya bile dönmüştür. Ancak Deep Purple'ın yaptığı bu çalışma rock ile klasik müziğin sentezlenmesi gibi bir şekilde değil, kelimenin tam anlamıyla klasik formlarda çağdaş bir beste ile karşımıza geliyordu. Bu eserin bir başka önemi de konçerto biçimine büyük bir yenilik getirerek, bir ilki başarıyor olmasıydı. Genelde bir enstrümanın solo olarak yeraldığı  orkestrayla birlikte karşımıza çıkan konçerto, keman ve piyano başta olmak üzere enstrümanlar için yapılır... keman konçertosu, obua konçertosu gibi. Hatta Türk Beşleri'nden Hasan Ferit Anlar'ın Kanun Konçertosu vardır ki, Türk Musikisi'nden bir enstrümanı klasik müzik konçerto repertuarının içine dahil etmiştir. Deep Purple da, klasik müzik normlarında bir beste ile bir enstrüman yerine bir rock grubunu  koyarak konçerto formunda bir ilki oluşturuyordu. 

"Concerto for Group and Orchestra", Deep Purple'ın klavyecisi Jon Lord'un bir bestesiydi. Klasik müzik kökenli bir piyano eğitiminden gelen Lord'un bu beste dışında bazı bale süitleri de vardır... Hatta bunlardan biri 1980 sonunda İstanbul Festivali'ne gelen Kanadalı bir modern bale ekibi tarafından da sahnelenmişti. 

Bu eserin bestecisi John Lord'dur ama vokal bölümleri için şarkı sözlerini yazan da Ian Gillan'dır. Tümüyle grubu ele aldığımızda nefis sololarda bir hard rock grubu konçertonun içinde ilk kez kendini buluyordu. 

Jon Lord'un 1969'da yaptığı bu çalışmadan sonra gruptan ayrı yaptığı, 3 solo albüm vardır ki bunlar da da onun klasik müzik etkileşimli besteleri orkestra ve rock birleşimiyle nefis örnekler olarak yerini alır. 1971 yılında plak olarak çıkan "Gemini Suit", Lord'un klasik müzik formundaki bestelerinden şekillenmektedir ama bu beş bölümlük eserde rock grubundaki enstrümanlarda davul, gitar, bas, piyano vokal üzerine düzenlenmiş 5 eserden oluşmaktadır. Eser orkestra ile seslendirilmek üzere klasik formda yapılmış olmasına karşın ilhamını Deep Purple'ın kurulumundan almıştı. Ancak bu solo çalışmada Purple'dan sadece baterist Ian Paice ve bas gitarist Roger Glover konuk oluyordu.  Piyano ile Jon Lord ikinci parçada yer alırken son bölümde de orguyla  katılırken, gitarıyla Albert Lee.  vokalleriyle Yvonne Elliman ve Tony Ashton katkıda bulunmaktaydı. 

"Gemini Suit"ten üç yıl sonra Lord, ikinci solo albümü olan "Windows"u yayımlayacaktı. Canlı olarak Almanya'da kaydedilen bu çalışmada Eberhard Schoener'in yönettiği Münih Oda Orkestrası yer almaktaydı. 1 Haziran 1974 yılında verilen bu konserde  Progresif rock ile orkestral yapı kaynaştırılırken, bestelerde geç romantik dönem klasik müziği modernist yapıyla bütünleşiyordu. 

Bir yıl sonra da Lord'un gene Almanya'da Eberhard Schoener'in yönettiği Macar Filarmoni Orkestrası'yla yaptığı "Windows" albümü çıkacaktı.  

John Lord'un klasik müzikle bağı bu üç albümde yansımakla kalmayacak, Deep Purple çalışmalarında da kendini hissettirecekti.Ancak John Lord sadece klasik müzikle sınırlı biri değildi onun evreninde blues'ın izleri British Blues'un kuruluş yıllarına şahitlik edilen zamanlara dayanıyordu. Deep Purple müziğinin içine yansıyan blues etkisini Jon Lord'un son döneminde kurduğu blues grubuyla yaptığı çalışmalarla da görecektik.  

Jon Lord'un klasik müzikle ilgisi hakkında bir yazı burada biter mi... elbetteki bu mümkün değil ve daha yazılacak çok şey var. Zaten Lord'un bu alanda yaptığı çalışmalar daha sonraki yıllarda ve tabi Deep Purple'dan ayrıldıktan sonra daha da  gelişmiş bir repertuara erişecekti. Hatta bu yazıyı hazırlarken hem o üç albümü hem de daha sonraki çalışmalarından kaçırdıklarımı söyle bir toparladım. Ortaya uzunca bir dinleme serüveni çıktı ki, okuduğunuz bu yazı olsa olsa kısa bir girizgah olabilir. 

