erkin koray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
erkin koray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2024 Salı

40 YIL SONRA GELEN 40 DAKİKA

 


Sinan Doyan bu yazıyı haftalar önceden anlamlı bir olay için yazarak bana gönderdi. Ancak ben yazıyı hiç yoksa 2 ay beklettim. Sadece onun yazısını mı... Meral Akman'ın yazısını da. Sinan'ın yazısının altında Hem Sinan'a hem de Meral'e özür yazıma yer vereceğim vr bu gecikmenin nedenini açıklayacağım. Şimdi sizi tarihsel bir konserin 40 yıl sonra gelen sürprizini anlatan Sinan Doyan yazısıyla başbaşa bırakıyorum. 

APT.

 


40 YIL SONRA GELEN 40 DAKİKA


70’lerin ortalarından itibaren, başta mesken tuttuğu Avrupa olmak üzere; neredeyse tüm dünyayı dolaşan, üstüne Kanada’da evlenip bir de “babalık” mertebesine ulaşan ve birkaç kere mecburi geliş gidişler dışında ayrı kaldığı ülkesine koltuğunun altında “İlla ki” albümü, yanında da (60’larda Bernhard Weber’ı getirdiği gibi) yeni bir basçıyla kesin dönüş yaptığında yıl 1984’tü. Üstelik beyin kanaması gibi ciddi bir hastalığı atlatıp “resetlenmiş” bir şekilde müzikal ağırlığını memleketine verecekti.


O ülkesini, ülke insanları da onu çok özlemişti. Sekiz şarkılık “İlla ki” albümüyle merhaba dediği ülkesine konserlerle de “ben varım” demek istiyordu. “Come-back” kapsamlı konserlerin ilki, sinema salonuyken gösteri merkezine evrilen, 80’lerin ortalarında ise “şaibeli” bir şekilde yanarak vadesini dolduran Şan Müzikholündeydi. Almanyada Grup Toprak ile yaptığı çalışmalar esnasında tanıştığı, grubun bas gitaristi Ünal Vanii ile sağlam bir dostluğun/birlikteliğin temelleri de atılmış oluyordu. Konserde kendisine eşlik edecek diğer iki isim de ailedendi; davulda kardeşi Korkut Koray, piyanoda ise yeğeni Tayla Koray’dı. 


*** 

Tam da Baba’nın vefatının birinci yıldönümüne denk gelen günlerde bana ulaştı 

Sevgili Korkut Koray. Yıllar sonra merak etmiş, “acaba Şan konserinin video görüntüleri var mıdır? Olsa olsa sen bilirsin bunu” demiş ve bana ulaşmıştı. Şimdiye kadar böyle bir görüntünün hiç ortaya çıkmadığını, ama mutlaka gerek ses gerekse görüntü olarak kayıt altına alındığını, belki ileride kimdeyse bu kayıtlar, insafa gelip paylaşabileceğinden bahsettim. Sonra esas mevzuya geldi: “Bende kırık dökük bir teyp kaseti var. Üstünde Şan konseri, Korkut Kora'ya ait” yazıyor… Bende etraf bir anda sise dumana büründü, gözler ışıldadı “aman efendim, ne diyorsunuz siz? Nasıl güzel bir arşiv bu”… Yakında tatile gideceğimi, Didim’de kasetten dijitale aktarma konusunda uzman bir arkadaşım (Hüsamettin Akbaş’a selam ve sevgilerimle) olduğunu, eğer kaseti yollarsanız seve seve bu görevi yerine getirip, birer kopya da konserde eşlik eden ekibe hazırlayacağımı söyledim. Ve tereddüt etmeden kırk yıl öncesinin harika belgesini yolladı. Kaset kapağına düşülen not konserin sahibi tarafından yazılmıştı; daha da önem kazandı kaset haliyle. 



Ben kaydın ses düzeninden direk kaydedildiğini sanıyordum, yanılmışım; sahneye yakın bir yerden bir teyple uzaktan kaydedilmiş bir konser kaydı vardı karşımda. Bas ağırlıklı, çok da net olmayan ama şarkılarıyla Baba’nın gitarıyla ara konuşmalarıyla tam 40 dakikalık bir ziyafetin içindeydim. Evet, 40 dakika; ikisi kendi şarkısı dokuzu cover toplam 11 şarkı. Kırk yıldır kapağı kaldırılmamış bir hazine sandığını açmışçasına bir heyecan, bir gurur bendeki.


Konser kaydı Scorpions’ın 1980 yılı albümüne de adını veren “Animal Magnetism” ile açılıyor. Sunum konuşması şarkıdan sonra: “Çok elit bir toplulukla karşı karşıya olmaktan çok mutluyum. 10 yıl sonra bu benim için büyük bir mutluluk. Biraz gürültü yapmaya geldik, ısınmak için böyle rock şarkılar. Sonra Şaşkınlarla devam edeceğiz…” Şaşkın adını duyan seyirci büyük bir alkış patlatıyor, tezahüratlar bitmiyor. Ortam sakinleşince de “Taylan, Ünal.. Korkut” şeklinde eşlik eden isimleri tanıtıp Lynyrd Skynyrd’dan “I Got The Same Old Blues” şarkısına giriş yapıyor. Bir şarkı bu kadar mı üstüne oturur, sanki Erkin Koray bestelemiş. Çok da güzel çalıyorlar. Seyircinin alkış temposundan epey eğlendikleri belli. Bu şarkı bitince “Biraz 60’lara doğru gidelim. Bu bizim isyan, gözlük, motosiklet durumları…Born to be Wild” Salon yine yıkılıyor alkıştan. Şarkı bitiyor, “Now, Now Rollings Stones man” deyip “What a Shame”e giriyorlar. Hız kesmeden non-stop Fats Domino’dan “Blueberry Hill”, Sam the Shame’dan “Woolly Bully”, Elvis Presley’den “Bossa Nova Baby” şarkılarını performe ediyorlar. Salonda coşku büyük, alkışlar susmuyor hiç. Bir ara duruyor Baba, gülerek “Santana” diyor ve hazretlerinin 1982 albümü “Shango”dan “Nowhere to Run”ı çalıyorlar. (İlginçtir, kaydı ilk dinlediğimde diğer şarkıları deşifre ettiğim halde tek bu şarkıyı çıkaramamıştım. Sonra can kulağıyla dinleyip Santana adını duyunca çözdüm mevzuyu. Kaldı ki en az Erkin Koray kadar mesai harcadığım bir isimdir Santana) Kayıttaki son cover ise The Payolas’dan “Eyes of a Strangers”.


Konserin birinci bölümü sona mı erdi, yoksa devamı var da kayıt mı edilmedi orası meçhul; son şarkıdan sonra “İlla ki” orta yerden başlıyor kayıtta. Muhtemelen öncesinde başka şarkılar da var, ama 60 dakikalık kasetin sadece 40 dakikasında konser kaydı var. Ve son iki şarkı Baba’nın kendi şarkıları. “İlla ki” de salondan yükselen seslerden oranın atmosferi hakkında azbuçuk fikir sahibi olabiliyorsunuz. Alkış ve tezahüratlar hiç durmuyor. Bu coşku içinde “Estarabim” ile hem konser hem de kayıt bitiyor…


*** 

“Derken bir gün beni evden telefonla aradı ve "Şan Tiyatrosu'nda konser vereceğim, senin basta olmanı istiyorum gelir misin?" dedi. Tamam dedim ve Almanya'dan kalkıp hemen Türkiye'ye geldim. O zaman Erkin Koray Mecidiyeköy'de annesiyle, rahmetli Vecihe Teyze ile yaşıyordu. Orada buluşuyoruz ve tabi konser için hazırlanmamız ve prova yapmamız gerekiyor. Ekip zaten hazırlanmış durumda. İşte ben bas gitardayım, kardeşi Korkut Koray davulda, yeğeni Tayla Koray klavyede olacak, tabiki Erkin abi de gitar vokalde. Yani her şey tamam, tek eksiğimiz prova . Prova ne zaman yaparız diye soruyorum, "Ünal bakarız..." deyip geçiştiriyordu. Sözün özü Erkin Abi prova yapmayı pek sevmezdi. Konsere üç gün kala üç gün boyunca durmaksızın prova yaptık. Böylece Şan konserine çıktık. Orada arka arkaya iki günde dört konser verdik. Cumartesi ve Pazar hem matine hem suare (2) olarak 4 konser. Bu konser çok ses getirdi. Bütün biletler günler önceden satılmıştı ve dört konserin her biri ağzına kadar doluydu. Konsere Scorpions ile başladık. Steppenwolf'tan, Rolling Stones'a, Ted Nugent'tan Elvis'e kadar sıkı rock performansıyla başladık.”

 Böyle diyor Ünal Vanii, bu yıl Aptülkadir Elçioğlu’yla yaptığı röportajda.(Konserin gerçekleştiği esnada Erkin Koray “Ceylan” albümünün hazırlıklarına başlamış, yoldaşı Ünal Vanii de üç bestesiyle albümde yer alacaktı) Şan Konseri Erkin Baba’nın dönüşünü müjdelemesinin yanı sıra, memlekette yapacaklarının ilk sinyallerini vermesi açısından da önemlidir. Konserde seyirciden (Şaşkın, Fesuphanallah, Estarabim, Sarhoş Gibiyim gibi şarkıların) aldığı reaksiyona göre albümlerinin repertuarını belirleyecek, birkaç albümde gitarına dokunmayıp daha “buralı” eserler üretecektir. 



