Barış Manço etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Barış Manço etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2024 Perşembe

Barış Manço'nun 25. Ölüm Yıldönümünde Evrencan Gündüz Klibi



Bugün Barış Manço'nun 25. ölüm yıldönümü ve Evrencen Gündüz, Barış Manço'nun "Yine Yol Göründü Gurbete" şarkısını yorumladığı cover'ının videosunu bugün yayınladı. 

 Geçen yılın sonbaharında  Evrencan Gündüz bu cover çalışmasını 45'lik (single) plak olarak çıkartmıştı. Rainbow45 Records firması tarafından çıkan bu plakta yer alan iki parçadan biri olan  Barış Manço cover’ı “Yine Yol Göründü Gurbete”nin video klibi bugün itibarıyla Youtube platformunda yayında... Latrak Film tarafından çekilen bu klibin Yağmur Kartal Karakuş ile Cüneyt Karakuş yönetmenliğini üstlenirken, görüntü yönetmenliğini de Yahya Egecan İnce üstlenmiş. 

 Klipte çok özel bir kukla animasyonu da kullanılmakta ve burada emeği geçen isimler de şöyle:

Kukla Kostüm Tasarımı:

Melike ERŞAN

Betül ERŞAN


Kukla Tasarımı:

Gülhan KAÇMAZ


Animasyon Yönetmeni:

Yağmur KARTAL KARAKUŞ  


Animasyon Sanat Yönetmeni:

Gülhan KAÇMAZ


Barış Manço'yu bundan tam 25 yıl önce bugün (1 Şubat 1999) kaybetmiştik. Evrencan Gündüz'ün yaptığı bu cover çalışmasıyla Barış Manço'yu anarken; bu videonun çalışmasındaki başarıdan dolayı emeği geçen herkese teşekkürü borç bilirim. 

Aptulika



Bu harika video klibi aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz. 



12 Eylül 2023 Salı

Ahmet Güvenç ERKİN KORAY'ı Anlatıyor



AHMET GÜVENÇ: "Gençlere bol bol Erkin'i anlatın. O çünkü onlar için çok kavga verdi, diğer üçü gibi. Üçü de verdiler o kavgayı. Ne yazık ki Türkiye istediğimiz hale gelemedi. Biz o hale gelsin diye çok büyük bir kavga verdik...Hepimiz...Bütün o nesil. Ama olmadı! işte gençlere Erkin'i de, Barış'ı da, Cem'i de çok iyi anlatmak lazım."  



Akif Burak Atlar, Açık Radyo'da yaptığı "Şarhoş Atlar Zamanı adını verdiği radyo programını üç hafta süren Erkin Koray anmasına ayırmıştı. Şimdi  Ahmet Güvenç'in konuk olduğu programdan bölümlere yer vereceğim. Bu arada yayınlamam için izin veren Arif Burak Atlar'a bir kez daha teşekkür ederim. 

Sarhoş Atlar Zamanı

Erkin Koray özel yayını 2

20 Ağustos 2023

Hazırlayan ve Sunan: Akif Burak Atlar

Açık Radyo

Konuk:Ahmet Güvenç



Bütün dostları ne yazık ki birer birer, bu güzel insanları ve güzel zamanları kaybediyoruz. Bu benim için üzücü... İşte bu yaşamın getirdiği ve katlanmamız gereken bir durum. Erkin'i kaybetmek, gerçekten çok zor. Bir de benim Erkin'le tanışmam çok eskilere dayanır.  Grup Bunalım'dayken bir olay nedeniyle gruptan ayrılmak zorunluluğu duydum. Ayrıldığım günün ertesi sabahı Erkin benim eve gelip beni aldı. Onun meşhur antika arabasına bindik. "Hadi, artık gidiyoruz" dedi. Ondan sonra gittik, hatta senelerce beraber gittik ki gidiş o gidiş. 



Bir çok çalışmamız oldu. Erkin'in Kazancı Yokuşu'nda bir prova yeri vardı. Bizim de orada günde 15 ile 16 saatimiz çalarak geçerdi. Yani jam session'lar yapardık, yeni parçalar çıkarırdık... durmadan çalardık. O çalışmalarda ben Erkin'den bas gitar çalarken nasıl düşünmem gerektiğini öğrendim. O yüzden benim için o çok önemlidir, bende çok büyük emeği vardır.  