Deep Purple ile yapılan "Concerto for Group and Orchestra" zaman içinde sınırlarını ve dönemini aşarak bir klasik müzik repertuarına dönmüştür. Bir sonraki yazı da da onunla ilgili bir konser haberini vereceğim. 

APTULİKA




10 Aralık 2022 Cumartesi

Bu Bir Jon Lord Değildir - 2

 


Bir önceki yazımda John Lord çizimimin Barış Manço'ya benzetilmesinden yakınmıştım. O yazıyı yazarken aklıma derhal bir fikir geldi ve facebook sayfamdan da bu çizimi paylaşayım dedim ve yanına da şu notu kattım:

"Blues Perişan blog'da bir yazıya başlamadan önce paylaşayım dedim. Kimin hakkında olacağını anladınız her halde. Ama bu çizimim o kadar farklı kişiye benzetildi ki... artık ben de kuşkuya düştüm. Siz yoruma kimin çizimi olduğunu yazın da ben de kuşkudan kurtulayım."

Facebook'ta bu resmi ve mesajı yayınlar yayınlamaz hemen yorumlat birbiri ardına düşmeye başladı. Eh hani benim facebook sayfamdaki insanlar rock müzik dinleyicisi ve bu yüzden de ilgiliydi. Öyle her uzun saçlı ve bıyıklıya Barış Manço demezlerdi tabiki. Ancak bu sefer işler daha da çetrefilli hale gelecekti. 

Nasıl mı?

Dinleyin hele...

İlk önce gelen mesajlarda Jon Lord ismi yoğunluklu olarak gelmeye başladı. İçim bir anda rahatlamıştı. Eh hani ne de olsa rock dinleyen insanlar başka oluyor derken bir anda Frank Zappa diyenler oldu. Bu sefer de Zappa diyenlerle Lord diyenler arasında tartışma başladı. "Yok onun dudak altında ufak sakalı var"... "Yok gözünün üstünde kaşı var" derken tartışmaya Tommy Iommi diyenler katıldı.  Tommy Iommi ile işin işine Black Sabbath girince Gezer Butler diyenlerde, Iommi'midir... Hayır Butler'dır türünde yeni bir kavgadır başladı. 

Peki Barış Manço diyen oldu mu? İnanın bana gene oldu. Facebook'ta bu anketi yaparken bir önceki yazıyı daha yayınlamamıştım. Dolayısıyla profilde bu çizimi insanlar ilk kez gördü ve Barış Manço diyenler az da olsa oldu. Böyle algılanmasına, Jon Lord olarak tanıyan bir arkadaşım yanına şöyle bir not düşerek açıklık getirecekti: "Hocam tam Anadolu Rock Star kıvamında olmuş."

Ama gene de ağırlıklı olarak Jon Lord denilmişti ama daha ne isimler vardı derseniz, şöyle sıralanıyordu:

Behzat Ç'nin metalik hali...

Turhan Selçuk...

Bülent Ecevit'in uzun saçlı hali... (Üstelik Ecevit'e iki kişi benzetmiş.)

Led Zeppelin'den John Bonham...

John Lord'un Timur Selçuk hali...

Bu en sondaki dört benzetmeye açıkcası ilk önce şaşırdımsa da bir süre sonra benim çizimim bana da Behzat Ç, Turhan Selçuk gibi geldi doğrusu. Rene Magritte'in "Bu Bir Pipo Değil" resminin asıl adı gibi "İmgelerin İhaneti" böyle bir şey olsa gerek. 

Bunların hepsi güzeldi de gene gelen yorumlardan birinde, "Alırsın Ford Olursun Lord" tekerlemesi vardı. Aklıma Nazareth'ten yola çıkarak yapılan "Nazar etme ne olur çalış senin de olur" lüzumsuzluğu geliverdi. Daha önce Nazareth'i yazdığım yazıya yorumlarda gene bu tekerleme yazılınca bir arkadaşımızda şu notu düşmüştü: "benim kıza yapıyorum bu esprileri, baba 90'larda güzel yaşamışsınız ama esprileriniz bok diyo" Ne diyeyim z kuşağına bir kez daha güveniyorum. Bizi kim bu sözcük esprilerine musallat etti anlamıyorum. 

