beatles etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beatles etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2023 Salı

Ahmet Güvenç ERKİN KORAY'ı Anlatıyor



AHMET GÜVENÇ: "Gençlere bol bol Erkin'i anlatın. O çünkü onlar için çok kavga verdi, diğer üçü gibi. Üçü de verdiler o kavgayı. Ne yazık ki Türkiye istediğimiz hale gelemedi. Biz o hale gelsin diye çok büyük bir kavga verdik...Hepimiz...Bütün o nesil. Ama olmadı! işte gençlere Erkin'i de, Barış'ı da, Cem'i de çok iyi anlatmak lazım."  



Akif Burak Atlar, Açık Radyo'da yaptığı "Şarhoş Atlar Zamanı adını verdiği radyo programını üç hafta süren Erkin Koray anmasına ayırmıştı. Şimdi  Ahmet Güvenç'in konuk olduğu programdan bölümlere yer vereceğim. Bu arada yayınlamam için izin veren Arif Burak Atlar'a bir kez daha teşekkür ederim. 

Sarhoş Atlar Zamanı

Erkin Koray özel yayını 2

20 Ağustos 2023

Hazırlayan ve Sunan: Akif Burak Atlar

Açık Radyo

Konuk:Ahmet Güvenç



Bütün dostları ne yazık ki birer birer, bu güzel insanları ve güzel zamanları kaybediyoruz. Bu benim için üzücü... İşte bu yaşamın getirdiği ve katlanmamız gereken bir durum. Erkin'i kaybetmek, gerçekten çok zor. Bir de benim Erkin'le tanışmam çok eskilere dayanır.  Grup Bunalım'dayken bir olay nedeniyle gruptan ayrılmak zorunluluğu duydum. Ayrıldığım günün ertesi sabahı Erkin benim eve gelip beni aldı. Onun meşhur antika arabasına bindik. "Hadi, artık gidiyoruz" dedi. Ondan sonra gittik, hatta senelerce beraber gittik ki gidiş o gidiş. 



Bir çok çalışmamız oldu. Erkin'in Kazancı Yokuşu'nda bir prova yeri vardı. Bizim de orada günde 15 ile 16 saatimiz çalarak geçerdi. Yani jam session'lar yapardık, yeni parçalar çıkarırdık... durmadan çalardık. O çalışmalarda ben Erkin'den bas gitar çalarken nasıl düşünmem gerektiğini öğrendim. O yüzden benim için o çok önemlidir, bende çok büyük emeği vardır.  

Sonra turnelere çıktık, onun kurduğu Süper Grup ( ve Yeraltı Dörtlüsü)'ta çaldım. Beraber işte o  'Cemalim" (Elektronik Türküler) albümünü yaptık. Derken bir Kıbrıs turnesi çıktı. O zaman Kıbrıs'a vizeyle gidiliyordu. Benim o sıra pasaportum olmadığı için izni almaya gittim. Ama bir yandan da askerlik limitteydi ve oradan vize yerine askere alındım. Böylece Erkin ile kopmuş olduk... Bizim zamanımızda biliyorsun askerlik iki seneye yakın, 22 ay sürüyordu. 

Askerden döndükten sonra gene Erkin'le buluştuk, görüştük. 1974 gibi ben İngiltere'ye gittim, orada 2 sene kaldım. Orada iken Erkin'den bir telefon geldi, "Ahmet" dedi, "Hollanda'da altı konser var, gel orada birlikte çalalım." E, şimdi Erkin böyle bir şey söyleyince tabii ki Ahmet apar topar toplanır ve ardına bakmayarak Hollanda'ya gider. O konserlerde çaldık, sonra da 6 ay kadar Erkin ile Hollanda'da aynı odada kaldık. Yani onunla öyle bir kardeşliğimiz de var. 


Daha sonra da işte bir sürü şeyler oldu. Erkin sonra galiba Amerika'ya gitti. Erkin, durmadan seyahat eder biliyorsun... Hiçbir yeri beğenmez, durmadan oradan oraya dolaşır. Arada kopuyoruz, sonra tekrar bir araya geliyoruz. 



Erkin Amerika'ya gidince ben Barış Manço ile çalışmaya başladım. Artık Kurtalan Ekspres'n bas gitaristiydim ama o zaman bile Erkin geldiğinde (Erkin'in konserleri olduğunda) ben izinliydim bu konuda... çünkü Erkin benim ilk gözağrımdı. Kurtalan Ekspres'te olanlar bilirdi, Erkin'in konserlerinde çalardım, büyük bir zevkle. Böyle bir kardeşliğimiz vardı. Kardeşlik diyorum ama onunla aramızda on yaş vardı ve benim abimdi ama abi demezdim...Ahmet, Erkin işte öyle gidiyordu. 

Sonraları ben bir stüdyo açmıştım. Adı Stüdyo Spectrum'du ve Erkin'in "Akrebin Gözleri " albümünü orada kaydetmiştik. Bu sebeple uzun bir süre yeniden beraber olduk. Yani hayatımız hep böyle birlikte çalmalarla, esprilerle, yaşanmışlığın getirdiği birikimle dolu dolu geçti. Ne yazık ki yedi, sekiz senedir Erkin'i görmüyordum, biliyorsun uzun zamandır yurtdışındaydı... çok üzgünüm çok, yani bir kürek bile atamadığım için. Ona son vazifemizi bile yapamadık. 


CEM KARACA, BARIŞ MANÇO, ERKİN KORAY

Aslında Cem Karaca da, Barış Manço da şarkıcıydı yani solistti. Erkin hem müzisyen hem solistti. O müzisyen yani gitarist olduğu için anlaşmamız çok daha değişik bir boyuttaydı. Erkin ile çalarken doğaçlamalar yapardık. O jam- Session'larda parçanın bir yerinden girip başka bir yerinden çıkabiliyorduk. Bunları başka biriyle yapamazdınız. 



