bülent seyitdanlıoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bülent seyitdanlıoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Temmuz 2023 Pazartesi

Rock'a Göz Kulak Olmak... Ankara Nazım Hikmet Kültür'deydi: 22 Temmuz 2023!

 



Ankara'da Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde olunca etkinlik sonrası Nazım Ustanın dediği gibi
 "Dostların arasındayız/ Güneşin Sofrasındayız"
 misali oluveriyor insan. 
Tabi o gün hava sıcaklığının yüksekliğinde İstanbul'dan nemli ve hamur misali yola çıkarken Ankara'ya geldiğimizde gene şairin dediği gibi 
"Akın var akın / Güneşi zapt edeceğiz/ Güneşin zaptı yakın" 
diyorduk ve zapt ettik de galiba!
Ankara bir başka ve Ankara'da gene Rock bir başka güzel tınlıyor. 

Ankara'da olunca mutlaka bizi Birsel Harputlu karşılar. 


Trio yani üçlü benim için en ideal rock grubu ölçüsüdür...  ZZ Top, ilk kuruluşuyla Motorhead,  Rush, ELP, Cream, Taste, Police, Grand Funk Railroad ve devamı gelir.

Aklınızda olsun kalabalık bir masada rakı muhabbeti yapmayın. Onun en ideali üç kişilik bir masadır. Eğer her biri filozofsa beş kişi içebilirsiniz ama dört kişi de tehlikeli ve sorunludur. Neden mi? Dört kişi, çiftli rakamdır ve iki taraf birbirine bölünür ve her kafadan bir ses çıkar, muhabbet falan hak getire, kafa çacığa düşer ve ertesi günü baş ağrısıyla kalkarsınız. O zaman üç kişi yani trio harikadır. İşte böyle biz de bir anda BAM oluverdik ve kent kent gezmeye başladık, adeta bir turne gibi. 

Turne gibi dediğime bakmayın topu topu iki şehir, dört etkinlik yaptık ama bu iş bizi fena halde sarıverdi.  Meral'le İstanbul'a dönerken, "bir sonraki etkinlikte şunu da katalım" falan diye sohbetler bile eder olduk. Yani biz bu işi sevdik.


Ankara'da Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde olunca etkinlik sonrası Nazım Ustanın dediği gibi "Dostların arasındayız/ Güneşin Sofrasındayız" misali oluveriyor insan. 

En son geçen Cumartesi Ankara'da Nazım Hikmet Kültür Merkezi'ndeydik ve bizi konuk etmeleri muhteşemdi. Hele o gelenler bize öyle coşku verdiki. Etkinlik sonunda oturup sohbet ettik ve doyamadık.

Birsel gibi Ankara dediniz mi aklıma Mete Öztürk geliverir.

Bu arada bu üçlü ne yapıyor derseniz? Evet ekinliğimizin ismi: ROCK'A GÖZ KULAK OLMAK ! Şimdi bazıları  bizim kendimizi bir halt sanıp "rock'a göz kulak olma" derdine düştüğümüzü sanır. Ama işin aslı benim daha önceden yaptığım "GÖRME BİÇİMLERİ" ile Bülent'in radyo programı "KULAK MİSAFİRİ"nin birleşiminden oluşan bir trio etkinliği. Yoksa kimseye hele ki ROCK'a  "göz kulak olma"  derdimiz yok. 

Bülent bu sefer "Radyo Tadında" sunumunu yenilemiş ve John Lennon'un son albümü üzerine güzel bir dinleti ve söyleşi gerçekleştirdi. 

İşte bu şekilde Ankara'daki etkinlikte Bülent sunumunu yenileyerek bu sefer John Lennon'un son yılları ve son albümünü ele alan dinleti ve sunum yaptı. 

Meral, rock'ın görsel yanını ele alan sahne kıyafetleri, giysiler üzerine güzel bir Görme Biçimleri yaptı. Bu arada pelerinler üzerine hazırladığı bölümde Metin Milli pelerini görselini unutması ayrı bir espri konumuzdu. Kızcağızın üzerine "Metin Milli'yi unutmasaydın" diye İstanbul'a gelene kadar az gitmedik. 


Ankara etkinliğimizi iki Nazım Hikmet Kültür Merkezli kahramanı biri resmin sol yanındaki Jethro Tull tişörtlü Yasin ile resmin en sağ yanında yer alan şapkalı olan arkadaş ( benim sima hafızam iyidir ama isim hafızam çok kötüdür. Bu yüzden çok özür dilerim) bizi inanılmaz bir şekilde ağırladılar. Binlerce teşekkür. 


En son ben de plak kapakları üzerine bir Görme Biçimleri yaptım. Ama en son sahneye çıkmak her zaman "assolist" hesabı olmuyormuş. Bizim çıktığımız sahnede bizden sonra konser olacağı için hızla hareket edecektik. Ara sıra Nazım Hikmet Kültür Merkezi'ndeki arkadaşa "Kaç dakikam kaldı" diye sorup sorup devam edecektim. Ama playlisti tam tekmil sundum, hatta Bis bile yaptım.  

BAM trio olarak "Rock'a Göz Kulak Olmak" etkinliğinde Ankara'da Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde harika anlar yaşadık. Ankara gene de bir başka ve herkese buradan selam ederim. 

BAM Trio'dan Aptulika


9 Ekim 2022 Pazar

Günlük Değil GÜNDELİK 0038 - Pazar Keyfim: Kulak Misafiri

 


Radyo ODTÜ'de her pazar yayınlanan KULAK MİSAFİRİ'ni dinledikten sonra yazmadan edemiyorum. Bu gece de öyle oldu. Bu arada "GÜNDELİK" dedik ama "Dakikalık" oldu ya neyse. 

Bir ay öncesi Timothy B. Smith'in "Day By Day" albümüyle ilgili bir yazı yazmıştım ve hatta yazının başlığına da "Bu albüme İlgisiz Kalan Kaybeder" gibisinden bir başlık atmıştım. İtiraf edeyim hiç ilgi görmeyen az okunan yazılarımdan biriydi. Oysa albümü çok sevmiştim ama yapacak bir şey yok, kimse yeni bir şey keşfetmek istemiyor. 

Albüm yazısından sonra hemen Bülent Seyitdanlıoğlu'ndan mesaj aldım. Yazıyı okumuş ve albümü sevmişti. Ve bu gece de Timothy B. Smith'e ayrılmış bir Kulak Misafiri programı yaptı. Öyle güzel hazırlanmıştı ki albümü ilk defa dinliyormuşum gibi geldi. Bir radyo programı dinlemenin en güzel yanı da bu yeni bir albümü tanımak ya da bilmediğiniz tınılara doğru keşifler yapmak. Radyo programı bunun için özel ve güzeldir.

Teşekkürler Kulak Misafiri. 

Bu arada Radyo ODTÜ'nün sitesinde radyo programı Kulak Misafiri'ni daha sonra da pod cast olarak dinleyebiliyorsunuz hatırlatayım.

Aptulika 

9 Ekim 2022

saat 23: 07

8 Ekim 2022 Cumartesi

Bu Pazar, Kulak Misafiri'nde Timothy B. Schmith var.



