Chicago etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Chicago etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ağustos 2022 Salı

Her An İçin Chicago!


 

Artık kendi kendime ve tüm cihana itiraf etmeliyim ki, ben kelimenin tam anlamıyla bir Chicago hayranıyım. Yok yok öyle her albümünü tam tekmil dinlemiş ya da hatırı sayılır bir şekilde plaklarını biriktirmiş değilimdir. Onların altın devirlerindeki albümleri dışında pek takip ettiğimde söylenemez ama her zaman gönlümü çelen yanları olmuştur hani. İşte şimdilerde de Chicago'nun yeni bir albümünün çıktığı haberini görünce hemen özlemle dinlemeye başlayacaktım. 


Chicago'nun altın devri 1970'lerdir ve daha sonrası aynı tadı vermez ama grubun birbiri ardına albümleri bugüne kadar çıkmıştır. Grubun en ilginç yanı da albümlerine isim yerine sayı vermeleridir. Bu seferki yeni albümün ismi ""Born For This Moment" olsa da aslı gene de "Chicago XXXVIII" dır. Grubu ben 15 sayısından sonra bırakmış olsam da bu çalışmayla 38. albümlerine imza atmışlar. Dile kolay ama müzik tarihi açısından zor bir olay. Nedenine gelince, Chicago'nun müzik tarzını takip edebilenler oldukça küçük bir azınlık olsa gerek, ben bu yazıyı yazıyorum ama çok eminim ki isteyerek ya da merak ederek tıklayan insan sayısı on kişi olursa işi gücü bırakırım ve sevinçten göbek atarım hani.  


1970'lerdeki caz rock akımının rock hanesine daha yakın duran Chicago'yu ilk olarak Chicago Transit Authority adıyla tanımıştık. O dönem ülkemizde de hatırı sayılır bir dinleyicisi olan grubun plakları da yerli baskı olarak yayınlanmıştı. 55 yıllık kariyerinden bu yana grupta kimler kaldı derseniz, ilk başlangıçtan bugüne kalan üç emektarı görüyoruz. Grubun kuruluş kadrosundan Robert Lamm (keyboard ve vokal),  James Pankow (trombon) ve Lee Loughnane (trompet) bu albümle yola devam edenlerden. Nefesli enstrümanlarla rock yapılan bu grupta gene de öne çıkan isimler hep klasik rock grubu halindeki alışkanlıkla vokal ve gitarist gibi elemanlar olurdu. Şimdi o ilk kadrodan nefesli enstrümanları yüklenen iki gizli kahramanın yer alması beni daha keyiflendirdi diyebilirim. Geçmişin öne çıkan kahramanlarından Robert Lamm en tanınan olsa da grubun alışıldık başrol yıldızı Peter Cetera bu sefer kadroda yok. 





Peter Cetera grubun ilk kuruluş dönemi yani Chicago Transit Authority adındayken yoktu. Vokalleri genelde gitarist Terry Kath yapardı. Sonra gruba Peter Cetera gelecek ve vokalden sorumlu tek eleman olacaktı. Bu grubun ilk tutkunları için sevimsiz bir şeydi, zira müzikalitesinin yanısıra politik ve protest yanını yok edercesine "genç kızların sevgilisi" vari bir başrol oyuncusunun gelmesi gibiydi. Ben kendi adıma oyumu Kath'den kullansam da Cetera vokalini de sevmişimdir ama soundu biraz yumuşattığı (pop rock'a yönlendirdiği de) bir gerçektir. Bu yeni albümde Peter Cetera yok ama onun tenor sesini takip eden Kanadalı vokalist ve gitarist  Neil Donell  var. 

Yarım asırlık grubun 38. albümüne "Born For This Moment" demesi ilginç gelebilir ama ben bunu "Chicago her an için doğdu" diye söylemeyi daha uygun buluyorum. Bu albümde geçmişin o muhteşem yapıtlarını beklemek hayal kırıklığına uğratabilir ama izlerini elbetteki bulabilirsiniz. O geçmişin ( bugün elli yaşını aşmış olanların bileceği) "Aşk Gemisi" tadında bir albüm. O eski diziyi izleyen o eski kuşaktan hangimiz o gemide olmak istemezdik. Geminin barındaki Ayzek ve kel kafalı kaptanı hangimiz unutabiliriz. O dönemi hatırlamayanlar ne yapabilir, Chicago'yu tanımak için? Kolay değil 38 albümü en baştan tekrar dinlemeye başlayacaklar. Bu kolay değil ama keyfine diyecek yoktur. 

