moğollar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
moğollar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2022 Perşembe

Kefallerin dinlediği rock plağı

 


Lise yıllarımın unutulmazlarından biri TRT'de yayınlanan İzzet Öz'ün efsanevi televizyon programı Teleskop'tu O programlarda Camel'dan, Yes'e bir çok rock grubu ile tanışma fırsatı buluyorduk. O programlardan birinde ülkemizden bir çalışma da yer almıştı. Gerek sözleri gerekse müziğiyle ülkemizde yapılan örneklere benzemeyen bir çalışmaydı.

"Kaldır kafanı uzaya bak

Yaşama türünü değiştir sonra

Hiç bir şey sandığın gibi değil

Yeni bir yol getir hayatına..."

sözleriyle başlayan bu parça herkes tarafından garipsenmişti. Öyle ki o gece evde misafirler de vardı ve hepsi birden "ne garip şarkılar çıkıyor bu programda" demişlerdi. O dönem yapılan ne alışılmış aşk şarkılarına benziyordu ne de Cem Karaca, Barış Manço ve Erkin Koray'dan alışık olduğumuz rock örneklerine benziyordu. Hatta o sözler insanlara bir uzaylı görmüş gibi garip geliyordu. 

Bu şarkı aklıma öyle yerleşmişti ki ardından gelen günlerde de mırıldanacak kadar dimağıma kazınmıştı. Bir kez dinlediğim ve daha sonra bir kez daha dinleme olanağı bulamayacağım bu parçayı yıllar yılları kovalamasına rağmen unutmamıştım. Kim söylüyordu falan o da aklımda kalmamıştı hani. 

Sonra 1990'lı yıllara geldik ve "Moğollar Tekrar Kurulsun" kampanyaları başlayacaktı. Ve işte o arada grubun basgitaristi Taner Öngür'ün bir solo albümü de kaset olarak çıkmıştı. Orada bu parçayı tekrar görecektim. İşte benim yıllar önce duyduğum bu parça Taner Öngür'e aitmiş. Bu şarkı vakti zamanında Tank isimli bir grup kurdukları zaman diliminde yapılmış bir parçaymış. O dönem Türkiye'de batılı anlamda rock yapmak için kurulan Tank plak olarak çıkartmak için kayıtlara giriyorlar. Kayıtlar bittikten sonra plak şirketleri yayımlamaya yanaşmıyor. Tabii cevap (bugün de olduğu gibi): "Bu satmaz" ya da " bizim dinleyici için bunlar çok erken" vesaire ve sonuçta yayınlanamıyor. Taner Öngür ve Tank grubunun elemanları da bu bant kayıtlarını alıp, Galata Köprüsü'nün üzerinden Haliç'in sularına atıyorlar. Yani benim bir parçasını duyduğum bu albümü  Haliç'in kefalleri tekmili birden dinleyecekti. 

İşte 1990'ların başında çıkan Taner Öngür'ün "Alarm" kasetinde o Haliç'in kefallerinin orijinal haliyle dinlediği Tank grubunun çalışmalarını  dinleme imkanımız olamayacaktı ama o dönemlerde biriken Taner Öngür bestelerini duyabilecektik. O kasette grupla aynı adı taşıyan bir parça daha vardı ve sözleri şöyle başlıyordu:

"Dünyanın tepesi Himalaya'lar

Yamaçlarında kalmamış bir tek ağaç

Kışın biriken kar suları

Baharda Bengal deltasına saldırıyor

Kardeş Bengaldeş

Sular altında..."

Açıkcası bu parça da "Uzaya Bak" etkisinde gelecekti bir çoğumuza. Hoş dönem çevreciliğin yükseldiği yıllardı ama durum gene de bu şekildeydi hani.  

1990'ların başında Moğollar tekrar kuruldu ve grup ikinci döneminde müziğine protest yaklaşımları da katarak bugünlere dek geldi. Bu şarkılar Anadolu Rock'ın güzide örnekleri olduğu gibi, gösteri yürüyüşleri, mitingler, grevlerde de insanların dilinde marşa dönüşecekti. 

Moğollar'ın her şarkısı özgüye değerdir ama 2004 yılında yapılan "Çölde Gökyüzü" benim için en ayrıcalıklı olanıdır. Bu parça da Taner Öngür'ü vokalde görürüz ve onun elinden çıkmış olduğunu da ilk dinleyişte fark edecektik. Amerikan'ın  Bağdat'ı işgali ve bugüne dek acısını çektiğimiz emperyalist planlarına dikkatleri çeken bu parça o dönemin BarışaRock konserlerinin simgesi olacaktı. 