Konserle ilgili en kapsamlı fotoğraflara gazeteci Haluk Özözlü’nün sitesi “Sihirli Tur”dan ulaşabilirsiniz. Kaydı bana ulaştıran sevgili Korkut Koray’a huzurlarınızda kocaman bir teşekkürü borç bilirim. Kendisinin ricası üzerine bu kaydı “şimdilik” özel kategorisinde işaretleyip “o gün” gelene kadar sandığın kapağını kapatıyorum.

SİNAN DOYAN


SİNAN DOYAN ve MERAL AKMAN'a Özürlerimle

 Şu Ağustos ayı benim için büyük bir travma oldu. Üç kattan aşağı düşen kedimizin üstüne bahçedeki ahşap blok düşünce hayatımız kaydı. Hemen veteriner falan derken ameliyatlar falan derken arka iki ayağı tutmaz vaziyette evine döndü ama kedi bu atlar zıplar, o ise bir köşede yattı durdu. Tam iki ay böyle geçti. Her gün yürüyecek derken bir iki saat sonra da "yok yürüyemeyecek" diye ikilemlerde kaldık. Sonra garibim bir ay sonra yeniden ameliyat oldu. Buna ek bir de fizik tedavilerde harap oluyordu güzelim. 

Korkunç bir iki aydı bizimkisi. Karşınızda bir can var ve o da kendisine bu durumu yakıştıramıyor. Dayanılır gibi değildi ve en sonunda kedimiz Kadife dünyamızdan ayrıldı. 

Şu satırları yazarken bile evin içinde bir yerlerden çıkacakmış gibi geliyor ve gözyaşlarımı tutamıyorum. 

Kendi dertlerim, özel hayatımla ilgili şeyleri yazmak niyetinde değildim ama bu geçen iki ayda öyle her şeyden koptum ki, insanlara söz verdiğim şeyleri yapamadım. Meral Akman ve Sinan Doyan'ın yazılarını blogda yayınlayamadım. Onlara bu büyük ayıbımı anlatamadım. Planlarım vardı hepsini dondurdum. Aklımı kaçırmamak ve hayattan hepten kopmamak için sadece You Tube videoları hazırladım. Kare kare çiz parçaları yapıştır derken biraz kendimi tedavi ediyordum. 

İki ay bizim için kahrediciydi, dayanılmazdı. Hem maddi hem de manevi olarak çok şey kaybettik. Şimdi yavaş yavaş kendime geliyorum. Bu durumu aşmak için durmaksızın yazıp, çizip , çalışacağım. Ama başta Sinan Doyan ve Meral Akman olmak üzere hepinizden özür diliyorum.  

Aptulika


15 Ağustos 2024 Perşembe

17 Parçada Erkin Koray - 1. Bölüm.



Erkin Koray'ı 7 Ağustos 2023 tarihinde kaybetmiştik. O hafta AÇIK RADYO'da yayınlanan KOYU MAVİ programına konuk olmuştum. İki programda 17 Erkin Koray klasiğini benim tarihimden izlerle anlatmıştım. 
Bu ilk videoda 11 Ağustos 2023 tarihinde yapılan Koyu Mavi programını bulacaksınız. 
Bu 1. Bölüm'de Erkin Koray'ın 1962 ile 1972 yılları arasındaki 8 parçası  Aptulika'nın anlatımı ve çizgileriyle  karşınıza geliyor. 
11 Ağustos 2023
Koyu Mavi radyo programı.
Hazırlayan ve Sunan : Gülçin Orgun ve Meral Akman
Konuk: Aptulika




Programın birinci bölümünü aşağıdaki youtube videosundan takip edebilirsiniz: 




 

7 Ağustos 2024 Çarşamba

Ünal Vanii: "İyi ki seninle yollarımız 1979 senesinde kesişmiş."



"İyi ki seninle yollarımız 1979 senesinde kesişmiş."

Ünal Vanii, birinci ölüm yıldönümünde Erkin Koray'a böyle sesleniyor.

Dile kolay yarım asırlık bir dostluk ve bu dünyaya veda edene kadar da Erkin Koray'ın grubunda kimi zaman bas gitarist kimi zaman da gitarist olarak kalmak.  

Ünal Vanii, 44 yıllık Erkin Koray yoldaşlığını birinci ölüm yıldönümünde 7 Ağustos'ta yayımladığı "Özlüyorum" isimli şarkısıyla anlamlandırdı. 


Geçen yıl bugün o kötü haberi aldığımda elim kolum bağlanmış gibiydi. Öyle ki onu son yolculuğuna uğurlamak, ona bir gül sunmak bile benim için olanaksızlaşmıştı. Aklımda o okyanusu aşıp, oradan bir toprak avuçlayıp koklamak bile vardı ama bunu da ertelemek gerekirdi (bu da uzun bir süre alacağa benzer - hatta hiç olmayacak gibi). 

Böyle bir yıl geçti işte, sanki ondan sonra felç olmuş gibiydik, dilsize dönmüştük. İşte bugün o bitkisel hayattan çıkmış gibiyiz. Kısacası bir yıl sonra Erkin Abi'nin sonsuzlukta olduğunu kavrayacaktık. 

Dün gece bu duygularla saatlerin 00:00'ı göstermesini bekliyordum. Belki toprağa eğilip, bir gül sunamadık ona ama bir yıl sonra son görevimizi yazıp, çizerek yapacaktık, hem de nefes alıp verdiğimiz her gün her saat. 

İşte bu duygular içindeyken 6 Temmuz'dan 7'sine geçtiğimiz saatlerde Ünal Abi'nin "Özlüyorum" şarkısı yayına girecekti. Hissettiklerim öyle güzel anlatılmıştı ki, defalarca kaç sefer dinlediğimi ben bile bilmiyorum. 


Söz & Müzik : Ünal Vanii

Vokal : Ünal Vanii

Akustik Gitar: Bora Özçoban

Lead Gitar : Bora Özçoban

Perdesiz Bas Gitar: Bora Özçoban

Aranje, Kayıt, Miks : Bora Özçoban

Mastering : Bora Özçoban

Produktion:BDG Studyo

Klip:Gültekin Vural

Kapak : Aptulika





Ünal Vanii, parçayı sosyal medyasından paylaşırken şu notu da düşmeyi ihmal etmemiş: 

"Lütfen Emoji ve Kalp Atmayın bol bol paylaşın YouTube da yorum yapın daha  çok desteklersiniz 🤘🤘🤘"


Ünal Vanii'ye ve enstrüman katkısından dolayı Bora Özçoban'a selamlarımı sunarım. Ayrıca bu güzel ve anlamlı çalışmaya beni de kattıkları için minnettarım. 

Yazıyı Ünal Abi'nin sözüne katkı yaparak bitireyim:

İyi ki Erkin Koray'ın müziği ile 9 yaşında tanışıp, rock dinlemişim. 

Aptulika




6 Ağustos 2024 Salı

ÜNAL VANİİ ile Erkin Koray'ı Konuştuk.



  1970'li yıllarda Erkin Koray için hep "grup müziği" yapar denilirdi. Öyle ki zaten "Yeraltı Dörtlüsü" grubu da unutulmaz efsaneler arasındaki yerini her daim korur. Erkin Koray, Barış Manço ve Cem Karaca ile anılan üçlü Türkiye'de rock'ın öncü isimleri olarak yerini almıştır. Ama Erkin Koray o üçlüden aynı zamanda gitarist olmasıyla da ayrılır. Bu yüzden de Erkin Koray tek başına değil bir  grupla akla gelirdi. 
1980'lerin sonlarına doğru Erkin Koray'ı sahnede görebilecektik. Bu hem onun uzun seyahatlerinden dönmesi hem de benim (ve kuşağımın) yaşımın artık yetişkin bir genç haline gelmesiyle alakalıydı. İşte Taksim Sıraselviler'deki Bilsak 5. Kat programlarıyla onu her hafta dinleme imkanı bulabiliyorduk. 
Evet her şey güzeldi ama... bir ama'sı vardı. O gecelerde Erkin Koray sahnede tek başına ve önünde bir klavye vardı. Oysa içimizden sahnede arkasında davulu, basgitarıyla bir grup olsaydı diyorduk, ancak yapacak bir şey yoktu. İçimizde bir tedirginlikle, "Acaba gitarı hiç çalmayacak mı?" diye evhamlanıyorduk. Yok o kadar da değildi, yan da duran gitar arada ele alınıyor ve çalınıyordu. İşte o zaman da keyfimize diyecek yoktu hani. 
Bilsak 5. Kat kapandı daha sonra rock bar dönemi geldi Erkin Koray gene tek başına devam edecekti. Bir ara Moda Sineması konserinde onu grupla gördük ama devamı gelmedi. Hatta 1990'ların başında Galatasaray Lisesi'nde verdiği konserde tek başınaydı ve bu isimle de kaset olarak yayınlanmıştı. 
Yani yeni bir dönemde Erkin Koray'la buluşmuştuk ama o eskilerde hatıralardan dinlediğimiz ya da eski Hey dergilerindeki fotoğraflardan bakıp iç geçirdiğimiz tekmili birden rock grubuyla Erkin Koray'ı konserlerde izleyemiyorduk. Ancak 2000'li yıllara geldiğimizde Erkin Koray'ı grubuyla konserlere çıkarken görecektik. İşte bu dönemin izlerini bulabileceğimiz ve son dönemine kadar kimi zaman bas gitarist kimi zaman ikinci gitarist olarak yanında bulunan Ünal Vanii ile buluşup bu serüveni bir dinleyelim dedim. 26 Eylül 2023'te onunla buluştuk ve bu röportajı yaptım. Bu arada o zamana kadar da Erkin Koray'la ilgili Ünal Vanii ile ilk söyleşi yapan da benmişim... Usta müzisyenin bu kadar uzun yıllar yanında bulunan, konserden konsere koşan bir elemana Erkin Koray'ı sorup iki üç kelam almayı akıl edemeyen necip medyamıza da yakışır demekten başka söz bulamıyorum doğrusu. 
Aşağıda okuyacağınız röportajı 26 Eylül 2023'te yaptığımı üst paragrafta belirttim. Erkin Koray'ın ölümünden bir ay sonra yaptığım bu söyleşiyi neden bir yıl sonra yayınlıyorum? Bunun nedeni ise ölümünden sonra trollerin olur olmaz saygısız sözler etmesiydi. İşte bu kırgınlık ve kızgınlıktan dolayı bu röportajı yayınlamakta geciktim. En sonunda da ölümünün birinci yıldönümünde yayınlamaya karar verdim. 
Ünal Vanii ile yapılan bu söyleşi Erkin Koray'la ilgili bir çok konuya açıklık getirecek. Ancak bu röportajda Ünal Abi'nin "Aptul bunları yazma... yani off the record" dediği bölümler buradaki kadar var.  Söz verdiğim gibi o bölümlere burada yer vermeyeceğim ama Erkin abi kızmakta ve buralardan çekip gitmek de çok da haksız değilmiş. Bu bölümleri yazmayacağım, siz de işi uzatıp, yok şöyle böyle demeyin. 