Aptulika



25 Nisan 2022 Pazartesi

"Bird of Passage" ile evimize giren büyük orkestra



Jose Smith, "Bird of Passage" albümünde 1940 ve 50'lerin caz big band'lerini blues rock'ta canlandırıyor.  Blues,  rock ve caz'ın birleştirip nefeslilerden  oluşan dev bir kadro ile yapılan bu albümde, görkemli bir etki sağlanırken, geçmişin big band yapısı günümüze taşınıyor.  



Amerikalı usta gitarist Josh Smith, 8 Nisan 2022'de Flat V Music etiketiyle çıkan "Bird of Passage" albümünde büyük  orkestra ile bir albüm yapma arzusunu gerçekleştiriyor. Büyük orkestra dediğimiz o eskilerin 1950'lili yılların caz big band'lerini hatırlatan bir yapı.

Rüya Projeleri listesinden

 Yapımcılığını Josh Smith ve basçı Calvin Turner'ın üstlendiği albümün kayıtları  Los Angeles'ta Flat V Stüdyo'larında ve Nashville'de Sound Emporium Stüdyo'larında yapılmış.  Smith uzun zamandır bu tür bir albüm yapmak istiyormuş ama bunu gerçekleştirmek için, daha önce olanak bulamamış... “Her zaman devam eden bir rüya projeleri listem vardır” diyen Josh Smith sözlerine şöyle devam ediyor:  “Bu, Calvin Turner ile yıllardır konuştuğumuz bir konuydu. O beni gaza getirdi ve başladım.”  Böylece basta Calvin Turner, davulda Lemar Carter, orgda Larry Goldings ve bir parça da da  kontrbasta kuzeni Alex Frank'i yanına alan gitarist, nefesli enstrümanlardan oluşan geniş bir orkestra ile bu çalışmayı oluşturmuş. (1)  

Şimdi de burada bir virgül koyalım ve Josh Smith'i biraz tanıtmaya girişelim. İtiraf edeyim ki ben de tesadüfen bulduğum, bu albümüyle tanıdım bu ismi.  Mick Jagger , Joe Bonamassa , Eric Johnson ve Raphael Saddiq gibi isimlerle de aynı sahneye çıkmış olan Smith, Amarikalı bir bir gitarist.  Connecticut'ta doğup Florida'da büyüyen Smith , gitara altı yaşında başlamış. Yirmili yaşlarının başında Los Angeles'a taşınmadan önce sekiz yılını bölgesel blues grubu The Rhino Cats'in solo gitaristi olarak geçirdi. Orada, Joe Bonamassa , Eric Johnson , Andy Timmons ve Kirk Fletcher gibi birçok önde gelen sanatçıyla kayıt ve performans sergileyerek çok aranan bir stüdyo müzisyeni olarak görev yapmış.  2009'dan itibaren de kendi adına solo albümler yapan sanatçının "Bird of Passage" çalışması da yedinci albümü olmakta.   (2)

Big Band'lerin dayanılmaz cazibesi

Artık yazının bundan sonrasında Josh Smith'in yeni çıkan "Bird of Passage" albümüne... Şimdi haklı olarak, "sanki başka bir yerde miydik?" diye soracaksınız. Elbette haklısınız ama yazının bundan sonrasına albüme benim penceremden bir bakış sunacağım. 

Albümü ilk gördüğümde daha dinlemeye başlamadan önce önü alınmaz bir heyecan duydum. Elbette 4 ya da bilemedin 5 kişiden oluşan rock gruplarına tutkunum ama o eskilerin büyük orkestraları yani big band'leri, beni çocukluğumdan bu yana oldukça heyecanlandırır. Öyle ki bu tutku kimi zaman daha da ileri boyutlara gider büyük orkestra ile yapılmış Frank Sinatra, Dean Martin, Nat King Cole plaklarının karşısında da otomatikman "sahibin sesi" konumuna düşerim. İşte bu nedenle "Bird of Passage" albümüne de bu merakla atlayacaktım. Dinlemeye başlayınca da doğru yerde olduğumu anlayacaktım.


Jose Smith
'in "Bird of Passage" albümünü dinlerken aklıma hemen Alexis Korner'ın 1970 ve 1972 yılında yaptığı CCS albümleri gelecekti. (3) İngiliz Blues'unun bu büyük ustası da 1940 ve 50'lerin caz big band'lerini blues rock'ta canlandırmıştı, o yıllarda. Üstelik o yılların İngilizlerinde bu tutku da olan sadece Korner değildi. Graham Bond da (4) bu tutku ile bir çok çalışma yapmıştı. İşin ilginç yanı o yıllarda ABD'li  müzisyenler big band'lerden çoktan vazgeçmişlerdi bile. Ha bu arada pek haksızlık etmeyelim hani Amerika'da da 1970'li yıllarda Blood Sweat and Tears ve Chicago gibi güzellikler de rock ile caz'ı birleştirip nefeslilerden de oluşan rock big band'leri kuracaklardı. İşte Smith'in "Bird of Passage" albümünü dinlerken aklıma bunlar gelecekti. 

