Açık Radyo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Açık Radyo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2024 Perşembe

17 Parçada Erkin Koray - 1. Bölüm.



Erkin Koray'ı 7 Ağustos 2023 tarihinde kaybetmiştik. O hafta AÇIK RADYO'da yayınlanan KOYU MAVİ programına konuk olmuştum. İki programda 17 Erkin Koray klasiğini benim tarihimden izlerle anlatmıştım. 
Bu ilk videoda 11 Ağustos 2023 tarihinde yapılan Koyu Mavi programını bulacaksınız. 
Bu 1. Bölüm'de Erkin Koray'ın 1962 ile 1972 yılları arasındaki 8 parçası  Aptulika'nın anlatımı ve çizgileriyle  karşınıza geliyor. 
11 Ağustos 2023
Koyu Mavi radyo programı.
Hazırlayan ve Sunan : Gülçin Orgun ve Meral Akman
Konuk: Aptulika




Programın birinci bölümünü aşağıdaki youtube videosundan takip edebilirsiniz: 




 

12 Eylül 2023 Salı

Ahmet Güvenç ERKİN KORAY'ı Anlatıyor



AHMET GÜVENÇ: "Gençlere bol bol Erkin'i anlatın. O çünkü onlar için çok kavga verdi, diğer üçü gibi. Üçü de verdiler o kavgayı. Ne yazık ki Türkiye istediğimiz hale gelemedi. Biz o hale gelsin diye çok büyük bir kavga verdik...Hepimiz...Bütün o nesil. Ama olmadı! işte gençlere Erkin'i de, Barış'ı da, Cem'i de çok iyi anlatmak lazım."  



Akif Burak Atlar, Açık Radyo'da yaptığı "Şarhoş Atlar Zamanı adını verdiği radyo programını üç hafta süren Erkin Koray anmasına ayırmıştı. Şimdi  Ahmet Güvenç'in konuk olduğu programdan bölümlere yer vereceğim. Bu arada yayınlamam için izin veren Arif Burak Atlar'a bir kez daha teşekkür ederim. 

Sarhoş Atlar Zamanı

Erkin Koray özel yayını 2

20 Ağustos 2023

Hazırlayan ve Sunan: Akif Burak Atlar

Açık Radyo

Konuk:Ahmet Güvenç



Bütün dostları ne yazık ki birer birer, bu güzel insanları ve güzel zamanları kaybediyoruz. Bu benim için üzücü... İşte bu yaşamın getirdiği ve katlanmamız gereken bir durum. Erkin'i kaybetmek, gerçekten çok zor. Bir de benim Erkin'le tanışmam çok eskilere dayanır.  Grup Bunalım'dayken bir olay nedeniyle gruptan ayrılmak zorunluluğu duydum. Ayrıldığım günün ertesi sabahı Erkin benim eve gelip beni aldı. Onun meşhur antika arabasına bindik. "Hadi, artık gidiyoruz" dedi. Ondan sonra gittik, hatta senelerce beraber gittik ki gidiş o gidiş. 



Bir çok çalışmamız oldu. Erkin'in Kazancı Yokuşu'nda bir prova yeri vardı. Bizim de orada günde 15 ile 16 saatimiz çalarak geçerdi. Yani jam session'lar yapardık, yeni parçalar çıkarırdık... durmadan çalardık. O çalışmalarda ben Erkin'den bas gitar çalarken nasıl düşünmem gerektiğini öğrendim. O yüzden benim için o çok önemlidir, bende çok büyük emeği vardır.  

Sonra turnelere çıktık, onun kurduğu Süper Grup ( ve Yeraltı Dörtlüsü)'ta çaldım. Beraber işte o  'Cemalim" (Elektronik Türküler) albümünü yaptık. Derken bir Kıbrıs turnesi çıktı. O zaman Kıbrıs'a vizeyle gidiliyordu. Benim o sıra pasaportum olmadığı için izni almaya gittim. Ama bir yandan da askerlik limitteydi ve oradan vize yerine askere alındım. Böylece Erkin ile kopmuş olduk... Bizim zamanımızda biliyorsun askerlik iki seneye yakın, 22 ay sürüyordu. 

