Sezen Aladağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sezen Aladağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ağustos 2019 Cuma

Sezen Aladağ, Dublin'deki Foo Fighters Fırtınasını Yazdı!


Yağmur da şiddetini git gide arttırıyordu. Ama yağmura rağmen kimse yerinden kıpırdamadı. İnsanlar dağılmadıkça, grup da daha bir şevkle çalmaya başladı ve konser beklenenden çok daha uzun sürdü. Dave Grohl bir ara “hala burada olduğumuza inanamıyorum, ama daha da önemlisi; sizin hala orada olduğunuza inanamıyorum! Her gün etrafımda “Rock’n’ Roll öldü” diyenleri duyuyorum, ama işte cevap burada” dedi ve ekledi “şimdi neden viskiye bu kadar düşkün olduğunuzu anlıyorum. Her gün böyle yağıyorsa...”



Foo Fighters - Dublin konseri 
21 Ağustos 2019
RDS Arena


Dün akşam Dublin’de RDS Arena’ya giriş sırasında beklerken, uzun zamandır bir stadyum konserine gitmediğimi düşünüyordum. Ve heyecanımın, birazdan Foo Fighters’ı sahnede ilk kez izleyecek olmamın yanı sıra, biraz bundan da kaynaklandığını farkettim. İrlanda’da izleyeceğim ilk büyük konserdi ve bu mekana da ilk kez geliyordum.

Bu gün için yağmur uyarısı da yapılmıştı. Ama İrlanda’da yaşamak demek, her hava koşuluna her an hazırlıklı olmak demek zaten. Yani öyle düşünüldüğü gibi sürekli yağmur yağan, kasvetli bir yer değil burası. Ama hava durumu açısından her an herşeyin olabileceği bir coğrafya. Otuz saniye önce yağmur ve rüzgardan yolda zor yürürken, birden pırıl pırıl bir güneşle karşılaşıp ceketinizi çıkarma isteği duyabilirsiniz. Ya da dışardayken birden yağmur başlarsa, siz şemsiyenizi açana kadar çoktan şöyle bir tükürüp geçmiş olabilir. O nedenle (her mevsim) hem yağmura hem güneşe her an hazırlıklı gezmeniz gerekir; çantanızda genellikle hem güneş gözlüğü ve kremi, hem de ince bir ceket ve yağmurluk her daim bulunur.

O gün de yağmurluklarımızı giymiş, içeri girmeyi bekliyorduk. Sıra bekleyen kalabalığa bakınca hem gençlerden hem de belli bir yaşın üzerindekilerden oluşan oldukça karışık bir kitle olduğunu gördüm.

Konserin açılışını “Hot Milk” ve “Frank Carter & The Rattlesnakes” adlarında daha önce dinlemediğim iki grup yapacaktı. Biz alana vardığımızda ikinci grup sahnedeydi. Ortalık henüz çok dolu değildi, çünkü insanlar çoğunlukla Foo Fighters öncesi yeme içme ihtiyaçlarını gidermekle meşguldü. Yeme içme mekanları konser alanından ayrıydı ve gördüğüm kadarıyla yemek konusunda vegan mutfaktan çikolata şelalesine kadar oldukça fazla seçenek vardı. Onun dışında da, ufak aksaklıkları olsa da, genel olarak oldukça iyi bir organizasyon olduğunu söyleyebilirim.

Foo Fighters üyeleri tam anons edilen saatte sahnede yerlerini almıştı ve Pretender ile oldukça hızlı bir açılış yaptılar. Hemen ardından çaldıkları Learning to Fly ve son albümleri Concrete and Gold’dan Run ile tempoyu en baştan yükselttiler ve konser sonuna kadar da düşürmediler.

Dave Grohl’e Taylor Hawkins, Pat Smear, Chris Shiflett, Nate Mendel ve klavyede Rami Jaffee eşlik ediyordu. Geri vokallerin arasında ise Grohl’un 13 yaşındaki kızı Violet, yeşil saçları ve arada sessizce “of baba ya” diyen ergen bakışları ile yer almaktaydı.