"Çölde Gökyüzü" o güne kadar yapılmış Moğollar çalışmalarından farklı ama bir o kadar da Moğollar'ın her bir elemanının enstruman performansının eşit şekilde üst düzeye çıktığı bir çalışmaydı. Akla her ne kadar Taner Öngür'ün solo çalışması gibi gelse de başka bir kadroyla bu kadar yüceleşeceğini de pek sanmıyorum. Klavyede Serhat Ersöz neredeyse kuyruklu piyano çalıyormuşçasına müzikal kariyerinin ilk yıllarına dönüyor ve caz ile buluşuyordu. Rahmetli Engin Yörükoğlu davulda bagetleriyle kişiliğindeki alicenap halini ortaya çıkarıyordu. Cahit Berkay gitarıyla progresif bir tada bürünüyordu. 

Parça protest bir yaklaşımdaydı ama yerel motifleri içermiyordu. Eleştirel anlatımı ve müzikal yapısıyla da kentli hatta dünya insanı bakışındaydı. O dönemin savaş karşıtı ortamında slogansı bir yanı da yoktu. Dolayısıyla alıştığımız şekilde bir protest parça olarak görülemedi belki de. "Çölde Gökyüzü" hakettiği ilgiyi elde etti mi? derseniz, tabiki etmedi. Ama çok iyi biliyorum ki yirmi, otuz yıl sonra birileri keşfedecek. Zaten bizde hep öyle olur( 70'lerin plaklarına artan merakı düşünürseniz...) 

O günden bu güne Taner Öngür'ün solo bir çalışma yapmasını hep arzu etmişimdir. Geçen yıl bir baktım ki 2005'te yaptığı "Evde Tek Başına" albümünden sonra bugüne kadar 5 albüm oluşturmuş. Hepsi de plak olarak basılan bu albümlerde sanatçının Surf Rock'tan progresife; blues'tan hard rock'a kadar geniş yelpazeye yayılan kentli rock anlayışını ortaya koymuştu. Belki kırk küsur yıl önceki deneme kefallere nasip olmuşken, şimdilerde 2005'ten sonra bizlere de bazı şeyler nasip olacaktı. 

Taner Öngür bugün de Moğollar'ın efsanevi ve de emektar bir elemanı ama yanısıra kendi dünyasını da solo çalışmalarıyla ortaya koyuyor. Üstelik bunları da altmışından sonra ortaya koyuyor.  Rock'ta ve tabi sanatta emeklilik olmaz. 

Bu arada geçtiğimiz hafta Taner Abi facebook sayfasında "baktım ki herkes tekli yayınlıyor, eee ben niye yapmayayım dedim" demiş, hemen dinlemek için atıldım. "Ah Kedi, Ağlatma Beni" adlı yeni parçasında blues temelleri üzerinde toplumcu bakış açısıyla nefis bir yapıt ortaya çıkartmış. 

Ülkemizde özel insanlar vardır ve onlar ufuk açıcı işlerini kimse ilgilenmese de üretirler. Bu hay huyun içinde onları görmeyiz. Hafızsızlık sadece toplumsal konularda değil kültür sanat alanında da mevcut.  Anılar denizinde yüzmek güzel ama yeni adalara da ulaşmak gerekir. Taner Öngür bunu yapıyor. 

Taner Abi'nin bir sonraki albümünü ya da şarkısını merakla bekliyorum. 

Aptulika


27 Ağustos 2021 Cuma

Türk Rock'ının en güzel davulcusu Ayzer Danga'yı kaybettik



Bugün saat 15:00 sularında facebook'a bakacağım tuttu ve Taner (Öngür) Abi'nin sayfasında şu başlığı duyarak kötü haberi aldım:

"Ayzer Danga'yı kaybettik!

Başımız sağolsun."



Açıkcası rock devlerinin ölüm haberleri bana her daim beklenilmez ve şaşırtıcı gelir. Onlar  benim için hep hiç ölmeyecekler gibidir. Bu sefer ki haber de öyle geldi ve şaşırdım. Hani açık söylemek gerekirse yaş haddimiz yükseliyor ve benim de yaş haddim altmışlara dayandı, yani yaşamın sonuna geliyoruz, ister istemez. Ama Ayzer Danga ne yaştan ne de bir hastalıktan müzdaripti. Yaşadığımız şu koronavirüs salgınında hayata veda etti. Ağustos ayının başında bu salgın hastalık ona da musallat olmuştu. 