Sonra turnelere çıktık, onun kurduğu Süper Grup ( ve Yeraltı Dörtlüsü)'ta çaldım. Beraber işte o  'Cemalim" (Elektronik Türküler) albümünü yaptık. Derken bir Kıbrıs turnesi çıktı. O zaman Kıbrıs'a vizeyle gidiliyordu. Benim o sıra pasaportum olmadığı için izni almaya gittim. Ama bir yandan da askerlik limitteydi ve oradan vize yerine askere alındım. Böylece Erkin ile kopmuş olduk... Bizim zamanımızda biliyorsun askerlik iki seneye yakın, 22 ay sürüyordu. 

Askerden döndükten sonra gene Erkin'le buluştuk, görüştük. 1974 gibi ben İngiltere'ye gittim, orada 2 sene kaldım. Orada iken Erkin'den bir telefon geldi, "Ahmet" dedi, "Hollanda'da altı konser var, gel orada birlikte çalalım." E, şimdi Erkin böyle bir şey söyleyince tabii ki Ahmet apar topar toplanır ve ardına bakmayarak Hollanda'ya gider. O konserlerde çaldık, sonra da 6 ay kadar Erkin ile Hollanda'da aynı odada kaldık. Yani onunla öyle bir kardeşliğimiz de var. 


Daha sonra da işte bir sürü şeyler oldu. Erkin sonra galiba Amerika'ya gitti. Erkin, durmadan seyahat eder biliyorsun... Hiçbir yeri beğenmez, durmadan oradan oraya dolaşır. Arada kopuyoruz, sonra tekrar bir araya geliyoruz. 



Erkin Amerika'ya gidince ben Barış Manço ile çalışmaya başladım. Artık Kurtalan Ekspres'n bas gitaristiydim ama o zaman bile Erkin geldiğinde (Erkin'in konserleri olduğunda) ben izinliydim bu konuda... çünkü Erkin benim ilk gözağrımdı. Kurtalan Ekspres'te olanlar bilirdi, Erkin'in konserlerinde çalardım, büyük bir zevkle. Böyle bir kardeşliğimiz vardı. Kardeşlik diyorum ama onunla aramızda on yaş vardı ve benim abimdi ama abi demezdim...Ahmet, Erkin işte öyle gidiyordu. 

Sonraları ben bir stüdyo açmıştım. Adı Stüdyo Spectrum'du ve Erkin'in "Akrebin Gözleri " albümünü orada kaydetmiştik. Bu sebeple uzun bir süre yeniden beraber olduk. Yani hayatımız hep böyle birlikte çalmalarla, esprilerle, yaşanmışlığın getirdiği birikimle dolu dolu geçti. Ne yazık ki yedi, sekiz senedir Erkin'i görmüyordum, biliyorsun uzun zamandır yurtdışındaydı... çok üzgünüm çok, yani bir kürek bile atamadığım için. Ona son vazifemizi bile yapamadık. 


CEM KARACA, BARIŞ MANÇO, ERKİN KORAY

Aslında Cem Karaca da, Barış Manço da şarkıcıydı yani solistti. Erkin hem müzisyen hem solistti. O müzisyen yani gitarist olduğu için anlaşmamız çok daha değişik bir boyuttaydı. Erkin ile çalarken doğaçlamalar yapardık. O jam- Session'larda parçanın bir yerinden girip başka bir yerinden çıkabiliyorduk. Bunları başka biriyle yapamazdınız. 



Bir de Erkin'in en büyük özelliği bu işe Rock'n' Roll yaparak başlamış olması. Bu işe başını en baştan koyan kişi de Erkin. Yani düşün, ben Grup Bunalım'da çalıyorum ve Erkin bizimle arkadaş oluyor, destek veriyor, İşte Erkinlere yemeğe gidiyoruz, beraber jam session'lar yapıyoruz. Böyle bir beraberlik ve kardeşlik içindeydik. Aslında benim dönemimin bütün müzisyenleri kardeş gibiydi. Onların her biri aynı ordunun askerleri gibiydi. 


Akif Burak Atlar - Erkin Koray'ın müziğine baktığımızda mutlaka Rock'n Roll başlığı altında değerlendireceğiz ama Beat akımıyla başlayan...

Dur bir dakika... Erkin ondan da evvel...  o bütün Elvis Presley şarkılarını söylüyordu. Önce onları yapmış, ondan sonra da oraya geçmiş. Yani Rock'n Roll'un Beatles bile çıkmadan evvelki bölümü var ya, Erkin orada da var. Bütün o parçaları da çok iyi bilir. Onunla konserdeyken bir ara onlardan birine girerdi; o anda gel de çal bakalım. Erkin öyle şaşırtıcıdır. 