Sevgili dostum Bülent Seyitdanlıoğlu'nun hazırlayıp, Bengi Dolgun ile birlikte sunduğu KULAK MİSAFİRİ radyo programını dinlerken, çoğu kez, "Vay be bu programı bende yapmak isterdim." dediğim çok olmuştur. Ama şunu da çok iyi bilirim ki Bülent benim yapacağımdan çok daha farklı noktalardan hareketle o programı işleyecektir. Bu yüzden onun programlarını dinlemek beni ayrı heyecanlandırır, bir anlamda benim boşlukta bırakacaklarım dolar. Sadece radyo programı değil, bir kritik yazısı, çizim ya da bir fotograf ya da her ne varsa... onu oluşturanın bir penceresi varsa benim için değerlidir. İşte o pencereden bakış ayrı bir ufuk verir. Çoğu insan artık bir albüm kritiği ya da bir konser izlenimini önemsemiyor, hatta "Yahu artık her şeye ulaşıyoruz, aracıya ne ihtiyaç var diyebiliyorlar. Ki haklı olabilirler ama her şeye tek bir pencereden bakmak yerine başka pencereleri de kullanmak keyifli değil mi? 

İşte benim için radyo programı dinlemek de böyle bir şey ve KULAK MİSAFİRİ bana yeni pencereler açıyor. 

Bu pazar günü yayınlanacak KULAK MİSAFİRİ'nin gene özel bir konuğu var. Her zaman ki gibi özel bir seçim. Bu seçimlerin bir güzel yanı da sizin için keşiflere de kapı açacak olması. 

Neyse sözü daha fazla uzatmadan Bülent Seyitdanlıoğlu'nun tanıtımıyla bu Pazar günkü KULAK MİSAFİRİ'ne bir göz atalım.




Çok özel bir isim; iyi bir bas gitarist ve iyi bir şarkıcı olduğu gibi iyi bir şarkı yazarı kendisi.

Daha çok Eagles ile tanıyoruz onu; ama öncesinde mücevher değerinde Poco yılları var ve yine çok özel solo albümler.

Kariyerinin son durağı ise Day By Day.

Bu hafta Kulak Misafiri'nde Timothy B. Schmith var.

Biz heyecanlıyız, sizleri de bekliyoruz...

Canlı dinlemek için: www.radyoodtu.com.tr

www.radyoodtu.com.tr

Ana Sayfa | Radyo ODTÜ 103.1



1 Ekim 2022 Cumartesi

Billy Joel, gelecek sene Hyde Park'ta

   


Billy Joel'in 2023'teki  tek Avrupa konserini İngiltere'nin efsanevi  Hyde Park'ınde gerçekleştireceği açıklandı.  

Billy Joel, tüm zamanların en çok albüm satışı yapan altıncı sanatçısı olan Billy Joel, şu sıralar  müzikteki 50. yılını kutluyor.  Geçen çeyrek yüzyılda 160 milyon rekor satan hitler, neredeyse elli yıldır devam ediyor ve art arda 33 Top 40'a imza atıyor. Joel, Greatest Hits Volume I ve Volume II için iki kez RIAA'nın Elmas Ödülünü   ve  10 milyonun üzerinde kopya satan albümleri için sunulan The Stranger'ı aldı. 23 GRAMMY adaylığı ve prestijli Grammy Legend Ödülü de dahil olmak üzere altı GRAMMY Ödülü sahibidir. Joel, Songwriter's Hall of Fame olan Rock & Roll Onur Listesi'ne alındı ​​ve 'Movin' Out' için TONY Ödülü, Popüler Şarkı için Kütüphane Gershwin Ödülü, bir kez-- dahil olmak üzere çok sayıda ödül aldı. Yüzyılda ASCAP Centennial Ödülü. Ek olarak, o bir Kennedy Center onurudur ve Hollywood Walk of Fame'de bir yıldız almıştır. 


Kulak Misafiri radyo programında Billy Joel




Uzun bir aradan sonra. tekrar yayın hayatına dönen Kulak Misafiri radyo programı daha önce de olduğu gibi her pazar saat 22:00'de  Radyo ODTÜ'de. 

Bülent Seyitdanlıoğlu'nun hazırladığı ve Bengi Dolgun'la birlikte sunduğu Kulak Misafiri'nin yeni yayın dönemindeki ilk programında bu pazar, Billy Joel yer alacak. 



18 Eylül 2022 Pazar

Kulak Misafiri yeniden başlıyor!



Pazar gecelerimizin alışkanlığı ve benim vazgeçilmez tutkum Kulak Misafiri radyo programı yeniden başlıyor. Program bir ara vermişti ve yokluğunu gerçekten hissettik. Tür kaygısı gütmeden rock'ın farklı renklerini bize sunan radyo programı, Bengi Dolgun'un temiz bir Türkçe ile sunumu ve Bülent Seyitdanlıoğlu'nun ince eleyip sık dokuyan analizleriyle benim takdir ettiğim ve dinlemeye doyamadığım (hatta dinlerken gaza gelip çizim yaptığım) bir programdı. Tekrar bizlerle birlikte olacağı için sevinçliyim. Şimdi sözü Kulak Misafiri'ni hazırlayan Bülent Seyitdanlıoğlu'na bırakalım:

"Uzun çok uzun bir aradan sonra Radyo ODTÜ'deyim. Yanımda çok sevdiğim iki insan. Biri bir rock'ın'roll kahramanı, büyük yetenek Batu Akdeniz. Belirteyim büyük sürprizleri var sizlere. Diğeri Kulak Misafiri'nin diğer yarısı, yol arkadaşım ve ortağım Bengi Dolgun...

Keyfime diyecek yok...

Sizleri çok ama çok özlemişim...

Bu arada Radyo ODTÜ'de yeni yayın dönemi başlıyor, tabii ki Kulak Misafiri de...

— Batu Akdeniz ve Bengi Dolgun ile birlikte Radyo ODTÜ 103.1'da."



Kulak Misafiri radyo programını merakla bekliyoruz. 



13 Mart 2022 Pazar

Bu Gece Kulak Misafiri ile 1975 yılına Chicago konserine gidiyoruz.



 1960'ların sonunda İngiltere'de Alexis  Korner, Graham Bond gibi isimler Britanya Blues'u oluşturuyorlardı. Ancak onların bir başka hayalleri daha vardı, o da 1950'lerin Amerikan caz orkestralarını yani caz big band'lerini oluşturmak.  Nefesli enstrümanların tekmili birden yer aldığı İngiliz big band'lar kurulsa da bu denemeler yerini bir süre sonra blues rock'a doğru yönünü değiştirecekti. 



Graham Band bu konuda gönül koyup, güzel işler yaptıysa da İngilizlerin big band'ler gene de geçmişin nostaljik canlandırılmasından öteye gidemeyecekti.  İşte bunlar olurken kıtanın öteki yanında kurulan Chicago Transit Authority, 1968 yılında bu hayali ABD'de gerçekleştirecekti. Sonradan kısaca Chicago ismini alacak bu grup, nakliye şirketine benzer adıyla rock'n roll'un en görkemli big band'ını kuracaktı. Onların da bir ayağı elbet caz'a dayanıyordu ama 1970'lere damgasını vuracak caz rock füzyonlarının da ilk habercileri oluyorlardı. Bir yanda nefesli enstrümanlardan kurulu bir kadro bir yanda da rock'ın en sert tınılarını harmanlayan klasik rock dörtlüsü. Hazin bir kaza sonucu hayata erken yaşta veda eden gitarist Terry Kath'in de ismini zikretmeyi ihmal edersek bu grubu yeterince tanımlayamamış oluruz hani. 

İlk albümlerini 1969'da "Chicago Transit Authoritiy" adıyla yapan grup, bir yıl sonra "Chicago" adıyla yapacakları ikinci albümle devam edeceklerdi. Grubun bir başka güzel yanı da albümlere isim vermek yerine "Chicago III", "Chicago V " diye numaralar vererek devam etmeleriydi. 

1970'li yıllarda ülkemizde de plakları çıkan ve sağlam bir dinleyicisi de olan bu grubun ilk albümü çekme bir bir kaset sayesinde benim de elimden düşmeyecekti. 