2,5 saate yakın süren konserde 25 yıla yaklaşan kariyerlerinin neredeyse her döneminden en kilit şarkıları çaldılar. Ortalara doğru iyice old school’a yönelen grup, yanımdaki Robert Plant dublörü amca dışında neredeyse tüm stadyumu zıplattı, dansettirdi (bir anlığına gerçekten Robert Plant mi acaba diye düşünmedim değil, ama biraz daha yakından bakınca o kadar da şanslı olmadığıma emin oldum).

Times Like These, Best of You, All My Life, Monkey Wrench ve çalarken telefon ışıklarıyla tüm stadyumu Samanyolu’na çeviren Wheels gibi pek çok klasik setlistte bir bir yerini alırken, şarkı aralarında da Dave Grohl, ağzından düşürmediği sakızıyla insanlara laf atmayı ihmal etmiyordu. Arada İrlanda aksanı da yapmayı denedi ama çok da başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim. :)

İrlanda’da olmanın şerefine Thin Lizzy’ye ve U2’ya da bolca selam gönderdiler tabii.  Konser boyunca ‘The Boys are Back in Town’ ve ‘Jailbreak’ gibi klasiklerden bölümler çalan grup, konserden hemen öncesine denk gelen Phil Lynott'ın 70. doğum gününü de atlamadı. Konsere önünde U2, arkasında Thin Lizzy yazan bir tişortle çıkan davulcu Taylor Hawkins de, sahneden yükselen bir platformun üzerinde sergilediği davul solosunda U2’nun Sunday Bloody Sunday’ine atıfta bulundu.

Bir ara sahneye Bono’nun çıkacağını anons ettiler, ama söz konusu kişinin U2 frontmanı değil, Hawkins’in ilk zamanlarda birlikte müzik yaptığı çocukluk dostu olduğu anlaşılınca büyük çoğunluğun hevesi kursağında kaldı tabii. Birlikte Queen klasiği Under Pressure’i oldukça başarılı bir şekilde seslendirdiler.

“Gökyüzü bize izin verdi, ne güzel” diyorduk ki, konserin ortalarında, tam My Hero’nun hisli notalarını dinlerken beklenen yağmur başladı ve atmosferi bir anda (iyi yönde) değiştirdi. Dave Grohl o akşam bu şarkıyı, sahne kenarında onu izleyen ve yıllar önce sahneden düşüp ayağını kırdığı zaman onu her gün çalıştırarak iyileşmesine büyük katkıda bulunan İrlandalı fizyoterapisti Freddie Murray’a adadığını söyledi.

Bu duygusal anlar yaşanırken yağmur da şiddetini git gide arttırıyordu. Ama yağmura rağmen kimse yerinden kıpırdamadı ya da herhangi bir panik belirtisi göstermedi, sadece sakince kapşonlarını başlarına geçirdiler. Sahne ışıkları yağmurda çok güzel görünüyordu ve görünüşe göre herkes bu görüntünün ve konserin tadını çıkarıyordu.

İnsanlar dağılmadıkça, grup da daha bir şevkle çalmaya başladı ve konser beklenenden çok daha uzun sürdü. Dave Grohl bir ara “hala burada olduğumuza inanamıyorum, ama daha da önemlisi; sizin hala orada olduğunuza inanamıyorum! Her gün etrafımda “Rock’n’ Roll öldü” diyenleri duyuyorum, ama işte cevap burada” dedi ve ekledi “şimdi neden viskiye bu kadar düşkün olduğunuzu anlıyorum. Her gün böyle yağıyorsa...”