Bu uzun girizgahtan sonra Ünal Vanii ile yaptığımız söyleşiye yer veriyorum. 

Aptulika






Erkin Koray'ın her daim aralıklarla yurtdışı gezilerine çıkıp kaybolması ve tekrar ülkeye dönüp yeniliklerle karşımıza çıkması meşhurdur.  İşte 1980'lere gelinirken Erkin Koray, "felsefe seyahati" diye gazete ve dergilere tanımladığı uzun gezilerine başlamıştı. İşte o gezilerde 1979'da Almanya'da Ünal Vanii ile Erkin Koray tanışıklığı başlamış. Şimdi sözü Ünal Abi'ye bırakalım:

ÜNAL VANİİ: "Sene 1979, Kasım ayıydı. Almanya'da bir barda çalıyorduk. Programın ortasında bir ara vermiştik ki, bize Erkin Koray'ın orada bulunduğunu ve bizimle programdan sonra görüşmek istediğini söylediler.  İlk tanışmamız böyle oldu. Programdan sonra oturduk, konuştuk... bizi çok beğendiğini söyledi."



  Erkin Abi'nin en dikkat ettiği konu geri vokallerdi, işin güzel tarafı  grupta üçümüz de vokal yapabiliyorduk. Cüneyt  de davul çalıp, vokal yapabiliyordu. Erkin Abi'nin en sevdiği olay buydu, "Arkadan üç sesli vokaller yapalım." dedi. 




- Ünal Abi, siz o zamanlar Almanya'da yaşıyordunuz. Barda çaldığınız grupta Türkler var mıydı?
Ü.V: Gitarda rahmetli ağabeyim Cüneyt Vanii, klavyede Atilla Sevimlier, davulda Aykan Büyükyürek ve bas gitarda da  ben vardım. Yani hepimiz Almanya'da yaşayan Türklerdik. O gece Erkin Koray'la tanıştık ve bir hafta sonrası da birlikte çalışmak için bize teklif getirdi, ancak grubu biraz kalabalık buldu. Erkin Abi, hiç bir zaman kalabalık grubu sevmedi, bunu o zaman çözdüm. Bu arada ağabeyim Cüneyt de benim gibi davuldan başlamıştı, bunu öğrenen Erkin Abi, onu davula geçirdi. Ben basgitardayım, Atilla klavyede, Erkin Abi de gitar ve vokalde olacaktı. Bizim biraderin evinin altında stüdyo gibi bir yerimiz vardı, böylece provaları yapmaya başladık. 



 


GRUP TOPRAK 

Provalara başladık. Erkin Abi'nin en dikkat ettiği konu geri vokallerdi, işin güzel tarafı bizim Grup Toprak'ta üçümüz de vokal yapıyorduk.

- Grubun ismi Toprak mıydı?
Toprak ismini bizim klavyeci Atilla bulmuştu. Erkin Abi de, "A çok güzel" dedi ve isim öyle kaldı. 
Grupta üçümüz de vokal yapabiliyorduk. Cüneyt  de davul çalıp, vokal yapabiliyordu. Erkin Abi'nin en sevdiği olay buydu, "Arkadan üç sesli vokaller yapalım." dedi. Böylece çalışmalara başladık. 
Ondan sonra çeşitli yerlerde çıktık çaldık. Kimi zaman kulüp ve barlarda kimi zaman da Türk Geceleri'nde program yaptık, konserler verdik. Bu açıkcası bir buçuk sene sürdü. Sonra bir gün Erkin Koray, "Çocuklar, ben Türkiye'ye dönüyorum." dedi. 



  Erkin Abi prova yapmayı pek sevmezdi. Oturalım bir "Şaşkın" çalalım onu sevmiyordu. "Yahu şimdi üstat" der ve "ikibin seksen sekizinci defa 'Şaşkın'ı çalacağız." sitemiyle devam ederdi. Yani o bunu sevmiyordu. Ama grupla bir araya gelip, stüdyoda bir parçaya başlayıp, doğaçlamalar yapmayı seviyordu. Ama konser var, konserden önce oturalım bir prova yapalım... Şu parçaları geçelim falan, o bunu sevmiyordu. 


EFSANE ŞAN TİYATROSU KONSERİ


Türkiye'ye döndü, bizim Toprak grubu da böylece sona erdi, derken bir gün beni evden telefonla aradı ve "Şan Tiyatrosu'nda konser vereceğim, senin basta olmanı istiyorum gelir misin?" dedi. Tamam dedim ve Almanya'dan kalkıp hemen Türkiye'ye geldim. 
O zaman Erkin Koray Mecidiyeköy'de annesiyle, rahmetli Vecihe Teyze ile yaşıyordu. Orada buluşuyoruz ve tabi konser için hazırlanmamız ve prova yapmamız gerekiyor. Ekip zaten hazırlanmış durumda. İşte ben bas gitardayım, kardeşi Korkut Koray davulda, yeğeni Tayla Koray klavyede olacak, tabiki Erkin abi de gitar vokalde. Yani her şey tamam, tek eksiğimiz prova . Prova ne zaman yaparız diye soruyorum, "Ünal bakarız..." deyip geçiştiriyordu. Sözün özü Erkin Abi prova yapmayı pek sevmezdi.

 


- Erkin Koray prova yapmayı sevmez miydi? Oysa Yeraltı Dörtlüsü döneminde stüdyoya girip, 16 - 17 saat jam Session yaptıkları söylenirdi.

O prova değil bak şimdi Aptul. O başka. Erkin Koray, oturalım bir "Şaşkın" çalalım onu sevmiyordu. "Yahu şimdi üstat" der ve "ikibin seksen sekizinci defa 'Şaşkın'ı çalacağız." sitemiyle devam ederdi. Yani o bunu sevmiyordu. Ama grupla bir araya gelip, stüdyoda bir parçaya başlayıp, doğaçlamalar yapmayı seviyordu. Ama konser var, konserden önce oturalım bir prova yapalım... Şu parçaları geçelim falan, o bunu sevmiyordu. Prova çok nadirdi yani. Hep yeni birisi gruba geldiği zaman prova yapılıyordu. Son yıllarda da genelde hep davulcular yenilendi, onları adapte etmek için prova yapıldı. 

 


- Neyse biz gene o 1984 yılına ve efsanevi öneme sahip Şan Tiyatrosu (1)konserine dönelim. 

Konsere üç gün kala üç gün boyunca durmaksızın prova yaptık. Böylece Şan konserine çıktık. Orada arka arkaya iki günde dört konser verdik. Cumartesi ve Pazar hem matine hem suare (2) olarak 4 konser. Bu konser çok ses getirdi. Bütün biletler günler önceden satılmıştı ve dört konserin her biri ağzına kadar doluydu.

- Şan Tiyatrosu konserinde çok arabesk çalındı diye bir rivayet vardır. 

Nerden çıkarıyorlar onu...Konsere Scorpions ile başladık. Steppenwolf'tan, Rolling Stones'a, Ted Nugent'tan Elvis'e kadar sıkı rock performansıyla başladık. (3)- (dipnotta playlistten örnekleri görebilirsiniz. )

Erkin Koray üçlü (trio) çalmayı seviyordu...En sevdiği grup formatı buydu.  


- Bu konserden sonra devamı geldi mi?