Bu sabah uyandığımda günümü gene bu güzel grupla açacaktım. Aziz dostum Bülent Seyitdanlıoğlu radyo programı Kulak Misafiri'ni bu pazar Chicago grubuna ayırmış. İşte programın alttaki duyurusunu görünce bu gruba olan düşkünlüğüm yeniden alevlenecekti.


Şimdi sözü Bülent'e bırakalım ve bu geceki Kulak Misafiri programında neler var ona bir bakalım:

1975 yılı Haziran'ında üç gece efsane Chicago sahneyi bir başka efsane grupla paylaştı; bu özel konser rock tarihinde yerini Beachcago ismiyle aldı.

Kulak Misafiri, tam 47 yıl öncesine gidiyor ve bu özel gecelerde Chicago'yu ağırlıyor.

Peki, bu konserlerde Chicago hangi efsane grupla sahneyi paylaşmıştı.

Bu sorunun cevabı ve konserlerle ilgili diğer ayrıntılar Kulak Misafiri'nde.

Kulak Misafiri Radyo ODTÜ'de...

Canlı dinlemek için: www.radyoodtu.com.tr


Programın bu tanıtımından sonra akşamı bekleyelim derim ve Kulak Misafiri'ndeki bu güzel buluşmayı bekleyelim derim.

APTULİKA

13 Şubat 2022 Pazar

Jethro Tull yeni albümüyle KULAK MİSAFİRİ'nde



Jethro Tull'ın yeni albümü "The Zealot Gene" ile ilgili bir yazı yazmak için günlerdir boğuşup duruyorum. Bu arada yazı için bir çizim yaptım, hatta renklendirdim bile ama yazıyı bir türlü bitiremedim. Tam bu sırada Bülent Seyitdanlıoğlu arkadaşım imdadıma (bilmeden) yetişti. Bu gece Radyo ODTÜ'de yapacağı Kulak Misafiri isimli radyo programını Jethro Tull'ın yeni albümüne ayırmış. Ben de hemen yaptığım çizimi onun haberini duyururken paylaşayım dedim. Jethro Tull'ın yeni albümüyle ilgili bir yazı hazırlayacağım ama bu gece kulaklarımız Kulak Misafiri'nde olacak diyoruz ve sözü Bülent'e bırakıyoruz...

"Ian Anderson, artık ağır sağlık sorunları yaşadığını ve bunun sahne performansları sırasında uğradığı duman saldırısından kaynaklandığını açıkladı.

Bu arada 2017 yılında temelleri atılan ve uzun bir aradan sonra çıkan Jethro Tull'ın taptaze albümü de dinleyici ile buluştu.

Bakarsınız Ian Anderson da programa bizzat katılır.

Jethro Tull ve The Zealot Gene Kulak Misafiri'nde..."


KULAK MİSAFİRİ 

13 Şubat 2022 

saat 22:00'de 

Radyo ODTÜ'de


5 Şubat 2022 Cumartesi

Kulak Misafiri: Kalk kalbe karşıdır!



 Bazı anlar vardır ve o yaşanan için "iyi ki olmuş" dersiniz. 2017'de yaptığım "Sait Faik'ten Kafka'ya" sergimi İstanbul'un ardından Ankara'ya taşımıştım.  İşte orada yaşanan bir an benim için çok önemliydi ve bu sergiyi iyi ki Ankara'da da yapmışım diyecektim. O sayede çok güzel bir insanla tanıştım. Bu kişi Bülent Seyitdanlıoğlu'ydu. Ondan sonra beş yıllık bir güzel dostluğumuz oldu. Dostluğun yekünü beş yıl olsa da sanki yüzyıla bedel gibi. Kendi adıma Bülent'le keşke daha önce tanışmış olsaydım derim. 

Bülent her hafta Radyo ODTÜ'de Kulak Misafiri isimli programı hazırlayan bir radyocudur. Ancak o her gün aksatmadan facebook sayfasında rock adına paylaşımlar yapar. Bu paylaşımlar ve oluşturduğu tarihsel görseller da bir radyo programı gibidir. Sadece kendi yaptıklarını değil, benim blogdak yazdığım bir yazı ya da bir çizim varsa paylaşıp, insanlara ulaştırır. sadece o mu, yaptığım bir etkinlik, çizim her ne varsa insanlara ulaştırır. Açık konuşmak gerekirse Bülent'ten başka hiç kimse de böyle yapmamıştır. 

Bu hafta bu dostluğun bir güzel yansıması daha olacaktı. Durun hele bir anlatayım: Benim radyo aşkımı bilirsiniz. Bu hastalığıma bir başka güzel dostum Cenk Akyol kurduğu Kooperatif"le ilaç oldu. Yeni iletişim sözcüğüyle podcast olarak ayda bir radyo programı hazırlıyorum ve bu ayın programı da bu pazartesi yayına girecek. İçimde bir heyecanla bekliyorum. 

Benim radyo sevdam sadece kendi yaptığım radyo programıyla sınırlı değildir, dinleyici olarak da tutkum sürer. Pandemi vesaire derken Bülent'in radyo programı Kulak Misafiri'ni de uzun süredir dinleyememiştim.. Bugün içimden bir ses yarın geceki Kulak Misafiri'nde acaba neler var diye beni dürtecekti. Hemen Bülent'in facebook'taki sayfasına baktım. Bir de ne göreyim, bu öyle bir şeydi ki, hani "kalp kalbe karşıdır" deyimi var ya aynen doğrulanacaktı. Nasıl mı? Buyrun aşağıdaki Kulak Misafiri programının tanıtımına bakın:

1975 rock tarihi açısından çok önemli bir yıl olmuştu. Bu yıl  çıkan albümlerden birisi de Pink Floyd'a ait  Wish You Were Here idi. 

Wish You Were Here tam 46 yıl sonra efsane isimlerle  yeniden yorumlandı.

Klavyede Yes'den  Rick Wakeman, davulda  Deep Purple'dan Ian Paice bunlardan yalnızca ikisi.

Bu albümde yer alan diğer isimler kimler ve albümün hikayesi bu Pazar Radyo ODTÜ 103.1'de.

Canlı dinlemek için: www.radyoodtu.com.tr

 Bülent yarın ki yani bu pazar günkü programında Pink Floyd'un "Wish You Were Here" albümünün efsane isimlerle 46 yıl sonraki bir yorumuna yer verecek.  Peki benim bir sonraki gün yayına girecek programımda ise 1975'teki bu albümün benim için ne derece öneme haiz olduğunu anlatan bir sunum ve buradan albümle aynı adı taşıyan parçaya yer vereceğim. Gene benim programda konuk olan isimlerden biri de Rick Wakeman ve onun da eski bir parçası yer alacak. Yani programlarımızın listelerini hazırlarken birbirimizden habersiz böylesi bir noktada buluşmuşuz. Açıkçası ne ben ne de Bülent birbirimizin yapacağı programın içeriğinden haberimiz yoktu. Hani yeni moda bir laf var ya, "Pişti Olmak" diye ama bizimki öyle bir şey değil... tam tersine birbirini takip edecek iki program oluşturmuşuz. Bundan güzel şey var mı hani. 

Kalp kalbe karşıdır... Bülent dostum seni iyi ki tanımışım. Rock ve müzik sevgisi içinde kulak misafiri olmak gibisi var mı?  Bu pazar can kulağı ile programa kulak misafiri olacağım ardından da pazartesi günü  benim "Aksi İhtiyar" programı başlayacak. Bu çok güzel bir buluşma oldu doğrusu.

Aptulika

2 Eylül 2021 Perşembe

Mikis Theodorakis yaşamını yitirdi.