"Bird of Passage" ile evimize giren büyük orkestra

Albümün ilk parçası "Doublecross"ta o muhteşem big band havasına giriveriyorsunuz. İşin en güzel yanı da siyah - beyaz bir film karesi hayal gücünüze göre kafanızda canlanıveriyor. Nefeslilerin her tonda farklı akışında sunulan farklı boyutlarındaki fonda sağlanan hareketli akışta Smith'in tane tane gitar solosu akıp gidiyor. Sona doğru orgun kirli tondaki solosu bizi içine almaya yetiyor.   Enerji dolu bu başlangıçtan sonra "Brand New" geliyor. Bu albümde yer alan tek vokalli parça olmakta ve blues ile caz arasında gidip gelen duygusal bir atmosfere kapılarımızı açıyoruz. Bu arada "Brand New"de vokali de Smith üstleniyor. Böyle damardan bir sesi olan başka biri olsa her parçada vokal yapardı ama bu yetisini bir parçada kullanması daha akılcı olmuş, zira olayın yönü başka bir noktaya kayabilirdi. 


Albümü dinlerken bu ekip tekmili birden İstanbul Festivali'ne gelse ve Açık Hava Tiyatrosu'nda konser verse duygusu geçiveriyor aklımdan, ama artık İstanbul Festivali yapılıyor mu? (elbette yapılıyor ama benim ki gıcıklık olsun hesabı) ... ya da yapılıyorsa bile o otuz yıl öncelerindeki gibi ilgi var mı?  soruları birbiri ardına geçiveriyor akıl dehlizlerimden.

Üçüncü sırada “Hopeless Quarters” geliyor ve gene enstrümantale dönüyoruz.  Ardından gelen "Fat Hair"de Josh Smith'in yumuşak tonlu gitarı içe akar bir şekilde başlıyor ve big band'in aralarda açtığı kulvarlarla nefesleniyoruz. Larry Goldings'in org ile yaptığı keskin oyunlar da dikkat çekici. Sonrasında “Rare Plus” geliyor ve bu sefer de 1970'lerin funk havası big band'e taşınıyor. Lemar Carter'ın davul atakları tansiyonu idare ederken, Smith funk ritminde alt yapıda fonu oluştururken org harika sololarla fink atıyor ardında gitar tizden kesik kesik sololarıyla giderken nefesliler coşuyor.   

"The Wayfarer" ve Unauthorized Cinnamon" ile son bulan albümde blues'tan caz'a varan bir big band yolculuğunda retro bir keyfe varıyoruz. Josh Smith "Bird of Passage" albümünde bizi bir yandan elli yıl öncesine götürüyor ama big band yapısını bugüne taşıyarak yeni bir iş yapmış oluyor. Sizi bilemem ama beni fazlasıyla heyecanlandırdı bu çalışma.

APTULİKA

 

 (1) Mke O'Cull'un www.rockandbluesmuse.com/ daki haberinden

(2) https://www.allmusic.com/artist/josh-smith-mn0002339671/biography

(3) https://en.wikipedia.org/wiki/C.C.S._2

(4) https://en.wikipedia.org/wiki/Graham_Bond











13 Mart 2022 Pazar

Kulak Misafiri'nde Chicago dinlerkene...

 


Sabah Kulak Misafiri'nde Chicago'nun olacağını öğrenince çok sevinmiştim ama yayın başlayana kadar bu kadar keyif alacağımı ummamıştım. Şu anda programı dinlerken kelimenin tam anlamıyla 1975 yılında ve o konserdeymişim gibi hissettim. İtiraf etmeliyim ki en büyük isteğim bir Chicago konseri izleyebilmiş olmaktı ama ne yaş olarak ne de parasal imkan olarak 1970'li yıllarda böyle bir şeyi yaşamam imkansızdı ama iddia ediyorum en keyifli konser Chicago konserleri olsa gerek. 

Evimin içinde şu anda gözlerimi kapamış konseri yaşıyorum. Ve tabii her zaman olduğu gibi bir yandan da çiziyorum. Teşekkürler Bülent ve Bengü... Çok teşekkürler. Kulak Misafiri gene bir pazar gecemi şenlendirdi. 