Bir de Erkin'in en büyük özelliği bu işe Rock'n' Roll yaparak başlamış olması. Bu işe başını en baştan koyan kişi de Erkin. Yani düşün, ben Grup Bunalım'da çalıyorum ve Erkin bizimle arkadaş oluyor, destek veriyor, İşte Erkinlere yemeğe gidiyoruz, beraber jam session'lar yapıyoruz. Böyle bir beraberlik ve kardeşlik içindeydik. Aslında benim dönemimin bütün müzisyenleri kardeş gibiydi. Onların her biri aynı ordunun askerleri gibiydi. 


Akif Burak Atlar - Erkin Koray'ın müziğine baktığımızda mutlaka Rock'n Roll başlığı altında değerlendireceğiz ama Beat akımıyla başlayan...

Dur bir dakika... Erkin ondan da evvel...  o bütün Elvis Presley şarkılarını söylüyordu. Önce onları yapmış, ondan sonra da oraya geçmiş. Yani Rock'n Roll'un Beatles bile çıkmadan evvelki bölümü var ya, Erkin orada da var. Bütün o parçaları da çok iyi bilir. Onunla konserdeyken bir ara onlardan birine girerdi; o anda gel de çal bakalım. Erkin öyle şaşırtıcıdır. 


 Dün arşivlerde gezerken, Ocak 1966 tarihli Ses dergisini karıştırıyordum. Sanırım Ses dergisi arşivlerindeki ilk Erkin Koray röportajı o sayıda yer alıyor. Orada kendi sözleriyle müzikal çizgisini şöyle açıklamış: "Elvis Presley'in o büyüleyici sesini duyduğum an, her şeyim alt üst olacaktı. Söyleyişimden ağız hareketlerime, kıyafetime, sahne mimiklerime varıncaya kadar hepsi Presley benzeri olmalıydı. Bunu başardım galiba."


Dediğime geldik bak...


 Evet... Bir diğer idolünün de Mick Jagger olduğunu belirtmiş o röportajda. O sayıdaki Ses dergisi yorumunda ise, "Türkiye'de Beat tipi saç uzatıp, Beatle ritmiyle çalıp, söyleyen bir müzik topluluğu var!" diye not düşecekti. Ondan sonrasında ise Erkin Koray müziği Saykodelik ve Progresif tarzlara da girip çıkıyor. Zaman zaman Anadolu Pop ve Rock olarak tanımlayabileceğimiz işleri de olacaktı. Bir ayağı batıda bir ayağı da doğuda ve çoğu zaman deneysel çizgilerde yürüdüğünü görüyoruz. Tarif etmesi, tanımlanması zor ama siz Erkin Koray müziğini bize nasıl tariflersiniz?



Şimdi ben sana Erkin Koray müziğini tarif edemem... ama sana Erkin'i anlatmak için şunu söyleyebilirim; Erkin'in Kanada'ya gitmeden önce burada son oturduğu evinde 20 - 25 tane falan gitarı vardı. Bu gitarların bazıları gitar şeklinde bazıları da demode vaziyette yerlerde dururdu. Yani prova yapmak için evine gittiğimizde salona gitmek için o gitarlara basmadan yürümek için çok dikkat etmemiz gerekirdi. Böyle bir merak, böyle bir aşk vardı onda. "almayacağım" der ama bir gitar alıp çıkardı dükkandan. Bu kadar çok sevdiği şeydi müzik, adeta her şeyiydi. Erkin'in annesi hayattayken oturdukları Mecidiyeköy'deki evlerine de gitmiştim. Sevgili annesiyle de tanışmıştım. O da piyano öğretmeni, çok değerli bir hanımefendiydi. Erkin onu da çok çok severdi...Allah Rahmet Eylesin. 


 Sevgili Vecihe Koray'ı da buradan anmış olalım.

Evet, Mecidiyeköy'deki evlerine gittiğimde annesiyle de konuşurduk. Ben de daha düşün işte 17 yaşında bir tıfıldım yani.



PLAK YAPIMCILARIYLA PROBLEMLER

 Sanıyorum Erkin Koray'ın son olarak yaptığı stüdyo albümleri 1990'ların sonundaydı. 

"Akrebin Gözleri" albümünü benim stüdyoda yaptık.


  Onlardan sonrada Erkin Koray'ın albüm çıkarmadığını görüyoruz. Son yıllarını müzikal anlamda nasıl geçirdi. 


Buradaki plak yapımcılarıyla problem halindeydi. Eskiden verdiği izinlerden bir takım toplama albümler, istemediği gibi çıkıyordu. Onlardan hep şikayetçiydi. 


  Bu şikayetlerini ses kayıtlayla bizlerle de paylaşıyordu.


Neler oldu onu da maalesef bilemiyorum. Çünkü uzun zamandır görmüyorum. Türkiye'den gidişinden sonra koptuk.




 

FARKLI ÇİZGİDE YÜRÜMÜŞ BİR MÜZİK İNSANI


 Nevi şahsına münhasır bir müzik insanıydı. 

Aynen öyle.

 Hani onun hakkında söylenenler, arşivlerde okuduklarımız... Şöyle bir şey söylüyor: Biraz kafasına göre  yaşayan, orijinal bir karekter olduğunu görüyoruz. Hem kendisine dair kullandığı mizah hem de müziğe dair verdiği röportajlarda öne çıkan tarafı onu biraz ayrıştırıyor. Farklı bir çizgide yürümüş...İşte "Uzay Müziği", "Yeraltı Müziği" gibi. Kendi müziğini tariflediği röportajlarında hep bir muzip tarafı da bulunuyor. Onu siz nasıl değerlendirebilirsiniz.

