Timur Selçuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Timur Selçuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Eylül 2023 Çarşamba

"Basbariton Ruhi Su Türküler Söylüyor"



 Lise yıllarımda neredeyse her ay iki üç kere tiyatroya giderdim. "Öğrenci adam nasıl gider !" derseniz,  o zaman daha çok İstanbul'daki şehir tiyatrolarına giderdim, arada para biriktirip, Dostlar, Kenter, İstanbul'a turneye geldiklerinde de AST kaçmazdı. Açıkcası o zamanlar kültür sanata bir gencin ulaşması zor değildi ama şehir tiyatroları biletleri (belediyenin olduğu için) çok hesaplıydı ve bir öğrenci rahat gidebilirdi. 

Şehir tiyatroları arasında benim en çok sevdiğim adeta abonesi olduğum Harbiye'deki Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'ydu. Orası sadece tiyatro izlenen bir sahne olmasının ötesinde bir konser salonu, bir atölye ve gençler için tiyatro eğitimi de verilen bir yerdi. O zamanlar epik tiyatro hayranıydım ve Brecht oyunlarını su içer gibi takip ediyordum.  

Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nda sadece tiyatro değil konserler de olurdu ve o konserlerde Timur Selçuk, Ruhi Su gibi müzik insanlarını da dinlerdik. Timur Selçuk ve Ruhi Su konserlerini o dönemin sol, devrimci ruhuyla dinlerdik ama onlar bize çok sesli klasik batı müziği'nin ciddiyetini de verirdi. O konserlerin afişlerinde "resital" yazardı, yani bir müzisyenin tek başına enstrümanıyla verdiği konserlerdi onlar. Timur Selçuk piyano ile çıkardı ve haliyle piyano bir klasik müzik enstrümanıydı ama Ruhi Su elinde bağlamasıyla çıktığında o da klasik müzik enstrumanı haline gelirdi. 

Çok sonraları Ruhi Su'nun klasik müzikten gelen bir opera sanatçısı olduğunu öğrenecektim. O bas davudi sesle türküleri yorumlaması böylece dimağımda çözümlenecekti. Cumhuriyet devriminin aydınlanma kalesi Köy Enstitüleri'nde çıkan öksüz bir çocuk müziğe olan yeteneğinden dolayı klasik müzik eğitimi alıyor ve opera sanatçısı oluyordu. Ruhi Su bununla da yetinmiyor ve Türk Halk Müziği sazı olan bağlamayı da öğreniyor, "Basbariton Ruhi Su Türküler Söylüyor" adıyla bir radyo programı hazırlıyor. 15 günde bir yapılan bu radyo programında halk türkülerimizin yorum ve icrasına yaklaşımının kuramsal temelini oluşturmayı amaçlamıştı. Bunun yanısıra da TRT'de türküler üzerine bir arşiv oluşturma işini de üstlenmişti. İnsanları çok sesli müziğe ısındırmak ve türküleri ciddi bir yorumla sunma çabası bir programda seslendirdiği "Serdari Halimiz Böyle N'olacak?" türküsünde geçen  "Kısa çöp uzundan hakkın alacak" sözleri nedeniyle  "Komünizm propagandası yapmak" gerekçesiyle hem program kaldırılacak hem de radyodaki işine son verilecekti. 1960'lı yılların başındaki "özgürlük" ortamı bu kadar olacaktı. Zaten bundan on yıl önce de Ruhi Su 1952 ile 57 arası sosyalist dünya görüşü nedeniyle TKP üyesi olduğu gerekçesiyle hapis yatmıştı. 

1970'lerin sonlarında konserlerini dinlemeye gittiğim Ruhi Su sosyalist bir sanatçıydı ama  aynı zamanda da bir aydınlanma neferiydi. O konserlerde devrimci sloganlar atıldığında, uyarır ve konserin ciddiyetine davet ederdi. Konserde olur olmaz yerde alkışlanamayacağını onunla anlamıştık. Orada yorumladığı türkülerin önemini onun ciddi yorumuyla daha iyi algılardık. 