Askerden döndükten sonra gene Erkin'le buluştuk, görüştük. 1974 gibi ben İngiltere'ye gittim, orada 2 sene kaldım. Orada iken Erkin'den bir telefon geldi, "Ahmet" dedi, "Hollanda'da altı konser var, gel orada birlikte çalalım." E, şimdi Erkin böyle bir şey söyleyince tabii ki Ahmet apar topar toplanır ve ardına bakmayarak Hollanda'ya gider. O konserlerde çaldık, sonra da 6 ay kadar Erkin ile Hollanda'da aynı odada kaldık. Yani onunla öyle bir kardeşliğimiz de var. 


Daha sonra da işte bir sürü şeyler oldu. Erkin sonra galiba Amerika'ya gitti. Erkin, durmadan seyahat eder biliyorsun... Hiçbir yeri beğenmez, durmadan oradan oraya dolaşır. Arada kopuyoruz, sonra tekrar bir araya geliyoruz. 



Erkin Amerika'ya gidince ben Barış Manço ile çalışmaya başladım. Artık Kurtalan Ekspres'n bas gitaristiydim ama o zaman bile Erkin geldiğinde (Erkin'in konserleri olduğunda) ben izinliydim bu konuda... çünkü Erkin benim ilk gözağrımdı. Kurtalan Ekspres'te olanlar bilirdi, Erkin'in konserlerinde çalardım, büyük bir zevkle. Böyle bir kardeşliğimiz vardı. Kardeşlik diyorum ama onunla aramızda on yaş vardı ve benim abimdi ama abi demezdim...Ahmet, Erkin işte öyle gidiyordu. 

Sonraları ben bir stüdyo açmıştım. Adı Stüdyo Spectrum'du ve Erkin'in "Akrebin Gözleri " albümünü orada kaydetmiştik. Bu sebeple uzun bir süre yeniden beraber olduk. Yani hayatımız hep böyle birlikte çalmalarla, esprilerle, yaşanmışlığın getirdiği birikimle dolu dolu geçti. Ne yazık ki yedi, sekiz senedir Erkin'i görmüyordum, biliyorsun uzun zamandır yurtdışındaydı... çok üzgünüm çok, yani bir kürek bile atamadığım için. Ona son vazifemizi bile yapamadık. 


CEM KARACA, BARIŞ MANÇO, ERKİN KORAY

Aslında Cem Karaca da, Barış Manço da şarkıcıydı yani solistti. Erkin hem müzisyen hem solistti. O müzisyen yani gitarist olduğu için anlaşmamız çok daha değişik bir boyuttaydı. Erkin ile çalarken doğaçlamalar yapardık. O jam- Session'larda parçanın bir yerinden girip başka bir yerinden çıkabiliyorduk. Bunları başka biriyle yapamazdınız. 



Bir de Erkin'in en büyük özelliği bu işe Rock'n' Roll yaparak başlamış olması. Bu işe başını en baştan koyan kişi de Erkin. Yani düşün, ben Grup Bunalım'da çalıyorum ve Erkin bizimle arkadaş oluyor, destek veriyor, İşte Erkinlere yemeğe gidiyoruz, beraber jam session'lar yapıyoruz. Böyle bir beraberlik ve kardeşlik içindeydik. Aslında benim dönemimin bütün müzisyenleri kardeş gibiydi. Onların her biri aynı ordunun askerleri gibiydi. 


Akif Burak Atlar - Erkin Koray'ın müziğine baktığımızda mutlaka Rock'n Roll başlığı altında değerlendireceğiz ama Beat akımıyla başlayan...

Dur bir dakika... Erkin ondan da evvel...  o bütün Elvis Presley şarkılarını söylüyordu. Önce onları yapmış, ondan sonra da oraya geçmiş. Yani Rock'n Roll'un Beatles bile çıkmadan evvelki bölümü var ya, Erkin orada da var. Bütün o parçaları da çok iyi bilir. Onunla konserdeyken bir ara onlardan birine girerdi; o anda gel de çal bakalım. Erkin öyle şaşırtıcıdır. 


