8 yıl aradan sonra AC/DC'nin yeni bir konser turnesine başlayacağı haberi ortalığı bir anda sarsmıştı. 2016 tarihinde en son konserlerini veren grup, şimdilerde yeniden konserlerine hazırlanıyor. 15 Mayıs 2024'te başlayacak olan Avrupa Turnesi'nin konserlerinde açılışı yapacak ön grubun ismi de AC/DC'nin internet sitesinde dün ( 25 Mart 2024) yapılan açıklamayla duyuruldu.
AC/DC'nin konserlerinde açılışı yapacak olan ön grubun Pretty Reckless olacağı açıklandı.
2009 yılında kurulan The Pretty Reckless, bugüne kadar 4 albüm yayınladı. Light Me Up (2010), Going to Hell (2014), Who You Selling For (2016) ve Death by Rock and Roll (2021) albümlerini yapan grup, şu anda da, bu yıl içinde çıkması beklenen "Other Worlds" adlı yeni bir albüm üzerinde çalışıyormuş.
Vokalistliğini Taylor Momsen'ın üstlendiği grup, "Heaven Knows", "Make Me Wanna Die" ve son albümlerinin başlık parçalarıyla 2010'lar boyunca rock dünyasının en büyük yeni grupları arasında yer aldı.
AC/DC'nin Mayıs'ta başlayacak olan Avrupa turnesi konserlerinde açılış grubu olarak yer alacak olan The Pretty Reckless'ı biraz tanımak için aşağıdaki videolardan takip edebilirsiniz.
AC/DC , ilk gösterisini 31 Aralık 1973'te Avustralya'nın Sidney şehrinde Checkers Night Club'ta gerçekleştirmişti. O günden bu güne 50 yıl geçti. 50 yıldönümünde AC/DC, 2024 yazında gerçekleşecek olan "Power Up" Avrupa turnesini duyurdu.
AC/DC şimdi de 50 yıllık müzik yaşamını taçlandırmak için Columbia Records / Legacy Recordings , grubun albümlerinin altın renkli plaklarını çıkarıyor.
Sınırlı sayıda üretilen LP'lerin her biri , çerçevelemeye uygun, yeni AC/DC 50 sanat eserlerini içeren, albüme özel 12"x12" baskıyla birlikte satışa sunuluyor.
Şu anda aşağıdaki linklerden ön sipariş verilebilirmiş:
AC/DC'nin kuruluşunda yer alan ilk davulcusu Colin Burgess 16 Aralık 2023, Cumartesi günü 77 yaşındayken hayata veda etti.
Efsanevi Avustralyalı rock grubu AC/DC elemanları Burgess'in ölümünü sosyal medyada yazarak doğruladılar: " Colin Burgess'in ölüm haberini duymak bizim için çok üzüntü verici oldu. İlk davulcumuzdu ve çok saygı duyulan bir müzisyendi."
Colin 1973'te AC/DC'ye katıldı ve Yeni Yıl'da grupla ilk konserini veren grupta davulda yerini aldı. AC/DC'nin ilk single'ı olan "Can I Sit Next To You Girl"te de yer alan Colin Burgess, bir yıl sonra grupla yolları ayrılacaktı.
Sahnede sarhoş olduğu için Şubat 1974'te AC/DC'den kovulan Colin, daha sonra birisinin içkisine ilaç kattığını iddia edecekti.
Meral'in yeni başladığı CEMİYETTEN FİSKOS köşesi beni çok keyiflendiriyor, umarım sizler de beğeniyorsunuzdur.
En son kaleme aldığı "Ekim Ayında Az Daha AC/DC Türkiye'ye Konsere Geliyordu!" yazısından sonra AC/DC'nin ilk kadrodaki vokalisti üzerine bir karikatür çizmeden edemedim.
Birkaç hafta önce sabah erken saatlerde çok sevdiğim bir dostum arayıp, “Meral AC/DC geliyor” dedi. Şimdi senelerce Aptulika’nın köşesinden kırk kere olur deyip kırk sene “gelsinler” demişiz, fazla sorgulamaya gerek var mı? Hemen bilet peşine düştüm. Bildiğim bilet sitelerinin arama kutucuklarına AC DC, AC/DC, ACDC diye yazdım ama gelen bir şey yok. Arama motoruna “AC DC İstanbul 2023” yazdım, o da ne, haberlerde “20 Ekim’de AC DC Küçükçiftlik Park’ta” haberleri, biletler az sonra satışta. İçime bir şüphe düşmesi değil hani, koca AC/DC on beş gün önceden haber vererek konsere gelir mi? Olur mu olur, neden olmasın derken, biletler satışa çıktı, bakın açıklamada ne yazıyor,
“Celebration Show 50 Years Anniversary kapsamında AC/DC grubunun ilk solisti Dave Evans konseri, Paraf Kuruçeşme Açıkhava sahnesinde!”
Birkaç saat hayalini kurmak bile güzeldi. Bir başka bahara artık dedim, ama Dave Evans da aklıma düştü, bir bakayım dedim, kimmiş, ne demeye kendini AC/DC diye tanıtmış, kimi kandırıyor.
Biraz araştırınca Dave Evans hakkında biraz haksızlık ettiğimi fark ettim, aslında şöhretini AC/DC üzerine kurmamış, 80’lerde oldukça tanınmış ve sevilen bir rock müzisyeni kendisi. Kısaca hayat hikayesini şöyle bir anlatayım.
Dave Evans İngiliz göçmeni bir Avustralyalı, henüz 17 yaşındayken ilk grubunu kurar, bir süre sonra Avustralya müziğinin başkenti Sydney’e yerleşir ve Velvet Underground ile çalışmaya başlar. “Lou Reed’in Velvet Underground’ı değil tabi ki, Sydney’in Velvet Underground” diyor. Gruptan atılmadan önce ayrılan gitarist Malcolm Young bir gün kardeşi Angus Young kapısını çalar ve gruba katılıp katılmak istemediğini sorar, Evans reddeder ancak daha sonra katıldığı grubun gitaristi Malcolm Young olunca kaderimde bir “Young” varmış der ve Colin Burgess ve Larry van Kriedt ile birlikte bir grup kurmak üzere bir araya gelirler, AC/DC ismini seçerek konserlere başlarlar, ilk kırkbeşlikleri “Can I Sit Next To You Girl / Rocking In The Parlour” piyasaya çıkar ardından grup bir yıl boyunca turnede Avustralya’yı gezer, uzun, yorucu ve stresli turne boyunca kavgalar, gürültüler eksik olmaz, sonunda Dave Evans menajerlerini yumruklar ve gruptan ayrılır, ama turne sonuna kadar grupta kalmak koşuluyla.
Turne tamamlanır, Evans gruptan ayrılır ve yerine Bon Scott gelir ve olaylar AC/DC tarafında gelişir.