O ilk dinlediğimiz plaklardan isminden önce tınıları beynimize erken yaşlarda kazınan insanlardan biriydi, Ayzer Danga. Benim müzik serüvenimde Cem Karaca adına dinlediğim ilk plakta o vardı ve beynime öyle bir işlenmişti ki yarım asır sonra bile çıkmayacaktı. 



1970'li yılların başı ve yaşım henüz 10 hadi bilemedin olsun 12 ve  bir 45 devirli plakta Cem Karaca ve Moğollar'dan "Obur Dünya"yı dinliyorum. İşte böylece aklıma isminden önce yerleşmiş Ayzer Danga baterisi. Oysa ondan önce ve sonra da bol bol o bagetler kulağıma yer edecekti. O dönemde plak kapaklarına müzisyenlerin ismini yazmayan plak şirketleri utansın ama biz bir şekilde Ayzer Danga ismini bilecektik. 

Şimdi ölüm haberini verirken,  "Moğollar'ın eski davulcusu Ayzer Danga koronavirüs sebebiyle hayatını kaybetti." diyoruz, ama onun bulunduğu grupları şöyle bir saymaya başlasak Türk Rock tarihi tekmili birden çıkar : Mavi Işıklar, Moğollar, Cem Karaca, Erkin Koray, Selda Bağcan ve Edip Akbayram şimdi kısaca ilk aklıma gelenler. 



13 Şubat 1947'de İstanbul'da doğan Ayzer Danga,  müziğe ilk olarak  Siyah Örümcekler grubuyla başladı. Kurucusu olduğu bu gruptan sonra  Mavi Işıklar’la da çalışan Danga vatani görevinin ardından Moğollar’a girmişti. Cem Karaca’yla ortak müzik yapıldığı dönemde gruptan ayrılıp Kardaşlar’a katılmış, Edip Akbayram Dostlar’da da çalmıştı. Ayrıca, bir dönem Erkin Koray'la müzik yapmış, Kerem Güney’le çalışan Güneşin Sofrası ile Zorbeyler gruplarında yer almış, yerli rock tarihine sağlam tekniği olan davulculardan biri olarak geçmişti. (*) 

Ayzer Danga'yı ,  27 Ağustos 2021, Cuma günü  kaybettik. Ancak değişmeyen bir gerçek var ki onun bagetleri bizden sonraki nesillerde de tınlayacak. Yazının sonunda 1974 yılı TRT kaydında bir görüntüyle noktalayacağım. Bendeniz 12 yaşındayım ve siyah beyaz televizyonda onun suretini ilk kez görecektim ve inanılmaz bir duyguydu. Son not olarak da demeden edemeyeceğim; trio yani üçlü gruplar benim için ayrı bir öneme haizdir ve Ayzer Danga da trio tarzı rock gruplarının en has elemanıydı. 

Aptulika

(*) https://sinemamuzik.com/detay/ayzer-danga-davul

 

 


8 Haziran 2021 Salı

Kaan Ertem'in Ardından



Leman dergisi çizerlerinden Kaan Ertem 53 yaşında hayatını kaybetti. Leman dergisinin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda “Arkadaşımız, canımız Kaan Ertem'i kaybettik. Ailesinin, sevenlerinin, okurlarının, mizah dünyasının başı sağ olsun. ” ifadelerine yer verildi. Ertem’in bir süredir kanser tedavisi gördüğü öğrenildi.




 Gırgır dergisine karikatürlerimizi göstermek için gittiğimiz yıllarda her pazartesi Oğuz Aral'ın odasında birikir eleştiriler alırdık. Öğleden sonra başlayan bu toplantı hava kararana kadar sürerdi. Bir çoğumuz lise ya da üniversiteye gidiyorduk ama o pazartesileri bizler için ayrıca bir üniversiteydi. Oğuz Aral bazı karikatürleri seçer ve bir kağıda telif yazardı. Evet bugün için inanılmaz ama amatör olarak telif de alırdık. Ancak o gece eve dönerken karikatürümüz alındı diye sevinemezdik ve cuma sabahını heyecanla beklerdik. Cuma sabahı bayiden Gırgır'ı aldığımızda hemen arka kapağını çevirir "Çiçeği Burnundakiler" sayfasında işimizin yayınlanıp yayınlanmadığına bakardık. Bir keresinde tam dört karikatürüm alınmıştı ama cuma günü baktığımda ise tek bir tanesi bile yayınlanmamıştı. O dört karikatürün telifi oldukça iyiydi ama hiç sevinememiştim. 