 Dün arşivlerde gezerken, Ocak 1966 tarihli Ses dergisini karıştırıyordum. Sanırım Ses dergisi arşivlerindeki ilk Erkin Koray röportajı o sayıda yer alıyor. Orada kendi sözleriyle müzikal çizgisini şöyle açıklamış: "Elvis Presley'in o büyüleyici sesini duyduğum an, her şeyim alt üst olacaktı. Söyleyişimden ağız hareketlerime, kıyafetime, sahne mimiklerime varıncaya kadar hepsi Presley benzeri olmalıydı. Bunu başardım galiba."


Dediğime geldik bak...


 Evet... Bir diğer idolünün de Mick Jagger olduğunu belirtmiş o röportajda. O sayıdaki Ses dergisi yorumunda ise, "Türkiye'de Beat tipi saç uzatıp, Beatle ritmiyle çalıp, söyleyen bir müzik topluluğu var!" diye not düşecekti. Ondan sonrasında ise Erkin Koray müziği Saykodelik ve Progresif tarzlara da girip çıkıyor. Zaman zaman Anadolu Pop ve Rock olarak tanımlayabileceğimiz işleri de olacaktı. Bir ayağı batıda bir ayağı da doğuda ve çoğu zaman deneysel çizgilerde yürüdüğünü görüyoruz. Tarif etmesi, tanımlanması zor ama siz Erkin Koray müziğini bize nasıl tariflersiniz?



Şimdi ben sana Erkin Koray müziğini tarif edemem... ama sana Erkin'i anlatmak için şunu söyleyebilirim; Erkin'in Kanada'ya gitmeden önce burada son oturduğu evinde 20 - 25 tane falan gitarı vardı. Bu gitarların bazıları gitar şeklinde bazıları da demode vaziyette yerlerde dururdu. Yani prova yapmak için evine gittiğimizde salona gitmek için o gitarlara basmadan yürümek için çok dikkat etmemiz gerekirdi. Böyle bir merak, böyle bir aşk vardı onda. "almayacağım" der ama bir gitar alıp çıkardı dükkandan. Bu kadar çok sevdiği şeydi müzik, adeta her şeyiydi. Erkin'in annesi hayattayken oturdukları Mecidiyeköy'deki evlerine de gitmiştim. Sevgili annesiyle de tanışmıştım. O da piyano öğretmeni, çok değerli bir hanımefendiydi. Erkin onu da çok çok severdi...Allah Rahmet Eylesin. 


 Sevgili Vecihe Koray'ı da buradan anmış olalım.

Evet, Mecidiyeköy'deki evlerine gittiğimde annesiyle de konuşurduk. Ben de daha düşün işte 17 yaşında bir tıfıldım yani.



PLAK YAPIMCILARIYLA PROBLEMLER

 Sanıyorum Erkin Koray'ın son olarak yaptığı stüdyo albümleri 1990'ların sonundaydı. 

"Akrebin Gözleri" albümünü benim stüdyoda yaptık.


  Onlardan sonrada Erkin Koray'ın albüm çıkarmadığını görüyoruz. Son yıllarını müzikal anlamda nasıl geçirdi. 


Buradaki plak yapımcılarıyla problem halindeydi. Eskiden verdiği izinlerden bir takım toplama albümler, istemediği gibi çıkıyordu. Onlardan hep şikayetçiydi. 


  Bu şikayetlerini ses kayıtlayla bizlerle de paylaşıyordu.


Neler oldu onu da maalesef bilemiyorum. Çünkü uzun zamandır görmüyorum. Türkiye'den gidişinden sonra koptuk.




 

FARKLI ÇİZGİDE YÜRÜMÜŞ BİR MÜZİK İNSANI


 Nevi şahsına münhasır bir müzik insanıydı. 

Aynen öyle.

 Hani onun hakkında söylenenler, arşivlerde okuduklarımız... Şöyle bir şey söylüyor: Biraz kafasına göre  yaşayan, orijinal bir karekter olduğunu görüyoruz. Hem kendisine dair kullandığı mizah hem de müziğe dair verdiği röportajlarda öne çıkan tarafı onu biraz ayrıştırıyor. Farklı bir çizgide yürümüş...İşte "Uzay Müziği", "Yeraltı Müziği" gibi. Kendi müziğini tariflediği röportajlarında hep bir muzip tarafı da bulunuyor. Onu siz nasıl değerlendirebilirsiniz.