 Dün arşivlerde gezerken, Ocak 1966 tarihli Ses dergisini karıştırıyordum. Sanırım Ses dergisi arşivlerindeki ilk Erkin Koray röportajı o sayıda yer alıyor. Orada kendi sözleriyle müzikal çizgisini şöyle açıklamış: "Elvis Presley'in o büyüleyici sesini duyduğum an, her şeyim alt üst olacaktı. Söyleyişimden ağız hareketlerime, kıyafetime, sahne mimiklerime varıncaya kadar hepsi Presley benzeri olmalıydı. Bunu başardım galiba."


Dediğime geldik bak...


 Evet... Bir diğer idolünün de Mick Jagger olduğunu belirtmiş o röportajda. O sayıdaki Ses dergisi yorumunda ise, "Türkiye'de Beat tipi saç uzatıp, Beatle ritmiyle çalıp, söyleyen bir müzik topluluğu var!" diye not düşecekti. Ondan sonrasında ise Erkin Koray müziği Saykodelik ve Progresif tarzlara da girip çıkıyor. Zaman zaman Anadolu Pop ve Rock olarak tanımlayabileceğimiz işleri de olacaktı. Bir ayağı batıda bir ayağı da doğuda ve çoğu zaman deneysel çizgilerde yürüdüğünü görüyoruz. Tarif etmesi, tanımlanması zor ama siz Erkin Koray müziğini bize nasıl tariflersiniz?



Şimdi ben sana Erkin Koray müziğini tarif edemem... ama sana Erkin'i anlatmak için şunu söyleyebilirim; Erkin'in Kanada'ya gitmeden önce burada son oturduğu evinde 20 - 25 tane falan gitarı vardı. Bu gitarların bazıları gitar şeklinde bazıları da demode vaziyette yerlerde dururdu. Yani prova yapmak için evine gittiğimizde salona gitmek için o gitarlara basmadan yürümek için çok dikkat etmemiz gerekirdi. Böyle bir merak, böyle bir aşk vardı onda. "almayacağım" der ama bir gitar alıp çıkardı dükkandan. Bu kadar çok sevdiği şeydi müzik, adeta her şeyiydi. Erkin'in annesi hayattayken oturdukları Mecidiyeköy'deki evlerine de gitmiştim. Sevgili annesiyle de tanışmıştım. O da piyano öğretmeni, çok değerli bir hanımefendiydi. Erkin onu da çok çok severdi...Allah Rahmet Eylesin. 


 Sevgili Vecihe Koray'ı da buradan anmış olalım.

Evet, Mecidiyeköy'deki evlerine gittiğimde annesiyle de konuşurduk. Ben de daha düşün işte 17 yaşında bir tıfıldım yani.



PLAK YAPIMCILARIYLA PROBLEMLER

 Sanıyorum Erkin Koray'ın son olarak yaptığı stüdyo albümleri 1990'ların sonundaydı. 

"Akrebin Gözleri" albümünü benim stüdyoda yaptık.


  Onlardan sonrada Erkin Koray'ın albüm çıkarmadığını görüyoruz. Son yıllarını müzikal anlamda nasıl geçirdi. 


Buradaki plak yapımcılarıyla problem halindeydi. Eskiden verdiği izinlerden bir takım toplama albümler, istemediği gibi çıkıyordu. Onlardan hep şikayetçiydi. 


  Bu şikayetlerini ses kayıtlayla bizlerle de paylaşıyordu.


Neler oldu onu da maalesef bilemiyorum. Çünkü uzun zamandır görmüyorum. Türkiye'den gidişinden sonra koptuk.




 

FARKLI ÇİZGİDE YÜRÜMÜŞ BİR MÜZİK İNSANI


 Nevi şahsına münhasır bir müzik insanıydı. 

Aynen öyle.

 Hani onun hakkında söylenenler, arşivlerde okuduklarımız... Şöyle bir şey söylüyor: Biraz kafasına göre  yaşayan, orijinal bir karekter olduğunu görüyoruz. Hem kendisine dair kullandığı mizah hem de müziğe dair verdiği röportajlarda öne çıkan tarafı onu biraz ayrıştırıyor. Farklı bir çizgide yürümüş...İşte "Uzay Müziği", "Yeraltı Müziği" gibi. Kendi müziğini tariflediği röportajlarında hep bir muzip tarafı da bulunuyor. Onu siz nasıl değerlendirebilirsiniz.

Şimdi biz uzun yıllar beraber yaşadığımız için, her zaman olayları matrağa alma tarafımız vardı. Biz olanları gülerek karşılamazsak, ne o turnelere dayanabilirdik ne de bu kadar senedir çektiğimiz çileye. Biz her şeyi matrağa alarak geçiştirebilirdik. Bu hepimizde alışkanlık haline geldi O Erkin'de fazlasıyla vardı tabii.