Şimdi biz uzun yıllar beraber yaşadığımız için, her zaman olayları matrağa alma tarafımız vardı. Biz olanları gülerek karşılamazsak, ne o turnelere dayanabilirdik ne de bu kadar senedir çektiğimiz çileye. Biz her şeyi matrağa alarak geçiştirebilirdik. Bu hepimizde alışkanlık haline geldi O Erkin'de fazlasıyla vardı tabii.




"ERKİN ONLAR İÇİN ÇOK KAVGA VERDİ."


  Sevgili Ahmet Abi, son olarak söylemek istediğiniz bir şey varsa...

İnanın bana, Erkin'in kaybına çok çok üzüldüm...Nurlar İçinde Yatsın. Hani nasıl olsa ilerde beraber olacağız. O zamana kadar hepimizin çekmesi gereken bir hüzün durumu var. Yapacak bir şey yok. 

Gençlere bol bol Erkin'i anlatın. O çünkü onlar için çok kavga verdi, diğer üçü gibi. Üçü de verdiler o kavgayı. Ne yazık ki Türkiye istediğimiz hale gelemedi. Biz o hale gelsin diye çok büyük bir kavga verdik...Hepimiz...Bütün o nesil. Ama olmadı! işte gençlere Erkin'i de, Barış'ı da, Cem'i de çok iyi anlatmak lazım. Bir Türk müzisyeni bunları bilmeden yola çıkmamalı. 

Sarhoş Atlar Zamanı

Erkin Koray özel yayını 2

20 Ağustos 2023

Hazırlayan ve Sunan: Akif Burak Atlar

Açık Radyo

Konuk: Taner Öngür

Akif Burak Atlar'a hem böyle bir söyleşi gerçekleştirdiği için teşekkür eder, bunu paylaşmamız aizin verdiği için de ayrıca minnettarım. 


15 Eylül 2022 Perşembe

Ringo Starr, 4 parçalık yeni EP'sini bugün yayımladı

 


Bugün Ringo Starr'ın  dört yeni parçasının yer aldığı mini albümü "EP3" çıktı.  

 Steve Lukather, Linda Perry, Dave Koz, José Antonio Rodriguez ve Bruce Sugar'ın konuk olduğu bu çalışma Starr'ın Roccabella West stüdyosunda kaydedildi. 

Beatles'ın davulcusu Ringo'nun solo çalışmasında  pop, country, reggae ve rock and roll yelpazesini kapsayan şarkıları, esprili kişiliğiyle bütünleşiyor.  

Steve Lukather ve Joseph Williams tarafından yazılan  “World Go Round ”, Ringo'nun umut ve birlikteliğe dair olumlu mesajını yaymaya devam ediyor. Şarkıda vokal, davul ve perküsyonda Ringo, gitarda Steve Lukather, klavyede Joseph Williams ve arka vokalleri Joseph Willams, Billy Valentine, Zelma Davis ve Maiya Sykes tarafından sağlanıyor.

Linda Perry tarafından yazılan “ Everything and Everything”  , klasik Ringo Starr sesini yakalar ve vokal, davul ve perküsyonda Ringo ile gitar ve perküsyonda Linda Perry'yi içerir. Billy Mohler bas ve gitarı bırakıyor, Damon Fox melotron, piyano ve wurly sağlıyor, tüm arka plan vokallerini Linda Perry, Billy Valentine, Zelma Davis ve Maiya Sykes yapıyor.


Kendinizi teklifsiz bir dans ritmine kaptıracağınız “ Let's Be Friends“  ,  vokal ve davul görevlerini Ringo Starr, basta Nathan East, gitar çalan Steve Lukather, klavyede Bruce Sugar, perküsyon ve korna aranjmanı, alkışlar ve perküsyon Sam Hollander ve arka vokallerde Billy Valentine, Zelma Davis ve Maiya Sykes.

Ringo Starr ve Bruce Sugar tarafından yazılan “ Free Your Soul ” un yatıştırıcı, ritmik sesi , dinleyiciyi dolunayın altında berrak, ılık bir gecede bir ada sahiline götürüyor. Vokal, davul ve alkışta Ringo'nun yer aldığı şarkıda ayrıca tenor saksafonda Dave Koz ve naylon gitarda José Antonio Rodriguez, basta Nathan East, klavyede, perküsyon ve korno düzenlemesinde Bruce Sugar ve Billy Valentine, Zelma Davis ve Maiya Sykes yer alıyor. geri vokal sağlar. 


 

11 Eylül 2022 Pazar

Kraliçe Elizabeth ve Rock!



 8 Eylül'de 96 yaşında hayatını kaybeden Kraliçe II. Elizabeth'i rock efsaneleriyle el sıkışırken sık sık görmüşüzdür. Hatta onun elinden şövalye ünvanı alanlar ve sör ünvanı alanlarda vardır. Zaman içinde bununla ilgili şehir (yoksa saray mı demeliydik) efsaneleri de uydurulmuştur. 



Rock ile Kraliçe'nin ilk buluşması 1965'te Beatles ile gerçekleşecekti.  Kraliçe II. Elizabeth , Başbakan Harold Wilson'ın onları ödül için aday göstermesinin ardından dört Beatles elemanını Britanya İmparatorluğu Nişanı'na (MBE) layık görecekti. Bu haber basına yansıyınca ortalık birbirine girdi ve sağ muhafazakar çevreler bına karşı çıktı. Öyle ya, Liverpoollu işçi sınıfı kökenli dört zıpır gencin sarayda ne işi vardı! O zamanlar bu onur öncelikle askeri gazilere ve sivil liderlere verildi, oysa şimdi bu ödül zıpır dört gence veriliyordu. Ancak her şeye rağmen bir ilk gerçekleşecek ve 1965'te Beatles, Kraliçe'den Britanya İmparatorluğu'nun "En Onurlu Düzeni Üyesi" madalyalarını alacaklardı.  26 Ekim 1965'te saat 11:00'de Buckingham Sarayı'nda Beatles elemanları Kraliçe'nin elinden madalyalarını alırken, aynı zamanda bir ilk de gerçekleşecekti.  Paul McCartney daha sonra 11 Mart 1997'de Kraliçe tarafından 'Sir Paul' şövalyesi ilan edilecekti. O, bugüne kadar bu onuru alan ilk Beatle olacaktı.