Şimdi biz uzun yıllar beraber yaşadığımız için, her zaman olayları matrağa alma tarafımız vardı. Biz olanları gülerek karşılamazsak, ne o turnelere dayanabilirdik ne de bu kadar senedir çektiğimiz çileye. Biz her şeyi matrağa alarak geçiştirebilirdik. Bu hepimizde alışkanlık haline geldi O Erkin'de fazlasıyla vardı tabii.




"ERKİN ONLAR İÇİN ÇOK KAVGA VERDİ."


  Sevgili Ahmet Abi, son olarak söylemek istediğiniz bir şey varsa...

İnanın bana, Erkin'in kaybına çok çok üzüldüm...Nurlar İçinde Yatsın. Hani nasıl olsa ilerde beraber olacağız. O zamana kadar hepimizin çekmesi gereken bir hüzün durumu var. Yapacak bir şey yok. 

Gençlere bol bol Erkin'i anlatın. O çünkü onlar için çok kavga verdi, diğer üçü gibi. Üçü de verdiler o kavgayı. Ne yazık ki Türkiye istediğimiz hale gelemedi. Biz o hale gelsin diye çok büyük bir kavga verdik...Hepimiz...Bütün o nesil. Ama olmadı! işte gençlere Erkin'i de, Barış'ı da, Cem'i de çok iyi anlatmak lazım. Bir Türk müzisyeni bunları bilmeden yola çıkmamalı. 

Sarhoş Atlar Zamanı

Erkin Koray özel yayını 2

20 Ağustos 2023

Hazırlayan ve Sunan: Akif Burak Atlar

Açık Radyo

Konuk: Taner Öngür

Akif Burak Atlar'a hem böyle bir söyleşi gerçekleştirdiği için teşekkür eder, bunu paylaşmamız aizin verdiği için de ayrıca minnettarım. 


28 Nisan 2021 Çarşamba

Ölümünün ikinci yılında Meral Akman'ın kaleminden Jak Kohen



Geçen yılın yaz aylarında biraz bezmiş ve blog yazılarını kesmiştim. İşte o zaman diliminde Meral'in çok önemli bir yazısı da güme gitmişti. Sonradan toparlanıp yeniden yazılar yazmaya başladım ama Meral'in o yazısına bir türlü yer verememiştim. Meral o yazıyı ustası Jak Kohen için yazmıştı. Bugün Jak Kohen'in doğum günü ve  aramızdan ayrılışının da ikinci yıldönümü. 26 Nisan 2019 tarihinde kaybettiğimiz Jak Kohen'i Meral'in yazısıyla anıyoruz. 

Aptulika




Sevgili Jak Usta


Peter Green de sahneyi terk etti! Haberi okuduğumda aklıma ilk gelen, “Gitaresk hem öksüz hem de yetim kaldı” oldu. Her Salı saat 21:00’de Supernatural ile başlar, 22:00’de yine Supernatural ile biter Gitaresk’imiz. Arada Ustamız Jak Kohen seçtiği birbirinden güzel parçalar yer alır. Yıllarca Jak Kohen hazırladı ve sundu Gitaresk’i, sonra bayrağı bizimle, Gonca Açıkalın ve bendeniz Meral Akman ile paylaştı. 

Aptulika uzun süredir “Jak Kohen hakkında iki satır yaz” diyor, her seferinde “tabi tabi yazayım mutlaka” diyordum ama itiraf edeyim bir türlü elim varmıyordu, Jak Baba’nın “ardından” bir şeyler yazmak bana çok zor geliyordu. Fakat Peter Green de aramızdan ayrıldıktan sonra Jak Kohen daha çok aklıma düşer oldu ve bu yazıyı yazmak artık farz oldu. 

Jak Baba ile yüz yüze görüşme sayımız iki elin parmaklarını geçmez, ben Jak Kohen’i ilk önce sesiyle tanıdım. Sonrasında da telefonda “güzel kızım, eline sağlık”, “kız J.J. Cale İngiliz mi, nereden çıkarttın onu”.