 Benim Erkin Abi'yle beraberliğim 1986 yılına kadar sürdü. Bu grupla ise son konserimizi Şan  konserinden 7 ay sonra Suadiye'de Kulüp Reşat'ta   verecektik. O konserin ön grupları olarak da Denge ve Almanya'dan gelen Türk Rock grubu Sarmaşıklar vardı.   Onlardan sonra da biz çıktık. Kadro olarak davulda rahmetli Sedat Avcı, bas gitarda ben ve elektro gitar ile vokalde Erkin Abi yer alıyordu. Erkin Koray üçlü (trio) çalmayı seviyordu...En sevdiği grup formatı buydu.  

1985 yılında Erkin Abi'nin "Ceylan" albümü kaset olarak çıkmıştı. Orada benim de 3 parçam yer aldı. ( Gözlerim Her Yerde Aradı, Anlamadım, Bir Gün Geçti Aradan)

 


"BEN ALMANYA'YA DÖNÜYORUM, ERKİN ABİ."

Daha sonrası konserler olmadı ve Erkin Abi'ye, "Ben Almanya'ya dönüyorum." dedim.  1986 yılındaydık ve 1994'de kadar da Almanya'daydım. Fakat bu zaman zarfında Erkin Koray iki kere Almanya'ya geldi görüştük. İşte o gelişlerinde de kendi aramızda çalıştık, Jam Session'lar yaptık. Ama bunlar kendi aramızda oluyordu, hiçbir yerde çalmıyorduk, stüdyoya girip doğaçlamalarla takılıyorduk. 

 
  Yani Erkin Abi'nin bana çok büyük katkısı oldu. Yani Erkin Abi, benim hem müzik hocam , hem arkadaşım, hem abim, hem de patronumdu. Ben bu duygular içinde olarak yaşadığımdan , bizim anlaşmamız farklıydı. 


- Erkin Abi için eski grup arkadaşlarıyla hep küs olduğu anlatılır...

Erkin Abi zor insandı.

 


- Ama sizle anlaşabiliyordu. 

Eh ben de yengeç burcuyum. İkimiz de yengeç burcuyduk. Bir de bizim muhabbetimiz farklıydı. Yani önemli olan onu anlayabilmek, onun da seni anlaması... ondan kaynaklanıyordu. Biz çok farklı takılıyorduk çünkü. Bir de şu var; onunla birlikte çalıştım, yakınında bulundum ama aramızda bir mesafe vardı. Hep bir saygı çerçevesi vardı. O Erkin Abi, ben Ünal'dım yani. Çünkü müziği ben ondan öğrendim sayılır. 1979'a kadar biz çalıyor, ediyorduk da ; Erkin Abi ile çalıştıktan sonra ben bas gitarın ne olduğunu doğru dürüst anladım yani. Onun bana verdiği tavsiyelerle, "Ünal, bak şurda şöyle yapsan" diye. Yani Erkin Abi'nin çok büyük katkısı oldu. Yani Erkin Abi, benim hem müzik hocam , hem arkadaşım, hem abim, hem de patronumdu. Ben bu duygular içinde olarak yaşadığımdan , bizim anlaşmamız farklıydı. 

 


KLAVYE İLE TEK BAŞINA DÖNEMİ

- Biz onu 1970'lerin başında grup müziği yaparken bilirken, 80'lerin sonuna doğru Bilsak'ta onu tek başına klavye önünde görüp şaşıracaktık. 

O durum şimdi şundan kaynaklanıyordu: Bir, provaları sevmediğinden. Bir de Erkin Abi'nin çaldığı o klavyedeki ritimlerin hepsini kendi yazmıştır. Onlar piyasada her klavyede görülen ritimler değildir. Hepsini teker teker yazmıştır yani... basından tut, gitar alt yapılarına kadar hepsini kendi yazmıştır.  

- Titizliği de vardı...

Her şeyi en ince detayına kadar gören, bilen bir yapısı vardı. 

Erkin Abi'nin o klavye döneminde şöyle bir açıklaması vardı: "Bıktım be Ünal..." der ve devam ederdi, " Davulcu geliyor, sorun var. Basçı geliyor, sorun var. Gitarcı geliyor, sorun var. Hep bir sorun yaşıyoruz. Böyle tek başına en güzeli, çıkıyorum çalıyorum. Kafam rahat, kimseye muhtaç değilim. Kimseye bu akşam konser var, gelir misin... gelmez misin demiyorum." Yani Erkin Abi bunu çok sevdi ve o dönemde öyle takıldı. 


- O dönem boyunca Erkin Koray'ı grupla birlikte görmedik, daha sonra grupla sahneye çıktığında da yanında hep siz vardınız.

Şimdi ben 1986'da Almanya'ya gittim ama bizim bağımız hiç kopmadı, hep görüştük. Sonra ben 1994'te Türkiye'ye dönüş yaptım. Fakat Erkin Abi o sıralar klavye ile tek başına başlamıştı. Ortaköy'de bir yerde çalıyordu ve bir gece ben oraya gittim. Orada bir kaç kere beraber de çaldık. Fakat zaman içinde insanların hayatları değişiyor; ben de o dönem ticarete falan atılmıştım, yani o süreçte müzik ikinci planda kalmıştı. Ama dedim ya, hiç bağımız kopmadı yani, benim ev Beşiktaş'taydı, bize gelirdi. Bir yerlerde oturur içerdik, sonra saat üç gibi bizim eve giderdik. Ben o evde babamla yaşıyordum. Erkin Abi ile babam çok iyi anlaşırdı, öyle ki biz gelince babam da uyanır, bize katılırdı ve rakıya devam ederdik. Yani öyle bir muhabbetimiz vardı. 
Erkin Abi'nin o klavye döneminde şöyle bir açıklaması vardı: "Bıktım be Ünal..." der ve devam ederdi, " Davulcu geliyor, sorun var. Basçı geliyor, sorun var. Gitarcı geliyor, sorun var. Hep bir sorun yaşıyoruz. Böyle tek başına en güzeli, çıkıyorum çalıyorum. Kafam rahat, kimseye muhtaç değilim. Kimseye bu akşam konser var, gelir misin... gelmez misin demiyorum." Yani Erkin Abi bunu çok sevdi ve o dönemde öyle takıldı. 

 



MİLENYUM VE YENİDEN GRUP MÜZİĞİNE DÖNÜŞ

1999 yılında ben kendi grubumu kurmuş ve kendi parçalarımı yapıyordum. Provalarımızdan birine Erkin Abi geldi. Provadan sonra bana, "Ünal, ben tekrar grupla çalışmak istiyorum." dedikten sonra, "Ne diyorsun, gelir misin?" diye sordu. Benim birinci tercihim her zaman  onunla müzik yapmaktı, tereddütsüz kabul edecektim. 

Böylece başladık ve ilk konseri de 2000'de Milenyum Gecesi'nde verdik. Erkin Abi gitar ve vokalde, ben bas gitarda, davullarda da Alpay Şalt'tan oluşan bir trio olarak The Marmara'nın altındaki mekanda sahneye çıkmıştık. O gecede Teoman, Cem Karaca ve Erkin Koray sahneye çıkıp konser verecekti. O gece ikibin kişilik mekan dört bin kişi ile tıka basa dolmuştu. İşte ilk orada yeniden grup olarak başladık, ondan sonra da aralıksız devam ettik. 

Üçlü olarak grup iyidi ama Alpay sadece bizle değil bir çok projede ve grupta da çalıyordu. Erkin Abi'nin de bir huyu vardır; bir elemanının başka gruplarda da çalmasını istemez. "Eğer çalıyorsa da birinci tercihi ben olmalıyım." derdi. Böyle olunca da Alpay'la bağlarımız koptu. 
Alpay'la olmayınca, Erkin Abi," Ünal, şimdi ne yapacağız biliyor musun? Ben gene klavye- gitar, sen bas gitar ve geri vokalleri yapacaksın, yani biz ikimiz çıkacağız sahneye."dedi. 2000 yılının içinde de böyle çıktık. Rahmetli Engin Yörükoğlu'nun mekanı Jazz Stop'ta belirli zaman aralıklarında devamlı çaldık.

 Erkin Abi ile bir yere gittiğimizde, kalabalık arasından birini bana gösterir, "Bak bu kesin davulcudur. "derdi, o tanımadığımız kişi hakikaten de davulcu çıkardı. 

Daha sonra gene Erkin Abi'den bir değişiklik önerisi gelecekti. Bana "Sen ritim gitar geç, yalnızca bir başçı alalım ve üç kişi çıkalım sahneye" diye yeni bir kombinasyon yapacaktı. Şimdi ismi hatırıma gelmiyor ama bir basçı arkadaşı aldık ve  bu kadroyla 4 - 6 konsere çıktık.

- Davul gene yok...

Evet... Üçlüyüz ama gene davul yok. Davulcu konusunda hep sıkıntı olmuştu zaten. Davulcu karekteri diğer enstruman çalanlara göre hakikaten farklıdır. Erkin Abi ile bir yere gittiğimizde, kalabalık arasından birini bana gösterir, "Bak bu kesin davulcudur. "derdi, o tanımadığımız kişi hakikaten de davulcu çıkardı. 