Tam “herhalde son şarkıyı çalıyorlar artık” dediğinizde, “İnandınız mı? Daha yarısına bile gelmedik!” diyen Grohl, ara ara izleyicinin gerçekten konser bitti sanmasını sağlayıp “1 şarkı daha çalmamızı ister misiniz? Ya da 2? Peki 5?” diyerek modu hemen yükseltiyor ve bitmek bilmez enerjisiyle sahnede oradan oraya koşturarak yepyeni bir şarkıya başlıyordu. 5 şarkı daha çalmanın bahsi geçtikten sonra herhalde en az bir 15 şarkı falan daha çalmışlardır! Belli ki sahne önünde ve üstündeki herkes keyif alıyordu ve kimsenin bir yere gitmeye niyeti yoktu.

“Biz ‘bis’ yapmıyoruz, önce sahneden çık, sonra alkışlar, ıslıklar, geri gel tekrar çal falan… Onun yerine işte ne varsa burada, tek seferde, enerjimiz olduğunca çalıyoruz” diyen Dave Grohl, o enerjinin kolay kolay tükenmediğinin de en canlı kanıtıydı. “Neredeyse 25 yıldır çalıyoruz ama, kendimi hala 25 yaşında gibi hissediyorum - ve 25 yaşında gibi içiyorum!” 

Bu arada konsere dair belirtmeden geçmek istemediğim bir ayrıntı daha var: Sahnenin yanındaki ekranlardan sunulan ve sahnedeki grubu gösteren videoların kalitesi (sadece çözünürlük açısından değil, seçilen açılar, kullanılan teknikler, vs) o kadar iyiydi ki, hiç editlemeden direk klip olarak piyasaya sürseler, bal gibi de olur, keyifle de izlenir düzeydeydi.

Bu ıslak ama keyifli deneyim Everlong ile sonlanırken, zıplamaktan yorgun, bağırmaktan sesi kısık,  ıslak ama mutlu kalabalık, grubun bu sefer son şarkıyı çaldığını biliyordu. 40.000 kişi konser sonunda sakince ve vukuatsız dağılırken, stadyumun dört bir yanında herkes senkronize bir şeklide hala Best of You’nun “oooo” kısmını söylüyordu. 

Özetlemek gerekirse, kapanışta Dave Grohl’un de dediği gibi; tam bir “the perfect f**king gig” izledik diyebilirim.

Sezen Aladağ Özdemir
22 Ağustos 2019





2 Ocak 2019 Çarşamba

Saykodelik Dönem Plak Kapakları - 1



68 kuşağı, çiçek çocuklar derken dünyadaki devinimlerin müziğe de yansıdığı ve insanların içindeki umudun yepyeni bir görsel dille sanatsal üretimlere ve dolayısıyla da albüm kapaklarına taştığı, renklerinden fontlarına kendi görsel kütüphanesini oluşturmuş, pek çok döneme, kişiye, akıma ilham vermiş bir dönem. 





Neredeyse her dönem ve müzik tarzında plaklar basılmış olsa da, son dönemlerde plaklara atan ilgi yeni üretimleri beraberinde getirse de, taşıdığı nostaljik değer nedeniyle plak deyince çoğumuzun aklına plakların altın çağı, yani 60ların sonu geliyor. Boşuna da değil tabii; artık bu dönemde dünyayı uzaylılar mı ziyaret etti, bir enerji patlaması dünyamıza mı sirayet etti, ya da astrolojiye inananların dediği ve dönemin önemli müzikallerinden Hair’de de bahsedildiği gibi dünya Kova burcu çağına (Age of Aquarius) mı girdi bilinmez, ama bu dönemin dünya çapında sanat ve özellikle de müzik alanında çok üretken bir dönem olduğu su götürmez bir gerçek.