"ERKİN ONLAR İÇİN ÇOK KAVGA VERDİ."


  Sevgili Ahmet Abi, son olarak söylemek istediğiniz bir şey varsa...

İnanın bana, Erkin'in kaybına çok çok üzüldüm...Nurlar İçinde Yatsın. Hani nasıl olsa ilerde beraber olacağız. O zamana kadar hepimizin çekmesi gereken bir hüzün durumu var. Yapacak bir şey yok. 

Gençlere bol bol Erkin'i anlatın. O çünkü onlar için çok kavga verdi, diğer üçü gibi. Üçü de verdiler o kavgayı. Ne yazık ki Türkiye istediğimiz hale gelemedi. Biz o hale gelsin diye çok büyük bir kavga verdik...Hepimiz...Bütün o nesil. Ama olmadı! işte gençlere Erkin'i de, Barış'ı da, Cem'i de çok iyi anlatmak lazım. Bir Türk müzisyeni bunları bilmeden yola çıkmamalı. 

Sarhoş Atlar Zamanı

Erkin Koray özel yayını 2

20 Ağustos 2023

Hazırlayan ve Sunan: Akif Burak Atlar

Açık Radyo

Konuk: Taner Öngür

Akif Burak Atlar'a hem böyle bir söyleşi gerçekleştirdiği için teşekkür eder, bunu paylaşmamız aizin verdiği için de ayrıca minnettarım. 


22 Mayıs 2023 Pazartesi

Barış Manço'nun "Nick The Chopper" plağı ülkemizde de çıktığında


1976 yılında Avrupa çıkan ve tümüyle İngilizce olan Barış Manço albümü, bir yıl sonra ülkemizde de yeni bir kapakla çıkmıştı. O günlerde ilkokula giden iki çocuğun bu plağı dinleme öyküsü...



Geçen yazımda ortaokuldayken her öğle tatilinde plakçıya gidip Deep Purple'ın yeni çıkan "Burn" albümünü aralıklarla dinlemeye çalıştığımı anlatmıştım. Tabi bu uzun aralıklarla oluyordu. Plakçıdaki abi beni çay götür getir işlerinde çırak olarak da kullanıyordu. Ve o zevkine göre ya da müşteriye göre plaklar çalıyordu. İşte ben de o Gönül Akkor, Mina, Dalida, Ferdi Tayfur arasında "Abi, şu albümden bir parça çalsana." deyip aralıklarla Deep Purple'ın "Burn" albümünü dinliyordum. Bu her zamanda mümkün olmuyordu ve "Boşver o çok gürültülü, ben sana Kan ve Gül'ü çalayım." diyordu... o zaman plakçı abinin dükkanın önünden geçen bir kıza yazıldığını anlıyordum. Bu arada o plakçı abi benim "gürültülü" müzik zevkime niye tahammül ediyordu diye yıllar sonra çok düşünmüştüm. Benim o zamanlar Hey dergisinde gördüğüm ve hemen ona sorduğum bu uzun saçlı, "gürültülü" müzik yapan grupları benden öğreniyordu. Yani hem öğle tatili çırağı hem de kobaydım. 


Her neyse bu yazıyı yayınlamamdan sonra sevgili dostum Selçuk Özkan beni arayıp, "Abi benim de senin yazıdaki gibi anım var." deyip, anlattı. Bu arada Selçuk Özkan da kim derseniz... Benim tanıdığım ayaklı rock ansiklopedisidir. Sadece onunla kalsa iyi 1970'li yılların Türk Hafif Müziği bilirkişisidir. Bu konuda çok anım vardır onunla ilgili bir ara fırsat olduğunda yazarım. Şimdi Selçuk'un anısına geçelim.

Bizim Selçuk "Paşalı"dır. Hangi paşa bu derseniz; Kocamustafapaşa. Yani İstanbul'un güzide semtlerinden biri olan Kocamustafapaşa semtinde doğup, büyümüş ve yaşamıştır.  Orada Emin Ali Yaşin İlkokulu'nda okuduğu zamanlarda geçiyor öykü. O tarihlerde yani 1977'de Barış Manço'nun "Nick The Chopper" Long Play'i (yapa eski kısaltmasıyla LP) ülkemizde de çıkmış. Evet bu plak bir yıl önce ilk olarak Avrupa'da yayınlanmıştı ve ardından bizde de çıkmıştı. Bütünüyle İngilizce sözlerle olan bu albüm, Manço'nun yurtdışı kariyer hedeflediği bir çalışmaydı. Kayıtları Belçika'da yapılan bu albümün haberlerini Hey dergisinden her hafta takip ederdik. Bizim Selçuk da o haberleri benden daha küçükken takip etmiş ve albüm bizde de çıkınca mahallesindeki plakçıda almış soluğu. 