Grubumuzun yeni formatında iki gitar, klavye ve bas olacaktı ama davul olmayacaktı. Şimdi adı neydi diye düşünüyorum ama aklıma bir türlü gelmiyor ama işte o basçı arkadaşla bu şekilde devam ettik. Daha sonra bir gün bizi Fermantasyon diye bir yere davet ettiler. Esasında Erkin Abi, böyle davetlere pek gitmezdi. O mekanda yer alan grupta bizim bas gitarist de çalıyordu. Grupta davulda Murat Hiçdönmez yer alıyordu. Orada grubu dinlerken ben Erkin Abi'ye, "Bak bu çocuk fena değil" dedim. Bu arada davulcuları da hep ben bulmuşumdur. Erkin Abi de "Tamam" dedi ve biz program sonrası Murat ile konuşup gruba alacaktık. 
Murat Hiçdönmez - davul
Emre Güngörmüş - klavye
Erkin Koray - gitar ve vokal
Ünal Vanii - bas gitar
Bu kadroyla dört kişilik bir grup olmuştuk. Bu kadroyla Erkin Abi bizi alarak İzmir'e götürdü ve orada bir ay kalıp, provalar yapıp, ısınacaktık. O bir aylık İzmir macerası da ayrıdır hani... o bir ay boyunca sadece bir gün prova yaptık. 



BOSTANCI KONSERİNDE ALTI KİŞİLİK GRUP

İzmir maceramızdan sonra İstanbul'a geldik ve Moğollar ile birlikte Erkin Koray'ın vereceği bir Bostancı Gösteri Merkezi konseri vardı. O konsere hazırlanırken Erkin Abi, "Ünal, sen bu konserde gitara geç ve oraya kalabalık çıkalım. Ahmet (Güvenç) basa geçsin, bir de Cahit (Kukul)'i çağırayım... o da seninle birlikte gitar çalsın. Orada kalabalık kadroyla olalım." dedi. Emre, Ahmet, Murat, Cahit ve ben toplamda 6 kişilik bir grup olacaktık. Provalar için de Alper Tema'nın stüdyosunu seçmiştik. Sonra ben bir gün stüdyoya bir bakayım diye gitmiştim. Kapıdan girdiğimde bir baktım ki Alper davul çalıyor. Erkin Abi de  o sıralar bizim davulcumuz olan Murat Hiçdönmez'den pek memnun değildi. Hatta Erkin Abi'nin sıdkı öyle sıyrılmıştı ki,"yahu gene üçlü hale mi dönelim" diye içinden geçiriyordu. İşte o sıra Erkin Abi'ye stüdyoda davul çalarken bulduğum Alper'i önerdim ve fena değil dedim. Erkin Abi de Alper'i dinleyice gruba aldı. Ondan sonra da uzun bir dönem Alper'le çalışacaktık. Bostancı konserine 6 kişi olarak davulda Alper'le çıktık. Hatta üçlü olarak katıldığımız Blues Festival'lerinde de davulda Alper olacaktı. 

 






50. YIL KONSERİ

Çok güzel ve uyumlu bir hale gelmiştik ama o sırada benim Almanya'ya gitmem gerekiyordu. Gitmesem orada oturma iznimi kaybedebilirdim. Böylece apar topar Almanya'ya gittim. Bir kaç ay sonra Erkin Abi beni telefonla aradı, "Ünal nerdesin. 50. yıl konserim olacak... mutlaka gelmelisin". Gelmem imkansız gibiydi, hem orada yeni bir işe girmiştim hem de orada bulunmamı gerektiren bir sağlık problemi yaşıyordum ve tedavi işlemlerim başlamıştı, dolayısıyla İstanbul'a gelmem mümkün değildi. Böyle olunca da Erkin Abi, o konser için Ahmet Güvenç'i alacaktı. Davulda Alper, klavyede Emre, gitarda Cahit Kukul, bas gitarda Ahmet Güvenç'ten oluşan kadrosuyla Erkin Koray'ın 50. yıl konserine çıkacaklardı. O konserde Duman grubu ve Özlem Tekin de konuk olmuşlardı. 

2011'in Şubat ayında bypass ameliyatı olmuş evde yatıyordum. Mayıs ayının başlarıydı herhalde, bir telefon gelecekti, "Üstat, sen hala yatacak mısın?"... Arayan Erkin Abi'ydi. Ben ne kadar daha nekahet dönemindeyim falan desem de, "Bırak şu yatmayı, hadi toparlan konsere gidiyoruz." diye devam etti. Ben nasıl falan desem de, Erkin Abi, "Gidiyoruz" dedikten sonra, "Aydın Çine'de konser var, al gitarını gel." diye ekledi. 

 

Daha sonra işlerimi hale yola koyduktan sonra Almanya'dan döndüm. Erkin Abi, "Şimdi ben Ahmet'le çalıyorum, ona ayıp olmasın. Sen bu sefer grupta ikinci gitar olarak yerini al."dedi, ve bir dönem böyle çaldık. Sonra Ahmet, Kurtalan Ekspres grubunu tekrar canlandırmaya karar verdi ve böylece ben tekrar bas gitara geçtim. 2009 yılından 2010'a kadar öyle çaldık. Ancak bu da kısa sürecekti, çünkü benim bypass ameliyatı olmam gerekiyordu. Böylece Ahmet Güvenç gruba tekrar dahil oldu.

 


7 KARDİYALOG NEZARETİNDE AYDIN KONSERİ
2011'in Şubat ayında bypass ameliyatı olmuş evde yatıyordum. Mayıs ayının başlarıydı herhalde, bir telefon gelecekti, "Üstat, sen hala yatacak mısın?"... Arayan Erkin Abi'ydi. Ben ne kadar daha nekahet dönemindeyim falan desem de, "Bırak şu yatmayı, hadi toparlan konsere gidiyoruz." diye devam etti. Ben nasıl falan desem de, Erkin Abi, "Gidiyoruz" dedikten sonra, "Aydın Çine'de konser var, al gitarını gel." diye ekledi. 

Ameliyattan iki ay sonra konser için yataktan kalktım. Hiç unutamıyorum o anları, 2011'in Mayıs ayıydı her halde, Aydın Çine'ye konsere gittik. Davulda Alper var bas gitarda ben varım yani üç kişilik bir kadro olarak sahnedeyiz. O gün benim dönüm noktamdı diyebilirim. O konserde izleyiciler arasında İzmir'den gelen yedi kardiyalog vardı. Her şarkı arasında aşağıdan, "Ünal Abi, merak etme rahat ol. Biz yedi kardiyalog buradayız." diye bağırıyorlardı. Aydın konserini sağ salim bitirmiştim, devamı da geldi ve bir daha hiç durmadan devamlı çaldık, yani artık hep beraberdik. 

  Erkin Abi, İzmir'in dışında bir yerde villa kiralamıştı ve biz orada üç hafta takılacaktık. Orada jam session'lar falan yaptık. Her halde Yeraltı Dörtlüsü'nden sonra ilk defa böylesi sıkı bir çalışma ve birliktelik olmuştu. Üç hafta aynı mekanın içinde gece üçte kalkıp, gitarların başına geçip böyle takıldık yani. 

- Kadro da tam oturdu galiba.

Kadro oturmuştu oturmasına ana gene davulcu sorunu yaşanacaktı, bu seferki davulcu arayışımıza Ahmet (Güvenç) eskilerden Sefa Ulaştır'ı getirerek son verecekti. Rahmeti Sefa gruba katılınca tam gaz devam ettik. İlk konserimizi Taksim Ghetto'da vererek başladık. 

Bir süre sonra Ahmet gene gruptan ayrıldı ve ben her zaman olduğu gibi gitarı bırakıp bas gitara geçecektim. Erkin Abi o sıra bana, " Sana hep söylüyorum, ne kadar az adam o kadar rahat. Gel gene  biz üçlü çalalım... Sefa, sen ve ben." diyecekti. Tamam dedik ve İzmir'e gittik. Erkin Abi, İzmir'in dışında bir yerde villa kiralamıştı ve biz orada üç hafta takılacaktık. Orada jam session'lar falan yaptık. Ondan sonra verdiğimiz konserler de en iyilerinden olacaktı. Çünkü hakkaten çok sıkı çalıştık yani. Her halde Yeraltı Dörtlüsü'nden sonra ilk defa böylesi sıkı bir çalışma ve birliktelik olmuştu. Üç hafta aynı mekanın içinde gece üçte kalkıp, gitarların başına geçip böyle takıldık yani. O dönem Sefa, ben ve Erkin Abi... bu kadroyla harika konserler verdik.
2013'te Sefa Ulaştır, Kurtalan Ekspres'in davuluna geçecekti ve bizde davula Alper Tema'yı alacaktık. 

 2015'e kadar hep çaldık. 2015'te arka arkaya 4 konser verdik ama Erkin Abi Kanada'ya gitmeye karar verdi. 


- Kanada'ya gidip yeni projeler geliştirecekti. Planları neydi?

Kızıp gitti. Her şey yolunda giderken birden 15 Temmuz oldu ve onca planlanmış konser iptal oldu. Kaç konserimiz iptal oldu hatırlamıyorum bile. Bundan önce de Gezi eylemleri olmuştu, konserler iptal. Soma maden faciası hep iptaller yaşayacaktık. Sonra 15 Tmmuz, gene konserler iptal. Erkin Abi, "Ülkede bir şey oluyor, bizim konserlerimiz iptal. Biz nasıl yaşayacağız yahu!" diyecekti. Sonuçta biz müzik yaparak yaşayan insanlarız. Biz bundan para kazanıyoruz. Varolma sebebimiz bu yani. Sonuçta Erkin Koray tek başına yaşamıyordu ki, ekibi vardı, ekibine de bakıyordu. Ben vardım, davulcu vardı, ondan sonra güvenlikler vardı. Bir ekiptik yani. Adam bir ekibe bakıyordu. O da sonuçta bir patrondu yani. 