Bahsettigimiz dönem; savaş karşıtı hareketler, 68 kuşağı, çiçek çocuklar derken dünyadaki devinimlerin müziğe de yansıdığı ve insanların içindeki umudun yepyeni bir görsel dille sanatsal üretimlere ve dolayısıyla da albüm kapaklarına taştığı, renklerinden fontlarına kendi görsel kütüphanesini oluşturmuş, pek çok döneme, kişiye, akıma ilham vermiş bir dönem. 
Irkçı hareketlere ve Vietnam savaşına olan tepki, yeni teknolojik gelişmeler, bireysel özgürlük düşüncesinin daha fazla değer kazanması, pozitif bakış açısı ve çeşitliliğe kucak açma, insanların doğa ile olan bağlarını güçlendirme isteği ve gezegene, toprağa ve dünyayı paylaştıkları diğer canlılara karşı sorumluluklarının farkına varması, barış ve sevgiyi merkeze alan özgürlükçü bir hareketi doğurdu.

Savundukları değerleri ifade etmek için de kendileri ile özdeşleşen çiçeklerin ve çok renkliliğin simgesi gökkuşağının tüm renklerini ödünç aldılar.

Bu çok güçlü bir dışa vurumdu, müzik ve sanatın yanı sıra, yaşam tarzı ve kılık kıyafetle de kendini açığa vuruyordu. Rengarenk boncuklar, uzun saçlar, danteller, renkli elbiseler, çıplak ayaklar, her renge boyanmış Volkswagen Beetle’lar ve fonda bu renkli cümbüşe eşlik eden rock müzik bir bütün olarak 20. yüzyılın belki de en karakteristik dönemini betimliyordu.

TIME Dergisi’nin 7 Temmuz 1967 sayısının kapağı


Summer of Love ve Woodstock gibi dönemin önemli olayları, benzer dünya görüşünü paylaşan bu insanların bir araya gelmesine ve bulundukları yeri gökkuşağının her rengine boyamasına katkıda bulundu.

Müzikal anlamda da tam bir renklilik söz konusu idi. Yüzünü doğuya dönen batı, sitar, djembe, tabla, zilli tef gibi enstrumanları müziğinde sıkça kullanıyordu. 

Tabii yeni deneyimler demişken; gençler arasında farklı arayışların sonucu olarak, başta LSD olmak üzere halüsinojenik maddelerin kullanımı da bu dönemde oldukça yaygınlaştı ve bu maddeleri deneyimlemenin etkisi psychedelic rock'ın yükselişine de zemin hazırladı.

Burada tabii ki saykodelik kavramına da kısaca değinmekte fayda var. Psikiyatrist Humpry Osmond’un 1956 yılında halüsinojenik ilaçları tanımlamak için kullandığı “psychedelic” kelimesinden doğan ve dilimize saykodelik olarak geçen bu terim, görsel sanatlar ve müzik alanında açılan yepyeni sayfayı belirtmek için kullanılmaya başlandı.

Aldoux Huxley'nin meskalin deneyimini anlattığı Algı Kapıları (The Doors of Perception) kitabı örneğin, The Doors grubunun ismine ilham kaynağı oldu. 

Yaşanan deneyimi tanımlamak için çoğunlukla parlak ve yüksek kontrastlı, canlı renkler, kaleydeskopik ya da fraktal desenler, gerçeküstü kurgular ve elbette oldukça dekoratif yepyeni yazı fontları kullanılıyordu. Dönemin modası olan İspanyol paça pantolonları andıran, aşağıya doğru genişleyen fontlara, albüm kapaklarında, afişlerde ve grup logolarında sıklıkla yer veriliyordu. 

Dönemin önde gelen sanatçıları arasında Wes Wilson, Rick Griffin, Bob Schnepf, Victor Moscoso, John Van Hamersveld, Bonnie MacLean, Grateful Dead ile çalışan Stanley Mouse & Alton Kelley ve Santana'nın Abraxas albümünün kapağına imza atan Mati Klarwein gibi isimler sayılabilir. 