İşte o yıllarda pazartesi toplantılarında tanımıştım Kaan'ı. Rock dinleyen biri olduğu içinde çok şey paylaşırdık. Sonra ben dergiye profesyonel olarak girdim. Kaan pazartesi toplantılarına geldiğinde de laflıyorduk. Gene böyle bir gün Kaan, geldi ve üzerinde Iron Maiden tişörtü vardı. Ben ondan "Aptul , Iron Miden'in son albümünü dinledin mi" falan türünden bir muhabbet beklerken o bana, "Aptul dün televizyonda 'Haliç'te Gün Batımı' diye bir parça dinledim, çok harikaydı. Bu Moğollar diye eski bir grubunmuş. "diyerek ballandıra ballandıra anlattıktan sonra, "Bu grubun diğer çalışmalarını da bulup, dinleyeceğim." dedikten sonra, "Bu grubun tekrar bir araya gelmesi için imza kampanyası yapsak ya" diyecekti. Ben de omuz silkerek, "Kaan bu iş boşa kürek çekmek olur." dedim. Bu konuşmamızdan sonraki her hafta Kaan devamlı Moğollar'dan bahseder olmuştu. Bir zaman sonra o da Leman dergisine girdi ve her karşılaştığımızda Moğollar ile ilgili bir şey anlatıyordu. Bu kadarla kalsa iyi grubun eski klavyecisi Murat Ses ile de yazışmaya başlamıştı. Bir süre. sonra da Leman dergisi'nden "Moğollar Tekrar Kurulsun" kampanyasını başlattı. Tabi bu sadece bir slogan olarak kalmıyordu, zira Kaan çok ciddi adımlar atıyordu. Onun bu tatlı heyecanı bir süre sonra da gerçeğe dönüşecekti. 



Leman dergisi çizerlerinden Kaan Ertem'in bugün (8 Haziran 2021) 53 yaşında hayatını kaybettiğini öğrenecektim. Kaan bir süredir kanser tedavisi görüyordu. Onun ölüm haberi üzerine Moğollar grubunun bas gitaristi Taner Öngür şunları söyleyecekti:

"Kaan Ertem aramızdan ayrıldı, çok üzücü bir haber, 1993 te, Leman dergisindeki köşesinde, Moğollar tekrar birleşsin konser versinler başlığıyla bir kampanya başlatmıştı, bu kampanya neticesinde, bir araya geldik, ve hala yolumuza devam ediyoruz, fakat Kaan'ı kaybettik, çok üzüldüm, güzel bir insandı, sonsuz yolculuğunda yolun açık olsun sevgili Kaan, başımız sağolsun ailesine sabırlar dilerim.."

Kaan, bir döneme damgasını vuran Moğollar'ın tekrar bir araya gelip, günümüze dek taşınmasında bir hayali inatla gerçeğe döndürmüştü. Ancak o bu başarısının gölgesinde uzanıp yatmadı ve çizerlik alanında da yarattığı tiplerle karikatür dünyasına damgasını vurdu. Kaan gibi bir dostu hiç bir zaman unutamayacağız, tek tesellim yapıtları ile yaşayacak olması.

Aptulika


 1968 yılında İstanbul’da doğan Kaan Ertem, ilk karikatürü 1983 yılında  Bulvar Gazetesi’nde çıkmıştı.   Kaan Ertem, Limon mizah dergisinde başladığı 1988 yılına değin beş yılını kendisini karikatür çizme konusunda geliştirmeye ayırdı. Bu tarihten itibaren önce Limon, ardından da Leman ve L-Manyak dergilerinde çalışmaları yayınlandı.

1995 yılında Marmara Üniversitesi Resim-İş Bölümü’nden mezun oldu ve İstanbul Teknik Üniversite’deki yüksek lisans eğitimini tamamlamadan buradan ayrılarak eğitimine nokta koydu. Ertem, çizdiği karikatür ve çizgi roman öykülerinde ağırlıklı olarak şehir hayatı içinde sıkışıp kalmış insanların yaşantılarını ve yaşama bakışlarını konu edindi.

Yarattığı pek çok karakter ve başlıkta toplumun hemen her kesimden insan tipleri yer aldı. 1992 yılında Limon’da hazırlamaya başladığı Öğreten Adam ve Oğlu, kendi tecrübelerine dayanarak hayatın detaylarını oğluna ısrarla öğretmeye çalışan bir baba ve onu pek umursamayan oğlu karakterize edildi.