Bir gün geldi ve  Erkin Abi, Bu nasıl olacak ben anlamıyorum. Böyle olacak gibi deil, ben Kanada'ya gidiyorum." dedi. Ona "Ne kadar kalacaksın?" diye sorduğumda, "Vallahi bilemiyorum. Ben Kanada'ya gidiyorum işte." diyecekti. "Damla da Kaanada'da zaten diye de ekleyecekti. 


- Kanada'ya gittikten sonra bağlantınız sürdü mü?

Bağlantımız Whats App yolula sürü. Orada kayıtlar yaptığını söylüyordu ve benden de üç şarkı aldı. Onları kaydetti mi etmedi mi tam bilmiyorum. Daha sonra gene benden bir beste istedi ve "Üstat, müthiş bir parça oldu." demişti. Ancak onu da "Bu ülkeye yeni parçalatr yepeceğız, onları da çalıp, yağmalayacaklar." dedi. Bunları Damla yayınlayacak mı, yayınlamayacak mı, hiç bir fikrim yok. 


*** 



 


(1)İstanbul Taksim Elmadağ'da bulunup sonrada bir yangında kül olan Şan Tiyatrosu'nda verilen efsanevi konser.  Konserle ilgili fotografları alttaki linkten bulabilirsiniz.

(2) Eskiden konserler matine ve suare yapılırdı. Gündüz yapılana matine  (mesela saat: 15.30 gibi) , gece yapılana suare( saat 20:30 gibi) . 

(3) 7 - 8 Nisan 1984 yılında Şan Tiyatrosu'nda yapılan konserde Scorpions'tan "Animal Magnetism" ile açılan konserde Lynyrd Skynyrd'dan"Same Old Blues", Steppen Wolf'tan "Born To Be Wild", Rolling Stones'dan "What A Shame", Fats Domino'dan " Bluebery Hill", Elvis Presley'dan "Sit Right Down And Cry", Johnny Cash'den   "I Walk The Line", Sam The Sham'den "Wooly Bully, Elvis Presley'den "Bossa Nova Baby", Payolas'dan "Eyes Of A Stranger, Ted Nugent'dan "Sneak Sneeking Cowboys"... Konserin ilk bölümünde bu parçalar bu sırada çalınıyor ve ara veriliyor. Konserin ikinci bölümünde ise "Şaşkın, Fesupanallah diye devam ediyor. İkinci yarıda yeni çıkan "İllaki" albümünden parçalara ağırlık veriliyor. 
  
 

4 Ağustos 2024 Pazar

1. Ölüm Yıldönümünde ERKİN KORAY'a Saygı: ÖZLÜYORUM


Erkin Koray'ın son anlarına kadar grubunda bas gitarist olarak kalan, değişmez elemanı Ünal Vanii yeni şarkısını 7 Ağustos 2024, Çarşamba günü çıkartmaya hazırlanıyor. 


Erkin Koray'ın ölümünün ardından bir iki ay sonra beni arayıp, "Aptul, bu parçama kapağı senin yapmanı isterim." dediğinde, kelimenin tam anlamıyla dünyanın en mutlu insanı ben olmuştum.  

Ünal Abi bir şarkı yaptı ve bu güzelliğe beni de ortak etti. Aslında şarkının ismi o kadar doğru ki, ben de ÖZLÜYORUM. 

7 Ağustos'ta yani ERKİN ABİ'siz geçen bir yılın sonunda Ünal Vanii'nin "Özlüyorum" şarkısını bekliyoruz. 

Aptulika



 

23 Haziran 2024 Pazar

83 YAŞINDA!

 


Bugün 24 Haziran... Bir sene önce bu tarihin ayrı bir anlamı vardı... şimdi ise anlamın içine hasret ve özlem de yerleşti.

Evet bugün Erkin Abi tamı tamına 83 yaşına girdi. İçimiz buruk ve onsuz ama yalnız değiliz. Çünkü Erkin Koray sadece biz ve bizden öncekilerle değil genç ve gelecek kuşaklarda da dinlenecek ve yaşayacak. 

Bundan 3 yıl önce Sinan Doyan'la instagram'da bir canlı yayın yapmıştık ve adını "80" demiştik. Evet sadece 80 ardından gelen başka bir açıklama yoktu. 

Böylece Erkin Koray'ın 80. yaşını kutlamıştık. O zaman Erkin Abi Kanada'daydı ve biz onun dönüşünde 81. yaşını da kutlamayı hayal ediyorduk ama geçen yıl gelen kötü haberle onu kaybettiğimizi öğrendik.  

Ve bugün Erkin Koray 83 yaşında. 


*** 


Erkin Koray'ın ardından herkesle konuşuldu ama onun son anına kadar grubunda yer alan bas gitaristi Ünal Vanii ile kimse akıl edip de ne röportaj ne de ayaküstü bir sohbet yapmayı akıl etti. Ben Erkin Abi'nin ölümünden bir kaç ay sonra Ünal Abi ile bir röportaj yaptım ama bugün yarın derken yayınlamayı geciktirdim de geciktirdim. Şimdi doğumunun 83. yıldönümünde bu röportajı yayınlamak için kolları sıvadım. O röportajı gelecek hafta yayınlayacağım. 

Aptulika 



14 Eylül 2023 Perşembe

Taner Öngür ERKİN KORAY'ı Anlatıyor

TANER ÖNGÜR: "Erkin Koray'ın annesi Klasik Batı Müziği piyano öğretmeni, kendisi Alman Lisesi'nde okuyor. Yani İstanbul'da doğmuş, büyümüş, eğitim görmüş. Yani birilerinin 'yüzde elli', 'elitler' dediği kesime dahil birisi. Fakat gidiyor işte Beyoğlu'nun arka sokakları, Urfa'nın ve Adana'nın şarkıları... Bunları da kendince özümsüyor ve yorumluyor."



Akif Burak Atlar, Açık Radyo'da yaptığı "Şarhoş Atlar Zamanı" adını verdiği radyo programını üç hafta süren Erkin Koray anmasına ayırmıştı. Şimdi de Taner Öngür'ün konuk olduğu programdan bölümlere yer vereceğim. 

Bu arada yayınlamam için izin veren Arif Burak Atlar'a bir kez daha teşekkür ederim. 

Sarhoş Atlar Zamanı

Erkin Koray özel yayını 2

20 Ağustos 2023

Hazırlayan ve Sunan: Akif Burak Atlar

Açık Radyo

Konuk: Taner Öngür





Ben 17 yaşındayken ilk defa Erkin Koray'la bir çalışmam oldu, turneye çıktık, stüdyoya girdik falan. Ama o zaman onu tam olarak bilmiyordum, sonradan öğrenecektim. Hatta 1950'li yılların Melodi dergisinin kapağındaki fotoğrafını görünceye kadar kim olduğunu bilmeyecektim. Derginin kapağında "Türkiye'nin İlk rock'n roll starı" gibi  harika bir fotoğrafı vardı. Yani aslında Türkiye'deki rock tarihini 1950'lerin sonunda başlatan ve bugünlere getiren biriydi Erkin Koray.


AKLINA ESTİĞİ GİBİ YAŞAYAN BİR İNSAN

Bu uzun zaman içinde çok farklı deneylere hiç çekinmeden, korkmadan - yani ticari olur mu...olmaz mı... bu benim kariyerimi nasıl etkiler diye düşünmeden her türlü denemeyi, yeniliği yapmış bir insan. Tabi bu deneylere yıllar sonra, bugünün dünyasından bakınca (her şeyi bugünün dünyası gibi gören ) bazı insanlar da eleştiriler getirebiliyor. Bunları da daha sonra ufak ufak açıklarız. Gerçekten de rock'n roll'la başlayıp, ardından 1960'larda Beat dönemini gerçekten yaşayan hatta bunları daha da iyi yaşayabilmek için maceralar yaşayan bir kişiydi Erkin Koray. Ardından dönüş bileti bile almadan yurtdışına çıkan , oralarda yaşamaya çalışan, zorluklar çeken ama kendini kabul ettiren biri. Yani aklına esen şeyi rüzgarına nereden eserse alıp başını gidebilen bir insandan bahsediyoruz. O macera dersen dibine kadar yaşıyordu ve bunların içinden de rahatlıkla, başarıyla çıkarak yoluna devam etmesini bilirdi.  


 



O kendine has bir insandı, yaşam biçimi kesinlikle kimseye benzemiyordu. Çok az bulunur öyle insanlar. Bir çeşit Kızılderili Bilge gibiydi. Onuruna çok düşkündü. Hani "kimseye eyvallah etmez" diye bir laf vardır ya, bu en çok Erkin Koray'a uyar. Bugünün dünyasında çok kimse, ben de dahil, eyvallah ettiğimiz şeyler olmuştur mutlaka ama o hiç böyle bir şeye girmedi. 


"YAĞMACI" VE "AKBABA"LARDAN BIKTI VE KÜSEREK GİTTİ

AKİF BURAK ATLAR: Böyle kendine has, eyvallahı olmayan çizgide yürüdüğü için mi, son yıllarda müzikal anlamda etkinliği fazla olmadı. Bizleri de son yıllarda kendi müzikal birikiminden uzak bıraktı. Acaba bu bahsettiğiniz karekter özellikleri nedeniyle miydi?