Mikis Theodorakis yaşamını yitirdi. Ülkesi Yunanistan'da yas ilan edildi.


Sinema sanatı onun beste ve icralarıyla bir başka güzeldi.


Yüzlerce beste ve icrasının yanısıra , ülkesini 1967-1974 yılları arasında yöneten askeri cuntaya karşı mücadelesiyle de öncü bir isimdi o.


Mikis Theodorakis yaşamını yitirdi. Ülkesi Yunanistan'da yas ilan edildi.


Yalnızca Yunanistan değil dünya kültürü için çok değerli güzel bu insanın ardından saygıyla...

23 Mayıs 2021 Pazar

Bob Dylan 80 yaşında.



Bugün Bob Dylan 80 yaşına giriyor. Bu konuda Bülent Seyitdanlıoğlu'nun yazısına yer veriyoruz. 




"Ben , Robert  Allen  Zimmerman

Dylan adını seçtim, çünkü Dillon adında bir amcam vardı. Vurgusunu değiştirdim, çünkü böylesi kulağa daha hoş geliyordu. Dylan Thomas'ın yazdıklarının bir kısmını okudum, ama benimkiler gibi değildi. Birbirimizden oldukça farklıyız.

İnanın ki adımı Dylan Thomas'ın onuruna değiştirmedim. Bu tümüyle uydurma. Ben Dylan Thomas için onun benim için yaptıklarından fazlasını yaptım. Bakın bir yığın genç büyük olasılıkla bu söylentiyi duydu duyalı onun şiirlerini okumaya başladı."


Evet, bugün Bob Dylan'ın doğum günü ve Kulak Misafiri Bob Dylan'ın doğum gününü kutluyor.

O  bugün itibarıyla 80. yaşında.

İyi ki doğdun Dylan...

 

15 Nisan 2021 Perşembe

PEGI YOUNG’IN ARDINDAN GECİKMİŞ BİR YAZI




Öncelikle bu yazı için geciktiğimi belirteyim ve gecikme için özür dileyim Aptulkadir Elçioğlu’ndan. 

Yazı 2019 yılının Ocak ayında yitirdiğimiz bir kadına ilişkin ve bu  kadının ismi Pegi Young…

Peki Pegi Young kim?

Kanadalı efsane, şarkıcı ozan geleneğinin en büyük isimlerinden Neil Young’ın eşi Pegi Young.

Neil Young en güzel şarkılarını Pegi Young için yazmış; hatta 1992 tarihli Harvest Moon albümü  tümüyle Pegi Young’a adanmış. 

Albüme adını veren şarkı aynı zamanda albümden çıkan ilk single olma niteliği de taşıyor. Şarkı albümün bir özeti gibi ve Young bu şarkıda ay motifi üzerinden Pegi Young’a olan sonsuz sevgisini anlatıyor. Şarkının videosunda ise ikiliyi dans ederken görüyorsunuz. 



Asıl adı Young Margaret Mary Morton, Pegi’nin; 1952 California doğumlu. Neil Young ile garson olarak çalıştığı Lokanta’da tanışıyor. 

Bu tanışmanın hikayesini yine Harvest Moon albümünde yer alan başka bir şarkı olan Unknown Legend’da  “bir lokanta’da çalışıyordu ve ondan daha güzelini görmedim…” diyerek anlatıyor Neil Young ve  “çöl yolunda bir yerlerde Harley Davidson kullanıyor ve uzun sarı saçları rüzgarda uçuşuyor…” şeklinde de devam ediyor. 



1978 yılında evleniyor ikili ve Pegi Young 1983 yılından itibaren  çıktığı her turnede vokalist olarak eşinin en büyük destekçisi oluyor. 

1994 yılında ise, Neil Young’ın Oscar adayı olan şarkısı Philadelphia için ödül töreninde birlikte sahneye çıkıyorlar ikili olarak. 

Pegi Young  iyi bir şarkıcı ve şarkı yazarı olarak da kabul ediliyor bugün; bu kariyerinin başlangıç albümü  2007 tarihli ve kendi ismini taşıyor; albümde Neil Young ve yakın arkadaşları tam tekmil hazır tabii ki.

Pegi Young, tüm bunların yanı sıra sıkı bir aktivist. Neil Young ile birlikte The Bridge School Benefit konser etkinliğini düzenledi yıllarca. Çok uzun süre devam eden bu etkinlikte rock dünyasının  efsane isimleri sahne aldı ve akustik performanslar sergilediler. Örnekse Pearl Jam, bu konserlerde her daim hazır bulunanlardan biri.

Bu etkinlik yani The Bridge School Benefit, bir okula finansman sağlamak amacına yönelik olarak düzenleniyordu.


Okulun adı Bridge Schcool ve adından da anlaşılacağı gibi bir köprü niteliği taşıyor. Bu köprünün temelleri fiziksel engeli ya da karmaşık iletişim ihtiyacı olan çocuklar için atılmış. Amaç alternatif iletişim ve yardımcı teknoloji ile engelli çocuklara yardımcı olmak.

Pek tabii ki; okulun kurucuları da Neil Young ve Pegi Young’dan başkası değil; çünkü, Neil Young Pegi Young çiftinin bir çocuğu Serebral Palsi diğeri epilepsi hastası; yine Neil Young’ın ilk çocuğu da aynı dertten müzdarip.


Uzun  süre de,  birlikte  güzel ve güçlü bir aile olarak mücadele verdiler engelli çocuklar için.

Ancak olan oldu; Neil Young bu birlikteliğe noktayı koyduğunda tarihler 2014 yılını gösteriyordu. 

Bu ayrılıktan çok kısa bir süre sonra, bir sinema yıldızıyla ortaya çıktı  Neil Young ve hemen akabinde 2016 yılında evlendi bu kadınla.  

David Crosby, Stephen Stills ve Graham Nash pek hoşlanmadılar ve tepki verdiler bu evliliğe…

Hepiniz biliyorsunuz Neil Young’ın  evlilik sonrası  eşim diye tanıttığı bu isim Amerikalı sinema oyuncusu Darly Hannah’tan başkası değildi. 

Pegi Young’ın kariyerini son albümünü, klavyeci ve söz yazarı Spooner Oldham liderliğinde kurulan Survivors grubuyla birlikte çıkardı.

Albümün ismi Raw; folk rock çizgisi üzerine kurulu   güçlü ses örgüsüyle Neil Young’a sesleniyor bu albümde Pegi Young ve neden? diye soruyor tam 36 yıl evli kaldığı, birlikte müzik yaptığı, kendi çocuklarının da içinde bulunduğu engelliler için birlikte mücadele yaptığı adama ve devam ediyor tüm duygusallığı ile “…neden hayatımı mahvetmek zorundaydın?”

Bu sorunun cevabını inanın ben de arıyorum. 

Evet, Pegi Young Raw’ın yaratım sürecinde kanserle mücadele ediyordu ve 2019 yılı Ocak ayında yitirdik onu.

Yazının sonunda Pegi Young’a, bu güzel insana illa ki kulak misafiri olun diyorum; yarattığı ses örgüsü gerçekten kayda değer.

Bülent Seyitdanlıoğlu




14 Nisan 2021 Çarşamba

Kulak Misafiri'nde bu pazar

 


Radyo ODTÜ'de yayınlanan Kulak Misafiri programının tanıtım afişini gördüğünüzde kafanız da soru işaretleri oluştuğunu tahmin ediyorum. Ancak biraz daha dikkatli olanlar bu resimdeki erkeğin Neil Young olduğunu farkedeceklerdir. Afişin altında  Pegi Young yazısını görünce de sağdaki kişinin Neil Young'ın eşi olduğunu anlayacaklardır. 

