Yiğit Elvis İlgü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yiğit Elvis İlgü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2020 Cuma

Robert Johnson'ın üçüncü bir fotoğrafı gün yüzüne çıktı!









Blues müziğin en etkili ve en esrarengiz kişiliğinin yeni bir fotoğrafı 20 Mayıs itibariyle gün yüzüne çıktı. 
Yeni ortaya çıkan bu fotoğrafın, bugüne kadar bilinen sadece iki fotoğrafı bulunan Robert Johnson'a ait olduğuna kesin gözüyle bakılıyor. 
Çünkü kaynak ailesi: 1938 yılında Johnson öldüğünde (ya da öldürüldüğünde) henüz 12 yaşında olan ve bu fotoğrafı yıllardır saklayan üvey kardeşi Annye Anderson

Bugün 94 yaşında olan Anderson bir de abisiyle olan anılarından oluşan kitap yayınlamak üzere. "Brother Robert: Growing Up With Robert Johnson" (Abim Robert: Robert Johnson ile büyümek) isimli kitap 9 Haziran'da raflarda yerini alacak.

Bilinen iki fotoğrafın birinde şık takım elbisesi, fötr şapkası ve gitarıyla poz vermişti Robert Johnson. Ustanın ölümünden uzun yıllar sonra piyasaya çıkan "The Complete Recordings" albümünde bu fotoğraf kullanılmıştı. 
İkinci fotoğraf ise Memphis'teki bir fotoğraf kabininden, yani o zamanların 'selfie'si; ağzında sigarası, gitarı, beyaz gömleği ve pantolon askısıyla ciddiyetle objektife bakar Johnson
Yeni ortaya çıkan üçüncü fotoğraf da aynı kabinden, aynı gün çekilmiş. Fotoğrafta yine gitar ön planda ve Johnson oldukça mutlu görünüyor.

Eric Clapton'ın "gelmiş geçmiş en önemli bluescu" diye bahsettiği Johnson 1911 Hazlehurst / Mississippi doğumluydu. 1936'da kayıt ettiği hepi topu 29 parça blues'un mihenk taşı olarak kabul edilir. Rivayet odur ki, iyi bir bluescu olma isteğiyle yanıp tutuşan Mississippili genç Robert Johnson bir gece yarısı gitarını alıp yakındaki bir dört yol ağzına (crossroad, Clarksdale kasabasında) gitmesi gerektiği haberini alır. Orada dev bir siyah adam karşısına çıkar karanlıklar arasından. Johnson'ın gitarını alır, akort eder, biraz tıngırdatır ve geri verir. Önceleri yeteneksiz sayılan RJ bir yıldan kısa bir sürede artık delta bluesun kralı olarak anılmaktadır. O güne kadar görülmemiş bir kabiliyetle çalıp söylediği besteleri günümüze kadar blues ile ilgilenen her müzisyene ilham kaynağı olmuş ve sayısız grup ve müzisyen tarafından coverlanmıştır. Efsaneye göre, o karşılaştığı adam şeytanın ta kendisidir ve ona bahşettiği yetenek karşılığında onun ebedi ruhuna sahip olmuştur.

Bu nedenden midir bilinmez ancak kahramanımız genç yaşta hayata gözlerini yumar ve meşhur 27'ler kulübünün ilk üyelerinden biri olur. Nasıl öldüğü hakkında pek çok farklı teori ve üç farklı yerde mezarı bulunmakta.



Şarkı önerileri:

Cross Road Blues

Sweet Home Chicago

I Believe I'll Dust My Broom

12 Şubat 2019 Salı

Buddy Guy'ı Prag konserinde izlemek


Chuck Berry'nin ardından kaleme aldığı nefis yazısıyla Blues Perişan blog'da yer alan Yiğit Elvis İlgü uzun bir aradam sonra Prag'da izlediği Buddy Guy konserinin izlenimleriyle gene bizlerle. Dilerim İlgü bundan sonra arayı açmaz ve bizi yazısız bırakmaz. Biz şimdiden Yiğit Elvis İlgü'nün yeni yazılarıyla buluşmak dileğimizi buradan seslendirelim.
Evet iki gün önce Grammy ödülünü kazanan Buddy Guy'ın yakın dönemdeki bir konserinin yazısını okumaya başlayalım.