1994’den itibaren çizdiği Erkut Abi ve ilk kez 1996 yılında yayına giren Zıçan Adam tiplerinde ise, yapılan bireysel ve toplumsal hataları cezalandırma içgüdüsü öne çıkartıldı. Ertem’in bir diğer başarılı bant karakteri ise Leman’da uzun yıllardır çizdiği Erdener Abi oldu.

Marjinal bir karakterizasyonla sunduğu bu karakterini yanı sıra, L-Manyak dergisi için yarattığı Ezik Şarkıcı Altuğ adlı birer sayfalık maceralar yaşayan bir| başkası izledi. Ayrıca Ocak 1996 tarihli ilk sayısından itibaren yaklaşık bir yıl boyunca L-Manyak dergisinde 2001 Feza Fatihleri başlıklı devamlı öyküsü olan mizahi bir bilimkurgu çizgi romanı hazırladı. Çizerin yayınlanmış üç karikatür albümü bulunuyor: 1995’de Dengeli Beslenme, 1997’de Öğreten Adam ve Oğlu ile 2001’de basılan Erdener Abi.

13 Aralık 2020 Pazar

Mogollar, "Anatolian Sun" ile 50 Yıl Sonra Yeniden Yurtdışında

Moğollar, 11 yıl aradan sonra "Anatolian Sun" albümüyle geliyor. Bu iki ayrı albüm halinde ve plak formatında bu hafta piyasaya çıkıyor. Yurtdışında çıkacak olan bu albüm Moğollar'ın  Fransa'da 1970 yılında  "Danses et Rythmes de la Turquie-d'Hier d'Aujourd'hui" adıyla çıkan  ve ödül kazanan albümünden 50 yıl sonra dünyaya sunduğu bir retrospektifi konumunda. 



50 yılı aşan müzik geçmişiyle Moğollar, ülkemizin rock müzik tarihinde ayrı bir yere sahip olan bir grup. 1970'li yıllarda solist önde grup "Ve" ibaresiyle bölünmek suretiyle kendini gösterebildiği zamanlarda onlar enstrümantal olarak çıkışlarını yapmışlardı. Bugün Anadolu Rock adıyla kabul gören tarzı onlar yurt dışına taşıyarak o günlerde "Anadolu Pop" adıyla Avrupa'da imza olarak koymuşlardı. 

Geçen bu arada sadece enstrümantal olarak değil Cem Karaca, Barış Manço ile de çalışıp harika klasik çalışmalara da imza atan Moğollar, 1990'lardan sonra tekrar bir araya gelerek, yeni bir anlayışla bugüne kadar hafızalara kazınan çalışmalar yapmışlardı. 

Moğollar, 11 yıl aradan sonra "Anatolian Sun" albümüyle geliyor. Bu iki ayrı albüm halinde ve plak formatında bu hafta piyasaya çıktı. Tabii bu albümün plak hali olduğu gibi dijital olarak da yayınlandığını söyleyelim. 

Moğollar Dünya Dinleyiciyle Buluşuyor

Moğollar'ın tüm zamanlarının bir özeti diyebileceğimiz "Anatolian Sun"ın ayrıcalıklı özelliği albümün doğrudan plağa kayıt teknolojisiyle kaydedilmiş olması. Herhangi bir düzenleme yapılmaksızın tek seferde canlı olarak kaydedilen albüm, Gülbaba Records & Night Dreamer Records etiketiyle yayımlandı.

İngiliz Night Dreamer ile dünya dinleyicisiyle de buluşacak olan albümün prodüktörlüğünü ise BaBa ZuLa grubundan Murat Ertel üstlendi.

Albüm ayrıca 2011 yılında Engin Yörükoğlu'nun hayatını kaybetmesi sonrasında grubun davulcusu olan Kemal Küçükbakkal'ın Moğollar ile kaydettiği ilk stüdyo albümü.

 Moğollar, grubun 45. yılı olan 2013 yılından beri Taner Öngür, Serhat Ersöz, Emrah Karaca, Kemal Küçükbakkal ve Cahit Berkay'dan oluşan kadrosu ile yoluna devam ediyor.


 53 Yıllık Tarihten Kesitler

İsterseniz şimdi de sözü Moğollar elemanlarına bırakalım ve "Anatolian Sun" plağının öyküsünü bizzat onlardan dinleyelim: 

Taner Öngür: BaBa ZuLa grubundan Murat Ertel vasıtasıyla Night Dreamer adlı İngiliz yapım firmasından gelen teklif üzerine bu albüm fikri oluştu.