Şimdi Kocamustafapaşa'da Kadın süs eşyaları satan bir mağazanın olduğu yerde bulunan plakçıya arkadaşı Tunç Aktekin ile giden Selçuk, plakçıdan bu albümü çalmasını istemiş. Plakçı da bu isteği yerine getirmiş. Ertesi gün öğle tatilinde bizim ikili gene o plakçıda soluğu alıyorlar. Bu bir ay boyunca sürüyor. Bizimkiler her gün  öğlen dükkanın önündeki kaldırıma oturuyor ve plakçı onlar istemeden plağı baştan sona çalıyor. Bir ay boyunca sürüyor ve plakçı bugün çalamam demiyor ve baştan sona albümü çalıyor.   

Bunu duyunca hemen Selçuk'a "Yahu bu harika bir anı, o plakçının ismi neydi, dükkanın fotografı var mı?" gibi akla ziyan, nafile sorular sordum.  O da bana haklı olarak kızdı ve "Abi o zaman cep telefonumu vardı, fotografını nerden bulayım. Belge istiyorsan o plakçının önünde hergün plak dinlemeye gittiğim ilkokul arkadaşımın ismi Tunç Aktekin'di ve o da Serdar Ortaç'la sınıf arkadaşıydı." Muhabbeti orada kestim Serdar Oraç'tan konumuz bir anda Asu Maralman'a oradan da Alman Krautrock gruplarına gidebilirdi. 

Selçuk, tam anlamıyla plak tutkumun alevlendiricisi, rock turtkunu güzel bir dostumdur. Onun çok güzel anıları anektodları vardır. Bu güzel anısı beni 1977'ye ve unutamadığım Barış Manço "Nick The Chopper" yıllarına götürdü.

Aptulika

9 Ocak 2023 Pazartesi

En Sevilen BARIŞ MANÇO Parçası Anketi Sonuçları



En Sevilen BARIŞ MANÇO Parçası Anketi sona erdi. Yani sizin verdiğiniz oylarla en sevdiğiniz Barış Manço şarkılarından bir sıralama oluştu. Öncelikle katılan herkese sonsuz teşekkürler diyorum ve sıralamayı 30. sıradan başlayarak veriyorum.

Sıralamada yanlarına oy sayılarını yazdım. Puan ise seçimlerini ilk beş olarak yapan arkadaşların sıralamalarını 1. seçime 12 ikinci seçime 10 üçüncü seçime 9 gibi devam ettim. Yani tek seçim olarak gönderilenleri de 12 olarak puanladım. 

 




En Sevilen BARIŞ MANÇO Anketi  Sonuçları  

30 - Flower Of The Love - 3 oy (40 puan)

29 - Kazma - 3 oy (42 puan)

28 - Gibi Gibi - 3 oy (46 puan)

27 - Çoban Yıldızı - 3 oy ( 46 puan)

26 - Arkadaşım Eşek - 4 oy (46 puan)

25 - Little Darlin' (We'll Be Kissing)  - 4 oy (47 puan)

24 - Yine Yol Göründü - 5 oy (48 puan)



23 - Hal Hal - 5 oy (55 puan)

22 - Alla Beni Pulla Beni - 6 oy (58 puan)


21 - Gönül Dağı - 6 oy (59 puan)

20 - Ahmet Beyin Ceketi - 6 oy (60 puan)

19 - Unutamadım - 7 oy (63 puan)


18 - Trip / To A Fair - 7 oy (72 puan) 

17 - Anlıyorsun Değil mi - 7 oy (80 puan)

16 - Cacık -7 oy (82 puan)

15 - Gesi Bağları - 8 oy ( 84 puan)

14 - Kara Sevda - 9 oy (91 puan)




13 - Yeni Bir Gün Doğdu - 9 oy ( 96 puan)

12 - Eğri Büğrü - 10 oy (108 puan)

11 - Aynalı Kemer - 10 oy (120 puan)

10 - Gülpembe - 10 oy (128 puan)




9 - Sarı Çizmeli - 10 oy (143 puan)

8 - Nick The Chopper - 12 oy (148 puan)

7 - Binboğanın Kızı - 14 oy (166 puan)

6 - Ne Ola Yar Ola - 15 oy (192 puan)

5 - Dağlar Dağlar - 27 oy (211 puan)

4 - Halil İbrahim Sofrası - 32 oy (221 puan)