- Kesinlikle, yaşadığımız ülkenin bulunduğu durumların çok önemli rol oynadığını söyleyebilirim... Bıktı ve gitti. Kanada'ya gitti ve son üç, dört yıldır Vancouver'da yaşıyordu. İşte son bir senedir falan WhatsApp'tan görüşmeye başlamıştık onunla. "Yahu" diyordu, "Toronto'ya geliyorum, oradan da böyle Vancouver'a kadar gidiyorum. Saatlerce uçakta yol sürüyor falan. Yani iyice batıya gittim." diye anlatıyordu. Ben de ona "Biraz daha gitseydin, Türkiye'ye geri dönerdin." deyince gülüyordu. Bana bir de oraları anlatıyor, "Taner burada kedi, köpek yok. Burada ayı var." sözlerinden sonra oraları bana mizahi uslubuyla anlatıyordu.

Burada kalsaydı, onun konser vermesi için çok ciddi teklifler vardı. Açıkcası o konserleri de dolduracağı kesindi ama o bıkmıştı ve fena küsmüştü. Bu küsmesinin nedenlerinden en önemlisi de Türkiye'deki müzik endüstrisiydi. Tabi Erkin bunu ta başından beri yaşayan biriydi. Yeni katılanlar pek bilmezler ama Unkapanı (İMÇ) diye bir yer vardı. İşte ordaki plak şirketleri (hepsi değil ama çoğunluğu) ben onlara 'Yağmacılar' diyorum... 'Akbabalar' ve 'Yağmacılar! Barış Manço öldükten bir kaç gün sonra, onun o sıradaki yapımcısının ellerini oğuşturarak, "Satışlar bir milyonu geçti." diye sevindiğine bizzat şahit olmuştum. Böyle şeyler çok oluyor. Erkin de bunları birebir yaşamıştı...Bir tanesiyle değil, en az on tanesiyle . 


 



Türkiye'de sanatçılarla şirketler arasında öyle 'muvafakatname' diye bir şey var. Bir şarkı yapıyorsunuz ve ardından şirkete muvafakatname veriyorsunuz. Şirket de eser işletme belgesini alıyor, Kültür Bakanlığı'ndan bandrolü falan alıyor. Fakat öyle bir şey oluyor ki, o kayıt müzisyenin değil, yapımcının malı oluyor, hem de ilelebet. Kendi çocuklarına bile miras kalıyor. O müziği yapan sanatçıyı daha sonrası ne kimse arıyor ne de soruyor. 


ERKİN KORAY'SIZ ERKİN KORAY İMZA GÜNÜ

Bundan bir kaç sene önce eskiden Erkin Koray'ın yaptığı albümünü kaset olarak çıkaran firma bu albümü plak olarak basmaya karar veriyor. İşte malum plak moda oldu ya,  böylece eski Erkin Koray albümü de plak olarak çıkıyor. Güzel de bir plak kapağı yapılmış ve bir plak dükkanında imza günü düzenleniyor. İyi de o sıra Erkin Koray Kanada'da... yani Erkin Koray yok o imza gününde olamayacak. Kanada'dan elini uzatıp imza atamayacağına göre imza günü niye yapılır ki diye düşündüm. O sıra bir de baktım ki plak kapağını yapan sanatçı plakları imzalıyor.   Plak kapağını çizen çok değerli bir sanatçı ama bunu nasıl içine sindirebildi, o da ayrı bir konu.  O imzalıyor… o zaman içindeki plağı vermemesi gerekir. Yani mantık olarak çok saçma bir şey. 

Erkin Koray böyle şeylerle çok karşılaştı, mahkemelerde uzun uzun yıllarca uğraştı. Hatta mahkemelerde bazı davaları kazanmasına rağmen bir işe yaramadı, çünkü o kişiler burada adalet mekanizmasının ne durumda olduğunu  biliyor ve ona göre işi kılıfına göre uyduruyorlar. Bakanlıkta vesaire tanıdıkları var, şudur budur. Yani bir şekilde yine yollarına bildikleri gibi devam ettiler. Erkin Koray artık bunlara dayanamıyordu ve "Ben mahkemeyi  kazanıyorum ama hiç bir işe yaramıyor. Kararın üstüne çizik atıp, gene bildikleri gibi devam ediyorlar." diye çok küsmüştü. Yani bunları Erkin'le hep konuştuğumuzu hatırlıyorum. Bu konuyu çok önemsiyordu ve artık küsmüştü. Her halde ölümün geldiğini farketmişti ki, buna hazırlanmıştı. Nasıl defnedileceğini, her şeyi kızına bildirmiş. Bir de yıllardır yapmadığı bir şeyi Fan Kulüp kavramını harekete geçirerek haber vermişti. Bu şekilde kendisi sosyal medyadan bir mesaj paylaştı... "yaşlandık" falan diye başlayan. İşte "yeni parçalar kaydettim bunu kızım Damla Kanadalı bir şirketle piyasaya çıkaracak..Onu bekleyin ama bana hiç isim sormayın çünkü A desem, hemen Erkin Koray 'Annem' diye bir şarkı yaptı diye pat diye çıkarıverirler..." diye bir de espri yapmıştı. Yani çok kırgındı... bu konuda çok üzgündü  ve bunları önemsiyordu. 


ERKİN KORAY'IN VASİYETİ BU 

Ben de Erkin Koray'ın ölümünden sonra sosyal medyada öyle bir şey paylaştım. Şimdi hepsi bir şey çıkarıp, size satmaya çalışacak ama onları almayın...bekleyin kızı Damla Koray yeni albümü yakında yayınlayacak , onu alın. Yani Erkin Koray'ın vasiyeti bu. O yüzden ben de konuya önem verdim. O yüzden bunları söyledim zaten.

AKİF BURAK ATLAR: Şimdi bu program çalacağım parçalardan biri de "Çiçek Dağı" isimli enstrümantal bir Erkin Koray çalışması. Bu parçanın kayıtlarında siz de varsınız.

Bu parça benim için de çok önemli bir anıdır.1965 ile 66 yılları arasında ilk grubum Volkanlar'dı. Ondan sonra Okan Dinçer Kontrastlar'da çaldım. İşte Yalçın Ateş, Okan Dinçer, İzzer Bizi, Zafer Dilek, Veysel Çadır'dan oluşan çok güzel bir ekiptik. Suadiye'de Kulüp Reşat vardı. O zaman oralarda yol yoktu, direkt deniz kıyısında çok güzel bir yerdi. 1967 yılının yaz sonu grup faaliyetine son verdi. Ondan sonrada bir başçı, kabiliyetli bir müzisyen olarak bana iki yerden teklif geldi. Bu tekliflerden biri Cem Karaca Apaşlar'dan diğeri de Erkin Koray Dörtlüsü'nden gelmişti. Böylece Erkin Koray Dörtlüsü'nü tercih edecektim. Provalar vesire derken bir yüzü "Çiçek Dağı" arka yüzü de sanırım "Hop Hop Gelsin" isimli bir şarkıydı veya türküydü. Stüdyoya gittik, hayatımda ilk girdiğim stüdyoydu. Stüdyo kaydını ilk defa orada yaşadım. Bu yüzden "Çiçek Dağı"nın benim için çok özel bir ilk olma hatırası var. 


 



AKİF BURAK ATLAR: Taner Abi, Erkin Koray Dörtlüsü ardından Yeraltı Dörtlüsü... bu isim bir müddet değişmedi ama bu kadroda yer alan müzisyenler arasında az da olsa bir hareketlilik vardı. İşte geçen hafta sevgili Ahmet (Güvenç) Abi de o dörtlüde yer almıştı. Siz de bu kayıt çerçevesinde bulundunuz. O dönemin rol paslaşmalarını o müzisyen değişikliklerini ... Aslında sizin o ortamı biraz merak ediyorum. Onlardan biraz bahsedebilir misiniz?

Yeraltı Dörtlüsü, 1970'lerde devreye giren bir gruptu. Ondan önce uzun bir süre Erkin Koray Dörtlüsü vardı. Ve o her iki grupta da hiç değişmeyen rahmetli Sedat Avcı vardı, davul çalıyordu ve Erkin Koray'ın çok yakın arkadaşıydı. Onların çok ilginç maceraları vardı. O yıllarda Erkin Koray saçları uzatmış diye saldırılara uğruyorlar. Sedat'la ikisi bu saldırıları başarıyla püskürtüyorlardı. Onların öyle maceraları vardır ki, çok komiktir. O yıllarda böyle şeyler de yaşanıyordu. Sedat Avcı, Erkin Koray için önemli bir dosttu. "Çiçek Dağı" ekibinde ritim gitarda Tuncay Dürüm vardı, o da benim ilk çalıştığım Volkanlar'da solistlik yapıyordu. Benden önce de basta  Ziya Bakanay vardı. O da Erkin Koray'ın sevdiği müzisyen arkadaşlarından biriydi. 