Teneke Şövalyelik nedir ki, Tommy?


Beatles ile gerçekleşen bu ilk'ten sonra Kraliçe, birçok rock ve pop müzisyenini saraya konuk ederek, ödüllendirdi.  "İngiliz İmparatorluğu Nişanı Komutanı" diye isimlendirilen CBE nişanını yani "şövalye olmayan birinin alabileceği en yüksek onur"u Robert Plant , Sting , Rod Stewart , Roger Daltrey  gibi isimler almıştı. Yılların müzisyeni ve The Who gibi efsanevi bir rock grubunun solisti Roger Daltrey, Kraliçe'den CBE isimli şövalyelik nişanını 2004 yılında aldıktan sonra, “Çok gururlandım . Ülkem tarafından onurlandırılmak harika bir şey. Böyle bir onuru hak etmediğimi hissediyorum.” diyecekti. Oysa ki o 1970'lerin harika albümlerine imza atan The Who'nun efsane vokaliydi, teneke şövalyeliğin lafı mı olurdu.

Biraz önce "teneke şövalyelik" diyerek zıpçıktılık yaptım ama bu nişanların da dereceleri var. Yukardaki isimler CBE denilen nişanı alırken ondan bir alt derecede ama gene  de etkili olan OBE isimli bir nişan daha var. İngiliz İmparatorluğu Nişanı denilen OBE'yi de Graham Nash ile Annie Lennox almıştı. 

Bu nişanlar derece dereceydi. Hani Londra'da bir pub'da ya da Lordlar kamarasında göstersen kimse seni adam yerine koymazdı. Ama bu nişanlar bir defa verilmekle kalmıyordu, sonradan terfiler de olabiliyordu. Mesela bunlardan biri de 2018 yılında yaşandı ve Beatles'ın davulcusu Ringo Starr bir anda terfi ederek Şövalye statüsüne yükseldi. Ancak bu sefer bu nişanı Kraliçe yerine torunu Prens William,  verecekti. Neyseki töreni gene Buckingham Sarayı'nda gerçekleştirilmişti.



Sir Elton John ve Bono'nun "Çalışkan Kraliçe"si

1970'li yıllarda birisi, "Sir Elton John" dese, bunu güzel bir ironi hatta muhafazakar çevreleri kızdırmak için yapılmış bir politik mizah örneği sayardık. O dönem cinsel tercihleri dolayısıyla tutucular tarafından tepki çeken  Elton John  , 1998'de hem müziği hem de AIDS ve LGBTQ topluluğuyla ilgili hayır işleri nedeniyle Kraliçe tarafından şövalye ilan edilecekti. Bununla kalsa iyiydi, Elton John,  İngiliz İmparatorluğu Nişanı Komutanı da olacaktı. Bugün için artık o: Sir Elton John. 


Bunları olurken Bono eksik kalır mı? Zaten onun adı geçmese, ne yapar yapar bir yolunu bulur, gerekirse bacadan saraya girer ve ödülü alır. U2 grubunun "esas adamı" Bono nişanları götürdüğü gibi   ayrıca Kraliyet Sarayı tarafından şövalyeliğe de kabul edildi ve 2007'de tanındı. Daha sonra   , genç öğrencileri ödüllendiren Kraliçe'nin Elmas Jübile ödül töreninin bir parçası olarak konuşmaya davet edilen Bono, "Bence o harika bir kadın" dedikten sonra "Bu kolay bir iş değil ve çok çalışıyor." diyerek de Kraliçe'nin emekçi yanını da ortaya çıkardı. 


İstemeye istemeye verilen şövalyelik


Kraliçe'den nişan, şövalyelik almak öyle kolay nasip olmuyordu hani. Bu ilk Beatles ile başlamıştı ama dönemdaşı ve hala rock'n roll'un en önemli grubu olan Rolling Stones bu onura kolay erişememiştir. Grubun davulcusu Charlie Watts duruşuyla doğuştan bir Lord olsa da Rolling Stones'a yıllar sonra, istemeye istemeye  bu nişanlar verilecekti. Grubun vokalisti Mick Jagger, bu onur ödülüne her layık görüldüğünde geri çevrildi. Ancak 2003 yılında şövalyeliğini alabildi, ama onu da Kraliçe değil Prens Charles verdi. Hoş şimdi kral olan Charles olduğuna göre, Mick Jagger, yeni kraldan ödül alan ilk şövalye oluyor, bu da kapak olsun. Jagger'a ödül verilmek istenmemesinin, hep reddedilmesinin tabiki bir büyük sebebi vardı.  Kraliçe Elizabeth'in kız kardeşi Prenses Margeret ile Mick jagger'ın arkadaşlığı uzun yıllar skandallara konu olmuştu. Prenses ile Jagger'ın basında çıkan fotografları sarayı 1960'lı ve 70'li yıllarda bir hayli rahatsız etmişti.   


Geri Çevirenler, Reddedenler 


Başlığı böyle attık ama aşağıya kadar devam edecek isimler olacağını beklemeyin. Kraliçe tarafından tanınmayı kabul etmeyen tek isim, David Bowie'di. Kendisine 2000 yılında CBE madalyası verileceğini haberi verildiğinde Bowie, bunu nazikçe reddettiğini bildirdi. Bunun ardından üç yıl geçti ve saraydan bu sefer de Kraliçe'nin kendisini şövalye ilan edeceği haberi geldi. Bowie bunu da reddetti ve ardından, "Böyle bir şeyi asla kabul etmem" dedikten sonra, "Bunun neden bana verildiğini bilmiyorum. Hayatımı böyle bir şey için çalışarak geçirmedim." diye son noktayı koyacaktı.