 3 - 2023 - 35 oy (228 puan)




2 - Kol Düğmeleri - 39 oy (261 puan)




1 - DÖNENCE - 84 oy (792 puan)



10 Aralık 2022 Cumartesi

Bu Bir Jon Lord Değildir - 2

 


Bir önceki yazımda John Lord çizimimin Barış Manço'ya benzetilmesinden yakınmıştım. O yazıyı yazarken aklıma derhal bir fikir geldi ve facebook sayfamdan da bu çizimi paylaşayım dedim ve yanına da şu notu kattım:

"Blues Perişan blog'da bir yazıya başlamadan önce paylaşayım dedim. Kimin hakkında olacağını anladınız her halde. Ama bu çizimim o kadar farklı kişiye benzetildi ki... artık ben de kuşkuya düştüm. Siz yoruma kimin çizimi olduğunu yazın da ben de kuşkudan kurtulayım."

Facebook'ta bu resmi ve mesajı yayınlar yayınlamaz hemen yorumlat birbiri ardına düşmeye başladı. Eh hani benim facebook sayfamdaki insanlar rock müzik dinleyicisi ve bu yüzden de ilgiliydi. Öyle her uzun saçlı ve bıyıklıya Barış Manço demezlerdi tabiki. Ancak bu sefer işler daha da çetrefilli hale gelecekti. 

Nasıl mı?

Dinleyin hele...

İlk önce gelen mesajlarda Jon Lord ismi yoğunluklu olarak gelmeye başladı. İçim bir anda rahatlamıştı. Eh hani ne de olsa rock dinleyen insanlar başka oluyor derken bir anda Frank Zappa diyenler oldu. Bu sefer de Zappa diyenlerle Lord diyenler arasında tartışma başladı. "Yok onun dudak altında ufak sakalı var"... "Yok gözünün üstünde kaşı var" derken tartışmaya Tommy Iommi diyenler katıldı.  Tommy Iommi ile işin işine Black Sabbath girince Gezer Butler diyenlerde, Iommi'midir... Hayır Butler'dır türünde yeni bir kavgadır başladı. 

Peki Barış Manço diyen oldu mu? İnanın bana gene oldu. Facebook'ta bu anketi yaparken bir önceki yazıyı daha yayınlamamıştım. Dolayısıyla profilde bu çizimi insanlar ilk kez gördü ve Barış Manço diyenler az da olsa oldu. Böyle algılanmasına, Jon Lord olarak tanıyan bir arkadaşım yanına şöyle bir not düşerek açıklık getirecekti: "Hocam tam Anadolu Rock Star kıvamında olmuş."

Ama gene de ağırlıklı olarak Jon Lord denilmişti ama daha ne isimler vardı derseniz, şöyle sıralanıyordu:

Behzat Ç'nin metalik hali...

Turhan Selçuk...

Bülent Ecevit'in uzun saçlı hali... (Üstelik Ecevit'e iki kişi benzetmiş.)

Led Zeppelin'den John Bonham...

John Lord'un Timur Selçuk hali...

Bu en sondaki dört benzetmeye açıkcası ilk önce şaşırdımsa da bir süre sonra benim çizimim bana da Behzat Ç, Turhan Selçuk gibi geldi doğrusu. Rene Magritte'in "Bu Bir Pipo Değil" resminin asıl adı gibi "İmgelerin İhaneti" böyle bir şey olsa gerek. 

Bunların hepsi güzeldi de gene gelen yorumlardan birinde, "Alırsın Ford Olursun Lord" tekerlemesi vardı. Aklıma Nazareth'ten yola çıkarak yapılan "Nazar etme ne olur çalış senin de olur" lüzumsuzluğu geliverdi. Daha önce Nazareth'i yazdığım yazıya yorumlarda gene bu tekerleme yazılınca bir arkadaşımızda şu notu düşmüştü: "benim kıza yapıyorum bu esprileri, baba 90'larda güzel yaşamışsınız ama esprileriniz bok diyo" Ne diyeyim z kuşağına bir kez daha güveniyorum. Bizi kim bu sözcük esprilerine musallat etti anlamıyorum. 

Her neyse, yazıyı noktalamaya yakın çizimime bir kez daha bakıyorum... Bana da ciddi ciddi Behzat Ç, Turhan Selçuk hatta Timur Selçuk gibi görünüyor ama inatla vurguluyorum ki Barış Manço'ya uzaktan yakından benzemiyor. 

İmgelerin İhaneti işte böle bişi.