İyi de afişe "Neil ve Pegi Young" yazılabilirdi. Öyle ya bu kişi efsane bir müzik insanın eşi. Hiç öyle değil, zira Pegi Young bir müzisyen olduğu gibi Neil Young'ın efsane albümlerinde de pek azımsanmayacak katkıları olan biri. Bu nedenle de pazar gecesi yayınlacak olan Kulak Misafiri'nde  Neil Young'ın Pegi için yazdığı şarkılar ve Pegi Young yer alacak. 



Pegi Young için özel bir program olacak Kulak Misafiri, 18 Nisan 2021, pazar günü saat 22.00'de Radyo ODTÜ'de yayınlacak. 

Kulak Misafiri'ni hazırlayan Bülent Seyitdanlıoğlu'nun kaleme aldığı Pegi Young yazısına da yarın burada yer vereceğiz. 

Kaçırmamanızı özellikle tavsiye ederim. 

Aptulika


3 Aralık 2020 Perşembe

Ginger Baker tişörtü hayalim gerçek oldu.


The Cream grubunun tişörtü olsa giyer misiniz? 

Bu soruya hayır diyecek bir rock dinleyicisi olacağını hiç sanmam. 

Belki bu soruyu tişört imalatçısı bir isme sorsak, "Aptul, pek satmaz ama güzel fikirmiş." diyebilir. Aslında o güzelim albüm kapaklarından bir The Cream tişörtü çok güzel de olur hani. 


Dünyanın gelmiş geçmiş en özel rock triosu Cream rock tarihindeki yerini çoktan ve haklı olarak almıştır. O grubun üç isminden biri olmasın Cream diye bir şey olmaz. Peki Cream grubunda en önemli isim derseniz herkes bir anda gitarist Eric Clapton diyecek. Benim için Clapton da önemlidir ama basçı Jack Bruce önceliklidir. Davulcu Ginger Baker ise muhteşem bir şeydir. Caz kökenli bir davulcu olan Baker, kelimenin tam anlamıyla rock için ideal biridir ama buna karşın oldukça suratsız, sert biridir de. Hani tişört için en az uygun olacak isimdir. 

 Oysa Ginger Baker çizimini yapmak için en ideal yüz yapısına sahip biridir. Geçen yıl 6 Ekim 2019'da bu davulcuyu kaybettiğimizde aklımdan bir tişörtü olsa da giysem diye geçirmiştim. Bu düşüncemi Ankara'dan dostum Bülent Seyitdanlıoğlu ile de paylaşmıştım galiba. Ve bir yıl sonra hayalim gerçek oldu.


Bu pazartesi gelen bir kargoyu açtığımda içinden bir tişört çıktı. Bülent Seyitdanlıoğlu güzelim radyo programı "Kulak Misafiri" için hazırladığı tişörte Ginger Baker'ın suretini yerleştirmiş. İşte en sonunda oldu dedim ve bir güzel giydim. 


Bu arada Bülent bana bir sır da verdi, bu fotoğrafı Ginger Baker hiç sevmiyormuş, hatta Bülent bu konuda Facebook sayfasından da  uyarı almış. 

Her şey bir yana benim Ginger Baker tişörtüm oldu. Sadece tişörtte değil radyo programlarında da çok özel olanı çalan "Kulak Misafiri" her pazar Radyo ODTÜ'de. Benden hatırlatması diyelim ve yazıyı noktalayalım.

Aptulika


27 Mayıs 2020 Çarşamba

Led Zeppelin severlere müjde efsane konser bu hafta sonu Youtube'da








Birlikte oldukları 10 yıl boyunca 8 albüm ve sayısız konser verdiler ve davulcu John Bonham'ın 1980 yılında ölümünün ardından topluluğa noktayı koydular.
Bu tarihten tam 27 yıl sonra 10 Aralık 2007 tarihinde birararaya geldi Robert Plant, Jimmy Page ve John Paul Jones ve çok özel bir konser verdiler.
Bu konserde John Bonham'ın yerini hepinizin bildiği gibi oğul Jason Bonham almıştı.
Led Zeppelin'in yıllar sonra bu bir araya gelişi, kendileri için çok özel bir isim olan Atlantic Records'un sahibi Ahmet Ertegün'ün ardından bir saygı duruşuydu ve bu konser daha sonra Calebration Day ismiyle albüme de dönüşmüş, ayrıca DVD olarak da yayınlanmıştı.
İşte, söz konusu konser bu hafta sonu Cumartesi günü Türkiye saati ile saat 22'de Led Zeppelin'in resmi Youtube kanalından izleyicisi ile buluşacak ve tam 3 gün gösterimde kalacak.
Bu konserde Led Zeppelin, içerisinde Black Dog, Dazed And Confused, Kashmir, Whole Lotta Love, No Quarter and Stairway To Heaven'da olduğu toplam 16 şarkısını seslendirmişti.
Biz bu konseri Radyo ODTÜ'de Kulak Misafiri'nde daha önce konuşmuş ve birlikte dinlemiştik.
Son söz olarak bu konser kaçmaz diyelim ve heyecanlandığımızı belirtelim.



17 Mayıs 2020 Pazar

2 yıl öncesi bu ay CAMEL ile buluşmuştuk



Bundan iki yıl önce Camel, 22 ve 23 Mayıs'ta “Playing Moonmadness Plus Other Classic Tracks” turnesi kapsamında İstanbul'da da sahneye çıkmıştı.


 Topluluğun ve rock tarihinin en önemli gitaristi Andrew Latimer canlı canlı sahneye çıktığında ilahi bir atmosfer kaplamıştı her yanı.


Evet bugün Andrew Latimer'in doğum günü.



Ve Bülent Seyitdanlıoğlu o özel günleri hatırladı ve güzel bir yazı kaleme aldı. 






Camel dünyanın en büyük progresif rock gruplarından biri.

1970' lerde "Mirage", "Snow Goose, Moonmadness" gibi progresif rock tarihininin en önemli albümlerine imza atan topluluk, 80'lerin ikinci yarısında dağılmıştı.

90'larda yaptıkları dönüş ise 2000'li yıllarda son bulmuştu.

2013 yılında topluluk yeniden bir araya geldi ve o günden bu güne turneler sürüyor.

Camel, 22 ve 23 Mayıs'ta “Playing Moonmadness Plus Other Classic Tracks” turnesi kapsamında İstanbul'da da sahneye çıkmıştı.

Camel'in tek konser için geleceği açıklandığında zaman durmuş, biletler satışa çıktığında ise aynı gün tükenmişti. Turnenin İstanbul ayağına bir konser daha eklenerek sorun çözüldü, sonradan.

Topluluğun ve rock tarihinin en önemli gitaristi Andrew Latimer canlı canlı sahneye çıktığında ilahi bir atmosfer kaplamıştı her yanı.

Evet bugün Andrew Latimer'in doğum günü.
Andrew Latimer an itibarıyla 71 yaşında ulu bir çınar 
ve 
iyi ki doğdu...


11 Mayıs 2020 Pazartesi

Bülent Seyitdanlıoğlu bu gece instagram canlı yayın konuğum


Korona günleri sebebiyle sosyal medya olanaklarını hızlandırmaya başladık. İki hafta önce icaf'ın (İstanbul Comics and Art Festival) instagram yayınına konuk olduktan sonra bana ilham oldu ve canlı yayına başladım. İlk yayını geçen hafta Geronimo Yalnızkartal'la yaptım. Bu pazartesi gecesi de instagram canlı yayınında radyo yapımcısı Bülent Seyitdanlıoğlu konuğum olacak.