Belki başka reddedenler de vardır ama benim bildiğim isim bir tek David Bowie. Bu nişanları aldıktan sonra iade eden de bir kişi var, o da Beatles'tan John Lennon. 1965 yılında Beatles ile birlikte aldığı MBE isimli nişanını 1969'da İngiltere'nin Vietnam İşgaline (Savaşı) devam eden desteğini protesto etmek için iade edecekti.


Altın, Elmas ve Platin Jubile...

Bu madalyonlar, şövalyelik ünvanları dışında bir de Kraliçe'nin tahttaki 50. yılının kutlamasında rock müzisyenleri saraya konuk olacaktı. 2002'de yapılan ve  "Altın Jübile" adı verilen bu kutlamada Phil Collins , Bryan Adams , Ozzy Osbourne , Steve Winwood ve  Queen sahneye çıkacaklardı. Bunun ardından 10 yıl sonra da  2012'de "Diamond Jubilee" ile kraliçenin tahttaki 60. yılı için McCartney, Lennox, John ve Stevie Wonder'ın olduğu bir kadro sarayda olacaktı.  En son olarak da 2022'de Kraliçe'nin tahttaki 70 yılını kutlamak için Queen (Yani Brain May), John, Stewart ve  Duran Duran'ın tam kadro yer aldığı Platin Jübile düzenlendi.  



Tanımasa da gitaristler unutulmaz.

Rock müziğinde gitaristlerin yeri ve önemi büyüktür hani.

 Ama Kraliçe onları tanır mıydı? 

Bunu bilemeyiz doğrusu ama 2005 yılında şaşırtıcı bir şey oldu; Eric Clapton ,  Jimmy Page ,  Jeff Beck  ve  Brian May'in de aralarında bulunduğu gitaristler saraya davet edildi. Bu davetin nedeni ne olaydı ki acaba? "İngiliz müzik endüstrisini onurlandıran" isimler olarak bu daveti alan gitaristler Kraliçe ile buluşacaklardı.  

Buckingham Sarayı'nda majestelerinin karşısına dizilen gitaristler büyük bir yakınlık gördüler. Majesteleri efsanevi gitaristlerin kim olduğunu bilmeden onları ağırladı ama bu gitaristlerden biri kraliçenin kendilerinden bi haber olduğunu anlayacaktı. Bu kişi Eric Clapton'du ve basına nazik bir şekilde: "Kraliçe ile tanışmak güzel bir şey ve kim olduğumuzu ve ne yaptığımızı bilmemesi hiç önemli değil" dedikten sonra da "Zaten ondan böyle bir şey beklemezdim" diye açıklamada bulunacaktı.



Kraliçe'nin Müzik Zevki?

Kraliçe Elizabeth, Buckhingam Sarayı'na çeşitli dönemlerde rockçıları konuk etti ama rock dinleyicisi olmadığı kesindi. Peki Kraliçe'nin müzik zevki neydi? Bu konuda da BBC'nin DJ'si programcısı  Chris Evans, 2008 yılında sarayda verilen bir akşam yemeğinin ardından yapılan dans balosunu hatırlatarak, bu konu üzerine bir iddiada bulunacaktı. Windsor Şatosu'ndaki bu özel ziyafette, bir DJ'in kraliçeye "uygun disko müziği" çalmak için soruşturduğunda, Kraliçe'nin  ABBA'nın "Dancing Queen" parçasını istediğini öğrenmişti.  

 


 Kraliçe II. Elizabeth, 70 yıllık saltanatı sırasında saraya rockçıları kabul etti, bol bol madalya, nişan dağıttı. Bir çok müzisyeni şövalye yaptı. İngiltere'deki monarşi, temsili bir şey, Ötesi de yok. Kraliçe şövalyelik verdi, madalya taktı diye Rock'n Roll olmadı. Rock'n Roll dünyayı sardığı için Kraliçe saraya davet etti.  Kraliçe, Ringo Starr'ı da şövalye yapamıştı. Bu ünvan için  "Aslında çok şey ifade  ediyor"diye açıklamada bulunan Ringo,"Yaptıklarımızın tanınması anlamına geliyor." diye de ekleyecekti. Bence dalga geçiyor olsa iyiydi ama Ringo Starr buna inanıyordu galiba... Yahu koskoca Beatles  be yaptıkları kaç kuşaktır dinleniyor... 2000'lere gelmişiz Beatles'ın tanınması için majestelerinin şövalyeliğine mi ihtiyaç var!


Derleyen Aptulika


 

 

25 Ağustos 2022 Perşembe

Beatles ve Heavy Metal'in animatörü Gerald Potterton Öldü



  Beatles'ın Yellow Submarine filmi ve 1981 kült klasiği Heavy Metal üzerindeki çalışmalarıyla tanınan Kanadalı animatör Gerald Potterton 23 Ağustos 2022 tarihinde 91 yaşındayken öldü.




Kanada Ulusal Film Kurulu'ndan yapılan açıklamaya göre,  

 “Gerald, Kanada'ya ve NFB'ye, taze ve saygısız yeni bir hikaye anlatımı dalgasının parçası olmak için geldi ve büyük bir zeka getirdi. ve her projeye yaratıcılık kattı. Ayrıca Potterton Productions ile günümüzün bağımsız Kanada animasyon endüstrisinin temellerini atmaya yardım eden bir inşaatçıydı. … Olağanüstü bir sanatçı ve gerçekten hoş bir adamdı.” 

denilerek ölüm haberi duyuruldu. 