APTULİKA


Bu Bir Jon Lord Değildir - 1

 


Pandemi dönemine girmeden kısa bir süre önce "Cem Karaca'dan Zappa'ya" adında bir karikatür sergisi açmıştım. O sergide yukardaki çizim de yer almaktaydı. Bu Deep Purple'ın org, klavye, piyano ustası Jon Lord'un çizimiydi ve ben bu çizimimi çok seviyordum ama sergi sonunda satılmayanlar arasındaydı ve eve götürecektim. İstanbul sergisinin ardından Ankara'daki sergide beğenen çıkacaktı umudunu taşıyordum ki, olamadı... O malum Covid 19 salgını salgını geldi ve Ankara sergisi iki kere ertelendi. 

Pandemi döneminde karantina sonrası Kuzguncuk Sahaf'ta durmaya başladım. Dükkanın sahibi İstanbul dışına taşındığı için bir başka akadaşı ile ben aralıklı (dört gün o, üç gün ben gibi dönüşümlü) olarak duruyorduk. Pandemi sürecinde ise evim yakın olduğu için dükkanda devamlı takılmaya. başlamıştım. Sahafın sahibi olan arkadaşım Bahadır, "Abi dükkana kendi çalışmalarından da koy, satılır." dedi. Hatta bir ara yasaklar ufaktan aralanınca İstanbul'a gelen Bahadır, "Abi ben dükkanı senin işlerle dolacağını sanmıştım, bir iki şey çizip koysana, bak şurada boş çerçeveler de var. Onlara çerçeveleyip duvara asarsın." diye zorlayınca bir iki işi koymaya başladım. Tabi sergiden kalan bu Jon Lord çizimim de vardı. 

Bu çizimlerle ilgilenen çok oldu, hatta bir çoğu satın alınmaya da başladı. Bu Jon Lord çizimiyle de ilgilenenler oluyordu ama satın alan olmuyordu. Zaman içinde bu çizimle ilgilenen çok olmaya başladı. Ancak her bakan, "Bu Barış Manço çizimi orijinal mi"  ya da "ne kadar" diye soruluyordu. Ben de üşenmeden "O Deep Purple'ın klavyecisi Jon Lord" diye düzeltiyordum. Bir ara "klavyeci" demem anlaşılmaz sanarak, "keyboardçısı" ya da "orgcusu" demeye başladım. Bir gün daha da anlaşılsın diye "Piyanisti" demiştim, karşımdaki adam bana şaşkın şaşkın bakarak, "Böyle piyanist şantör mü olur" dedikten sonra, "Bana bunu Ümit Besen diye yutturacağını mı sanıyorsun" gibisinden suratıma bakıp, çıkıp gidecekti. 

Bir gün dükkana iki Fransız turist kız girdi. Dükkandaki tablolara , objelere ve heykellere bakıp aralarında Fransızca konuşuyorlardı. Bir ara benim o çizime bakıp aralarında "Bu kim olabilir" diye konuşmaya başladılar. Biri "ben bunu tanıyorum acaba kimdi... dur hatırlayacağım" gibisinden bir duruma girdikten sonra, Barış Manço'nun "Arkadaşım Eşek" melodisini, "tamam buldum" dercesine mırıldanmaz mı... Yahu 20 yaşındaki Fransız bile Barış Manço'yu hem de şarkısını melodisiyle mırıldanacak kadar biliyor da Jon Lord'u tanıyamadı şaşkınlığıyla atılarak, İngilizce "O Barış Manço değil, Deep Purple'ın orgcusu John Lord" diye düzeltecektim. 

Bu diyaloglar bitmiyordu. Gene bir gün biri resme bakıp, "Bu Barış Manço resmini siz mi..." demesini tamamlatmadan yandaki kırtasiyeciye koşup siyah fon kağıdı ve makas alıp dükkana geldim. Müşteri daha lafını bitirememiş halde dururken fon kartonunu kesip Çizimdeki bıyıkları Barış Manço gibi uzattım ve "İşte böyle olursa Barış Manço" dedim. O da yetişmez diye bıyık eklemesi olan iki parça kağıdı aldıktan sonra fon kağıdından siyah gözlük yaparak gözlerin üzerine yerleştirdim ve "İşte bakın Jon Lord" diyerek bilgiç bilgiç durdum. Ama karşı taraftan "A ! evet bu Deep Purple'ın klavyecisi Jon Lord" onayını beklesem de nafileydi, tabiki.