Dave Evans, AC/DC’ye tek bir kırkbeşlik ile veda eder ama müzik hayatına son hız devam eder. 80’li yıllarda Rabbit isimli grubuyla tüm dünyada tanınır ve sevilir, ardından “Dave Evans and Thunder Down Under” gelir, bu grup da dağıldıktan sonra Evans solo kariyerine devam eder, birkaç film ve tiyatro oyununda yer alır. 2000 yılının başlarında Dave, Melbourne AC/DC tribute grubu Thunderstruck'un Bon Scott için 20. yıl dönümü anma konserine özel konuk olarak davet edilir. Bu özel konser canlı olarak kaydedilir ve Perris Records tarafından A Hell of a Night adıyla yayınlanır.
Dave Evans o günden beri Avrupa ve Amerika’da solo konserlerine devam ediyor.
Gelelim AC/DC meselesine. Gruptan ayrıldıktan, kendi ifadesiyle “grup dışına itilip, grup tarihinden de dışlandıktan” sonra uzun zaman grup hakkında konuşmaz, ancak konuştuğu zaman da “AC/DC, grubun ilk geçmişi hiç var olmamış gibi davranmaya çalışıyor” diyor ve sadece kendisinin değil, Colin Burgess, Neil Smith, Noel Taylor gibi isimlerin de yokmuş gibi, hiç anılmadıklarını söylüyor.
Evans, röportajlarında kendisinden sonra grubun solistliğini üstlenen Bon Scott’la tanıştığını ve kısacık sohbetlerinden çok keyif aldığını söylüyor. Hatta Bon Scott şarkıları söylemeyi de çok seviyor, ama ekliyor, “O da benim şarkılarımı söyledi”.Evans’a göre AC/DC’nin ilk albümünde yer alan parçaların çoğunda Evans’ın imzası var, ancak söylediğine göre bu parçalar albüme alınırken müzik aynı kalırken isimlerini değiştirmişler.
“Evet biliyorum. Yaptığı şeyleri ilk duyduğumda pek hoşlanmamıştım. Çünkü benim zaten yaptığım birçok şarkıyı o tekrar yapıyordu, bunu karşılaştığımızda ona da söyledim. Ama ikinci albümü yaptığında gerçekten kendini geliştirmişti. Grupla birlikte şarkılar yazmıştı ve "It's a Long Way to the Top", "Jailbreak" ve "TNT" gibi harika rock şarkılarına kendi tarzını kattı. Benden farklıydı ama bence hepsi de harika şarkılar, Bon kendine özgü bir tarz geliştirdi, kendine özgü bir tarzı vardı ve gerçekten çok iyiydi”
Görünen o ki Dave Evans, AC/DC’den sonra hayat olduğuna inanmış ve başarılı bir müzik insanı olarak bu hayatına devam ediyor. Konserlerinde AC/DC parçalarına yer veriyor ama sadece Bon Scott parçalarını söylüyor, her şeyi geride bırakmış gibi görünse de eklemeden geçemiyor, “seyirciler benim söylediğim AC/DC parçalarını grubun diğer popüler parçalarından daha çok duymak istiyorlar”. Türkiye’ye gelip iyi vakit geçiren bunu da bir konserle taçlandırmak isteyen Dave Evans’ın niyeti sanırım bizim organizatörlerimiz tarafından bize yanlış aktarılmış, zaten konser de yine bir hassasiyete denk geldi ve iptal edildi.
Nazareth, benim için ayrıcalıklı rock gruplarından biridir. Eh hani biraz da hak ettiği yeri bulamamış olduğuna inanmak gibi bir fikri sabitim de vardır hani.
Onların her hangi bir parçasını sanal ortam da bir şekilde paylaşsam, hemen altında "Nazar etme, çalış senin de olur" türünden bir geyiği yorum bölümünde mutlaka bulurum. Çoğu kere, "Yahu bu grubu niye kimse ciddiye almaz!" diye bağırasım bile gelir.
Oysa Nazareth, bir döneme damgasını vurmuş ve daha sonra gelecek gruplara ve müzikal akımlara ilham verici olmuştur. İşte bunların başında da AC/DC gelir. Nazareth'in vokalisti Dan McCafferty de İskoç kökenlidir ve Bon Scott gibi milli çalgıları gaydayı rock müziğine katmıştır. Ama hepsinden önemlisi de bu Britanya adasındaki İskoçların akıl almayacak şekildeki vokal tarzları olsa gerek. Bu sesi doğa mı sağlıyor yoksa viski mi, gerçekten bilemiyorum ama başka yerde bulunamayacak bir ses lezzetidir bu. Konuya bütün Britanya'ı da katarsam bu ses yaklaşımları tamamen rock'a oturur başka müzik tarzlarında aynı etkiyi yapamaz gibi gelir bana.
Geçtiğimiz ay kaybettiğimiz Nazareth'in vokalisti Dan McCafferty, rock tarzında kelimenin tam anlamıyla bir ekoldür... yani bizdeki tanımıyla bir ustadır. Onun vokal tekniği bir çok rock müzisyenine ilham kaynağı olmuştur. İşte bunlardan biri de AC/DC'nin vokalisti Brain Johnson'dur. Dan McCafferty ekolünden geldiğini saklamayan Brian Johnson, BBC ile yaptığı bir röportajda Dan McCafferty'nin kendisi için ilham kaynağı olduğunu açıklayacaktı.
"Dan gibi şarkı söylemek istedim ve onu örnek aldım." diyen Johnson, eski grubu Geordie yıllarında geçen bir anısını da anlatacaktı. "Geordie grubuyla yeni çıkış yaparken Nazareth grubu bizi desteklemişti. Onların Glasgow'daki bir konserindeydik. Bizden sonra onlar asıl konseri başlatacaktı. Bir köşeden onları izlemeye başladım ve 'Ne grup!' diye düşündüm. İşte o an Geordie'nin yaptığı pop şeylerden daha rock'a yönelmesini düşünmeye başladım. Bu aynı zamanda benim için de yeni bir başlangıç olacaktı."
Aynı gece konserden sonra McCafferty, Johnson'ı yanına çağırarak ona Nazareth'in yeni çıkacak single'ı Broken Down Angel'ın demosunu dinletecekti ve nasıl bulduğunu soracaktı. Yeni yola çıkmış bir vokaliste hayranı olduğu bir rock kahramanın böyle fikir sormasından etkilendiğini anlatan Brain Johnson, konuk olduğu radyo programında bu şarkıyı "Bunu, iyi arkadaşım Dan McCafferty'nin ve tüm ailesinin anısına çalabilir miyim?" diyerek programı bitirecekti. O zaman biz de yazının sonunu Nazareth'in 1973 yılı çalışması "Broken Down Angel" ile noktalayım.
İlkokula gittiğim zamanlarda bir arkadaşımın doğum gününde eskilerin piknik tipi denilen taşınabilir bir pikabını görmüştüm. Öyle büyüleyici bir şeydi ki, bugün bile hatırladıkça heyecanlanırım. Sonra ortaokula giderken, bir pikabım olsa hayalim hep sürdü. Hatta pikaptan önce plaklar almaya bile başlamıştım. Bir ara pikabım olacaktı ve onları dinleyecektim. Ortaokulun sonlarına doğru bu hayalim gerçekleşti ve radyolu bir pikabım oldu. Bu arada babamın üniversiteyi bitirip ilk işe girdiğinde aldığı gramofondan Deep Purple plağı dinleme. uğraşımımın sonucunda o taş plak için olan kalın gramofon iğnesiyle güzelim plağı da haşat ettiğimi bilirim.