Londra'da doğan Gerald Potterron, Hammersmith Güzel Sanatlar Okulu'ndan mezun olduktan sonra 1954'te Kanada'ya göç etti. George Orwell'ın Hayvan Çiftliği'nin animasyon uyarlaması üzerinde çalıştıktan sonra iki kısa filme daha imza attı.  

Beatles'ın 1968 animasyon filmindeki  katkılardan dolayı beğeni topladı. Yönetmenliğini üstlendiği , yetişkin bilimkurgu fantezisi Heavy Metal'in animasyonunu hazırladı.  Bu filmin müziklerinde Sammy Hagar , Black Sabbath , Don Felder gibi isimler ve gruplar yer aldı. 



 Potterton ayrıca sessiz sinemanın gülmeyen komedyeni Buster Keaton'a kariyerinin sonlarına doğru yeniden ün kazandıran 1965 kısa filmi The Railrodder'ı yönetmesiyle de tanınıyordu . Potterton çeşitli projeler üzerinde çalışmaya devam etmişti ve filmografisi 40'tan fazla prodüksiyona ulaştı. Ayrıca çocuk kitapları yazdı ve resimledi.

 Potterton son yıllarda kariyeri hakkında The Flying Animator adlı bir belgesel üzerinde çalışıyordu.  



 


18 Mart 2022 Cuma

Rock Pavyonunda Assolist kapışmaları!



Rock dünyasında acayip bir tartışma ve rekabettir başladı. Hani bu yeni çıkan gruplar arasında olsa bir şekilde anlayacağım ama bu kapışma seksenine merdiven dayamış elemanlardan kurulu, 60 yıllık dünya devi gruplar arasında oluyor. 

Aklıma 

"bu da mı bir reklam oyunu hakim bey... bu da mı!" 

tiradını haykırmak geliyor ama bu neyin reklamı ola ki?

Neyse sözü uzatmadan konuya girelim:

İlk önce The Who’nun elemanı Roger Daltrey, kalkıp bir anda Rolling Stones için, "vasat bir bar grubu" diyecekti.  

 Ardından Paul Mc Cartney, sazı ele alıp, Rolling Stones için, "Onlar, bir blues cover grubu." diyecek ve Beatles'ın daha iyi bir grup olduğuna yakın şeyler söyleyecekti. 

 Yeni çıkan grupları tanıtmak için, bu tip atışmalar falan kullanılan eski bir yöntemdir. Bana her daim komik ve ucuz bir yöntem gelmiştir. Hani o eski gazino kültüründe assolist kapışmaları gibisinden bir pavyon alışkanlığı. Hala devam eder mi bilmem ama eskiden bizim rock gruplarımızda da bolca görülen bir vakaydı. Peki şimdi bunlar eski dev gruplar arasında da mı oluyor? 

Kendi adıma hem Who'yu hem de Beatles'ı severim. Rolling Stones'u ise blues yaptığı zaman daha bir severim. Keşke bir blues cover grubu olsa da bol bol dinlesem. 

Bana bu reklam kokulu tartışma , atışma yöntemlerinden artık gına geldi. Sanırım müzik endüstrisi iyicene kapitalizmin batağına battı, çıkış bulamıyor  ve bu pavyon yöntemlerini deniyor ya da artık kabul edelim ki yaşlanıyoruz ve bunuyoruz galiba. 

APTULİKA

 

21 Şubat 2022 Pazartesi

Klasik Gitar Ustası Beatles Çalarsa

 



Bu plak kapağını ilk gördüğümde 1970'lerde Doğu Alman bir klasik gitarcının Beatles parçalarını yorumladığı ve kapak fotoğrafı için de Berlin Duvarı önünde bu pozu verdiğini düşünmüştüm. 




Beatles parçalarını öyle değişik yorumlarla dinlemişsinizdir ki, hepsini toplasanız odalardan odaya devasa bir plak arşivi olur. Bugün bile dünya üzerinde değişik kavırları yapılıyordur. Pop'tan rock'a, elektronik müzikten etnik müziğe, caz'dan klasiğe akla gelebilecek her tarz ve anlayışta yorumlanmıştır. Hadi aramızda kalsın, bir anlamda gına bile getirmiştir bu yorumlar. 

Beatles yorumlarında artık beni şaşırtan bir şey olamaz derken karşıma çıkan bir klasik gitarcının albümü ile yüzleşene kadar. Bu İsveçli klasik müzik gitaristi Göran Söllscher'di ve 1995 yılında yaptığı "Here, There And Everywhere" albümünde 17 Beatles şarkısını gitar ile yorumlamıştı. 

Bu albüm karşıma Spotify'de haftalık seçki de çıkınca, "Amaney" deyip kaçacakken birden müziğe yakalandım ve bırakamadım. Kafama mıh gibi işlenmiş Beatles şarkılarını bu klasik gitarcının yorumuyla sanki ilk defa duyuyormuşum etkisine girdim. 

1955 doğumlu Göran Söllscher'in müzikal kariyeri, Kopenhag Kraliyet Konservatuarı'ndaki eğitimi yıllarında, 23 yaşındayken başlamış. 1978'de Paris'te Concours International de Guitare'yi kazanan sanatçı  bir süre sonra da Alman plak şirketi Deutsche Grammophon ile plak anlaşmasına imza atmış.  sanatçı bugüne kadar da milyonlarca satış yapan 19 albüme imza atmış.   Gitarı yedi yaşında çalmaya başlayan Söllscher şimdilerde Lund Üniversitesi'nde gitar profesörüdür  ve öğrencileri arasında Georg Gulyás ve Mattias Schulstad bulunmaktadır.