Bu sorularla boğuşurken bir ara kara gözlüklü Jon Lord çizimi de yapıp koydumsa da değişen bir şey olmadı, gözlüksüz bu çizime gene de "Barış Manço" diyorlardı. Baktım olacak gibi değil, bir Barış Manço çizimi yaptım ve çerçeveleyip, dükkanın en görünen yerine astım. Artık bu sorulardan kurtulurum diye beklemeye koyuldum. Bu arada o Jon Lord çizimi öyle dükkanın duvarında falan asılı da değildi, bir biri ardına dizili tabloların arasında görüyorlardı. Yani bu kadar belirgin bir yerde duran Barış Manço çiziminden sonra böyle bir soru gelmez artık diye bekliyordum. O sıralarda dükkana biri girdi tek tek tablolara baktı, bizim Jon Lord'u da gördü ama neyse ki o malum "Bu Barış Manço tablosu..." diye başlayan soruyu sormadı. İçimden "oh be neyseki" derken adam duvardaki Barış Manço'yu gördü ve bana "Bu Barış Manço'ya hiç benzememiş" diyecekti.

Sonra o Barış Manço çizimi de satıldı. Bir ara siyah gözlüklü Jon Lord çizimi de gitti. Ancak o gözlüksüz Jon Lord çizimi kaldı. Bir ara onunla ilgilenip almak isteyen oldu ama satmadım. Neden mi? Çünkü almak isteyen kişi, "Bu Barış Manço tablosu ne kadar, almak istiyorum." demişti. Bende hemen, "O Barış Manço değil, Deep Purple'ın klavyecisi..." diye giden düzeltmemi yapacaktım. Ardından , "Bakınız bu duvarda asılı olan Barış Manço" dedimse de adam inatla, "Ama ben onu değil bu Barış Manço çizimini sevdim, bunu almak istiyorum" demez mi? Ben gene o malum düzeltmeyi yapacaktım. Ama adam, "Olabilir ben gene de bu tabloyu almak istiyorum." diye ısrar edecekti. Sonra ne mi oldu? Aynen şöyle bir diyalog geçti aramızda:

- Beyfendi, o çizim Barış Manço değil, Deep Purple'ın klavyecisi Jon Lord'a ait.

- O Lord, mord değil... Barış Manço ve satın almak istiyorum.

- Yahu anlatamıyorum galiba, Bu Barış Manço çizimi değil. Deep Purple grubunu bilmiyorsunuz sanırım.

- Nasıl bilmem onların "Smoke on The Water" parçası vardır...hatta "Child In Time"ı da çok severim.

- İyi ya beyfendi onların orgcusu

- Jon Lord tabiki biliyorum.

- Madem öyle işte bu onun çizimi.

- Olabilir ama ben bu Barış Manço çizimini sevdim ve almak istiyorum.

...

Bu konuşmalar sürdü ve en sonunda adama o tabloyu satmadım. "Yahu sana ne adam Barış Manço diye alsaydı..." diyebilirsiniz ama iş inada binmişti bir kere.

Geçtiğimiz yazın başında Kuzguncuk Sahaf kapandı. Aradan geçen bu sürede gene bu Jon Lord çizimim aklıma geldi. Peki ne mi oldu derseniz. En sonunda dükkandayken bir gelip, satın aldı. Yok yok... Barış Manço diye değil, harbiden John Lord diyerek satın aldı.

Fakat ben bunca olayın ardından Rene Magritte'in sürrealist resmi "Bu bir Pipo değildir" gibi "Bu bir Jon Lord değildir" diyorum, bu çizime.

Bu arada bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde, çizimi facebook'tan yayınlayıp, yanına da :

"Blues Perişan blog'da bir yazıya başlamadan önce paylaşayım dedim. Kimin hakkında olacağını anladınız her halde. Ama bu çizimim o kadar farklı kişiye benzetildi ki... artık ben de kuşkuya düştüm. Siz yoruma kimin çizimi olduğunu yazın da ben de kuşkudan kurtulayım."

notunu düştüm. Yorumlara baktım ve bu yazının ikinci bölümü olacak dedim. O yorumlar da neler vardı derseniz... Onları da bir sonraki yazıya bırakalım.

APTULİKA


5 Aralık 2022 Pazartesi

Sizin Oylarınızla En Sevilen BARIŞ MANÇO Parçasını Seçiyoruz.


 

Blues Perişan blog'da bundan önce En sevilen Deep Purple, Pink Floyd, Led Zeppelin parçalarını sizin oylarınızla seçmiştik. Bu sefer de ülkemizden bir müzik insanıyla yeni bir ankete başlıyoruz. 

Ankete katılmak isterseniz... Sizin en sevdiğiniz Barış Manço parçasını yazının altındaki yorum bölümüne yazabilirsiniz... Ya da seçiminizi

bluesperisan@gmail.com

adresine yazabilirsiniz.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...