APTULİKA

Bu Gece Kulak Misafiri ile 1975 yılına Chicago konserine gidiyoruz.



 1960'ların sonunda İngiltere'de Alexis  Korner, Graham Bond gibi isimler Britanya Blues'u oluşturuyorlardı. Ancak onların bir başka hayalleri daha vardı, o da 1950'lerin Amerikan caz orkestralarını yani caz big band'lerini oluşturmak.  Nefesli enstrümanların tekmili birden yer aldığı İngiliz big band'lar kurulsa da bu denemeler yerini bir süre sonra blues rock'a doğru yönünü değiştirecekti. 



Graham Band bu konuda gönül koyup, güzel işler yaptıysa da İngilizlerin big band'ler gene de geçmişin nostaljik canlandırılmasından öteye gidemeyecekti.  İşte bunlar olurken kıtanın öteki yanında kurulan Chicago Transit Authority, 1968 yılında bu hayali ABD'de gerçekleştirecekti. Sonradan kısaca Chicago ismini alacak bu grup, nakliye şirketine benzer adıyla rock'n roll'un en görkemli big band'ını kuracaktı. Onların da bir ayağı elbet caz'a dayanıyordu ama 1970'lere damgasını vuracak caz rock füzyonlarının da ilk habercileri oluyorlardı. Bir yanda nefesli enstrümanlardan kurulu bir kadro bir yanda da rock'ın en sert tınılarını harmanlayan klasik rock dörtlüsü. Hazin bir kaza sonucu hayata erken yaşta veda eden gitarist Terry Kath'in de ismini zikretmeyi ihmal edersek bu grubu yeterince tanımlayamamış oluruz hani. 

İlk albümlerini 1969'da "Chicago Transit Authoritiy" adıyla yapan grup, bir yıl sonra "Chicago" adıyla yapacakları ikinci albümle devam edeceklerdi. Grubun bir başka güzel yanı da albümlere isim vermek yerine "Chicago III", "Chicago V " diye numaralar vererek devam etmeleriydi. 

1970'li yıllarda ülkemizde de plakları çıkan ve sağlam bir dinleyicisi de olan bu grubun ilk albümü çekme bir bir kaset sayesinde benim de elimden düşmeyecekti. 

Bu sabah uyandığımda günümü gene bu güzel grupla açacaktım. Aziz dostum Bülent Seyitdanlıoğlu radyo programı Kulak Misafiri'ni bu pazar Chicago grubuna ayırmış. İşte programın alttaki duyurusunu görünce bu gruba olan düşkünlüğüm yeniden alevlenecekti.


Şimdi sözü Bülent'e bırakalım ve bu geceki Kulak Misafiri programında neler var ona bir bakalım:

1975 yılı Haziran'ında üç gece efsane Chicago sahneyi bir başka efsane grupla paylaştı; bu özel konser rock tarihinde yerini Beachcago ismiyle aldı.

Kulak Misafiri, tam 47 yıl öncesine gidiyor ve bu özel gecelerde Chicago'yu ağırlıyor.

Peki, bu konserlerde Chicago hangi efsane grupla sahneyi paylaşmıştı.

Bu sorunun cevabı ve konserlerle ilgili diğer ayrıntılar Kulak Misafiri'nde.

Kulak Misafiri Radyo ODTÜ'de...

Canlı dinlemek için: www.radyoodtu.com.tr


Programın bu tanıtımından sonra akşamı bekleyelim derim ve Kulak Misafiri'ndeki bu güzel buluşmayı bekleyelim derim.

APTULİKA

27 Şubat 2021 Cumartesi

Joanna Connor'dan yeni albüm : "4801 South India Avenue"



Chicago slide gitar ustası Joanna Connor'dan yeni albüm. 

"4801 South India Avenue" adını taşıyan ve dün yayınlanan albüme Joe Bonamassa hem iki parçada konuk olarak hem de plak şirketi olarak destek verdi. 


Chicago dolaylarının yaşayan en önemli kadın slide gitar  ustasıve şarkıcı-söz yazarı Joanna Connor, 14. stüdyo albümü '4801 South Indiana Avenue'yu Joe Bonamassa'nın yeni bağımsız plak şirketi Keeping The Blues etiketiyle 26 Şubat 2021'de yayınladı.

2019'da yayınlandığında büyük beğeni toplayan "Rise" albümünün devamı niteliğindeki yeni albüm, Joe Bonamassa ve Josh Smith tarafından Nashville, Tennessee'deki Ocean Way Recording Studios'ta yapıldı.  