Fotoğraf Yiğit Elvis İlgü





Eski bir opera salonu. Uzun kadife perdeler ve bordo renkli koltuklar birbiriyle ahenk içerisinde. Salonu çevreleyen sütunlar, altın kaplama akantus yapraklarıyla bezenmiş. Duvarlar ve tavan detaylı süslemelerle kaplı. Yüzlerinden mutluluk okunan seyirciler tatlı bir telaşla yerlerini alırken ben merdivenlere yöneliyorum. Hemen birinci kattaki locanın önündeyim. Şatafatlı kapılar yavaşça aralanıyor ve içeri adımımı atar atmaz önce bir soluğum kesiliyor: Küçük yuvarlak masanın başında iki sandalye var, ve birinde Buddy Guy oturuyor! Masada buzlar içerisinde bir şişe şampanya ve iki kadeh. Buddy Guy'ın karşısında elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemezken o konuşmaya başlıyor. Kırk yıllık ahbapmışız gibi, o içten gülümseyişiyle benimle konuşmaya başlayınca sakinleşiyorum. Konuşurken ellerine bakıyorum, parmaklarındaki büyük yüzükler göz kamaştırıcı. Sohbete koyuluyoruz. Sonra perde açılıyor ve sahneye Rolling Stones çıkıyor. Sanırım Champagne and Reefer çalıyorlar. Konser süresince çalınan parçalar, gitarlar hakkında muhabbet ediyoruz. Birlikte delta blues'u övüyoruz, bazı şeyleri eleştiriyoruz. "Ne olacak bu blues'un hali?" diyoruz. Hayatımdan inanılmaz memnunum. O akşam hiç bitmesin istiyorum. Derken uyanıyorum...


8 Kasım 2018 Palác Lucerna, Prag

Yıllar önce gördüğüm rüya, geçen yıl adeta gerçek oldu. BG ile tanışamadım, fakat hayatım boyunca unutmayacağım bir konser yaşadım. Onun Prag'daki 8 Kasım 2018 konserinden en az BB King, Jerry Lee Lewis ya da Chuck Berry'yi canlı izlediğim günlerdeki gibi zevk aldım.
Chicago blues'un yaratıcılarından bugün hayatta olan tek müzisyen Buddy Guy. Yani bluesu elektrikli gitarla ilk çalan nesilden. Bluesun çıkış noktası olarak bilinen Mississippi deltasının bağrından kopup 21 yaşında Chicago'ya gelen George Buddy Guy da ilk olarak Chess Records'un yolunu tutmuş. Burada Muddy Waters, Howlin Wolf, Little Walter, Sonny Boy Williamson, Junior Wells gibi efsanelerle tanışıp kaynaşarak onlarla stüdyoya girmiş ve sahne almaya başlamış. 60'lı yılların ortasında American Folk Blues Festival ile Avrupa turnelerine çıkarak bluesun dünyaya yayılmasına da büyük katkısı olmuş.
Ancak son yıllarda ABD dışındaki konserleri çok sınırlı. Son beş yılda üç yüze yakın konser vermiş olan 82 yaşındaki bu delikanlının geçen yıl Avrupa'da verdiği dört konserden biri Çek Cumhuriyeti'nin başkenti Prag'daydı. Palác Lucerna salonundaki konser için aylar öncesinden bilet almak gerekiyordu.


Benekli Blues

Damn Right, I've Got The Blues parçasıyla sahneye çıktığı andan itibaren, tıka basa dolu olan salondaki tüm seyircileri avucunun içine aldı Buddy Guy. Kısa süre sonra gitarının teli koptu. Parçanın sonuna kadar beş telle devam etmek onun için pek sorun olmadı. İlk enstrümanını (iki telli bir diddley bow) çocuk yaşta kendi yapmış biri için, beş tel yeter de artardı bile!

Ardından kendisiyle özdeşleşmiş siyah benekli gitarına geçti ve müzik dünyasının en gaz, en akılda kalıcı rifflerinden birini çalmaya başladı: Willie Dixon imzalı, 1954 yılında ilk kez Muddy Waters'ın çalıp söylediği Hoochie Coochie Man. Hemen ardından gelen She's Nineteen Years Old parçasında "Ben ne yapayım, şarkının sözleri böyle!.." diye bir açıklama yapma gereği de duydu. Bilindiği gibi, diğer müzik türlerinden farklı olarak, blues camiasında herkes birbirinin parçasını coverlar. Hatta birçok şarkının gerçek bestecisinin kim olduğu, ilk kim tarafından kayıt edildiği tartışmalıdır. Doğrusu pek de umursanmaz. Tüm gösteri blues efsanelerine bir saygı şöleni gibiydi. Sırada Chicago bluesun ağababası Muddy Waters'ın bir diğer parçası Close To You vardı.