Henüz yeni geldiğim ve trafiğinde her seferinde dehşete düştüğüm İstanbul ile kulaklıklarım ve müzik ile savaşmaya çalışıyordum. Zor bir günün sonunda, günün kirini üstümden atmak için yine kulaklıklarıma sarılmış, kendimi trafiğe bırakmıştım. İlk gitar solo duyduğum kanalda kaldım, daha önce hiç duymadığım sesler duyuyordum, oysa o güne kadar bütün rock müziği yalayıp yutmuştum, benim bilmediğim bir gitar solo atmaya kim cüret etmişti acaba?  Dört kulakla çalan şarkının bitip anonsun başlamasını bekliyordum ki, tok sesli bir adam, “işte rock’n roll böyle bir şeydir, (hafif bir iç çekiş) çok kadını dul bırakmıştır” dedi. Sanırım o ana kadar radyoda duyduğum en ilginç cümleydi. O güzel sesli adam, bütün rock müzik dinleyicilerinin hislerine tercüman olmuştu ya da hiç kimseyi takmadan sadece içinden gelenleri söylüyordu. Her koşulda o anda büyülenmişti. Dinlediğim grup, “Wishbone Ash”, o tok sesli adam “Jak Kohen, yani Ben”, program Açık Radyo’da Gitaresk’di. O anonstan sonra, Salı akşamları işten özellikle mesai saatimi uzattım ve İstanbul trafiği sıkışsın diye içimden dua ettim. Küçük bir not defterim ve kalemim vardı, çalan her grubu, her sanatçıyı not ettim. Widespread Panic, Mick Karn, Ana Popovic, The Tangent, Umphrey's McGee, Gov’t Mule, Alvin Lee, Warren Haynes, Bruce Katz Band, Jack Bruce, John Mayall, Jeff Beck, Trey Anastasio, Vanilla Fudge, Frogwings….. Daha sayayım mı? 20‘li yaşlarının sonunda olmasına rağmen “ben rock müziği bitirdim, bilmediğim kalmadı” ergen tripleri atan biri için büyük şok değil mi? Bilmediğim ve öğrendikçe daha çok öğrenmek istediğim ne kadar çok şey vardı. Neyse ki kurumsal hayatta çok az kişinin rock müziğe ayıracak vakti vardı ve eksiklerimi kimse fark etmedi. Ben de yıllarca Jak Kohen’in radyodan paylaştığı arşivini sömürdüm de sömürdüm.

Sonra bir gün sosyal medya icat oldu. Önce ilkokul arkadaşlarımızı bulduk, sonra bizimle aynı zevkleri paylaşan insanların kurduğu gruplara üye olduk, hiç erişemeyiz sandığımız ünlü insanların sosyal hesaplarını takip edip, dün ne giymiş, akşam ne yemiş takip etmeye başladık. Tam bu zamanlarda Jak Kohen’in sosyal medya hesabını keşfettim. Bir ay kadar düşündüm, “acaba bir davet göndersem mi” diye, “rahatsız eder miyim”, “kabul etmezse rezil olur muyum”, “olur mu olmaz mı” derken, cesaretimi toplayıp bir davet gönderdim. Heyecanla sonucu beklerken, hop, cevap geldi, “ne kadar çok ortak noktamız var, aynı şeyleri dinliyoruz, aynı şeyleri okuyoruz. Ben hiç Neil Gaiman okumadım, tavsiye eder misiniz?” 