Blues Perişan blog'undaki yazılarıyla da tanıdığınız Bülent Seyitdanlıoğlu, Radyo ODTÜ'de her pazar yayınlanan KULAK MİSAFİRİ'nin yapımcısı.  Böyle olunca da onunla en başta şu korona günlerinde radyo programı yapmanın zorlukları ve bize verdiği moral destek üzerine konuşacağız.

Bülent'in radyo yayınlarını Ankara'dan yapması sebebiyle Ankara'daki müzikal ortam üzerine bilgiler alacağız. Ve tabi bir çok konuyu ve Kulak Misafiri radyo programının anonsunda söylediği gibi " Tür ayrımı yapmadan" rock üzerine söyleşeceğiz. 

Sizler de bize katılmak isterseniz bugün saat 21.00'de 
https://www.instagram.com/blues_perisan/
 adresinen canlı yayını izleyebilirsiniz. 


26 Nisan 2020 Pazar

KULAK MİSAFİRİ Playlisti - Parça Listesi


Radyo ODTÜ'de yayınlanan KULAK MİSAFİRİ programında bu pazar gecesi "Koronavirüs Günlerinde Hatırladıklarım ve Keşifler" yazılarımda yer alan grup ve albümlerden bir seçki yer aldı. 
Bülent Seyitdanlıoğlu'nun hazırladığı ve Bengi Dolgun ile birlikte sunduğu KULAK MİSAFİRİ radyo programında seçtiğim parçalarla konuk olmak harikaydı. Şu evde kalma günleri bittiğinde bir an önce Ankara'ya gidip bu güzel programda fiziki olarak da konuk olacağım. Ama playlisti yaparak da konuk olmak kıvanç vericiydi, böylece radyo hasretimi de giderdim diyebilirim. 
Bülent Seyitdanlıoğlu, Bengi Dolgun ve Radyo ODTÜ'ye beni konuk ettiği için teşekkürler.

Programın çalma listesini sırasıyla aşağıda görebilirsiniz. 


24 Nisan 2020 Cuma

Koronavirüs Günlerinde Keşifler KULAK MİSAFİRİ'nde


Bir hafta sonra Ankara'da "Cem Karaca'dan Zappa'ya" sergimi açacaktım. Ve tabii oraya gidince ilk hasret gidereceğim dostum Bülent Seyitdanlıoğlu'nun harika radyo programına konuk olacaktım. Bunları aylarca planlıyor ve günleri iple çekiyorduk... Ancak korona günleri gelecek ve hayallerimiz suya düşecekti. ( Ha bu arada şu günler geçsin gene olacak) 
Bütün bunlara rağmen Bülent'in radyo programı KULAK MİSAFİRİ'ne bu pazar konuk oluyorum. Nasıl mı? Onu da Bülent Seyitdanlıoğlu bizlere anlatsın.
APT


Bu Pazar KULAK MİSAFİRİ'nde

Her an izini sürdüğüm ve içerisinde yer almaktan onur duyduğum müzik bloğu Blues Perişan, bir Aptülkadir Elçioğlu alamet-i farikasıdır.
Türk Karikatürünün olduğu gibi aynı zamanda yazı ve çizgileriyle rock'n'roll tarihimizin de önemli figürlerinden can dost Aptülkadir Elçioğlu, bu olağanüstü koronavirüs günlerinde 60 ve 70'lerin izini sürdü; olağanüstü şarkıları ve mücevher değerinde toplulukları günyüzüne çıkararak bunları Blues Perişan'da yazdı ve yazmaya devam ediyor.
İşte, bu keşiflerin izinde bu hafta Aptülkadir Elçioğlu'nun seçtiği şarkılara yer veriyoruz Kulak Misafiri'nde; başka bir ifadeyle bu hafta Kulak Misafiri can dosta emanet.
Teşekkürler Aptülika...


23 Nisan 2020 Perşembe

Marian Faithfull, Covid 19 tedavisinden iyileşerek çıktı.


Marian Faithfull, üç haftalık tedavi sonrasında iyileşti

Son günlerde malum virüs yüzünden popüler müzik dünyası bir çok kayıp verdi.

Ancak dün gece Londra'dan çok güzel bir haber geldi.

Geçtiğimiz günlerde Covid 19'u pozitif çıkan rock dünyasının ikonik şarkıcısı Marian Faithfull, Londra'da bir hastanede tam üç haftalık tedavi sonrasında iyileşerek taburcu olmuş.

Avusturya'lı bir baronesin kızı olan Marianne Faithfull, Rolling Stones denilince ilk akla gelen isimlerden. Brian Jones, Keith Richards ve Mick Jagger, O'nun peşinden epey yuvarlandı; O'da Rolling Stones'un. 

Rolling Stones klasiği olarak belleklere kazınan" Sister Morphine" O'na ait. Mick Jagger Keith Richard ikilisinin ilk bestesi "As Tears Go By" la çıktığı müzik yolculuğunda, kült bir şarkıcı ve şarkı yazarı olarak yoluna devam ediyor ve an itibarıyla da tam 73 yaşında.

Biz buradan Marianne Faithfull ve rock dünyasına geçmiş olsun dileklerimizi sunuyoruz.


25 Mart 2020 Çarşamba

Kıyıdaki RENK






Öncelikle İrfan Ertan’a teşekkür etmeliyim. İrfan,  bir tarihçi ve aynı zamanda iyi bir rock dinleyicisi,  bu anlamda Kulak Misafiri için de çok önemli bir isim.
Şubat ayının sonlarına doğru bana ulaştı İrfan ve "Yepyeni bir albüm çıkıyor; albüm Ankaralı bir grubun ve seni tanıştırmak istiyorum" dedi. 

Renk ile tanışmam  ve 6 Mart’ta çıkacak albümden çıkan ilk single’ı dinlemem bu şekilde oldu. Bu ilk single, çok sağlam bir grup ve iyi bir albümle karşılaşacağımın da  bir kanıtıydı.

İrfan Ertan ile grup elemanları Anıl Kahvecioğlu (gitar, klavye ve bas), Gökhan Şensönmez (gitar, Klavye) ve Kemal Türkeri (bas) soğuk bir Ankara öğleden sonrasında buluştuk. 
Böylece RENK ile albümde davulda yer alan Bulut Gör haricinde  bizzat tanışmış da oldum.
Bu buluşmada grup ve yeni çıkacak albümleri "Kıyı" konumuzdu tabii ki. 

Albümün tanıtım gecesinde yani 3 Mart’ta buluşmak üzere ayrıldık bu güzel buluşmadan.
Ancak, bu dinletiye katılamadım ne yazık ki; albümün 6 Mart’ta yayınlanması sonrasında ise yine ne yazık ki bu kez sonu belirsiz  malum "Korana" günleri başladı.
İşte bu Korana günlerinde dinledim albümü; karşılaştığım ses örgüsü ve bütünlük üzerine, yüz yüze görüşmeyi bekleyemeden hazırladığım soruları Anıl’a gönderdim ve böylece Anıl’ın verdiği yazılı yanıtlar üzerinden bu söyleşi ortaya çıkmış oldu.
İsterseniz bu söyleşiye başlamadan önce topluluk tarihinin Kıyı albümü öncesinde yaptığı ilk ve tek single’ı birlikte dinleyelim.
Sonsuz Karmaşa single’ı 2016’da yayınlanmış ve tam 8 dakikadan oluşuyor. Sonrasında Renk ve Kıyı’ya Anıl’ın anlatımıyla birlikte tanıklık yapalım.