Buddy Guy anlatıyor: Muddy Waters'ın hasta olduğunu öğrendiğimde onu aradım ve "yoldayım, size doğru geliyorum" dedim. Bana söylediği son sözlerden biri şu oldu: Gelmene hiç gerek yok. Ben iyiyim. Bluesu hayatta tut yeter (Just keep the damn blues alive!). Burada olduğum sürece onu hayatta tutmak için elimden geleni yapacağım.

Kaydını 1938 yılında Tampa Red'in yaptığı Love Her With a Feeling ve bir Hendrix klasiği Purple Haze ile BG izleyicileri iyice coşturdu. İletişimi inanılmazdı. Konser boyunca kimi zaman şarkı sözlerini değiştirerek, kimi zaman araya komik hikayeler ekleyerek seyirciyle sürekli dialog halindeydi. Şarkıları haleti ruhiyesine göre kısaltıyor veya uzatıyordu. Gözlerini kırpmadan onu takip eden grubuna verdiği tek bir işaretiyle şarkı sonlanabiliyor veya bir sonraki parçaya geçilebiliyordu. John Lee Hooker'ı dinleyerek gitar çalmayı öğrendiğini söyleyen Guy, Boom Boom parçasını çalarken çoğu izleyici artık ayaktaydı. 2018 yılında çıkardığı The Blues is Alive and Well albümünden ise sadece Cognac vardı.
Gösterinin doruk noktası, BG'ın sahneden inerek gitarıyla seyircilerin arasına katılması oldu. Salonun sonundaki çıkışa kadar dans eden insanların arasından sololar atarak gitti ve döndü. Çek müzikseverlerin selfie çılgınlığına girmemesi takdire şayandı. Cream'den BB King'e, Denise LaSalle'den Peggy Lee'ye birçok efsanenin parçasını çalarak farklı tarzlardan geniş bir repertuar sundu Buddy Guy. Cream'den Sunshine Of Your Love ile benekli gömlekli amca artık veda ederken, elindeki gitarını imzalatmak için sahneye bir genç fırladı. Onun bu isteğini tabii ki kırmadı.

Jimi Hendrix, Stevie Ray Vaughan gibi gitar dehalarının etkilendiği isimlerin başında geliyor Buddy Guy. "O yaşayan en iyi gitarist!" diyen Eric Clapton ekliyor: Diğer insanlar için Elvis Presley ne ise, benim için Buddy Guy odur.
  


KONSERDEN BİR VİDEO




Setlist:
Damn Right I've Got the Blues-Jam/Medley
Hoochie Coochie Man / Nineteen Years Old / Love Her With a Feeling / Purple Haze
Close to You
Boom Boom
Five Long Years
I Just Want to Make Love to You
Cognac
Someone Else Is Steppin' In
Sweet Sixteen
(You Give Me) Fever
Skin Deep
Strange Brew
Voodoo Child
Sunshine of Your Love