Serhat Ersöz: Şarkı seçimlerini Murat Ertel'in tavsiyeleri doğrultusunda beraber düşünerek yaptık. Grubun barındırdığı tarzları içeren şarkılar olmasına gayret ettik. Ayrıca direkt plağa kaydedileceği için şarkı sürelerini de göz önüne alarak oluşturduğumuz listenin plağın her yüzü için sıralamasını yaptık. Sürelerin yanında enstrüman değişimlerinde meydana gelebilecek aksaklıkları minimalize etmek için bu sıralama önemliydi. Zira bir yüzü çalmaya başladığınızda hiç durmadan, şarkı araları da dahil olmak üzere baştan sona çalmamız gerekiyordu.

Cahit Berkay: Bu albüm öncelikle yurt dışında çıkacağı için, Moğollar hakkında fikri olmayan birine 53 yıllık tarihimizden değişik kesitler sunan bir albüm olsun istedik. Misal hayatında Moğollar müziğini hiç duymamış bir Yeni Zelandalı müziksever bu iki albümü dinledikten sonra Moğollar'a giriş dersini muvaffakiyetle geçmiş sayılacaktır.

Kemal Küçükbakkal: Şarkı seçiminde önceliğimiz Moğollar tarihini mümkün olduğunca iyi yansıtmak oldu tabi ancak bazı teknik sebepler de belirleyici oldu. Mesela ses kalitesinin en üst performansta olması için plağın bir yüzünün 15 dk ile 18 dk arası olması gerekiyordu. bunu göz önünde bulundurarak şarkıların dakikalarını tuttuk ve buna göre şarkıların sıralarını belirledik.

Emrah Karaca:  Albüm gerçekten içimize sindi. Bence önemli olan da bu...  Babam malum, ben küçücük çocukken gitti ve yıllarca Türkiye'ye gelemedi. Döndükten sonra da erken aramızdan ayrıldı. Açığı kapatacak zamanımız olmadı. Bu grup biraz babam kokuyor bana. Kelimelerle anlatması zor bir durum.


50 Yıl Önce ve Şimdi

Şimdi şöyle 50 yıl öncesine gidelim ve tarihin tozlu sayfalarına bir bakalım hele ... "Dinleyi Verin Gari!"

Ağustos 1970'de, Moğollar Paris'e gider. Paris'te, CBS firması ile üç yıllık bir anlaşma imzalar ve bir 45'lik "Behind the dark/Hitchin" yaparlar, ayrıca "Guild international du disque" isimli bir plak şirketine bir albüm yaparlar. Bu albüm "Danses et Rythmes de la Turquie-d'Hier d'Aujourd'hui"dır. 1971 yılında "Academie Charles Cros" büyük plak ödülünü alır. Bu ödülü Moğollar'dan bir yıl önce Jimi Hendrix, bir yıl sonra ise Pink Floyd'un almış olduğunu söylersek ödülün önemini daha iyi anlaşılır.

Ve 50 yıl sonra bugün

25 yıldır yabancı plak şirketlerinin "Turkish Psychedelic Rock" adıyla yaptığı 1970'li yıllardaki rock çalışmalarımızdan yapılan seçkilerle (bizim pek haberimiz olmasa da) tanınan Moğollar, "Anatolian Sun" ile plak olarak yeniden yurtdışında ve dünya ile buluşuyor. 




6 Ocak 2020 Pazartesi

7 Ocak 1945... Engin Yörükoğlu




Türkiye'de Anadolu rock deyince vokalist olarak ilk akla gelen isim  Cem Karaca; peki aklınıza gelen ilk topluluk kim?
Tabii ki bu topluluk Moğollar'dan başkası değil.

Moğollar tarihini ise iki başlık altında  toplayabiliriz.
Bunlardan ilki 60'ların ortalarından 1970'lerin ortasına kadar olan yaklaşık 10 yıllık dönem.
İkinci dönem ise,  1993 yılından günümüze kadar olan dönem.

İlk dönem Dünya'daki gelişmelerin ülkemizdeki bir izdüşümü olarak Moğollar'ın  en araştırmacı ve yenilikçi dönemi tabii ki ve kadro Cahit Berkay, Taner Öngür, Engin Yörükoğlu, Aziz Azmet ve Murat Ses'den oluşuyor.