Benim gençliğimde pikap bir lükstü ve zor edindiğimiz bir şeydi. Pikabı bulduğunda da sevdiğin grubun plağını da bugünkü gibi anında bulabilmen imkansız gibi bir şeydi. Bir ara Murat Beşer'den dinlemiştim, rahmetli Apaçi Ayhan ile birlikte King Crimson'un yeni çıkan bir albümünü dinlemek isterler ama daha İstanbul'da plakçılarda yok. Bu plağın Edirne'de birinde olduğunu öğreniyorlar. Otobüse atlayıp, Edirne'ye gidiyorlar ve bu plağa sahip olan kişiyi buluyorlar. Adam da onları evinde konuk ediyor ve bizimkiler plağı dinleyip, adama teşekkür edip, otobüse atlayıp, İstanbul'a dönüyorlar. Şimdi siz bunları okurken abartılı bir öykü sanabilirsiniz ama ben Murat'tan bunu dinlediğimde, "Hadi yahu amma da attın" falan demedim... çünkü bunu ben de yapardım...hatta yaptım da. Ortaokulun sonu ve İngilizce dersinden ikmale falan kalma durumundayım. Babamın bir arkadaşının oğlu Robert Kolej'de okuyor ve bana ders verecek. Ben isteksiz isteksiz Robert Koleji'n öğrenci yurtlarına doğru yürüyorum, aklımda The Who'nun "Tommy" plağı var. O dönem Hey dergisinde duymuşum ve filmi de varmış diye içimden geçiriyorum. Ders , mers çok sıkıcı ama gideceğiz. Bana ders verecek abinin odasına giriyorum ve bir anda orada pikap olduğunu görüyorum. O da ne!... plaklar arasında The Who'nun "Tommy" albümü orada duruyor. Ders başlıyor ama aklım hep o plakta. Ders bitiyor ve rica ediyorum plağı bir iki parça dinliyorum. Ertesi günü derse koşa koşa gidiyorum. Sonuçta ben sınıfta kalmadım ama İngilizce nanay vaziyette ancak her ders sonu The Who'nun albümünü bol bol hatim etmiştim. Bir kaç yıl sonra da film geldi onu da izledim ama İngilizce hep nanay kaldı. Ama en sevdiğim ve unutamadığım ders o derslerdi.
Bu yaşadıklarımızın benzerini AC/DC'nin vokalisti Brain Johnson'un da yaşadığını dün okuduğum bir haberde de görecektim. https://ultimateclassicrock.com/brian-johnson-little-richard-tutti-frutti/ sitesinde çıkan haberde Brain Johnson'un Little Richard'ın "Tutti Fruitti" plağını dinleme serüvenini okuyunca aklıma o yaşadıklarımız gelecekti.
AC/DC'nin efsanevi vokalisti Brain Johnson 12 yaşında ve ailesinin kuzey İngiltere'deki evlerinde pikap falan yok. Ama radyoda kısa bir anda yakaladığı “Tutti Frutti" ilgisini çekiyor. Bunun üzerinden uzun bir süre geçiyor. Brain bir evin önünden geçerken bu şarkıyı duyuyor. Brain Johnson otobiyografisini yazdığı kitapta o anı şöyle anlatıyor: “Bu plağın sesinin bir pencereden geldiğini duydum ve ardından ne yaptığıma bugün bile inanamıyorum. Kapıyı çaldım ve kapıyı bir kız açtı. Benden altı yaş falan büyük olan bu kız bana 'Sen kimsin?' dedi. Ona 'Benim adım Brian, iki sokak aşağıda yaşıyoruz." dedikten sonra ' O biraz önce çalan plağı tekrar takabilir misin?" diye ekledim. O şaşırmıştı, ama bana 'Orada, pencerenin altında dur' diyerek beni dışarı çıkardı ve plağı çaldı. Ben de ona 'Teşekkür ederim' dedim!' O da bana kendini 'Benim adım Annette' diyerek tanıttı. Ben de 'Teşekkürler Annette' dedim. … Onu asla unutmayacağım.”
Plak bir tutku ve hiç ama hiç bitmeyeceğe benziyor.
Brian Johnson'un AC/DC'den önceki grubu Geordie yeniden kuruldu. Grubun kuruluşunun 50. yıldönümü için "Red, White & Blue"isimli bir single çıkararak, bir dönüş yaptı.
Brian Johnson'ın AC/DC öncesinde vokalist olarak yer aldığı grubu GEORDIE , şarkıcı Terry Slesser ve yeni single'ı "Red, White & Blue" ile yenilenmiş bir kadroyla geri döndü . GEORDIE'nin 50. yıl dönümünü kutlayan bu parça, grubun ilk kadrosunda yer alan orijinal gitaristi Vic Malcolm tarafından yazılmış. Bu çıkışın sadece bir parçayla kalmayacağı ve bir süredir üzerinde çalışılan yeni bir GEORDIE albümünün de habercisi olacağı söyleniyor.
Back Street Crawler'ın eski vokalisti Slesser, Kıbrıs'ta yaşayan Geordie kurucusu olan arkadaşı Vic Malcolm'u ziyarete gitmesiyle olayların akışı başlamış. İki arkadaş önce stüdyoya girerek doğaçlamalardan oluşan bir çalışma yapmışlar ve bunun ardından da grubun tekrar bir araya gelme fikri ortaya çıkmış.
Grubun orijinal üyeleri Tom Hill ve Brian Gibson'ın yer aldığı GEORDIE , gitarist Steve Dawson'ı kadrosuna alarak yola koyuldu. Ancak kurucu gitarist Vic grupta yer alamayacakmış. Bunun sebebi olarak da Vic'in sağlık sorunları konsere çıkmasına imkan veremeyeceği gösteriliyor. Şu sıralar Kıbrıs'ta ikamet eden Vic Malcolm, gruba besteleriyle katkıda bulunacakmış.
1972 yılında kurulan Newcastle'lı İngiliz grup Geordie, ilk single'ları "Don't Do That" Aralık 1972'de yayınladı ve bu plak İngiltere single listelerine 40. sıradan giriş yapacaktı. Bir yıl sonrada Geordie ilk albümleri Hope You Like It'i EMI etiketiyle çıkartacaktı. Dönemin gözde glam rock grupları olan Sweet ve Slade ile yarışan grup 1980 yılına kadar 4 stüdyo albümü yayınladı . 1980 yılında AC/DC'nin efsanevi vokalisti Bon Scott ölünce grubun vokaline en uyacak ismin Geordie vokalisti Brain Johnson olacağına kanaat getirildi. Bu çok da doğru bir seçim oldu ve Brain Johnson, AC/DC ile inanılmaz güzel albümlere ve konserlere imza attı.
