Blood Sweat and Tears etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Blood Sweat and Tears etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Nisan 2022 Pazartesi

"Bird of Passage" ile evimize giren büyük orkestra



Jose Smith, "Bird of Passage" albümünde 1940 ve 50'lerin caz big band'lerini blues rock'ta canlandırıyor.  Blues,  rock ve caz'ın birleştirip nefeslilerden  oluşan dev bir kadro ile yapılan bu albümde, görkemli bir etki sağlanırken, geçmişin big band yapısı günümüze taşınıyor.  



Amerikalı usta gitarist Josh Smith, 8 Nisan 2022'de Flat V Music etiketiyle çıkan "Bird of Passage" albümünde büyük  orkestra ile bir albüm yapma arzusunu gerçekleştiriyor. Büyük orkestra dediğimiz o eskilerin 1950'lili yılların caz big band'lerini hatırlatan bir yapı.

Rüya Projeleri listesinden

 Yapımcılığını Josh Smith ve basçı Calvin Turner'ın üstlendiği albümün kayıtları  Los Angeles'ta Flat V Stüdyo'larında ve Nashville'de Sound Emporium Stüdyo'larında yapılmış.  Smith uzun zamandır bu tür bir albüm yapmak istiyormuş ama bunu gerçekleştirmek için, daha önce olanak bulamamış... “Her zaman devam eden bir rüya projeleri listem vardır” diyen Josh Smith sözlerine şöyle devam ediyor:  “Bu, Calvin Turner ile yıllardır konuştuğumuz bir konuydu. O beni gaza getirdi ve başladım.”  Böylece basta Calvin Turner, davulda Lemar Carter, orgda Larry Goldings ve bir parça da da  kontrbasta kuzeni Alex Frank'i yanına alan gitarist, nefesli enstrümanlardan oluşan geniş bir orkestra ile bu çalışmayı oluşturmuş. (1)  

Şimdi de burada bir virgül koyalım ve Josh Smith'i biraz tanıtmaya girişelim. İtiraf edeyim ki ben de tesadüfen bulduğum, bu albümüyle tanıdım bu ismi.  Mick Jagger , Joe Bonamassa , Eric Johnson ve Raphael Saddiq gibi isimlerle de aynı sahneye çıkmış olan Smith, Amarikalı bir bir gitarist.  Connecticut'ta doğup Florida'da büyüyen Smith , gitara altı yaşında başlamış. Yirmili yaşlarının başında Los Angeles'a taşınmadan önce sekiz yılını bölgesel blues grubu The Rhino Cats'in solo gitaristi olarak geçirdi. Orada, Joe Bonamassa , Eric Johnson , Andy Timmons ve Kirk Fletcher gibi birçok önde gelen sanatçıyla kayıt ve performans sergileyerek çok aranan bir stüdyo müzisyeni olarak görev yapmış.  2009'dan itibaren de kendi adına solo albümler yapan sanatçının "Bird of Passage" çalışması da yedinci albümü olmakta.   (2)

Big Band'lerin dayanılmaz cazibesi

Artık yazının bundan sonrasında Josh Smith'in yeni çıkan "Bird of Passage" albümüne... Şimdi haklı olarak, "sanki başka bir yerde miydik?" diye soracaksınız. Elbette haklısınız ama yazının bundan sonrasına albüme benim penceremden bir bakış sunacağım. 

Albümü ilk gördüğümde daha dinlemeye başlamadan önce önü alınmaz bir heyecan duydum. Elbette 4 ya da bilemedin 5 kişiden oluşan rock gruplarına tutkunum ama o eskilerin büyük orkestraları yani big band'leri, beni çocukluğumdan bu yana oldukça heyecanlandırır. Öyle ki bu tutku kimi zaman daha da ileri boyutlara gider büyük orkestra ile yapılmış Frank Sinatra, Dean Martin, Nat King Cole plaklarının karşısında da otomatikman "sahibin sesi" konumuna düşerim. İşte bu nedenle "Bird of Passage" albümüne de bu merakla atlayacaktım. Dinlemeye başlayınca da doğru yerde olduğumu anlayacaktım.


Jose Smith
'in "Bird of Passage" albümünü dinlerken aklıma hemen Alexis Korner'ın 1970 ve 1972 yılında yaptığı CCS albümleri gelecekti. (3) İngiliz Blues'unun bu büyük ustası da 1940 ve 50'lerin caz big band'lerini blues rock'ta canlandırmıştı, o yıllarda. Üstelik o yılların İngilizlerinde bu tutku da olan sadece Korner değildi. Graham Bond da (4) bu tutku ile bir çok çalışma yapmıştı. İşin ilginç yanı o yıllarda ABD'li  müzisyenler big band'lerden çoktan vazgeçmişlerdi bile. Ha bu arada pek haksızlık etmeyelim hani Amerika'da da 1970'li yıllarda Blood Sweat and Tears ve Chicago gibi güzellikler de rock ile caz'ı birleştirip nefeslilerden de oluşan rock big band'leri kuracaklardı. İşte Smith'in "Bird of Passage" albümünü dinlerken aklıma bunlar gelecekti. 