Bugün günlerden 20 Eylül... Bundan 38 yıl önce Ruhi Su'yu kaybetmiştik. 12 Eylül faşizmi günlerinde Ruhi Su kansere yakalanmıştı ve tedavi için yurtdışına çıkması gerekiyordu ama buna izin verilmedi. Avrupadan aydınlar ve sanatçılar  imza kampanyası yaptılar. Bu çabalar sonucu Kültür Bakanlığı bir defaya mahsus olmak üzere tedavi amaçlı yurt dışına çıkmasına izin verdi ama artık çok geçti ve kanser ilerlemişti. 20 Eylül 1985 tarihinde Ruhi Su hayata veda edecekti. İki gün sonra Şişli Camii'nden kılınan cenaze namazından sonra Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.  Ruhi Su'nun cenaze töreni de olaylı olacaktı ve törene katılanlar arasından  160 kişi İstanbul siyasi şubede 15 gün süreyle gözaltında tutulacaktı. 

38 yıl olmuş Ruhi Su'yu kaybetmemizden bu yana. Onun aydınlanmasından korktular, kanser oldu gene korktular hatta toprağa verildi gene korktular. Sonra ne mi oldu? Türküler, "bütün eller havaya" sululuğunda arabeske heba edildi ve bugün türkülerimizde yerle yeksan oldu. Hatta onlar türkülerimizden de korktular. Şimdi bu yazıyı yazarken bir yandan da Ruhi Su albümlerini birbiri ardına dinlemeye koyuldum. Kim bilir kaç yıldır dinlememişim. Odamda bir anda aydınlanma oldu ve "yahu ne güzel türkülerimiz varmış" dedim. Öyle özlemişim ki güzel yorumlanan bu türküleri dinlemedim adeta çölde susamış biri gibi kana kana içtim. 

Aptulika

20 Eylül 2023

11: 58


20 Aralık 2022 Salı

Sarper Özsan



Liseye gittiğim yıllarda Timur Selçuk'un Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nda verdiği bir konserde ilk kez duymuştum, "Günlerin bugün getirdiği baskı , zulum ve kandır..." diye başlayan 1 Mayıs Marşı'nı. Piyano ve vokal olarak seslendirilen bu marşı öyle sevmiştim ki, o sevgi hiç bir zaman azalmayacaktı. Sonrasında daha görkemli ve büyük orkestrasyonları yapıldı ama benim için hep Timur Selçuk'un piyanoyla seslendirdiği yorumu ayrıcalıklı kalacaktı. 

Sonraları Cem Karaca bu marşı seslendirdi, çok görkemliydi. 45'lik  (şimdilerde ona single ya da tekli diyorlar) olarak çıkan bu plağı da sevmiştim ama arka yüzünde yer alan "Durduramayacaklar Halkın Coşkun Akan Seli" parçasını daha çok sevecektim. Bu parça Berthold Brecht'in şiirinden bestelenmişti ve bir epik tiyatro tutkunu olarak bunu daha çok sevmiştim. Bu parçayı da "1 Mayıs"ı yapan kişi bestelemişti. Bu kişi Sarper Özsan'dı ve Cem Karaca'nın bu iki yorumunun olduğu plaktaki orkestrasyonu ve düzenlemeleri de o yapmıştı. Böyle olsa da Cem Karaca'dan bu plak beni pek mutlu etmemişti, itiraf etmem gerekirse bana çok militanca gelmişti. (1) 

"1 Mayıs" üzerine yapılmış bu marş üzerinden bunca zaman geçse de önemini yitirmediği gibi her geçen gün kuşaktan kuşağa etkisi büyüyor. 1 Mayıs için yapılmış, belki de dünyada başka bir örneği olmayan bu güzel besteyi yapan Sarper Özsan'ı dün (19 Aralık 2022), 78 yaşındayken kaybettik. 