Geordie bu ayrılıktan sonra da Rob Turnbull'un vokaliyle yoluna devam etse de bir süre sonrası da dağıldılar. Bakalım 50. yıl için bu buluşma nasıl bir sonuç verecek, diyelim ve yeni çıkan single'ları "Red, White & Blue"ya bir kulak verelim. Ama gene de sizlere o 70'li yıllardaki Geordie çalışmalarını da dinlemenizi tavsiye ederim, çok keyifli işlerdir onlar.
Avustralya hükümeti, AC/DC'nin 50. yıldönümünü kutlamak için özel madeni paralar bastı.
Avustralya'lı rock metal grubu AC/DC 2023 yılında kuruluşunun 50. yılına adım atacak. Bu yıldönümü ile ilgili ilk hareket Avustralya devletinden geldi.
Avustralya hükümeti, AC/DC'nin 50. yıldönümünü kutlamak için bir karar alarak, efsane rock grubuna ithaf edilmiş bir dizi gümüş para basmaya karar verdi.
Ayrıca koleksiyon amaçlı 1 dolarlık gümüş madeni para ve albüm resimlerinin reprodüksiyonlarıyla birlikte bir uçuş çantasına yerleştirilmiş 20 sentlik bir set içeren ürünler, Royal Australian Mint tarafından , AC/DC'nin 50. yıldönümüne özel sunulacakmış.
AC/DC'nin usta vokalisti Brian Johnson, bugün 75 yaşına girdi,
5 Ekim 1947 yılında Durham'da İngiliz ordusunda bir başçavuş ve kömür madencisi olan bir baba ile İtalyan bir annenin dört çocuğundan bir olarak dünyaya geldi.
Bir araba ve yarış tutkunu olan Brain, AC/DC'ye Bon Scott'ın ölümünden sonra katıldı. Biz onun sesini gruba çok yakıştırdık.
Yazının başlığına bakıp, bir de ardından gelen "High Voltage Blues" manşetine kanıp, bunun AC/DC parçalarının blues tarzında kavırlandığı bir albüm olduğunu sanmayın. Ancak AC/DC ile hiç de alakasız değil hani. Yazının sonunda ve albümü dinleyince bu alakayı gayet güzel anlayacaksınız.
Blues-rock gitaristi Anthony Gomes, "High Voltage Blues" adlı 13. albümünü bugün çıkardı.
Gomes'in 2020 albümü "Containment Blues"dan seçmeler de dahil olmak üzere kariyeri boyunca şarkılarının bir derlemesi özelliğini de taşıyor. Yeniden kaydedilmiş dokuz eski parçasının yanı sıra üç yeni stüdyo parçası da bulunmakta.
"Painted Horse"un etkileyici açılış riffinden "Blues Child"ın melodik outrosuna kadar Anthony Gomes, kendisine sadık bir dinleyici kitlesi kazandıran besteciliği ve gitar maharetlerini gösteriyor. Efsanevi basçı Billy Sheehan ve KoRn davulcusu Ray Luzier, "Painted Horse", "Born To Ride" ve bonus parça "Rebel Highway"de konuk olarak yer alıyor. Ünlü vokalist Bekka Bramlett ve The Voice yarışmacısı Wendy Moten de "Darkest Before The Dawn"ın yeni versiyonunda boy gösteriyor.
İlk single "Blues-A-Fied" için bir müzik videosu çeken Gomes, Memphis'te blues müzik tarihi için önemli olan sayısız simge yapıyı ziyaret ediyor. Stax Museum, Sun Studios, BB King's Blues Club ve hatta efsanevi Crossroads videoda yer alıyor.
Anthony Gomes, "Bu parçaları kaydederken çok eğlendik" diye açıklıyor. "Bir müzisyen olarak, geçmiş çalışmalarımdan bazılarını ele alıp, onlara farklı bir perspektiften bakmak harikaydı. Billy ve Ray gitar çalma tarzımı gerçekten zorladı ve biraz delilik ile yepyeni bir tavır eklediler. Benim tarzımı AC/DC'de olsaydım nasıl yapardım diye düşünmek bu albümün ana fikrini oluşturdu. Bunu denedim ve yakalamaya çalıştım. Açıkcası hissettiğim şey de buydu: Yüksek Voltajlı Blues."
Daha önce Anthony Gomes'i bilmiyor ve dinlememiş olsam, "hadi ordan" ya da "vay uyanık AC/DC taklidi yapmış" derdim. Oysa her şey (hem ses hem de gitar) Anthony Gomes ama bu sefer voltaj biraz daha yükseltilmiş. Hani bu şarkıları AC/DC tarzında yapmış desek, o da değil; çünkü 9 parçayı daha önceden de biliyorduk. Nasıl olmuş ama olmuş. Sanki Gomes AC/DC'ye bir eleman olarak katılmış ya da AC/DC elemanlarıyla birlikte kayıt yapmış gibi. İşin en doğru tanımı Gomes muhteşem bir saygı sunmuş ve biraz voltajı yükselterek AC/DC müziğindeki blues'u ortaya çıkartmış.
Albümü siz de dinleyin ve nasıl bulduğunuzu yorum bölümüne yazın derim. Açıkcası iki parça dışında ( Darkest Before The Dawn'ın iki ayrı yorumu) bu albümle ilgili AC/DC yeni bir albüm yapsa böyle olsaymış diyecek kadar kafayı yiyecek duruma geldim.
AC/DC'nin vokalisti Brain Johnson'un otobiyografisi "The Lives of Brain" adıyla kitap olarak gelecek ay çıkıyor.
Brain Johnson'un otobiyografisi "The Lives Of Brain"in aslında geçen yıl çıkması planlanmıştı.
Daha önceden böyle duyurulmuştu ama daha sonradan bir ses çıkmamıştı.
Bugün yapılan bir haberle bu kitabın, bir yıl gecikmeli olarak, 13 Ekim 2022 tarihinde yayına hazır olarak çıkacağı duyuruldu.
Kitap, İngiltere'de Penguin tarafından çıkarken, Amerika'da da Day Street Books tarafından aynı anda yayınlanacak.
Otobiyografik kitapta Brain Johnson'un çocukluğundan ilk grubu Geodie günlerine ve oradan da AC/DC yıllarından bu güne gelen dönemi kapsayacak.
Kitapla ilgili açıklama yapan Penguin Random House yayın yönetmeni Rowland White, "Kuzeydoğuda İngiltere'de büyüyen, İngiliz ordusunda eski bir başçavuş baba ve İtalyan bir annenin oğlu olan. Brain Johnson'un The Lives of Brian kitabında, müzikteki en büyük anılarını bizlere getiriyor" diyerek kitabı basına tanıtacaktı.
AC/DC'nin vokalisti Brian Johnson hayat hikayesini kaleme aldı. "The Lives of Brian" adını taşıyacak olan otobiyografi kitabı 26 Ekim 2021'de yayınlanacak.
Brain Johnson, 1980 yılında Bon Scott'ın ölümünden sonra AC/DC'nin vokaline geçecekti. Grubun alameti farikası olmuş Scott gibi bir vokalin yerine geçmek kolay bir şey değildi. Ancak Johnson bu işi hem o geleneği koruyarak hem de kendi kişiliğini ortaya koyarak başardı. Bugün grubun diskografisini bakarsak her iki vokalin dönemi de bir bayrak yarışı gibi uyumlu ve birbirini yok etmez. Böyle olunca da Brian Johnson'un kendi dilinden hayat hikayesi merakımızı fazlasıyla gıdıklıyor.