İkinci  dönem ise 1992 yılında Leman Dergisinden Kaan Ertem tarafından yapılan  "Moğollar Tekrar Biraraya Gelsin" kampanyası kapsamında tam 4000 imza toplanınca, Cahit Berkay, Taner Öngür ve Engin Yörükoğlu'nun yanlarına genç isim Serhat Ersöz'ünde alınmasıyla başlamıştı. 
Bu birleşme çok olumlu gelişmelere yol açmış; yana yakıla aradığımız Moğollar'ın kült albümleri kaset formatında yeniden basılmış ve böylece arşivlerdeki yerini de almıştı.
Benim kişisel tercihlerim Moğollar'ın daha araştırmacı olduğu ilk dönemi tabii ki.
Yine ne güzel ki 60'lı yılların ortalarından bugüne  her şeye rağmen Moğollar dimdik ayakta.

Peki şimdi nereden çıktı bu Moğollar diyeceksiniz?

Posta kutuma bir baktım Aptulika çizgileriyle Moğollar ile özdeş Engin Yörükoğlu karşımda ve o kadar da güzel çizilmiş ki.
Biliyorsunuz Kulak Misafiri davulcuları çok sever bu nedenle Engin Yörükoğlu'nun bende yeri çok ayrı; en büyük üzüntüm ise artık onun aramızda olmaması.

Onu hep davul takımının  arkasında bagetleri elinde ama o denli sakin ve gülen yüzüyle hatırlıyorum.
Ve, ayrıca onlarca konsere ev sahipliği yapan  90'ların simge mekanı Jazz Stop'un arkasındaki isim de Engin Yörükoğlu.

Bir 23 Nisan sabahı, 23 Nisan 2010'da tüm çocuklar bayramlarını kutlamaya hazırlanırken yitirdik Engin Yörükoğlu'nu.
Kim bilir kaç genç onun davul çalışına öykündü ve davul  sevdası başladı böylece...

Bugün Engin Yörükoğlu'nun doğum günü ve onu dostum Aptulika'nın olağanüstü çizgileriyle saygıyla analım.
Ve buradan Moğollar'a sevgilerimizi sunalım...

Bülent Seyitdanlıoğlu 
(Kulak Misafiri)


2 Kasım 2018 Cuma

Aziz Azmet'e Saygı

 

Aziz Azmet'i kaybettik




1967 yılında  Murat Ses ile birlikte "Moğollar" grubunu kuran usta müzisyen Aziz Azmet'i yitirdik.

Moğollar'ın ilk solisti de olan usta müzisyen Aziz Azmet’in vefat haberi, 'Moğollar' grubunun Twitter hesabı üzerinden duyuruldu.

Twitter'dan yapılan açıklama şöyleydi;
 "Moğollar’ın kurucularından, sevgili dostumuz Aziz Azmet’i bu sabah kaybettik. Çok üzgünüz. Huzur içinde uyu Aziz”  

 Moğollar grubunun kurucusu Murat Ses ise Aziz Azmet için; 
"Sevgili dostumuz, kardeşten yakınımız, 60 küsur yıllık canımız Aziz'i kaybettik." 
sözleriyle üzüntüsünü belirtecekti.



27 Aralık 2016 Salı

20 yıl önceki ilk Status Quo konseri : BABALAR GÜNÜ


Status Quo grubunun gitaristi Rick Parfitt’in ölümünün ardından yazdığım yazıdan sonra eskiden yaptığım bir çizimi bularak yayınladım. Bu çizimi bundan 21 yıl önce yapmıştım ve o dönem Hıbır dergisindeki köşemde yayınlamıştı. 1996 yılında bu çizimi yapmamın nedeni ise grubun ülkemize ilk kez gelip, konser verecek olmasından kaynaklanıyordu. Ufak bir tavan arası tozlarının arasındaki aramadan sonra o günkü konserin biletini de bulacaktım. .. Ve şimdi o günlere yani 21 yıl öncesine dönüyoruz.