Her neyse, yazıyı noktalamaya yakın çizimime bir kez daha bakıyorum... Bana da ciddi ciddi Behzat Ç, Turhan Selçuk hatta Timur Selçuk gibi görünüyor ama inatla vurguluyorum ki Barış Manço'ya uzaktan yakından benzemiyor. 

İmgelerin İhaneti işte böle bişi.

APTULİKA


Bu Bir Jon Lord Değildir - 1

 


Pandemi dönemine girmeden kısa bir süre önce "Cem Karaca'dan Zappa'ya" adında bir karikatür sergisi açmıştım. O sergide yukardaki çizim de yer almaktaydı. Bu Deep Purple'ın org, klavye, piyano ustası Jon Lord'un çizimiydi ve ben bu çizimimi çok seviyordum ama sergi sonunda satılmayanlar arasındaydı ve eve götürecektim. İstanbul sergisinin ardından Ankara'daki sergide beğenen çıkacaktı umudunu taşıyordum ki, olamadı... O malum Covid 19 salgını salgını geldi ve Ankara sergisi iki kere ertelendi. 

Pandemi döneminde karantina sonrası Kuzguncuk Sahaf'ta durmaya başladım. Dükkanın sahibi İstanbul dışına taşındığı için bir başka akadaşı ile ben aralıklı (dört gün o, üç gün ben gibi dönüşümlü) olarak duruyorduk. Pandemi sürecinde ise evim yakın olduğu için dükkanda devamlı takılmaya. başlamıştım. Sahafın sahibi olan arkadaşım Bahadır, "Abi dükkana kendi çalışmalarından da koy, satılır." dedi. Hatta bir ara yasaklar ufaktan aralanınca İstanbul'a gelen Bahadır, "Abi ben dükkanı senin işlerle dolacağını sanmıştım, bir iki şey çizip koysana, bak şurada boş çerçeveler de var. Onlara çerçeveleyip duvara asarsın." diye zorlayınca bir iki işi koymaya başladım. Tabi sergiden kalan bu Jon Lord çizimim de vardı. 

Bu çizimlerle ilgilenen çok oldu, hatta bir çoğu satın alınmaya da başladı. Bu Jon Lord çizimiyle de ilgilenenler oluyordu ama satın alan olmuyordu. Zaman içinde bu çizimle ilgilenen çok olmaya başladı. Ancak her bakan, "Bu Barış Manço çizimi orijinal mi"  ya da "ne kadar" diye soruluyordu. Ben de üşenmeden "O Deep Purple'ın klavyecisi Jon Lord" diye düzeltiyordum. Bir ara "klavyeci" demem anlaşılmaz sanarak, "keyboardçısı" ya da "orgcusu" demeye başladım. Bir gün daha da anlaşılsın diye "Piyanisti" demiştim, karşımdaki adam bana şaşkın şaşkın bakarak, "Böyle piyanist şantör mü olur" dedikten sonra, "Bana bunu Ümit Besen diye yutturacağını mı sanıyorsun" gibisinden suratıma bakıp, çıkıp gidecekti. 

Bir gün dükkana iki Fransız turist kız girdi. Dükkandaki tablolara , objelere ve heykellere bakıp aralarında Fransızca konuşuyorlardı. Bir ara benim o çizime bakıp aralarında "Bu kim olabilir" diye konuşmaya başladılar. Biri "ben bunu tanıyorum acaba kimdi... dur hatırlayacağım" gibisinden bir duruma girdikten sonra, Barış Manço'nun "Arkadaşım Eşek" melodisini, "tamam buldum" dercesine mırıldanmaz mı... Yahu 20 yaşındaki Fransız bile Barış Manço'yu hem de şarkısını melodisiyle mırıldanacak kadar biliyor da Jon Lord'u tanıyamadı şaşkınlığıyla atılarak, İngilizce "O Barış Manço değil, Deep Purple'ın orgcusu John Lord" diye düzeltecektim. 

Bu diyaloglar bitmiyordu. Gene bir gün biri resme bakıp, "Bu Barış Manço resmini siz mi..." demesini tamamlatmadan yandaki kırtasiyeciye koşup siyah fon kağıdı ve makas alıp dükkana geldim. Müşteri daha lafını bitirememiş halde dururken fon kartonunu kesip Çizimdeki bıyıkları Barış Manço gibi uzattım ve "İşte böyle olursa Barış Manço" dedim. O da yetişmez diye bıyık eklemesi olan iki parça kağıdı aldıktan sonra fon kağıdından siyah gözlük yaparak gözlerin üzerine yerleştirdim ve "İşte bakın Jon Lord" diyerek bilgiç bilgiç durdum. Ama karşı taraftan "A ! evet bu Deep Purple'ın klavyecisi Jon Lord" onayını beklesem de nafileydi, tabiki.