Brian Johnson'ın AC/DC'den önceki grubu Geordie'den bir görüntü. Brian Johnson'u bulmak zor olmasa gerek.
Bu merak sadece AC/DC dönemiyle ilgili değil, Brian'ın önceki grubu Geordie günlerini de bize taşıyacak olması önemli.
Bize düşen tabiki bu kitabın çıkışını beklemek ama insanın aklına,
"Acaba bu kitabı Türkçeye çevirip, yayınlayacak bir yayınevi olur mu?
sorusu da gelmiyor değil hani.
Biz buradan söyleyelim hele belki birileri duyar da bu kitap ülkemizde de basılır.
Cherry Red Records firması, AC/DC'nin ilk ve efsanevi vokalisti Bon Scott'ın daha önceki müzik kariyerinden bilinmeyen ya da az bilinen yapıtlarını içeren kapsamlı bir kutu seti bu ayın sonunda piyasaya çıkaracağını açıkladı.
Onu daha çok AC / DC döneminde yaptığı efsanevi çalışmalarla tanıyoruz ama Bon Scott, daha önceden dört yıl boyunca Fraternity grubunda vokal yapmış ve bir çok şarkısına imza atmıştı. Bu dört yıl içinde "Livestock" ve "Flaming Galah" isimli albümleri kaydetmişlerdi. Fraternity'nin bir üçüncü albümü, "Second Chance"de vardı ama yayınlanmamıştı. Yeni çıkacak olan kutu sette bu üçüncü albüm de yer alarak gün yüzüne çıkacak ve ilk kez dinleyici ile buluşacak.
"Fraternity: Seasons of Change - The Complete Recordings 1970-1974" adını taşıyacak albüm setinde toplam 45 şarkı yer alıyor.
Plak şirketinin yaptığı açıklamada:"Scott ve Fraternity grubunun çalışmaları yeteri derecede belgelenememişti. Yarım asır sonra, Seasons of Change seti ile bu iş başarılıyor." Şirket depolardaki çalışmaları yeniden gözden geçirmiş ve gerekli düzenlemeleri yapmış. Grubun yaşayan elemanları Bruce Howe, John Freeman, Sam See, John Bisset, Uncle John Eyers ve orijinal menajerleri Hamish Henry ile birlikte bu kutu seti hazırlamışlar.
Kutu setin bonus bölümünde, Bon Scott'ın bir önceki grubu olan Valentines'ten konser kaydının da yeralacağı sette daha önce yayınlanmamış fotoğraflara da yer verilecekmiş. Grubun tarihi hakkında bir kitap araştırırken kaybolan materyali keşfeden yazar Victor Marshall da bu çalışmada yerini almış.
'Fraternity: Seasons of Change - The Complete Recordings 1970-1974'
ŞARKI LİSTESİ
Disc One: 'Livestock'
1. “Livestock”
2. “Somerville”
3. “Raglan's Folly”
4. “Cool Spot”
5. “Grand Canyon Suites”
6. “Jupiter Landscape”
7. “You Have A God”
8. “It”
Bonus Tracks
9. “Why Did It Have To Be Me?”
10. “Question”
11. “Seasons Of Change” (Single Version)
12. “Somerville” (Single Version)
13. “The Race Part 1”
14. “The Race Part 2”
Disc Two: 'Flaming Galah'
1. “Welfare Boogie”
2. “Annabelle”
3. “Seasons Of Change”
4. “If You Got It”
5. “You Have A God”
6. “Hemming’s Farm”
7. “Raglan’s Folly”
8. “Getting Off”
9. “Somerville R.I.P.”
10. “Canyon Suite”
Bonus Tracks
11. “The Shape I’m In”
12. “If You Got It”
13. “Raglan’s Folly”
14. “You Have A God”
15. “Seasons Of Change” / “If You Got It” (Hoadley’s Battle Of The Sounds 1971)
Disc Three: 'Second Chance'
1. “Second Chance”
2. “Tiger”
3. “Going Down”
4. “Requiem”
5. “Patch Of Land”
6. “Cool Spot” (Alternative Version)
7. “Hogwash”
8. “Chest Fever”
9. “Little Queenie”
10. “The Memory”
11. “Just Another Whistle Stop”
12. “No Particular Place To Go”
13. “Livestock”
14. “Rented Room Blues”
15. “Get Myself Out Of This Place (Alias Getting Off)”
16. “That’s Alright Momma”
Haber: https://ultimateclassicrock.com/
Ap Not: Bu zamana kadar öyle çok Bon Scott, Fraternity, Valentines kaydı, bootleg'i topladım ve dinledim ve daha hala duymadığım kayıtları da dineleyecek olmak çok güzel.
AC / DC'nin son albümü,"Power Up" tan ikinci tekli (single) "Realize" çıkmıştı. Bugün de albümün açılışında yer alan bu parçanın videosu yayınlandı.
Tamamıyla siyah beyaz çekilen videoda grup canlı performans sergileyen beş eleman bir arada yer almakta. Ancak pandemi döneminde bu mümkün olmadığı için her grup elemanı ayrı ayrı yerlerde ve tek olarak çekilmiş. Sonrasında ise yardımcı yönetmen Clemens Habicht tek tek çekilen görüntüleri bir araya getirerek, sanki grup bir arada sahnede yer alıyormuş gibi montajlanmış.
Fransa'nın Heavy1 TV'sine konuşan Angus Young, ölen kardeşi Malcolm ile birlikte "Realize" yazdıklarını söyledi. "Bunun üzerinde epey bir zaman geçirdik" dedi . "Sahip olduğu başka bir güçlü fikirdi. Benim için onu gerçekten ne kadar sevdiğini biliyordum. İlk yazarken, harcadığı çabayı ve onu nasıl inşa ettiğini hatırlıyorum. "
AC/DC'nin "Power Up" albümünden çıkan ikinci parçası "Realize"ın video klibi ve muhteşem balık gözü kamera etkisiyle karşımızda.
Geçtiğimiz Cuma günü AC/DC’nin yeni albümü “Power Up” çıktı. O gün albümü dinleyerek bir yazı kaleme almıştım. Aynı yazıda albümle ilgili detay bilgileri veremediğimi düşünerek, bir sonraki yazıya bırakacağımı söylemiştim. Ancak yeni bir yazı hazırlamak yerine BBC internet sitesinde AC/DC’nin albüm haberi aşamaları, grup elemanlarıyla yapılan röportajlarla çok güzel sunulmuştu. Bu nedenle yeni bir yazı yazmak yerine o yazıdan alıntılara yer vereceğim.
Aptulika
6 yıl sonra ve her şey bitti derken...
1973 yılında kurulan dünya Rock müziği sahnesinin efsane gruplarından AC/DC, 6 yılın ardından yeni albümle geri döndü. "Power Up" adlı albümde 12 şarkı yer alıyor.