Santana – Abraxas




Skull and Roses - Grateful Dead 


Yardbirds, Doors, Fillmore Auditorium

1968'in ellinci sene-i devriyesinin sona ermekte olduğu bu günlerde ikinci yazımı bu konu üzerine yazıp, bu güzel ve renkli kuşağa tekrar selam durmak, 60lar, saykodelik rock ve çiçek çocuklar deyince akla gelen önemli örneklere birlikte göz atmak istedim.
Tabii üretkenlik anlamında çok verimli bir dönemden söz ettiğimiz için, örneklerimiz de bol ve çeşitli. Bu nedenle ancak belli başlı örnekleri, yerimiz elverdiğince dahil edebileceğim.
İlk olarak 60ların sonundaki rock hareketinin öncülerine bakmak lazim elbette. Janis Joplin, Jimi Hendrix, Led Zeppelin, Deep Purple, Uriah Heep, Creedence Clearwater Revival, Cream, The Doors, The Rolling Stones, Grateful Dead, Jefferson Airplane, Ten years After gibi isimlerin albüm kapaklarından dönemin ruhunu çok isabetli bir biçimde takip edebiliriz.



Cream - Disraeli Gears


Jimi Hendrix – Axis: Bold As Love
Jimi Hendrix'in 1967 tarihli bu albümünün kapağı Hint tanrısı Vishnu'ya da gönderme yapıyor.


The Jimi Hendrix Experience – Are You Experienced


Pink Floyd – Paper at The Gates of Dawn
Bu albüm kapağında saykodelık etki Vic Singh'in çektiği kaleydeskopik bir fotoğraf kullanarak verilmiş.



The Byrds – Fifth Dimension:
Beşinci boyuttan seslenen 1966 tarihli bu albümün kapağında grubun adının da dönemin görsel dili ile uyumlu olacak şekilde yazıldığını görüyoruz.


The Sacred Mushroom - The Sacred Mushroom





The Beatles – Yellow Submarine




The Beatles – Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club Band

Grammy ödüllü bu kapak, Peter Blake ve Jann Haworth tarafından, Paul Mc Cartney'in bir eskizi temel alınarak hazırlanmıştır. Sanat yönetmenliğini Robert Fraser'ın yaptığı ve Michael Cooper tarafından fotoğraflanan kapakta, 57 fotoğraf ve 9 balmumu heykel kullanılmıştır. Bu figürlerin arasında pek çok ünlü oyuncu, müzisyen, sporcu, bilim adamı ve ruhani kişilik yer almaktadır. İçinde bulundukları on yılın kültürel topoğrafyası ile ilgili bir rehber görevi üstlenen kapakta, şarkı sözlerinin tamamı arka kapağa basılmıştır, ki bu o zamana kadar bir rock plağında ilk kez yapılmıştır. Efsane kapak, günümüze kadar defalarca farklı şekilde canlandırılmıştır.




Big Brother and the Holding Company - Big Brother and the Holding Company

Janis Joplin şüphesiz renkli kıyafetleri, boncuklu kolyeleri, kocaman güneş gözlükleri, rengarenk arabası ama belki de hepsinden daha rengarenk olan kahkahası ve eşsiz sesiyle dönemin ruhunu en iyi yansıtan isimlerden biriydi.





Kaleidoscope – Tangerine Dream




Bee Gees – Bee Gees 1st 




Iron Butterfly – Heavy



The Rolling Stones - Flowers




The Zombies, 'Odessey and Oracle'





Clear Light - Clear Light
Grup ismi olarak dönemi yansıtan fontları kullanan gruplara bir başka örnek



Grateful Dead, 'Aoxomoxoa'



Country Joe & The Fish - Electric Music for the Mind and Body



The 13th Floor Elevators
The Psychedelic Sounds of The 13th Floor Elevators (1966)



Art – Supernatural Fairy Tales




The Crazy World of Arthur Brown - The Crazy World of Arthur Brown



The West Coast Pop Art Experimental Band – Part One



Dediğimiz gibi örnekler sayfalarca çeşitlendirilebilir. Ama malum yerimiz kısıtlı. Belki bir sonraki yazıda da kalan örneklere, hatta bu dönemin Türkiye'ye ve günümüz gruplarına nasıl yansıdığına bakarız, kim bilir.














Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...