 Joanna Connor ismini bilen bilir ama "o da kim?" diyen ve bu ismi duymamış olanlara şunu diyebiliriz:  James Cotton, Buddy Guy, Jimmy Page ve Junior Wells gibi blues ve rock ustalarıyla çalışmış olan Connor,  1980'lerde Chicago'nun prömiyer blues kulübü Kingston Mines'te ilk kez sahneye çıktığından bu yana blues  ve rock barlarda kendi halinde müzik yapmaya devam etmişti. 58 yaşındaki kadın blues gitaristi, pandemi döneminde boş durmadı ve bu muhteşem albümü yaptı. 


Blues aleminde, "gezegendeki en güçlü ve etkili kadın blues gitaristi" diye tanımlanan Connor, caz ve funk birikiminde hard rock'vari gitar çalışı ve agresif, asabi vokaliyle  son derece yenilikçi bir blues rock gitaristi. 

 Yeni albüm, Joanna'nın geçmişte kaydettiği müzikten tamamen yeni bir deneyimi yansıtıyor. Joanna, “Bu albüm, Chicago'da katıldığım blues okuluna bir saygı duruşu” diyor. "Geleneğin ruhunu yakalamaya ve ona ham enerji ve tutku aşılamaya çalıştık." sözleriyle de devam ediyor.

Albümün oluşması ise şöyle gelişmiş. Geçen yılın Mayıs ayında Joanna Connor'un videolarından birini Joe Bonamassa beğenmiş ve ardından da paylaşmış. Ondan sonrada bu video viral olarak yayılarak, geniş bir kesime ulaşmış. Ardından Joe Bonamassa iletişime geçerek bu albüm çalışması için destek vermiş. 

Joe Bonamassa'nın Connor'u duyması sadece bu videoyu görmesiyle olmamış. Joanna Connor, yıllar önce Chicago'daki House of Blues Backporch Stage'de her hafta sahneye çıkarken, Bonamassa devamlı o barın müdavimleri arasındaymış. İsterseniz öykünün bundan sonrasını da Joanna Connor'dan dinleyelim: "Joe yıllardır benden haberdarmış. Bana yapmam gerektiğini hissettiği ve hiç yapmadığım bir albüm yapmak istediğini söyledi."

Evet olay bir anlamda Cinderella masalı gibi ama liyakata ve keşfe önem veren diyarlarda böyle şeyler oluyor. Şu Joe Bonamassa'ya bizim memlekette kimse ısınamadı ama blues rock'ın beyaz atlı prensi gibi. Eskiyi saygıyla yüceltiyor, yeniye kapı açıyor. Sırf bu özellikler bile bizde neden sevilmediğini anlatıyor galiba. Bizde çelme atmak sevilir. 

Teşekkürler Joe Bonamassa !


Kaynaklar: 

bluesmatters.com

joannaconnor.com

Yorum yerleri: Aptulika






23 Haziran 2019 Pazar

75'lik Mick Jagger, kalp ameliyatından sonra sahnede


 Rolling Stones'un vokalisti Mick Jagger geçirdiği kalp ameliyatından sonra ilk defa konsere çıktı.  Chicago'daki Soldier Field Stadyumu'nda geçtiğimiz Cuma gecesi (21 Haziran 2019) yapılan Rolling Stones konserinde sahnedeki yerini alan Jagger'ın performansını görenler ne onun 75 yaşında olduğuna ne de kısa bir süre önce kalp ameliyatı geçirdiğine kimse inanamadı. 

Nisan ayında Mick Jagger'ın geçirdiği kalp ameliyatı nedeniyle Rolling Stones, 17 konserini ertelemişti. Chicago'da gerçekleşen dönüş konserini 70 bin kişi izledi ve tüm biletleri de günler öncesinden tükenmişti. 

Grup, açılışı klasik şarkıları "Street Fighting Man" ile yaptı. Aralarında  "Angie", "Sympathy for the Devil", "Paint It, Black" gibi Rolling Stones klasiklerininde yer aldığı parçalarını da seslendiren grup, konserini  "Brown Sugar" ile noktaladı. Yoğun alkış üzerine sahneye tekrar çağrılan Rolling Stones"Gimme Shelter" ve  "(I Can't Get No) Satisfaction" ile bis yaptı.

75 yaşındaki Jagger, Nisan ayının başında kalp kapakçığı ameliyatı olmuş, bu nedenle de Rolling Stones konserleri iptal edilmişti.  Her şeye rağmen konserlere devam edceğini söyleyen Mick Jagger, doktorlarının uyarılarına rağmen bunu gerçek hale getirdi.  




Rolling Stones 21 Haziran 2019 Chicago konseri'nden

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...