Sarper Özsan ismini hep 1 Mayıs marşı ile biliriz ama o çok sesli müziğe gönül vermiş bir akademisyendi. Özsan, müziğe Kemal Eroğlu’dan aldığı mandolin dersleriyle başlamış, lise öğrenimi sırasında pop ve rock müziğiyle ilgilenmiştir. 1969’da Ankara Devlet Konservatuvarı'nın kompozisyon bölümününden mezun olan sanatçı, buradaki öğrenim hayatı boyunca Necil Kazım Akses ile armoni, kontrpuan, füg, orkestrasyon ve kompozisyon, İlhan Usmanbaş’la müzik formları ve müzik tarihi, Metin Öğüt’le solfej, Adnan Saygun’la modal müzik, Selçuk Gündemir, Tulga Cetiz ve Gülay Uğurata ile piyano çalışmış, ayrıca Kemal İlerici’den iki yıl Türk Müziği makamları, dil örgüsü, ölçüleri, biçimleri ve armonileme dizgesi dersleri almıştır. Ayrıca 1967’de TRT’in düzenlediği halk müziği derleme çalışmalarında Burdur yöresinde derlemeler yapmıştır. 1970’te TRT'de çalışmaya başlayan Sarper Özsan, sosyalist görüşlerinden dolayı  1971’de tutuklanacak ve 20 ay boyunca hapis yatacaktı.  Daha sonra İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda öğretim üyeliği yapacaktı. (2)

Sarper Özsan ile 2009 yılında tanışmıştım. Onun müziğe bakışındaki titizliği ve müzikologluğu ilk dikkatimi çeken şey olacaktı. O sıralarda onun 8 bölümlük  müzik tarihi sunumlarına katılmıştım. İnsanlığın ilk çağlarından günümüze kadar gelen serüvenini müzik örnekleriyle anlattığı o etkinlikleri takip etmek çok ufuk açısıydı. 2 ay boyunca her hafta sonu sabahtan kalkıp, hiç aksatmadan o sunumları izlemeye ve dinlemeye koşuyordum. (3)

  Sarper hocam, bize kattıkların için binlerce teşekkür. 

Aptulika


(1) Böyle yazdım ama Cem Karaca'nın o plağının çıktığı yıl hemen alıp, defalarca dinlemiştim. Ama daha sonra "Safinaz" albümü çıkınca, beklentilerim daha farklı olacaktı. Ama ne gam, ondan sonra da 12 Eylül geldi ve Cem Karaca vatandaşlıktan çıkartıldı. İşte benim bu beklentilerim de yerle yeksan oldu. 

(2) Vikipedia

(3) O sunumları kaçırmadan takip edenlerden biri de Akın (Eldes)'ti. 


10 Aralık 2022 Cumartesi

Bu Bir Jon Lord Değildir - 2

 


Bir önceki yazımda John Lord çizimimin Barış Manço'ya benzetilmesinden yakınmıştım. O yazıyı yazarken aklıma derhal bir fikir geldi ve facebook sayfamdan da bu çizimi paylaşayım dedim ve yanına da şu notu kattım:

"Blues Perişan blog'da bir yazıya başlamadan önce paylaşayım dedim. Kimin hakkında olacağını anladınız her halde. Ama bu çizimim o kadar farklı kişiye benzetildi ki... artık ben de kuşkuya düştüm. Siz yoruma kimin çizimi olduğunu yazın da ben de kuşkudan kurtulayım."

Facebook'ta bu resmi ve mesajı yayınlar yayınlamaz hemen yorumlat birbiri ardına düşmeye başladı. Eh hani benim facebook sayfamdaki insanlar rock müzik dinleyicisi ve bu yüzden de ilgiliydi. Öyle her uzun saçlı ve bıyıklıya Barış Manço demezlerdi tabiki. Ancak bu sefer işler daha da çetrefilli hale gelecekti. 

Nasıl mı?

Dinleyin hele...

İlk önce gelen mesajlarda Jon Lord ismi yoğunluklu olarak gelmeye başladı. İçim bir anda rahatlamıştı. Eh hani ne de olsa rock dinleyen insanlar başka oluyor derken bir anda Frank Zappa diyenler oldu. Bu sefer de Zappa diyenlerle Lord diyenler arasında tartışma başladı. "Yok onun dudak altında ufak sakalı var"... "Yok gözünün üstünde kaşı var" derken tartışmaya Tommy Iommi diyenler katıldı.  Tommy Iommi ile işin işine Black Sabbath girince Gezer Butler diyenlerde, Iommi'midir... Hayır Butler'dır türünde yeni bir kavgadır başladı. 