Sanırım bu şarkı grup ve ses örgüsü hakkında size bir fikir verdi.
Şimdi 2020 yılına Kıyı albümüne gelelim. 
Anıl’la yaptığımız söyleşiyle baş başa bırakıyorum sizi.  

https://open.spotify.com/album/6PeoxRdSlmnG9Kh2NIxwX6?si=HZFOKIOfRJSCxewl7pKNOg 

 Renk’in tam 10 yıllık bir geçmişi olduğunu biliyorum. Nasıl bir araya geldi topluluk?
10 senelik bir grup olmasına rağmen aslında Renk’in şu anki vizyonunun ve duruşunun ilk adımlarını 2013’te atmıştık. Öncesinde Pink Floyd, Dire Straits, Deep Purple, Led Zeppelin ağırlıklı bir repertuvarımızın olduğu, ortalama olarak ayda bir sahne aldığımız bir cover grubumuz vardı. 2013 öncesi Renk’te şu anki grup kadrosundan ben ve Kemal vardık sadece, Gökhan da birkaç şarkıda bize eşlik ediyordu. Davulda Renk’in kurucu elemanlarından Erol vardı. Vokalde o zamanlar ben yoktum, sadece gitar çalıyordum, vokalleri Burak yapıyordu, ben bir iki şarkıda söylüyordum sadece. Klavyede de uzun zaman beraber çaldığımız Yaman vardı ama hemen hemen her üniversite grubunun yaşadığı grup krizini biz de yaşadık ve önce Burak gruptan ayrılma kararı aldı, daha sonra da Yaman. Bir anda 4 kişi kalmıştık ve ne yapacağımızı bilmiyorduk. Klavyecimiz yok, yıllardır vokal yapan arkadaşımız da gruptan ayrılmış…
4 kişi yaptığımız ilk stüdyonun anıları hala aklımda. Ne çalsak olmuyor, eksik kalıyor, her şey gerçekten çok kötü oluyor. Birimizden “beste mi çalışsak?” fikri geldi. O stüdyoya kadar sahnede çaldığımız tek bir beste vardı, şu anki albümde de yer alan Son Defa (o zamanki hali çok çok farklıydı tabii ki!). Son Defa tabloda yaşayan bir adamı anlatıyordu, sembolik öğelerle dolu bir başkaldırı hikâyesiydi. Biz de bunun üzerine bir hikâye inşa etmeye giriştik. Ben vokale geçtim, Gökhan klavyevari ambient gitar çalmaya girişti. İnsan demek ki zorda kalınca ve bu zorluktan çıkış yolu aramaya çalışırken yeni şeyler keşfediyor. Hepimiz enstrümanımızla ilgili bir sürü yeni şey keşfettik bu süreçte. Benim elimde o zamana kadar bestelediğim birkaç şarkı vardı, şu anki Mekanik Hayat ve Renk onlardan iki tanesi. Kemal Özgürlük’ü yazıp bize yollamıştı. Bir anda elimizde birkaç tane şarkı olmuştu. Sürekli Kızılay’daki Sarkaç Kafe’de buluşup albümün hikâyesi üzerine konuşur, çay kesmeyince Eskici’de bira içer olayların nasıl örüleceğini, şarkıların birbirine nasıl bağlanacağını konuşurduk. İtiraf etmeliyim, gerek müzikal gerekse de entelektüel olarak 7 senedir hepimizin en keyif aldığı dönem şüphesiz bu dönemdi. Geceleri yatmadan önce saatlerce şarkıları kafamda çaldığımı, hikâyeyi düşündüğümü hatırlıyorum. Gruptaki herkes için geçerliydi bu. Ülke olarak da çok heyecanlı bir dönemdi 2013, umut doluydu birçok şey. Böyle bir ortamda biz tam 15 şarkılık bir konsept oluşturduk. Kıyı’daki 11 şarkının hemen hemen hepsi bu 15 şarkı içinden dünyaya geldi diyebiliriz. 15 şarkıyı da tamamen sadece bir konserde çalma şerefine erişebildik. Bir daha da fırsat olmadı. Kullandığımız görsellerle, dağıttığımız tiyatrovari broşürlerle ve konsepte uygun bir şekilde art arda çaldığımız 15 şarkı ile bu konser bence Renk tarihinin en özel 3 konserinden biridir.
Daha sonra davulcumuz Erol yüksek lisans için Almanya’ya gitti ve gruptan ayrılmak zorunda kaldı. Yerine Kıyı’nın da davullarını çalan ve kayıtlarını yapan Bulut geldi. Şu anki kadro böyle oluştu. Bu ekiple Kıyı’nın kaydından önce Ankara’da, İstanbul’da, Eskişehir’de ve Antalya’da birçok konser verdik. Her zaman bir beste grubu olduk, cover şarkılara olabildiğince az yer verip kendi şarkılarımızı ön plana çıkarmaya çalıştık. Bunda da başarılı olduğumuzu söyleyebilirim, zira küçük ama gerçekten nitelikli bir fan kitlemiz oluştu. Nitelikli diyorum, çünkü bu insanlar gerçekten bizimle aynı duyguları paylaştılar, her konserimize geldiler, şarkılarımızı başka insanlara ulaştırmak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Bunlar olurken 2016 yılında ilk teklimiz olan Sonsuz Karmaşa’yı yayınladık. Sonsuz Karmaşa’nın da etkisiyle bir de Polonya’nın ünlü Gdansk kentinde bir konser verme şansımız oldu ve müziğimizi uluslararası bir platformda Polonyalı müzikseverlerle paylaşma imkânını yakaladık. Kemal, Gökhan, Bulut ve ben bu süreçte çok fazla güzel anı biriktirdik ama aralarındaki en değerli anılardan biri şüphesiz Polonya serüveniydi. Gdansk şehrinden çok güzel ve motive edici tepkiler aldık ve artık bir albüm kaydetmenin zamanının geldiğine karar verdik.
Kıyı Mart’ın hemen başında yayınlandı. Oluşum süreci üç yılı aşıyor. Öncelikle neden Kıyı ismini verdiniz albüme ve oluşma süreci; ayrıntıları neler? 
Kıyı’nın kayıt süreci 3 yıl olsa da aslında işte böyle uzun bir zaman diliminin ürünü. Müziğe bakış açımız da bu süreçte şekillendi. Müziği asla sadece müzik olarak görmek istemedik hiçbirimiz. Bir felsefesi, bütünlüğü, anlatmak istediği bir hikâye olmalıydı; bu nedenle müziği işitsel bir aktivitenin ötesinde her zaman entelektüel bir aktivite olarak gördük. Buna ek olarak, müziğin diğer sanat alanlarıyla da birleşmesi gerektiğini düşündük her zaman. Albümü bir anlatı şeklinde yazıya döktük, konserlerimizde filmlerden, kısa filmlerden şarkılarla uyumlu kesitler gösterdik, ressam arkadaşlarımızla saatlerce üzerine düşünüp resimler çizdik. Albümün ve teklilerin kapak resimleri de gerçekten çok ince düşünülmüş, uzun bir çabanın eseri.
Albümün adı Kıyı oldu, çünkü Kıyı metaforik olarak yaşamın inşa edildiği, insanın kendi hayatını uzaktan izlediği, kısacası kendisini ve varoluşunu anlamlandırdığı yer bu albümde. Albümün genel teması aslında kendi kıyısından hayatını izleyen, ama aynı zamanda onu deneyimleyen ve gerçek anlamda onu yaşayan sıradan bir adamın hikâyesinin üzerine kurulu. Her bir şarkı adım adım işte bu var olma sürecini anlatıyor. Bu genel tema dışında konsept kesinlikle spesifik olarak bir hikaye anlatmayı seçmiyor, tam tersine soyut anlatılar üzerinden hikayeyi dinleyicinin doldurmasını talep ediyor.
Kıyı bir konsept albüm olarak karşımızda; ama daha çok enstrümantal bir yapıya sahip. Şarkı bazında bir değerlendirme yapmak mümkün mü?
Genel hatlarıyla şarkılardan kısaca şöyle söz edebiliriz:
Hikâye Son Defa ile başlıyor. Son Defa, bir tabloda uyutulan, bütün hareketleri kısıtlanmış bir adamı, onun tablodaki buhranlarını, sıkıntılarını ve özgür olma arzusunu betimliyor. Şarkının sonlarına doğru hikayenin kahramanı uykusundan uyanıyor ve tablonun çerçevesini kırarak tablonun dışına çıkmayı başarıyor. Ardından epik bir hayata gelme teması işlenen Düşüş’te, adamın tabiri caizse tablodan yaşama doğru düşmesi, yani gerçek anlamda var olmasını anlatmayı planladık. Şarkıda kreşendolarla gelen timpaniler ile bu düşüş anı arasında bir tezatlık yaratmak istedik. 
Üçüncü şarkı Özgürlük var olmanın en saf halini anlatıyor. Henüz hiç kimseyle karşılaşmamış olan hikayenin kahramanı dilediği gibi koşuyor, dağlarda geziniyor; tablodaki hayatında hissetmediği bütün arzuların tadını çıkarıyor. Şarkının son cümlesi olan “ve ben özgürüm!” bu arzunun en net şekilde dışa vurulmuş hali diyebiliriz.
Albümün dördüncü şarkısı olan Evsiz, ismi üzerine en çok düşündüğümüz şarkı oldu. Şarkının ilk adı Ev’di, daha sonra Ev/Siz yapmak istedik ama en sonunda Evsiz’de karar kaldık. Bu kadar kararsız kalmamızın en önemli sebebi bu şarkının hem Ev’de, yani dünyada, olma hissini hem de aynı zamanda evsiz olma, yani dünyaya yabancı olma hissini anlatması. Evde olma ve evsiz olma hissinin bir aradalığını, kahramanın kapıyı açmasıyla birlikte karşılaştığı kalabalıkla ve onlarla arasında bir özdeşlik kuramamasıyla anlatmaya çalıştık. Şarkının sonundaki garip (!) mekanik sesler de hem bu kaosa dikkat çekiyor, hem de bizi beşinci şarkıya, yani Mekanik Hayat’a hazırlıyor.
Kapıyı kapatan adamın geri dönemediği ve mekanik bir şekilde akan hayatın gerçekliğiyle yüzleştiği bir manzarayı anlatıyor Mekanik Hayat. Gitarların şarkı boyunca çok ritmik bir şekilde çalması bunun bir ifadesi. Albümde başladığı melodiyle biten tek şarkı Mekanik Hayat. Bu da aslında adamın maruz kaldığı mekanik döngünün bir göstergesi.