Adamımızın müzikal geçmişi bu şekilde özetlenmiş özetlenmesine ama bir de o ismini telaffuz edebilseydim, işte o zaman radyo programımın playlistinde bir yorumuna yer verecektim. Bu kadar çok "S" harfinden oluşan ve bununla da kalmayıp her viraj alındığında karşına çıkan bir ismi benim gibi "S" ve "Ş" söyleme özürlü biri için çok zordu. Radyo programında çalamadım ama geceleri kendi başıma dinliyorum. Size de tavsiye ederim. Bildiğiniz Beatles parçalarını klasik gitar ve Goran'ın yorum farkıyla dinlemeye doyum olmuyor. 

APTULİKA



27 Ocak 2021 Çarşamba

Beatles'ın Karikatüristi Ron Campbell Öldü.



Beatles'ı "Yellow Submarine" adıyla bir çizgi film dizisine döndüren usta karikatürist  Ron Campbell, 22 Ocak 2021  günü 81 yaşındayken hayata veda etti.



Beatles'ı "Yellow Submarine" adıyla bir çizgi film dizisine döndüren usta karikatürist  Ron Campbell, 22 Ocak 2021 günü 81 yaşındayken hayata veda etti.

 Sanatçının ölüm haberini basına duyuran animatör ve iş ortağı Scott Segelbaum"Ron çok değerli bir arkadaş ve on yıldan fazla bir süredir iş ortağımdı. Ölümü büyük bir boşluk bırakıyor." dedikten sonra şunları ekledi, " Ron'un altı yaşında izlediği Tom ve Jerry'nin çizgi filmi hayatının anlamı olacaktı. Ron'un hayalini kurduğu bir şeydi bu ve ondan sonra da hayatı çizmek olacaktı."

Ünlü karikatürist Ron Campbell,  26 Aralık 1939'da Avustralya'nın Victoria eyaletinde küçük bir kasaba olan Seymore'da dünyaya geldi ve Melbourne'daki Swinburne Sanat Akademisi'nde eğitim gördü. Animasyon kariyerine 50'li yılların sonunda başladı.

Ringo  Starr


1965-1969 yılları arasında yayınlanan başarılı TV çizgi filmi The Beatles'ı yönettiğinde bu hayatının dönüm noktası olacaktı. Çizgi filmde Beatles elemanları John, Paul, George ve Ringo karakterleri ve Beatles'ın kendi müziği yer aldı. Bölümlerin çoğu Avustralya'nın Sidney kentindeki Artransa Park Stüdyolarında çekildi. Seri, 25 Eylül 1965'te piyasaya çıktı ve ABD'de ABC'de hemen bir hit oldu.

Campbell daha sonra Hanna-Barbera stüdyosunda çalışmak üzere ABD'ye taşındı ve Susam Sokağı için çizgi filmler ve orijinal George of the Jungle'da animasyon yazmaya ve üretmeye devam etti . Hollywood stüdyosu Ron Campbell Films, Inc., Peabody for Excellence in Broadcasting ve Emmy de dahil olmak üzere birçok ödül kazanan The Big Blue Marble için animasyon yapımcılığını ve yönetmenliğini yaptı .

60'lı yılların sonlarında, arkadaşı ve meslektaşı Duane Crowther ile birlikte çalışan Campbell, Sea of ​​Time dizisi de dahil olmak üzere Beatles'ın Yellow Submarine uzun metrajlı filmindeki birçok sahneyi ve Şef Blue Meanie ile bot yalama arasındaki aksiyonun çoğunu canlandırdı.  

1980'lerin başında, Hanna-Barbera'nın hit dizisi Şirinler film serisi yaptı . Campbell ayrıca, Flintstones  ( Taş Devri) ve Jetsons  (Jetgiller) da dahil olmak üzere dönemin çok sayıda çizgi filmin yapımcılığını, yönetmenliğini, animasyonunu veya storyboard'unu yaptı . Ayrıca Scooby Doo serisini yaratan orijinal ekibin bir parçasıydı .

Campbell, 90'ların çoğunu Rugrats , Rocket Power ve yetişkin çizgi film Duckman için film şeridi yaparak geçirdi .  

İş ortağı Segelbaum'un belirttiği gibi, “2008'de emekli olduktan sonra Ron, hayatında ikinci bir sahne istedi, bu yüzden de dahil olduğu çizgi filmlere dayalı resimler yaratmaya başladı. Amerika'yı gezmeye, sanat galerilerini gezmeye ve çizgi filmleriyle büyüyen izleyicilerle tanışmaya başladığında, o sırada hiç aklına gelmeyen bir şeyin farkına vardı ... Çizgi filmlerin seyirciler üzerindeki inanılmaz etkisi. "

https://ultimateclassicrock.com/ron-campbell-beatles-dies/

https://bestclassicbands.com/ron-campbell-beatles-animation-obituary-1-23-21/

https://www.facebook.com/roncampbell1939/










15 Mayıs 2020 Cuma

Koronavirüs Günlerinde Hatırladıklarım ve Keşifler 54


Beatles'ın bu albümünü şöyle bir baştan sona dinlemek bu günlere nasipmiş. Bu arada plağın kapağı da bir İngiliz Pop Art ressamının elinden çıkmış bir kolaj yani sanat yapıtı. 

Jethro Tull'daki Bluesçu




Beatles
"Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club Band"
(1967)
Parlophone 

Geçen yıl Görme Biçimleri'nde Pop Art üzerine hazırlık yapıyordum. İşte o sıralar iki şeyle karşılaşacak ve çok şaşıracaktım. Bu şaşkınlığın ilki Pop Art'ı hep ABD'li sanatçıların yaptığı yanılgısıydı. Bu sanat akımının çıktığı yıllarda İngiliz sanatçıların da bu alanda eserler verdiğini öğrenecektim. İngiliz ressam Peter Blake bunlardan biriydi. Bu sanatçının işlerini izlerken birden karşıma çıkan bir plak kapağı bende ikinci şaşkınlığı yaşatacaktı. Bu çocukluk yıllarından beri hafızama kazınmış olan Beatles'ın "Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club Band" plağının kapağıydı. Blake'ın kolaj harikası bu çalışma, plak kapağı ile sanat yapıtını buluşturuyordu. 