Buyurun, radyodaki tok sesli adam, çeyrek seviyedeki müzik bilgimi tamamlayan, hiç tanışmasam da akıl hocam bana “Neil Gaiman” soruyor, ne diyeceğim şimdi ben? Şaka yapmıyorum, ne dediğimi ne cevap verdiğimi hiç hatırlamıyorum, ama her ne dediysem Usta’nın içine sinmiş olacak ki, müzik, fantastik edebiyat, diziler derken muhabbet koyulaştı ve bir gün o ışıklı, yanar döner, gözlerime inanamayıp tekrar tekrar okuduğum mesaj geldi, “birlikte bir Meralesk yapmanın zamanı gelmedi mi?” Bilmem, geldi mi? Usta geldi dediyse, gelmişti tabi, ben hazır mıyım? Kendimi bildim bileli kafamda listeler uçuşur, “keşke radyoda şunu çalsam da sonra da bunu çalsam, üstüne bir de bunu çaldık mı, ooohhh, ben bile dinlerim bunu…” ama iş ciddiye binince işler öyle olmuyormuş, 45 dakikan ama 45 yıllık parçaların var kafanda, epey bir kısmı da Jak Baba’dan arşivlenmiş. Sancılı bir parça eksiltme sürecinden sonra bir liste çıktı ortaya ve Jak Kohen’e gitti. Cevap: “6 Kasım’da İstanbul’dayım, şarkılarını da al gel”. 6 Kasım geldi, ben de şarkılarımı aldım gittim. Jak Usta (Justa) ile sadece 1,5 saat geçirdik, fakat o sürede, hayatında, ilkokulda şiir okumak için bile mikrofon karşısına çıkmamış birine kırk yıllık radyocuymuş gibi program yaptırdı, hem de tek kelime etmeden, bakışlarıyla, baş sallamasıyla, yüzüme bakarak ya da teknik masayı işaret ederek. O gün Jak Kohen benim hayatımı bir daha hiç kimsenin yapamayacağı gibi değiştirdi, 90 dakikada, müzik, edebiyat, yaşam, İstanbul, Bodrum, Baba olmak ve çocuk olmak hakkında konuştuk. Harbiye’deki Açık Radyo binasının üst katında, İstanbul damlarına bakıp birer sigara tellendirdik. Sahnedeki personasına hayran olduğunuz biriyle tanışıp, rol yapmadığını gerçekten öyle biri olduğunu anladığınız bir an vardır ya, işte o anı ben 6 Kasım gecesi yaşadım.


Sonra olaylar gelişti. Jak ve sevgili eşi Vivian yazlığımızın olduğu siteye kamp yapmaya geldiler. İçimden sabah altıda gidip yanlarına çöreklenmek, akşam uyuyana kadar hiç ayrılmamak gelirken kendimi tutup, (kendimce) makul saatlerde günü bu iki güzel insanlar geçirdim. King Crimson dinledik, Knidos Afroditi’ni çekiştirdik (Vivian Kohen’in yazdığı “Whispering Stones” isimli kitaptaki öykülerden birinde Knidos Afroditi’nde esinlenen enfes hikâyeyi okuyabilirsiniz). 

Ve sonunda o teklif geldi, “kendi kendine bir program yap artık”. Bir kez daha kafamda listeler uçuşmaya başladı. Gitaresk’e uygun, bol gitarlı, Rare Earth’lü, Ten Years After’lı, Grateful Dead’li, Fleetwood Mac’li bir liste hazırladım, Jak Baba listeye bakıp, “bu sen değilsin” dedi. İşte o zaman bana ilk dersimi verdi. Eğer istediğim gibi bir program yapacak ve Gitaresk’i hak edeceksem, kendim olacaktım. Yıllardır içimde biriktirdiğim, progressive rock listemi açtım Usta’nın beğenisine. “Evet, şimdi oldu” dedi. 


Ve Gitaresk’de 7 yıl neredeyse bitti. Jak Kohen çaldıklarıma hiç müdahale etmedi, her Gitaresk’i özenle dinledi, yanlışlarım olduğunda zarifçe bana doğrusunu anlattı, seçtiğim kimi parçalar için “kız bu iyiymiş, bütün albümleri indirdim, sana da gönderiyorum” dedi, her fırsatta benimle gurur duyduğunu, Gitaresk’in emin ellerde olduğunu söyledi. 