Status Quo'nun ilk Türkiye konseri

Rock dinleyicisi için doksanlı yıllar yabancı grupların ülkemize gelip konser vermesi hayalinin gerçekleşmesiydi de.
Bu hayali ilk önceleri İstanbul Festivali’ne gelen caz müzisyenleriyle gideriyorduk. Festival’e Jethro Tull gelince iyiden iyiye murada erilmişti. Artık Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’na gelecek yabancı grupları bekler olmuştuk.
Bu beklenti bir anda stadyum konserine taşınacak ve Metallica ülkemize gelecekti. Konseri düzenleyen organizatör Ahmet San’dı ve birbiri ardına dünyaca ünlü gruplar ve isimler ülkemize gelip, stadyum konserleri verecekti. Sonrasında rock barlar, canlı müzikler vesaire derken doksanların ortasına geliverdik.
1996 yılının sohbaharına doğru bir festival haberi yayılmıştı. Bu festivalin yabancı konuğu da bir rock efsanesi olan Status Quo’ydu. Benim gibi kadayıf rockçıları sevindirecek ya da bir anlam ifade edecek olsa da yeni rock dinleyicisi için Status Quo , seksenli yılların moda parçalarından biri olan “In The Army Now’ı yapan bir gruptu. Eh bu yüzden de biraz burun kıvrılıyor hatta pop muamelesi görüyordu.
25 Ekim 1996’da yapılacak bu festivalin üst başlığı ‘ ROCK FESTIVAL 96’ idi.  Eskilerin ufak organizasyonlarında yapılan rock festivalleri vardı. Bunlara ‘1. Geleneksel Rock Festivali’ denilirdi ama ikincisi olmazdı. Bu hataya düşmemek için bu seferkine 96 yılı konulmuştu. Ancak bu festivalin de 97’si görülemedi.
‘ROCK FESTIVAL 96’ küçük bir organizasyon değildi. Bu organizasyonu gerçekleştiren isim Ahmet San’dı ve festivalin sponsoru Tuborg’du. O zamanlar bira firmaları konserlere sponsor olabiliyor, reklam verebiliyor hatta konser salonunda bira da satılabiliyordu.
Tuborg Rock Festival 96’nın o yıla özgü sloganı “Babalar Günü” idi ve konserin afişinde de festival ibaresinin altında ikinci başlık olarak yerini alıyordu. Şimdi ne alaka babalar günü Ekim’de olmaz ki? diyebilirsiniz ve haklısınız da ama bunun onunla bir alakası yoktu. Konsere bu ismin verilmesi Status Quo bir ‘baba’ gruptu ve bizim de ‘baba’ rockçılarımızın yer alacak olmasıydı. ‘Baba’ denilince de akla hemen Erkin Koray gelirdi ki  festivalin ağır toplarından biri de o olacaktı.  Her ne kadar Bulutsuzluk Özlemi ismi afişe Status Quo’dan sonra yazılmış olsa da “Babalar Günü “ denilince herkesin aklında Erkin Koray geliyordu. Bugün de o günü yaşayanların anılarında Status Quo ve Erkin Koray konseri diye  kalmıştır.
“Babalar Günü” konserinin afişi ve bileti oldukça görkemliydi. Bu görkeme konserin yapılacağı yerin ismi de ekleniyordu. İsme bakar mısınız : Dünya Ticaret Merkezi. Breh breh amaney…  Yahu biz stadyum konseri vesaire düşünürken Amerika’yı ayağımıza mı getirdik neydi. Daha o yıllarda İstanbulu bu kadar gökdelen, plaza yığını sarmamıştı ve biz de sonuçta az biraz solcuyduk. Rockçılarda pek bu tip yerlerden haz etmezdi. Ciks bir yer olmasından biraz kıllandık doğrusu. Babalar için gidilirdi ve biraya da yabancı değildik dedik ve gittik.
Dünya Ticaret Merkezi denilen yer Yeşilköy’de bir fuar alanıydı. İsmi ile mütenasip bu görkem görkem üstüne yer konser vermek için en olmayacak alandı. Akustiği bozacak alçak tavan sesin çınlamalar yapmasına neden oluyordu. Böylesi bir ortamda da konser bir zulme dönüşüyordu. Dev bir hol denilebilecek bu alanın havasızlığı da eklenince eyvah eyvah dedirtiyordu.
Moğollar, Bulutsuzluk Özlemi, Erkin Baba derken sahneye Status Quo çıktı ama dinlemekten çoktan vazgeçmiştik zira kulaklarımızda yoğun bir çınlama hakimdi ve sahneyi de göremiyorduk. Bir havalimanı holunu andıran bu yer alçak tavanlarıyla da sahneyi görünmez hale getiriyordu.
Status Quo ile ilk kez konserde buluşmuştuk ama kulağımızda çın çın öter olmuştu.  Konserden sonra grubun o yıl çıkan “Don’t Stop albümünün CD’sini alacaktım. Bu albümde grup eski  klasik parcaları kavırlamıştı.  Beach Boys, Chuck Berry, Beatles, Credence Clearwater Revival gruplarının unutulmaz parçalarını Status Quo’dan dinlemek güzeldi.
 Aptulika

bluesperisan@gmail.com
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...