31 Aralık 2018 Pazartesi

Yeni yılın ilk haftasına başlarken


Haftaya Başlarken yazımız bugün aynı zamanda yeni bir yılı karşılama yazımız olacak. 
Yeni bir yılı karşılamaya hazırlanırken bu hafta sonu hayat bana bir sürpriz yaptı. Lise ve Üniversite yıllarımdan kalma kitap, dergi ve bilumum döküntülerimi annemin evinden almak için gittim. Bir sürü şeyle eskilere gidiyor insan. Benim için en önemlilerden olan 1970'lerin başından 1980'e kadar olan 16 ciltlik Milliyet Sanat dergileriydi. Onları babam biriktirmişti ve benim için babamdan kalan miras gibiydi onlar, iki gündür bayram çocuğu gibi bakıp bakıp duruyorum. Hatta oradan bir kaç alıntı yapar buralardan paylaşırım diye 42 yıl öncesinin bir sayısını açtım. Haftalık olarak yayınlanan derginin 2 Ocak 1976 tarihli sayısıydı ve kapakta "Yılın Sanatçısı Bedri Rahmi Eyüboğlu" yazıyordu.  Dergi yılın en iyi sanatçısını okuyucu oylarıyla seçiyordu ve 1975 yılının sonunda da bu büyük ressamımız seçilmişti. Aradan kırk küsur yıl geçmiş şimdi böyle bir anket yapılsa acaba sonuç ne olurdu, düşünmek bile istemiyorum. Gene aynı dergiye şöyle bir baktım her hafta bol bol resim sergisi haberleri, heykel, müzik, sinema , tiyatro ve daha nicesi dolu dolu kültür ve sanat. 
Bu hafta yapılan bir araştırmada ülkemizde kitap okuma oranı bin kişide bir kişi olurken, kültür ve sanat haberlerine ilgi on binde bir. Oysa çocukluğumun ve ilk gençliğimin geçtiği yıllarda her gazetenin mutlaka bir kültür sanat sayfası olurdu. Şimdi böyle sayfayı sadece iki gazetede buluruz ancak... hoş onlar da kültür ve sanat üzerine yapılan etkinliklerin info ya da basın bültenlerinden kes- yapıştır yazılarından ibarettir. 
Durum vaziyet böyleyken yeni yılın yani 2019'un akıl, bilim, sanat dolu bir yıl olmasını isterim. Bu size "çok uçuk" hatta "nafile" bir istek gelebilir ama hepimiz buna kitap okuyarak, tiyatroya... konsere giderek başlayabiliriz. Mesela ben üniversite yılarımdan sonra neredeyse hiç tiyatroya gitmez oldum. En son izlediğim oyuna bakarsak o da 5 yıl önceydi. Bu yıl mutlaka tiyatroya gitmeyi planlarım arasına aldım. Sözün özü aydınlık günler istiyorsak önce biz aydınlanmalıyız. 
2019'un akıl, bilim, sanat dolu bir yıl olmasını arzu ediyorum... evet "nafile" de olsa... Peki ya siz?


Blues Perişan blog'a başladığımda bana yazılarıyla destek veren can dostum Geronimo Yalnızkartal vardı. Uzunca bir zaman geçti dostlardan Yiğit Elvis İlgü'den yazı istedim. Onu takiben müzik yazarı Cenk Akyol yazılarıyla bizlerle birlikte oldu. Böyle bir kadro oluşturduk. Bu yılın son aylarında Açık Radyo'da programlarını tutkuyla dinlediğim Meral Akman yazılarıyla birlikte olmaya başladı. Meral'in yazılarını okumak beni öyle keyiflendiriyor ki. Her bir yazı yeni bir kıtanın keşfi gibi oluyor benim için.
Radyo benim için bir büyük tutku...hem dinleyici hen de programcı olarak. Blues Perişan radyo programımı yaptığım Rock FM'den dostlarımı da yazılarıyla burada görmek istedim ve ilk önce Sezen Aladağ sonra da Okan Meriç beni kırmayarak yazmaya başladı. Ha unutmadan söyleyeyim Sezen'in yeni yazısı bu hafta Blues Perişan'da olacak. 
Bu yıl neredeyse Blues Perişan radyo programına başlıyordum. İnternet radyosu olarak yayın yapan Radyo Dinlemek İçin Bir Site ne yazık ki yılın onunda yayın hayatına son verince hayaller suya düşecekti. Ancak bu radyonun kurucusu Andaç Işık yazılarıyla bizimle birlikte olacaktı. 
2018'de yeni yazarlarımız oldu ama bu kadar mı? Ankara'dan Bülent Seyitdanlıoğlu her hafta müzik tarihinden dokunuşlarıyla bizlerle birlikte oldu. Son olarak da Byfuss yazılarıyla albümler üzerinde yürüyerek hiciv dolu yazılar yazdı. 

Blues Perişan blog'da  
Geronimo Yalnızkartal , 
Yiğit Elvis İlgü, 
Cenk Akyol,  
Meral Akman,  
 Sezen Aladağ,  
 Okan Meriç,  
 Andaç Işık,  
Bülent Seyitdanlıoğlu,  
Byfuss,
ve ben yani 10 yazarlık bir kadroyuz.  

2018'i böyle noktalarken, yeni gelecek yılın hepiniz mutluluk getirmesini dilerim.

Aptulika




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...