Jak Usta, sadece bir radyocu değil, fotoğrafçı, edebiyatçı, çevirmen, arşivci, Baba (sadece Roksan’ın değil bütün Açık Radyo ailesinin)…. Ama her şeyden önemlisi o bir yol gösterici, ders vermeden, akıl vermeden, günahlarınızı da sevaplarınızı da size gösteren gerçek bir lider. Ondan çok şey öğrendim, müzik paylaşmanın da müzik dinlemek kadar keyifli olduğunu, sen yaptığından memnunsan dinleyicinin de memnun olacağını, dünya üzerinde hem fantastik hem gerçekçi hem yönetici hem koruyucu olunabileceğini Justa’dan öğrendim. Ders verme kaygısı olmadan, ahkam kesmeden, büyüklük taslamadan kendi yöntemler ile doğruları öğretti, söylediğim saçma sapan şeyleri bile ilgiyle dinleyerek, fikrini söyleyerek daha çok düşünmemi, daha başka yerlere bakmayı, baktıklarımdan başka şeyler görmeyi öğretti. Çok sık bir araya gelemesek de tanıştıktan sonra attığım her adımda onun izinde gitmeye gayret ettim.

Benim Jak Kohen ve Gitaresk maceram böyle. Jak Baba’mı ne hasta yatağında görmeye ne de son yolculuğuna uğurlamaya gönlüm el vermedi, kendimi “Jak Baba onu böyle görmemi istemezdi” diye teselli ettim ama işin doğrusu, ben Jak Kohen’in yokluğuna ikna olmadım. Her Gitaresk’i hazırlarken ve sunarken “Jak Baba bunu beğenecek mi” heyecanını yaşamayı tercih ediyorum. Bizi bir yerlerden dinliyorlar mı bilmiyorum ama Sevgili Jak Usta, sevgili Peter Green, Slabo Day çalıp söylerken beni de hatırlayın.

Meral Akman


4 Ağustos 2020 Salı

Gitaresk'te Peter Green, Jak Kohen'in sözleriyle anılacak!

  
Jak Kohen'in Sözleriyle Peter Green

Geçtiğimiz günlerde British Blues'un dev ismi Peter Green'i kaybetmiştik. Fleetwood Mac'in kuruluşunda yer alan ve efsane albümlerinde gitarıyla blues rock başyapıtlarına imza atan Peter Green bu gece Açık Radyo'da yayınlanan Gitaresk programında özel bir yayınla anılacak. 

Meral Akman'ın hazırlayıp, sunduğu Gitaresk'te gene yakın dönemde kaybettiğimiz ve bu programın da mimarı olan Jak Kohen'in sözleriyle Peter Green anlatılacak. Yani bu geceki programda Peter Green ve Jak Kohen anısına muhteşem bir program bizleri bekliyor. Bu arada Gitaresk programının yapımcısı olan Meral Akman'ın Jak Kohen için kaleme aldığı bir yazıyı da bu hafta bluesperisan.blogspot 'ta okuyabileceksiniz.

Meral Akman, 
"Bu gece Gitaresk'de saygı ve özlemle Peter Green'i Jak Baba'nın sözleriyle anacağız." 
diyor. 

Bize de bu gece saat 21.00'de Açık Radyo'da Gitaresk'i 
adresinden dinlemek düşüyor.

Bu özel programı kaçırmayın derim. 


12 Mart 2019 Salı

Gitaresk bu gece 100. programını yapacak!


Her Salı, saat 21:00 ile 22:00 arasında Açık Radyo 94.9'da yayınlanan GİTARESK programı bu gece 100. yayına imza atacak. 
Blues Perişan'da yazılarını da zevkle okuduğunuz H. Meral Akman'ın hazırladığı Gitaresk'de, 100'cü programa özel bir parçalar yer alacak.
 Let There Be Rock temalı, her telden rock'n roll parçalarını yer alacağı bu programda sizi şöyle bir şeyler bekliyor... 