Bu sorularla boğuşurken bir ara kara gözlüklü Jon Lord çizimi de yapıp koydumsa da değişen bir şey olmadı, gözlüksüz bu çizime gene de "Barış Manço" diyorlardı. Baktım olacak gibi değil, bir Barış Manço çizimi yaptım ve çerçeveleyip, dükkanın en görünen yerine astım. Artık bu sorulardan kurtulurum diye beklemeye koyuldum. Bu arada o Jon Lord çizimi öyle dükkanın duvarında falan asılı da değildi, bir biri ardına dizili tabloların arasında görüyorlardı. Yani bu kadar belirgin bir yerde duran Barış Manço çiziminden sonra böyle bir soru gelmez artık diye bekliyordum. O sıralarda dükkana biri girdi tek tek tablolara baktı, bizim Jon Lord'u da gördü ama neyse ki o malum "Bu Barış Manço tablosu..." diye başlayan soruyu sormadı. İçimden "oh be neyseki" derken adam duvardaki Barış Manço'yu gördü ve bana "Bu Barış Manço'ya hiç benzememiş" diyecekti.

Sonra o Barış Manço çizimi de satıldı. Bir ara siyah gözlüklü Jon Lord çizimi de gitti. Ancak o gözlüksüz Jon Lord çizimi kaldı. Bir ara onunla ilgilenip almak isteyen oldu ama satmadım. Neden mi? Çünkü almak isteyen kişi, "Bu Barış Manço tablosu ne kadar, almak istiyorum." demişti. Bende hemen, "O Barış Manço değil, Deep Purple'ın klavyecisi..." diye giden düzeltmemi yapacaktım. Ardından , "Bakınız bu duvarda asılı olan Barış Manço" dedimse de adam inatla, "Ama ben onu değil bu Barış Manço çizimini sevdim, bunu almak istiyorum" demez mi? Ben gene o malum düzeltmeyi yapacaktım. Ama adam, "Olabilir ben gene de bu tabloyu almak istiyorum." diye ısrar edecekti. Sonra ne mi oldu? Aynen şöyle bir diyalog geçti aramızda:

- Beyfendi, o çizim Barış Manço değil, Deep Purple'ın klavyecisi Jon Lord'a ait.

- O Lord, mord değil... Barış Manço ve satın almak istiyorum.

- Yahu anlatamıyorum galiba, Bu Barış Manço çizimi değil. Deep Purple grubunu bilmiyorsunuz sanırım.

- Nasıl bilmem onların "Smoke on The Water" parçası vardır...hatta "Child In Time"ı da çok severim.

- İyi ya beyfendi onların orgcusu

- Jon Lord tabiki biliyorum.

- Madem öyle işte bu onun çizimi.

- Olabilir ama ben bu Barış Manço çizimini sevdim ve almak istiyorum.

...

Bu konuşmalar sürdü ve en sonunda adama o tabloyu satmadım. "Yahu sana ne adam Barış Manço diye alsaydı..." diyebilirsiniz ama iş inada binmişti bir kere.

Geçtiğimiz yazın başında Kuzguncuk Sahaf kapandı. Aradan geçen bu sürede gene bu Jon Lord çizimim aklıma geldi. Peki ne mi oldu derseniz. En sonunda dükkandayken bir gelip, satın aldı. Yok yok... Barış Manço diye değil, harbiden John Lord diyerek satın aldı.

Fakat ben bunca olayın ardından Rene Magritte'in sürrealist resmi "Bu bir Pipo değildir" gibi "Bu bir Jon Lord değildir" diyorum, bu çizime.

Bu arada bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde, çizimi facebook'tan yayınlayıp, yanına da :

"Blues Perişan blog'da bir yazıya başlamadan önce paylaşayım dedim. Kimin hakkında olacağını anladınız her halde. Ama bu çizimim o kadar farklı kişiye benzetildi ki... artık ben de kuşkuya düştüm. Siz yoruma kimin çizimi olduğunu yazın da ben de kuşkudan kurtulayım."

notunu düştüm. Yorumlara baktım ve bu yazının ikinci bölümü olacak dedim. O yorumlar da neler vardı derseniz... Onları da bir sonraki yazıya bırakalım.

APTULİKA


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...