Yeraltı Dörtlüsü'nden sonra Ter grubu geldi... hani Özkan Uğur'un falan da olduğu . Nihat Örerel ile o saykodelik dönem..."Krallar", "Mesafeler", "Meçhul". Hatta bir gece oturup, "Yahu biraz da rakı kafasıyla şarkı yapalım" diye bir rakı masası kurup, "Fesupanallah", "Şaşkın", "Komşu Kızı", "Arap Saçı" gibi o arabesk denilen şarkıları yaptıklarını da gayet iyi biliyorum. Böyle hep sevdiği insanlarla çalıştı ama son yıllarda biraz zorluk çekiyordu. Onlar bir araya getirmek zor oluyordu. İşte orada Ahmet Güvenç  ona gerçekten çok destek oldu. Son on ya da on beş yıl Ahmet Güvenç, Ünal Vanii onunla birlikte çalıştı. Ancak Ahmet'in hem son yıllarında hem de çok eski zamanlarda Erkin ile  birlikteliği vardı. Çok maceraları vardır. Bir de şöyle bir şeyi vardır, Erkin'in. Arkadaşlarına, çevresine karşı her zaman nazik davranırdı...Çok sevecendi yani o anlamda. Erkin, dışarı karşı biraz ketum bir insandı. Genel olarak, topluma pek güven duymuyordu. Bu konuda pek haksız da değildi hani. Ama dostlarıyla çok iyi anlaşırdı ve onları çok severdi yani. 


ŞU İNTİHAL MESELESİ...

AKİF BURAK ATLAR: Rakı sofrasında yapılan parçalardan bahsettiniz. Ben burda, affınıza sığınarak, şu intihal meselesini de sorayım.

O yıllarda Nihat Örerel, Yeni Zelanda'da yaşıyordu ve "Fesupanallah", "Şaşkın", "Komşu Kızı" gibi şarkıların bir kısmının sözlerini o yazdı: bir kısmını da Erkin ile birlikte yazdıklarını biliyorum. Gayrettepe'de bir ev vardı, orada beraberdiler. İşte öyle saykodelik takılırken diyelim, "Artık yeter! Biraz da rakı kafasıyla bakalım" diye öyle şarkılar çıkmış ortaya. Ancak Erkin Koray, bunları söylüyordu zaten. Bu şarkılar Arap. melodileridir diyordu. Takvimler 1971 - 1972'yi gösteriyor ve o yıllarda yeni yeni MESAM kurulmuştu ama hiç ilgi çekmiyordu. Yani Türkiye'de telif hakkı diye bir kavram yoktu. Şimdi Erkin Koray üzerinden bunları söyleyenler, biraz o dönemin bu tarz müzik yapan sanatçıların şarkılarını bir inceleseler. İsim da vereyim; Orhan Gencebay'ın şarkıları veya Müslüm Gürses. 'Müslüm Baba' diyor herkes... tamam çok güzel, harika yorumcu da. Onların yaptığı şarkılara baksalar, arkasında yüzlerce Arap melodisi çıkar. Yani o yıllar için bu doğal bir şeydi. Bu belki hoş değildi ama o zaman için doğaldı. Böyle suçlamak da haksızlık oluyor. Yani Türkiye'de müzik literatürüne bakıldığında Unkapanı'nda çıkan  ürünlerin yüzde sekseni  oralardan gelen melodilerdir yani. İntihalse, o yıllarda intihalin dibi yaşandı. Erkin Koray, bu anlamda en fazla üç ya da dört şarkı yaptı. O yüzden suçlamak haksızlık oluyor. Belki son yıllarda telif kanunları çıkıp,  hayatın içine bu kavram iyice yerleştikten sonra ne yapıldı ne edildi, bir şey diyemeyeceğim. Belki telafi edilmeye çalışılmıştır. 

 




AKİF BURAK ATLAR: Erkin Koray müziğinde bir çok şey var. İşte Beat dedik... Rock'n Roll temelde zaten ama arabesk de var... Bazen deneysel oldukça progresif, zamanın çok ötesinde işler de üretmiş. Sonra gelmiş "Devlerin Nefesi" çizgisinde yer yer Heavy Metal'e kaçan işlerle de bizleri etkilemiş bir isim. 

Onun baştan beri zaten böyle bir yanı vardı. Deneysellik, denemek ama şöyle bir durum da var, mesela benzer şeyler Barış Manço, Cem Karaca için de geçerli. Bir çok isim, Fikret Kızılok için de geçerli. Mesela, Erkin Koray'ın annesi Klasik Batı Müziği piyano öğretmeni, kendisi Alman Lisesi'nde okuyor. Yani İstanbul'da doğmuş, büyümüş, eğitim görmüş. Yani birilerinin 'yüzde elli', 'elitler' dediği kesime dahil birisi. Fakat gidiyor işte Beyoğlu'nun arka sokakları, Urfa'nın ve Adana'nın şarkıları... Bunları da kendince özümsüyor ve yorumluyor. Şimdi bunun arkasında ne olabilir? Aslında bu biraz da sosyologların işi. Bu adamlar niye ilgilendiler, bu işlerle? 


İSTANBUL'UN SEÇKİN SEMTLERİNDEN  HALKA

Bizim Anadolu Rock - Anadolu Pop'un arkasında da böyle bir şey var. Sonuçta hepimiz İstanbul'da yetişmiş; işte Beat müziği, Beatles, Rock'n Roll dinleyip başlayan insanlarız. Sonra birdenbire Anadolu ile ya da toplumun en alt kesimleriyle ilgilenmişiz. Bunun arkasında ne var? Bunun arkasında onları 'avam' olarak görmeyip, onları anlamaya çalışmak ve o duyguyu paylaşmak gibi bir şey var. O yüzden çok sevildiler. Sadece Erkin değil, Cem de öyle, Barış da öyle. Herkes benimsedi onları. Neden? çünkü onlar anlamaya çalıştılar. , duygularını paylaştılar. 

Son yıllarda öyle tehlikeli bir noktaya gidiyoruz ki, toplumumuz neredeyse iki ayrı parçaya bölündü ve o iki parça da birbirinden habersiz , yabancı ve düşman halde. Bu anlama, birbirinin duygularını paylaşma durumu artık neredeyse kalmadı. Tabi iş başka boyutlara vardı, o yüzden hani laiklik - İslamcılık gibi bir noktaya gelince de bazı yerde de taviz verilemiyor açıkcası. 

Erkin Koray'ın 1970'lerde, 1960'larda yaşadığı şeyler... işte bu "Körolası Çöpçüler" şarkısı Sokak Çocuğu Ali'nin bestesi veya buna benzer şarkılar "Anma Arkadaş" da öyle. Hani Alman Lisesi'nde okumuş, entelektüel baba, batı kültürüyle yetişmiş birisi bunu nasıl yapar?  diye soranlar da olabilir. İşte bunun arkasında o insanlarla iletişim kurup, onları anlamak ve onların duygularını paylaşmak var. Bunlar toplumu birleştirici şeylerdi ve bu insanlar da bunu gerçekten başardılar. En azından kendileri için başardılar ve topluma da bunu anlattılar hep. Bence bu üzerinde çok düşünülmesi gereken bir şey. Hem de müzik burada çok önemli bir rol oynuyor. 


 



Mesela Amerikan müziğinin çeşitli türleri var. İşte Blues'tan tutun Rock'n Roll, Soul, Funk, Hip Hop falan filan. Orada da 'Avam' kabul edilebilecek bir sürü şey en sofistike şeylerle birlikte dinleyebiliyoruz.  Ama iş Türkiye'ye geldiğinde öyle bir ayrım başlıyor. 


ERKİN KORAY MHP'Lİ Mİ!

AKİF BURAK ATLAR: Son bölümde bahsetmek istediğin şeyler varsa onları alalım Taner Abi...

1989 yılında  Fatma Girik, SHP'den Şişli Belediye Başkan adayı olduğunda Erkin Koray seçim kampanyasına çok destek verdi. Fatma Girik seçimi kazandı ve Şişli Belediye Başkanı oldu. Erkin Koray'a da Kültür Dairesi'nde danışmanlık gibi bir görev verildi. Böylece Erkin,  Türk Rock Müziği üzerine kapsamlı projeler hazırlamıştı. Bu projeleri sunmak için girişime başlayan Erkin, bir türlü muhatap bulamıyordu. Açıkcası uzun çabalarına rağmen bu projelerle hiç kimse ilgilenmeyince Erkin Koray, her zamanki tavrıyla küstü ve çekip gitti. 

Sosyal Demokrat Halkçı Parti yani SHP üyesiydi, bildiğim kadarıyla. Bu durum karşısında sadece belediyedeki danışmanlık görevinden değil parti üyeliğinden de ayrıldı. 

Kırgındı ve bir sonraki seçimlerde tepki olarak, oyunu MHP'ye vereceğini söyledi. Şimdi son zamanlarda sosyal medyada, 'Erkin Koray MHP'li" gibi şeyler yazıyorlar. Hayır öyle bir şey yoktu.Erkin Koray'ın çok ideolojik bir siyasi bakışı yoktu. Siyaseti de, açıkcası sevmezdi. Ama bir faydam olsun diyen, Sosyal Demokrat düşünen bir insandı.Yani bunu vurgulamak istedim. O MHP'li değildi. 

Ayrıca bugün bakıyorum, işte CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bile, 'CHP'li Ülkücüler' diye bir laf edebiliyor. Demek ki bugünkü dünyada pek de sorun olmuyor herhalde?

Sarhoş Atlar Zamanı

Erkin Koray özel yayını 2

20 Ağustos 2023

Hazırlayan ve Sunan: Akif Burak Atlar

Açık Radyo

Konuk: Taner Öngür


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...