Dört yıl önce 88 konserlik Rock Or Bust turnesini Philadelphia'daki Wells Fargo Center'da verdikleri konserle tamamlamıştı. Ancak bu turnenin bitişiyle birlikte grubun müzik hayatına devam etmesi konusunda kara bulutlar hakimdi.
Daha “Rock Or Bust” turnesi devam ederken, grubun vokalisti Brian Johnson rahatsızlanacak ve turneyi bırakmak zorunda kalacaktı. Aslında “turneyi bırakma” lafı bile oldukça iyimser kalmaktaydı, zira efsanevi vokalist neredeyse müziği bırakma durumundaydı. Turnedeki konserlerinden birinde sesleri duyamadığını fark eden vokalisti muayene eden doktorlar ona turneyi bırakmasını söyleyeceklerdi. Zira doktorlar, turneyi bırakmaması durumunda işitme kaybı riskiyle karşılaşıp bütünüyle sağır kalacağını söylüyorlardı. Bu sebeple Brain Johnson turnenin kalan 23 konserinde yerini Axl Rose'a bırakacaktı. Bu sadece 23 konserlik bir ara değildi ve Johnson’un müzik hayatını da noktaladığına dair acı bir haberdi.
AC/DC’nin etrafını saran kara bulutlar sadece bununla kalmayacaktı. Grubun kuruluşunda yer alan Angus’un abisi Malcolm Young ise daha çok önceden müzik hayatını ister istemez noktalamak zorunda kalmıştı. Demans rahatsızlığına yakalanan gitarist, bir süre sonra da hayata veda edecekti. Efsane rock grubunun etrafını saran kara bulutlar bu kadarla kalıyor muydu? Ne gezer... bir de buna davulcu Phil Rudd'un hapise girmesi tuz biber ekecekti. Rudd ölümle tehdit suçlamasıyla Yeni Zelanda'da ev hapsine alınacaktı.
Bu yüzden grubun kurucu üyesi Angus Young, turnenin son konserinin yapıldığı Wells Fargo Center'da finale oturan "For Those About to Rock (We Salute You)" şarkısının son akorunu bastığında AC/DC'nin konserlerinin de, kayıtlarının da artık bittiğini düşündü.
Belki bundan sonrası için plak şirketi bir toplama albüm önerebilirdi ama Young, "Başka bir albüm yapamayacağız." diye düşündü.
Florida, Sarasota'daki evinde, Johnson zorunlu bir emeklilikle yüzleştiğinde aynı derecede umutsuz hissediyordu.
Johnson o günlerine dair, "Orası oldukça yalnız bir yerdi. 37 yıldır birlikte olduğunuz iş arkadaşlarınızdan oluşan aileniz aniden gitti ve yapacak hiçbir şeyiniz kalmadı" diye anlatıyor.
"Birkaç ay boyunca kafamı bir şişe viskiye gömdüm. Epey işe yaradı!"
Ancak son dört yılda Young grubu yavaş yavaş ve titiz bir şekilde bir araya getirdi. Johnson bile, işitme duyusunu geri kazanacak öncü ve gizli çalışmalar yaparak gruba geri dönebildi.
Sonuç mu?
6 yıl sonra yayımlanan grubun zamana karşı test edilmiş, onaylanmış formülünden ne sapan ne de onu incelten 17'nci stüdyo albümü: Power Up.
Young albüm hakkında, "Her zaman çaldığımız gibi çaldık. Yolumuzdan da sapmadık” diyor:
"Belki inatçı olduğumuz içindir ama The Stones'u dinlemek istediğimde The Stones'un caz grubu olmaya çalışmasına ihtiyacım yok. En iyi yaptığımız şeye sadık kaldık. Her zaman gücümüzün zayıflığımız olmadığını gördük."
'ŞARKILAR ARŞİVLERDEN ÇIKTI'
Albüm, 2017'de geçirdiği ağır demansın ardından yaşamını yitiren Malcolm Young'a adandı ve 1975'te yayımlanan ilk albümleri High Voltage'da bu yana her AC/DC parçasında olduğu gibi, her parçada ortak şarkı sözü yazarı olarak belirtildi.
Albüm kayıtları için Angus Young, kardeşi ile 2008'deki Black Ice albümü hazırlıklarında oluşturdukları arşive geri döndü.
2000 yılında yayımladıkları Stiff Upper Lip albümü ile Black Ice arasında uzunca ara verdiklerini ifade eden Young arşivlerini, "Bu sebeple Malcolm ile birlikte AC/DC için şarkı fikirleri üzerinde birlikte çalıştığımız uzun yıllarımız oldu" sözleriyle anlatıyor.
O kadar çok şarkı yazmışlardı ki Black Ice'a girecek parçaları seçmeye sıra geldiğinde bir CD'yi dahi tamamlayamamışlardı.
Bu demolara geri döndüğünde Young, kendi deyimiyle "oldukça iyi, sağlam bir şarkı koleksiyonu" keşfetti. Bazıları tamamlanmıştı, bazılarının ise detaylandırılması gerekiyordu.
Fakat Young tamamlanmış "güçlü bir şarkı yığınına" sahip olduğunda, başka bir sorunla karşı karşıya kaldı: Solisti bir kenara, bir grubu bile yoktu.
Johnson AC/DC'ye, vokalist Bon Scott'ın 1980'de alkol zehirlenmesi sonucu ölümünün ardından katılmıştı.
Johson'ın grupla kaydettiği ilk albümü (Scott'a ithaf edildi) Back In Black müzik tarihin en çok satan albümlerinden biri oldu ve dünya çapında 50 milyondan fazla sattı.
Ancak ne var ki Johnson, Rock Or Bust turunun ortasında işitme güçlüğü çekmeye başladı.
Johnson o günleri şu sözlerle anlatıyor:
"Kulaklarım 45-50 dakikadan sonra gidiyordu. Gitarları duyamıyordum. Bir şarkıcı için korkunç bir durum."
Çoğu hayran bu durumu fark etmedi bile. Kas hafızası sayesinde konserleri tamamladığını ifade eden Johnson, sonlara doğru bunun acayip zorlaştığını aktarıyor.
Johson'ın turneden ayrılmasından da öte grup turneyi bitirebilirdi. Ancak Young, turneyi iptal etmenin "pek çok yasal şeyi" içereceğini söylüyor. Ki neredeyse 90 kişiden oluşan bir tur ekibinin işten çıkarılmasından bahsetmeye bile gerek yok.
Ardından, damdan düşercesine Guns N 'Roses'un yıldızı Axl Rose aradı ve görev alabileceğini söyledi.
'AXL ROSE'A MİNNETTARIZ'
Kalan 23 konserde mikrofonun başına geçen Rose için konuşan Young, "Gerçekten minnettar olduk çünkü en iyi performansını sergiledi ve bu konserleri bitirmemize yardımcı oldu" diyor.
Ancak Rose asla grubun kalıcı bir üyesi olmayacaktı. Ve turne bittiğinde de basçı Cliff Williams, "korkunç baş dönmesinden" muzdarip olduğu gerekçesiyle emekli olma niyetini açıkladı.