Kırmızı, kahramanın bu mekanikliği kırma çabasını anlatıyor. Kırmızı, bir insan olmanın da ötesinde aslında adamın kendisi için yarattığı bir arzu nesnesi; kahramanın içindeki bütün arzuların soyut bir dışavurumu, bir nevi adamın kendi avatarı. Kırmızı ile, adamın mekanik hayatta içine düştüğü esir hali yok etme isteğinin tasvir edildiğini söyleyebiliriz. Kırmızının Külleri de bu arzu nesnesinin adamı terk etmesini konu alıyor. Kahramanın şarkıda kendisine “aslında kül olan o değil ben miyim?” diye sormasıyla Kırmızı’nın aslında adamın kendisinin dışavurumundan başka bir şey olmadığını anlatmaya çalıştık. Dünyaya karşı olan yabancılığının sonucunda adamın arzularının kendisini terk etmesini anlatıyor bu şarkı.
Çıkış Yok ise yaşanılan bu çaresizliği, dünyaya olan yabancılaşmayı toplumsal bir kaygıyla anlatıyor. İlk defa Kırmızının Külleri’nde kullanılan gölge metaforu burada da karşımıza çıkıyor. Bilindiği üzere gölgeler aydınlık yerlerde oluşur ve nereye giderseniz gidin sizi takip eder. “Gölgeler korkutuyor beni” diyor kahramanımız, çünkü onlardan kurtulamıyor. Yaşamın onu takip etmesinden, onu kendi iradesi dışında biçimlendirmesinden yakınıyor şarkı boyunca. Şarkıda geçen “Susmak yedi bitirdi beni, hala zamanı gelmedi mi?” sözü de bir isyan noktasını vurguluyor. Bir sonraki şarkı Fantasmagorya gölgelerle olan korku dolu bir karşılaşmayı anlatıyor. Orijinal ismiyle Phantasmagoria gölgeler kullanılarak yapılan bir çeşit korku tiyatrosu anlamına geliyor. Kahraman aslında kendisinin de dahil olduğu, var olan her şeyin gölgeleriyle birlikte sahnede olduğu bir gölge tiyatrosunun içerisinde buluyor kendisini. Şarkıdaki korku öğelerini bu atmosferi yaratabilmek için kullandık.
Sondan bir önceki şarkı olan Mavide Boğulma, adamın halet-i ruhiyesi bağlamında Özgürlük şarkısına geri dönüşü temsil ediyor. “Düşlerin içinde bir ses, kal diyor bitmeyen nefesimde” diyor kahraman. Bu bağlamda, şarkı özgür olma ve yaşam arasındaki gerilimi simgeliyor. Özgürlüğün rengi olarak tasvir ettiğimiz mavinin içinde boğulma arzusunu anlatıyor. Şarkıda duyulan balina sesleriyle de bu atmosferin oluşturmaya çalıştık.
Renk son şarkı olmasından ötürü bütün hikayenin düğümlendiği yer olarak görülebilir, fakat tam tersine Renk tam da sonsuz bir döngünün anlatıldığı bir “son” şarkı. Son Defa ile arasındaki bağ da buradan geliyor. Şarkının liriklerinde birçok rengin anlamından ve adamın hayatındaki yerinden bahsediliyor. Beyazların içinden bakan çocuk ve hayatı siyaha çalan bir grilikte olan adam arasında bir doğum-ölüm ikiliği kurmaya çalıştık. Fakat bu ölüm bir “son” imgesinden ziyade yeni bir başlangıcı vurguluyor. Şarkı “esiyor rüzgar” derken adam bir uçurumun eşiğinden hayata “düştüğü” ilk yer olan kendi tablosuna ve havada asılı duran tablolar yığınına bakıyor. Gitar solosu bittikten hemen sonra giren Son Defa’nın giriş melodisi ile de bu döngü tamamlanıyor.
Albümün temasını tek bir ifade ile tanımlayacak olursak, sanırım bu “sonsuz bir yaşam döngüsü” olurdu. Görece somut ifadelerle anlatmaya çalışsam da bu albümün hikâyesindeki her bir nokta birer açık kapı ve kesinlikle keskin bir öykü sunmuyor. Albümün de böyle bir amacı yok, zira bu bir müzik albümü ve öncelikli derdi müzik ile bir şeyler anlatmak. Enstrümantal bölümlerin uzun olması, boşlukları dinleyicinin doldurması için açmaya çalıştığımız geniş bir alan. Hikâyenin anlatısı ne olursa olsun, dinleyiciler de eğer bizimle benzer heyecan ve tutkuyu paylaşabiliyorlarsa bizim için bu albüm misyonunu tamamlamış oluyor.

Evet,  ben de bu söyleşi için Anıl’a ve Renk’e teşekkür ediyorum.
Belirteyim karşınızda çok sağlam bir grup ve çok sağlam bir albüm var. Yolun açık olsun Renk…


Renk 


Kırmızı


Son Defa

Mekanik Hayat

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...