Görme Biçimleri ve Pop Art sebebiyle oluşan bu buluşmadan sonra aylar geçti ve geldik şu korona günleri evciliğine, hadi otur şöyle baştan aşağı bir dinle şu albümü dedim, kendi kendime. Bu albümde yer alan "Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club Band", "Lucy In The Sky With Diamond" ve "A Day In The Life" öylesine çok sevdiğim parçalardır ama onları albüm içinde dinlemek yarım asrı aşan bir süre sonra belki de ilk kez olacaktı. Oturdum baştan sona dinledim ve tabi bu klasik üçlü parça gene ayrı sevgi noktama oturacaktı. Ama bu üç parçayı plak kapağındaki bütünün içine oturtarak dinlediğimde ise muhteşem bir öykünün içine girecektim. 

Kısacası bu Beatles albümünü tekrar dinlemekte fayda var. Hem de plak kapağını da şöyle bir güzel seyir ederseniz, keyfine doyulmaz. 

Aptulika
Koronavirüs Günleri




10 Ocak 2020 Cuma

En çok satış yapan plak


2019 yılının en çok satış yapan LP plağı The Beatles'ın "Abbey Road" albümü oldu. 

Nielsen Music / MRC Data'ya göre 4 Ocak 2019'dan bu yılın Ocak ayına kadar plak satışları en yüksel seviyesine ulaşmış.
2018'de yapılan plak satışlarına göre 2019'da % 14,5'luk yükseliş olmuş. 
2019'da ABD'de satılan tüm LP'lerin % 26'sı The  Beatles albümlerinde olmuş.

Sırasıyla 2019'da ABD'de en çok satış yapan plaklar.

1. The Beatles – Abbey Road (558,000)

2. Pink Floyd – Dark Side of the Moon (376,00)

3. Guardians of the Galaxy Awesome Mix Vol. 1 (367,000)

4. Bob Marley and the Wailers – Legend (364,000)

5. Amy Winehouse – Back to Black (351,000)

6. Michael Jackson – Thriller (334,000)

7. The Beatles – Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club Band (313,000)

8. Fleetwood Mac – Rumours (304,000)

9. Miles Davis – Kind of Blue (286,000)

10. Lana Del Rey – Born to Die (283,000)


29 Ocak 2019 Salı

Apple binasının çatısında veda konseri





Rock tarihinde bugün iki güzel olay var.  

Bundan tam 50 yıl öncesine, tam da bugüne,  30 Ocak  1969' a gidelim birlikte. Bu tarih, popüler müzik tarihinin en büyük topluluğunun  son konserini verdiği tarihtir. Konser yeri ise belki de konser verilebilecek en ilginç yer.

Sakin bir Londra  günü ve çalışma saatleri içerisinde Apple binasının çatı katına çıkan grup üyeleri,  herkesin şaşkın bakışları arasında müzik yapmaya başlar. Konserin açılış şarkısı "Get back “ tir. 

Sırasıyla , Don’t Let me Down , I’ve Got a Feeling, One After 909, Dig a Pony ile devam eder konser; ve sonunda yine Get Back ile biter. Nasıl mı ?  Konser başladıktan  yaklaşık 42 dakika sonra olayı öğrenen  polis çatıyı basar ve konsere son verir. 

Konserde gruba klavyede Billy Preston eşlik etmektedir.

Bu efsane müzik grubu The Beatles'tır. Konser ise,  aynı zamanda The Beatles'ın son konseridir.  Grup üyeleri bu tarihten sonra solo kariyerlerine devam ederek, müzik hayatlarını sürdüreceklerdir.



Diğeri  Bob Dylan, Woody Guthrie’nin otobiyografisi “Bound For Glory”i okumuş ve hayran kalmıştı. Yıllar sonra bu kitabın hayatını değiştirdiğini kabul edecekti. Woody Guthrie ona beyazların da bir zerafetle blues söyleyebileceğini ve insanların tavırlarını etkileyebileceğini göstermişti.
İşte, Bob Dylan 1961 yılında, yani bundan tam 57 yıl önce  yine soğuk bir Ocak ayında idol olarak kabul ettiği Woody Guthrie'yi hastanede ziyaret etmiş, onunla tanışmış  ve ona bir kaç şarkı da söylemişti. Ziyaretin sonunda Guthrie, Dylan'a bir kağıt uzatmıştı.  Kağıtta, 'henüz ölmedim' yazıyordu.
Bu dönemde Dylan, gerçek ilk şarkısını üretti: Song to Woody

Bob Dylan, Woody Guthrie’nin otobiyografisi “Bound For Glory”i okumuş ve hayran kalmıştı. Yıllar sonra bu kitabın hayatını değiştirdiğini kabul edecekti. Woody Guthrie ona beyazların da bir zerafetle blues söyleyebileceğini ve insanların tavırlarını etkileyebileceğini göstermişti. İşte, Bob Dylan 1961 yılında, yani bundan tam 57 yıl önce yine soğuk bir Ocak ayında idol olarak kabul ettiği Woody Guthrie'yi hastanede ziyaret etmiş, onunla tanışmış ve ona bir kaç şarkı da söylemişti. Ziyaretin sonunda Guthrie, Dylan'a bir kağıt uzatmıştı. Kağıtta, 'henüz ölmedim' yazıyordu. Bu dönemde Dylan, gerçek ilk şarkısını üretti: Song to Woody

Bülent Seyitdanlıoğlu
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...