Headband - Good Morning Mr. Rock'n Roll
Triumph - What's Another Day of Rock'n Roll
Judas Priest - Rocka Rolla
Bad Company - Rock'n Roll Fantasy
Rose Tattoo - Rock'n Roll Outlaw
Rainbow - Long Live Rock'n Roll
AC/DC - Let There Be Rock
Airbourne - Stand Up For Rock'n Roll
Nazareth - Rock'n Roll Telephone
Neil Young - Rockin' In The Free World
Uli Jon Roth and Alfie Boe - Rock'n Roll
Vargas Bogert & Appice - It's Long Way to the Top
Motörhead - Rock'n Roll Music

Haberimizi bizde Meral Akman'ın,
 "Şaka maka 100. programı bulduk!"
sözleriyle noktalarken, programı internetten dinlemek isteyenlere de aşağıdaki linki verelim:
http://acikradyo.com.tr/stream/index.html



13 Ocak 2019 Pazar

DOSTLUKLARA ADANAN ALBÜM




“Bu albüm tabi ki bir birikmenin sonucu olarak ortaya çıktı. Ama planlanmış olarak değil; sabah kalkıp yağmurda okulu asmaya karar vermek gibi… Geçen senelerin ve “arkadaşlarla” yaşanan senelerin değeri, tam olmasa da bir şekilde böyle ifade edildi benim için. Bu ilk terlemeydi gerisini hep beraber göreceğiz...”


Sevgili dostum Fatih Çağlayan namı diğer Fetiblue, yılların birikimini nefis bir albümde topladı. 21 Aralık 2018 tarihinde, Lin Records etiketiyle çıkan “Kuş Ekmeği” isimli albüm, tabiri caiz ise gerçek bir rock ve blues ziyafeti.
Kadroya bakınca sizi nelerin beklediğini tahmin edebilirsiniz.
Feti Çağlayan:  Gitar ve Vokal 
Cem Tuncer: Gitar(4,5,6,7,10) 
Süleyman Bağcıoğlu:  Gitar (6,7) 
Çağlayan Yıldız:  Bas Gitar
Efecan Tuncer: Bas Gitar (1) 
Ercüment Orkut: Keyboard 
Engin Recepoğulları: Tenor Saksafon (1,4,5,7) 
Bulut Gülen: Trombon (1,2,4,5,7,9) 
Barış Doğukan: Yazıcı trompet (1,4,5,7) 
Fatma Baba: Vokal (1,4,6) 
Ediz Hafızoğlu:  Davul 
Albümde birbirinden değerli birçok müzisyenin yer alması bir tarafa, bu müzisyenlerin uzun yıllara yayılan dostluklarını bir albümde toplamaları albümün değerini dinleyicinin kulağında ona katlıyor. Feti’nin kendi sözleriyle, “Bu albüm tabi ki bir birikmenin sonucu olarak ortaya çıktı. Ama planlanmış olarak değil; sabah kalkıp yağmurda okulu asmaya karar vermek gibi… Geçen senelerin ve “arkadaşlarla” yaşanan senelerin değeri, tam olmasa da bir şekilde böyle ifade edildi benim için. Bu ilk terlemeydi gerisini hep beraber göreceğiz...”

Feti’nin Ankara – İstanbul – Florida – Kaş çokgenindeki yaşanmışlıklarını, deneyimlerini ve (bence) en önemlisi samimi hislerini rock ve blues notalarıyla anlattığı bu nefis albüm ve Feti ile yapacağımız güzel sohbeti 15.01.2019 tarihinde Açık Radyo  Gitaresk’de dinleyebilirsiniz. 

Kaynaklar.
http://www.milliyet.com.tr/etkinlik/etkinlik-detay/12134699/fetiblue-band/
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sinem-vural/2019da-neler-olur-41070794
https://www.birgun.net/haber-detay/fetibluedan-blues-ve-rock-sarkilari-kus-ekmegi.html
https://www.haberler.com/fetiblue-band-9336140-haberi/
https://gaiadergi.com/fetiblue-gitarimla-aramda-sanki-ona-tesekkur-ettigimi-hissettigim-anlar-oluyor/
https://eksisozluk.com/fetiblue-blues-band--5576906
https://lakonser.com/tag/fetiblue-band/
https://lakonser.com/blog/video/fetiblue-soylesisi/
http://www.gazetekadikoy.com.tr/haftanin-pusulasi/haftanin-pusulasi-h13481.html
https://deskgram.net/explore/tags/ku%C5%9Fekme%C4%9Fi
http://electricguitarblues.blogspot.com/2018/12/fetiblue-band-kus-ekmegi-2018.html

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...