Peki Barış Manço diyen oldu mu? İnanın bana gene oldu. Facebook'ta bu anketi yaparken bir önceki yazıyı daha yayınlamamıştım. Dolayısıyla profilde bu çizimi insanlar ilk kez gördü ve Barış Manço diyenler az da olsa oldu. Böyle algılanmasına, Jon Lord olarak tanıyan bir arkadaşım yanına şöyle bir not düşerek açıklık getirecekti: "Hocam tam Anadolu Rock Star kıvamında olmuş."

Ama gene de ağırlıklı olarak Jon Lord denilmişti ama daha ne isimler vardı derseniz, şöyle sıralanıyordu:

Behzat Ç'nin metalik hali...

Turhan Selçuk...

Bülent Ecevit'in uzun saçlı hali... (Üstelik Ecevit'e iki kişi benzetmiş.)

Led Zeppelin'den John Bonham...

John Lord'un Timur Selçuk hali...

Bu en sondaki dört benzetmeye açıkcası ilk önce şaşırdımsa da bir süre sonra benim çizimim bana da Behzat Ç, Turhan Selçuk gibi geldi doğrusu. Rene Magritte'in "Bu Bir Pipo Değil" resminin asıl adı gibi "İmgelerin İhaneti" böyle bir şey olsa gerek. 

Bunların hepsi güzeldi de gene gelen yorumlardan birinde, "Alırsın Ford Olursun Lord" tekerlemesi vardı. Aklıma Nazareth'ten yola çıkarak yapılan "Nazar etme ne olur çalış senin de olur" lüzumsuzluğu geliverdi. Daha önce Nazareth'i yazdığım yazıya yorumlarda gene bu tekerleme yazılınca bir arkadaşımızda şu notu düşmüştü: "benim kıza yapıyorum bu esprileri, baba 90'larda güzel yaşamışsınız ama esprileriniz bok diyo" Ne diyeyim z kuşağına bir kez daha güveniyorum. Bizi kim bu sözcük esprilerine musallat etti anlamıyorum. 

Her neyse, yazıyı noktalamaya yakın çizimime bir kez daha bakıyorum... Bana da ciddi ciddi Behzat Ç, Turhan Selçuk hatta Timur Selçuk gibi görünüyor ama inatla vurguluyorum ki Barış Manço'ya uzaktan yakından benzemiyor. 

İmgelerin İhaneti işte böle bişi.

APTULİKA


8 Kasım 2020 Pazar

Timur Selçuk'un bıraktığı iz.

 


Şimdilerde elimizde cep telefonu olur olmaz her yerde fotoğraf çekiyoruz, bu kolaylığın 1977'lerde falan olmasını öyle çok isterdim ki... Hatta fotoğraf değil, video olarak da kaydeder ve bugün yayınlardım. 

Yer Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu ve bir piyano resitali. "Resital" ismiyle o zamanlar tanışmıştım ama klasik müzik konseri değildi. Parkalardan yemyeşil olmuş bir dinleyici kalabalığı ve sahnede bir piyano. Bir süre sonra onun başına bembeyaz giysileriyle bir adam geliyor. O bembeyaz giysi barışı simgeleyen "beyaz güvercin"den geliyor ama o bildiğiniz beyaz güvercinin barışını "Savaşsız ve Sömürüsüz" bir idealden vurguluyor. Bu yüzden piyanodaki adam oldukça sinirli başıyor tuşlara. Kimi zaman bir özgürlük kimi zaman bir direniş ama hep kavganın türküsü ama en sonunda da Sabahattin Ali'nin "Aldırma Gönül"ü. 

Türkü dedim ama bu oldukça kentli ve çok sesli. İşte böyle tanışmıştım Timur Selçuk'la Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'ndaki konseriyle. Bu elbetteki ilk tanışma değildi daha öncesinde "Caddeden sokaklara doğru sesler yükseldi" diyen popa ( o dönemki adıyla Türkçe sözlü hafif batı müziği) düzey getiren plaklarıyla tanımıştık ama o konser (ve konserlerdeki) daha bir başkaydı. 



Babam bir Münir Nurettin Selçuk ve Yahya Kemal tutkunuydu. Çocukluğumda Yahya Kemal'i okuma yazma öğrenmeden önce evde çalınan Münir Nurettin besteleriyle tanıdım. Babamda müzik insanıydı ve evimizde Türk Musikisinin eserlerine onun sesinden kulağım aşinaydı... belki de o yüzden müzik konusunda tutkulu ve kalitesizliğe taviz vermeyecek bir zevke sahip oldum, kim bilir. O tutku ile evimizde Türk Musikisinin ustalarının eserleriyle birlikte Aşık Veysel'i de tanıdım. 