Johnson, ekibin diğer üyelerinin haberi olmadan, işitme sorunlarını çözmeye yardımcı olabileceğini söyleyen ses uzmanı Stephen Ambrose ile görüşmüştü. Günümüzde turne sanatçıları tarafından yaygın olarak kullanılan kablosuz kulak içi monitörleri icat eden Ambrose, Johnson'ın kulak zarına daha fazla zarar vermeden performans göstermesine izin verecek yeni bir kulaklık türü icat ettiğini iddia etti. Üç yıllık denemelerin ardından Johnson, teknolojinin kendisine tekrar turneye çıkmasına izin verebileceğini söylüyor. Sahip olduğu teknolojinin açıklanmaması için bir anlaşma imzaladığını aktaran Johnson küçük bir ipucu veriyor: "Bunun protez bir kulak zarı olduğunu söylersem, gerçeğe yakın bir yere varırsınız."Johnson, bu teknolojik yenilik sayesinde gruba dönebilse de onları gerçekten bir araya getiren kişinin Malcolm olduğunu söylüyor:
"Malcolm artık aramızda olmasa da, hayatta çok güçlü bir karakterdi. Ve hâlâ pes etmedi. Spiritüalist falan değiliz, ama o orada."
Grup ilk olarak 2017'de Malcolm'un Avustralya'daki cenazesinde yeniden bir araya geldi. Johnson, "Hepimiz orada otururken konuşulmamış bir bağ vardı, güven vardı. Ve bunun kıvılcım yaratmış olabileceğini düşünüyorum" diyor.
Bu aşamada, hakkındaki uyuşturucu bulundurma ve bir çalışanı ölümle tehdit etmek suçlamalarını kabul etmesinin ardından Rudd, hukuki sorunlarını geride bırakmıştı. Bu, Rudd'un metamfetamin etkisinde olduğu bir döneme denk düşüyor. Ancak Young, davulcunun bugün "iyi durumda olduğunu ve birçok problemini çözdüğünü" söylüyor. .
2015 yılında Rudd ile turneye çıkmayı reddeden grup, onu tekrar aralarına almış oldu. Grup yeniden bir araya geldiğinde, Williams ise emeklilik günlerinden emekli olmaya pek ikna olmadı.
AC/DC, prodüktör Brendan O'Brien ile 2018 yazında Vancouver'da yeniden bir araya geldi.
Johnson, yeniden stüdyoya girme sürecini "Tüm bu çabaların sonunda hiçbir şey çıkmazsa diye yaptıklarımızı gizlice yapmak istedik" diye anlatıyor:
"Ama tabii ki birisi gelip, biz stüdyonun dışındaki yangın merdivenlerinde sigara içerken sinsice fotoğrafımızı çekti. "
MALCOLM OLMADAN İLK ALBÜM
Kaydettikleri üçüncü şarkı, havalı riff'leriyle ve kaburga sallayan davullarıyla geri dönüş single'ları olacak olan "Shot In The Dark"tı.
En önemlisi, Johnson'ın vokalleri tam gaz yola çıkmıştı.
Young hayret ederek, "Başka zamanlarda basmadığı her notayı basıyordu" diyor.
Ancak grup, bunun Malcolm olmadan yaptıkları ilk albüm olduğunun farkındaydı.
Johnson, "Onu her yerde hissettik" diyor:
"Angus, kardeş oldukları için herkesten daha fazla hissetti. Sırf şarkı için Malcolm'den geçer not alabilmek için 'Şarkıyı tamamlamadan önce Malcolm ile kafamda bir konuşma yapıyorum' dedi."
Malcolm'un kayıtlarından bazılarını albüme dahil etmek kolay olabilirdi. Ama Angus bunun ona saygısızlık olacağını düşünüyordu:
"Bunlar onun gerçek gitarı mı olacaktı? Bunu bilinçli olarak yapmamayı seçtim. Malcolm nevi şahsına münhasır bir kişiydi. Kayıtlardan parçalar kesmeye başlamak istemedim.
"Bugünlerde bunu yapacak araçların olduğunu biliyorum, ama Malcolm bence bu durumdan hoşlanmazdı. Sağlam bir yaklaşım olmasını isterdi. Kardeşi olarak, onun kayıtlarından parçalar kullansaydım garip hissederdim."
Şarkı sözleriyle albüm hayranlarının beklediği kelime oyunlarına sahip. Ama mesela "Through the Mists of Time" isimli parçada düşünmek için de bir yer var.
Şarkı için "genç ve aptal olduğumuz mutlu rock and roll zamanlarına bir övgü" olduğunu söyleyen Johnson, şarkıda şöyle diyor: "Karanlık gölgeleri görün / Duvarlarda / Resimleri görün / Bazıları asılı, bazıları düşüyor."
Ve şöyle ekliyor: "Şarkı her çaldığında zihnimde Malcolm'u görüyorum."
'KORONAVİRÜS BİTTİĞİNDE COŞKUMUZ MUHTEŞEM OLACAK'
Stüdyoda şarkıyı kaydetmek de elbette bir şey ama kaydettiğiniz o şarkıyı canlı canlı konserde çalmak apayrı bir şey. AC/DC'nin albüm tamamlandıktan sonra turneye çıkıp çıkamayacağı bir soruydu. Cevabını bu yılın başında Hollanda'da aldılar.
Grup, resmi olarak "Shot In The Dark" şarkısına bir video klip çekmek için oradaydı. Ancak Angus Young'ın başka fikirleri de vardı. Yapılıp yapılamayacağını görmek için tam bir prova hazırlanmasını önerdi. Johnson, kendine özgü Geordie aksanında "Bize bir cankurtaran halatı atıyordu" diyor. Olup biteni Johnson şu sözlerle anlatıyor:
"Grup, 'Sakin sakin mi başlayalım, ne yapalım?' diye sordu. Ben ise 'Hayır Angus. Savaş başlasın istiyorum ... Back In Black'e ne dersiniz?' diye sordum. Çalıp, söyleyebileceğiniz en zor şey... Ve biz bunun üstesinden geldik. Sonra Shook To Thrill'i de kotardık. Sonrasında da 15 gün boyunca hiç durmadık. Benim için çok büyük bir gündü. Her şeyi duyabiliyordum ve sadece 'Aman Tanrım' dedim. Bu bir mucizeydi."
Kısa bir süre sonra koronavirüs salgını patlak verdi ve turneye çıkma hayali kısa süre içerisinde rafa kaldırdı. Grup yine de yola çıkıp çıkamayacaklarından emin değil.
Johnson, "Dürüst olmak gerekirse, biri 'başlıyoruz' dediğinde hissettiğim duyguyu hayal ediyorum. Bunun nasıl olacağını sadece hayal edebiliyorum" diye konuşuyor.
"Umarım formda ve sağlıklı kalabilirim. Umarım insanlar, kendilerini güvende hissederler ve tekrar bir araya gelebilirler. Koronavirüs gittiğinde coşkumuz fantastik olacak. Bu olduğunda orada olmak istiyorum."