Babamla Münir Nurettin'in AKM'deki konserlerine de giderdim ve o dev müzisyenin ciddiyetini hala unutamam. Sonra ben büyüdüm ve 16 yaşına geldim babam benimle birlikte Timur Selçuk konserlerine geldi. Yahya Kemal yerine benim şairim Nazım Hikmet oldu ve bu sefer de ben babama Nazım Hikmet'i tanıtacaktım. 

Şimdi bugünlerde bunları hatırladım. 6 Kasım 2020 tarihinde Timur Selçuk'u kaybettik. İçimde bir anda bir şeyler koptu ve yıllardır dile getirmediğim bir vefayı sunmak zorundaydım ve bu ne yazık ki o insanlar öldükten sonra oluyor. Bu çok hazin ama ne yazık ki böyle. Bizim diyarlarda farklı olanla dalga geçilir ama asıl "kaliteli" olanla dalga geçilir. Hayatını yaptığı işe adamış, tutkuyla sarılan insanlar tiye alınır. Timur Selçuk da işini ciddiye alanlardı ve o tutkuya dönüşmüş müzisyenlik aynı zamanda bir ahlaktı. Piyanosuyla kimi zaman dövüşür gibi hiddetli kimi zamanda bir sevgiliyle dans eder gibiydi. Bir bakardınız o batılı ( ki bir çoklarına göre "Burjuva" ile eşdeğerlenen) enstrüman işçi sınıfının mücadelesinde sınıf savaşı alanlarına taşınacaktı. Sazın bağlama ya da piyano olması değildi aslolan samimiyeti ve ciddiyetiydi... O yüzden "Nereye Payidar" diye grevlere ilham oldu "1 Mayıs" diye alanlarda inledi. 



1970'li yıllarda Timur Selçuk'un "Güneşin Sofrasında" plağını almıştım. Daha sonra AST'ta oynanan Brecht'in epik tiyatro oyunu "Tak Tik" in müziklerinden oluşan LP'sini edinmiştim. 12 Eylül geldiğinde onlar bir aramada elimden alınacak diye çok korkmuştum ama daha sonraları onları yitirdim. Ya bir arkadaşıma verdim ya da takas ettim ama bugün çok pişmanım. 


Timur Selçuk ismi üzerinde herkesin bir yorumu olacaktır. Kimimiz beğeniriz kimimiz beğenmeyiz ama hepimizin hemfikir olacağı bir şey vardır ki, kelimenin tam anlamıyla Müzik İnsanı'dır. Geçen zaman içinde şöyle bir bakarsak, bende bıraktığı izler şöyledir:

*Yeni yetmelik zamanlarımda onu konserlerde izlemeye başladığımda sosyalist dünya görüşünde müzik yapan biriydi. Bu dünya görüşünün devrimci yanıyla müziğini kentli ve çoksesli anlayışta yaptı. Yani ilerici bir dünya görüşüne çağdaş bir bakış sundu.

* Yaptığı tiyatro müzikleriyle Brechtçi 'Epik Tiyatro' anlayışına bizden ve özgün örnekler kattı.

*Daha önceden yaptığı pop müzik örneklerinde herkes yabancı parçalara Türkçe söz yazıp, 'bizden !' çalışmalar verirken, o kendi bestelerini orkestrasıyla yorumlarken farklılığını ortaya koyan imzasını attı.

Sözün özü o bir piyanist, vokalist, besteci, orkestra yönetmeni ve öğretmendi. 

Halkın yanında ama asla 'halk dalkavuğu' değildi. 

Aptulika

8 Kasım 2020

23:49


Not: Yukarda 'Resital' sözcüğü ile ilk tanışmamın Timur Selçuk konserinde tanıştığımı söylemiştim. Gene aynı dönemlerde bu sözcüğü ilk olarak Ruhi Su konserlerinde duymuştum. Resital'in anlamı, bir sanatçının bir enstrumanla verdiği konser demekti. Ruhi Su opera eğitiminden gelen biriydi ve resital enstrumanı bağlama idi. 







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...