1987 yıl gibiydi ve Gırgır dergisinde Grup Perişan köşesini çizmeye başlamış ve yavaş yavaş kenarlardan rock taşmalarına başlamıştım. İşte o sıralarda benim eve bir karikatürist arkadaşım konuk olarak gelmişti. O da rock dinleyen biriydi ama duvarlarımda AC/DC posterlerini görünce şaşırarak,
"Ben lisedeyken dinlerdim ama sen hala bu yaşta AC/DC mi dinliyorsun"
demişti. O dönemde AC/DC grubunu "Teenage" denilen yeni yetmeler dinler demeye getiriyordu yani. O arkadaşım AC/DC'yi çok önceleri dinlemiş ama o sıralarda ilgisini punk ve post punk türlerine döndürmüştü. Ben ise o sıralar 25 yaşındaydım ve AC/DC dinliyordum. Bu sevda 25 yaşında değil sonraları da devam etti hani.
Şimdilerde 60'lara merdiven dayadık ve bugün yeni çıkan AC/DC albümünü şöyle bir göz atayım derken, kaptırdım gitti. Açık konuşmak gerekirse 6 yıl önce çıkan albümlerinde biraz, "Yahu 60 yaşına gelmiş adam hala kısa pantolonlu ergen çocuk gibi oradan oraya zıp zıplar mı?" demişliğimde vardır hani. Belki de o bir önceki "Black Ice" albümünün bana biraz yavan gelmiş olması da bu fikrime etken olmuştur ama şimdi ben onların albümünü dinlerken 60'a iki kala evin içinde zıp zıplıyorum. Evet bugün 13 Kasım (2020) günü AC/DC'nin yeni albümü "Power Up" çıktı ve olan oldu.
AC/DC'nin müzik sahnesine çıkışı tam 47 yıl önce olmuş. Angus o dönemde 17 yaşında falanmış ve şimdi 70 yaşına beş yıl kalmış ve bugün hala 17 yaşındaki gençlerin üzerinde grubun tişörtlerini görüyorum. Demek ki rock'n roll kuşak muşak tanımıyor ve her kuşağı birleştiriyor.
Bu arada AC/DC deyip geçmeyin bu grubun altı yıl içinde yaşadıkları da az buz bir şey değil hani. Büyük abi Malcolm Young bir anda 'demans'a yakalandı ve kısa bir süre sonrada hayata veda etti. Bununla kalsa keşke... bir süre sonra da grubun vokalisti Brain kulaklarından bir rahatsızlık geçirecek ve sağır olma tehlikesiyle yüz yüze gelip müziği bırakmak zorunda kalacaktı. (Şimdilerde yeni albümle birlikte Brain'in sağır olma tehlikesinin tıbbi müdahale ve teknolojik bir katkıyla çözülmüş olduğunu da belirteyim. Bu yazıdan sonra AC/DC'nin yeni albümüyle ilgili BBC'de çıkan röportaj ve yazıyı yayınlayarak bu konudaki ayrıntılara yer vereceğim.)
Görünen o ki, AC/DC yaşa başa bakmıyor yani. Hani son zamanlarda insan ömrünün uzayacağı hatta 150 yaşına kadar geleceğimiz bile söyleniyor ama bu her halde bizden sonraki nesillerde olur. Ama eğer öyle bir şey olursa AC/DC elemanları 150 değil 200 yaşında bile rock'n roll yapar ve dinletir. Hani o bilge adamın dediği gibi, gerçekten de,
"Rock'n Roll bööle bişi!"
İşkoç kökenli Avusturalyalı Rock efsanesi AC/DC'nin pandemi döneminin bitmesinden sonra konserlere tam gaz devam edeceği müjdesini de buradan duyuralım hani.
Dün yapılan bir açıklamayla Brian Johnson, AC / DC'ye geri döndüğünü ve grupla yeni bir albüm kaydettiğini onayladı.
2016'da duyma kaybı yüzünden müzik hayatı son bulan Brain Johnson AC/DC vokalini Axl Rose’a emanet edecekti. Ancak geçtiğimiz yılın Ağustos ayından itibaren hem Brian Johnson hem de davulcu Phil Rudd'un AC / DC'ye dönecekleri söylentileri yayılmıştı. Kuzey ABD turnesini tamamlayan Terrorizer grubu elemanları havaalanında karşılaştığı Brian Johnson’a AC/DC'ye dönüp dönmeyeceğini sormuşlar. Johnson'dan "Artık bu soruyu inkar etmekten sıkıldım. Yeni albümde AC/DC'nin vokalinde olacağım." demiş. Terrorizer grubu elemanları da Pazartesi günü Facebook'tan attıkları bir mesajla bunu duyurmuşlardı. İki gün sonra da Brain Johnson, bu konuyu doğrulayan açıklamayı yaparak son noktayı koyacaktı. JAM Magazine dün açıklamada bulunan Brain Johnson, yeni AC / DC albümünün Malcolm Young anısına adanacağını söyledi. Gruba dönmek isteyen isimlerden biri de davulcu Phil Rudd. O da 2014 yılında kiralık katil tuttuğu iddiasıyla yargılanıp tutuklanmıştı. Ardından aldığı ev hapsi nedeniyle 2015 yılında AC/ DC 'nin davuluna Chris Slade geçmişti.
Guns N 'Roses şarkıcısı Axl'ı en son 2008 yılında yayınlanan Guns N' Roses albümü "Chinese Democracy" de dinlemiştik. On yıl aradan sonra Axl Rose yeni şarkısı "Rock the Rock" resmen yayınlandı.
Haftalarca süren spekülasyonların ardından Axl Rose , on yıldan fazla bir süren aradan sonra yeni şarkısı olan “Rock the Rock”ı resmen yayınladı. Şarkı ve Rose çizgi film şeklinde, Looney Tunes'un bir bölümünde ortaya çıkıyor.
Guns N 'Roses şarkıcısı Axl'ı en son 2008 yılında yayınlanan Guns N' Roses albümü "Chinese Democracy" de dinlemiştik. On yıl aradan sonra Axl Rose yeni şarkısı "Rock the Rock" resmen yayınlandı. Bu parçanın klibinde ise Axl karikatür çizimli bir animasyon ile karşımıza çıkıyor.
Axle Rose'un yeni şarkısı "Rock the Rock" Guns N Roses'tan çok bir ara turne boyunca vokalistliğini yaptığı AC / DC grubunun tarzına daha çok benziyor. “Rock the Rock” klibinde şarkıcıyı çizgi film karekterleri Looney Tunes'la birlikte dünyayı yoketmek için yaklaşan bir göktaşını rock'n roll'un yüksek volümüyle engellerken görüyoruz. İsterseniz sözü daha fazla uzatmadan hemen parçaya girelim. Ve Karşınızda yeni şarkısıyla Axl Rose... ROCK THE ROCK
Axl Rose yeni parçası "Rock The Rock" ile uzun bir aradan sonra yeniden bizlerle. Ve sizler de yeni parçayı ve tabi çizgi filmi nasıl bulduğunuzu yorum bölümünde yazarsanız sevinirim.