"Bird of Passage" ile evimize giren büyük orkestra

Albümün ilk parçası "Doublecross"ta o muhteşem big band havasına giriveriyorsunuz. İşin en güzel yanı da siyah - beyaz bir film karesi hayal gücünüze göre kafanızda canlanıveriyor. Nefeslilerin her tonda farklı akışında sunulan farklı boyutlarındaki fonda sağlanan hareketli akışta Smith'in tane tane gitar solosu akıp gidiyor. Sona doğru orgun kirli tondaki solosu bizi içine almaya yetiyor.   Enerji dolu bu başlangıçtan sonra "Brand New" geliyor. Bu albümde yer alan tek vokalli parça olmakta ve blues ile caz arasında gidip gelen duygusal bir atmosfere kapılarımızı açıyoruz. Bu arada "Brand New"de vokali de Smith üstleniyor. Böyle damardan bir sesi olan başka biri olsa her parçada vokal yapardı ama bu yetisini bir parçada kullanması daha akılcı olmuş, zira olayın yönü başka bir noktaya kayabilirdi. 


Albümü dinlerken bu ekip tekmili birden İstanbul Festivali'ne gelse ve Açık Hava Tiyatrosu'nda konser verse duygusu geçiveriyor aklımdan, ama artık İstanbul Festivali yapılıyor mu? (elbette yapılıyor ama benim ki gıcıklık olsun hesabı) ... ya da yapılıyorsa bile o otuz yıl öncelerindeki gibi ilgi var mı?  soruları birbiri ardına geçiveriyor akıl dehlizlerimden.

Üçüncü sırada “Hopeless Quarters” geliyor ve gene enstrümantale dönüyoruz.  Ardından gelen "Fat Hair"de Josh Smith'in yumuşak tonlu gitarı içe akar bir şekilde başlıyor ve big band'in aralarda açtığı kulvarlarla nefesleniyoruz. Larry Goldings'in org ile yaptığı keskin oyunlar da dikkat çekici. Sonrasında “Rare Plus” geliyor ve bu sefer de 1970'lerin funk havası big band'e taşınıyor. Lemar Carter'ın davul atakları tansiyonu idare ederken, Smith funk ritminde alt yapıda fonu oluştururken org harika sololarla fink atıyor ardında gitar tizden kesik kesik sololarıyla giderken nefesliler coşuyor.   

"The Wayfarer" ve Unauthorized Cinnamon" ile son bulan albümde blues'tan caz'a varan bir big band yolculuğunda retro bir keyfe varıyoruz. Josh Smith "Bird of Passage" albümünde bizi bir yandan elli yıl öncesine götürüyor ama big band yapısını bugüne taşıyarak yeni bir iş yapmış oluyor. Sizi bilemem ama beni fazlasıyla heyecanlandırdı bu çalışma.

APTULİKA

 

 (1) Mke O'Cull'un www.rockandbluesmuse.com/ daki haberinden

(2) https://www.allmusic.com/artist/josh-smith-mn0002339671/biography

(3) https://en.wikipedia.org/wiki/C.C.S._2

(4) https://en.wikipedia.org/wiki/Graham_Bond











26 Ocak 2022 Çarşamba

Blood Sweat and Tears sonrası Dick Halligan



Dün ölüm haberini verdiğim Dick Halligan'ı Blood, Sweat and Tears grubunun tromboncusu olarak tanımlamıştım. Oysa o her enstrümanı ustalıkla çalan biriydi. Zaten o dinlediğimiz Blood, Sweat and Tears albümlerinde de trombonun yanısıra, flüt, piyano da çalmaktaydı.  Gruptan ayrıldıktan sonra da onu piyanosunun başında görecektik. 

Bu arada Blood , Sweat and Tears'ın ilk dört albümünde Halligan yer almıştı ve bu güzelim kayıtları bulup, dinleyin. Rock ile cazın buluşmasındaki bu harika deneyimden uzak kalıp, kendinizi harap etmeyin derim. 

Evet şimdi gelelim Dick Hallington'un gruptan ayrıldıktan sonra yaptığı çalışmalara. 


Bugün Dick Hallington gruptan ayrıldıktan sonra solo olarak bir şey yapmış mı diye şöyle bir araştırmaya başladım. Karşıma üç albüm çıkıverdi. İlki 2007 tarihli "Cat's Dream" adlı bir albümdü ve Hallington piyonada tek başına besteleri seslendirmişti. Piyano ile gerçekleşen bu caz albümünü hemencecik listeme alıverdim, zira o eskilerde Keith Jarreth ve Chick Corea'nın klasik piyano ile tek başına yaptıkları albümleri hatırlatıverdi bana. 

Sonra ardından gene aynı yıl çıkmış ama yanında bir caz grubunun olduğu "Slow Food Forum" albümünü dinlemeye koyuldum. "Slow Food Forum" albümünü kulağı caz ile hem hal olanlara inatla tavsiye ederim. Özellikle 1970'lerin akustik fusion tınılarını hissettiriyor. 

1970'lerin Blood, Sweat and Tears plaklarında tromboncu olarak gördüğümüz Dick Halligan'ı bu albümlerde piyanosu ile dinlemek güzel bir keşif oldu hani. Ancak insanın aklına bu kadar yıl niye uzak kalmışız demeden de edemiyor insan. Blood, Sweat and Tears'tan sonra hiç yoksa 40 yıl sonra bu solo albümler yapılmış. Hoş ben bunları Dick'in ölümünden sonra dinliyorum o da ayrı bir durum yani.    

Dick Halligan o kadar yıl beklemiş solo albüm yapmak için ama iki yıla da üç albüm sığdırmış. İşte şimdi de 2008 yılında yaptığı çalışmaya geliyoruz. Bu usta müzisyenin kendi adına yaptığı bir çalışma değil, bir keşif.  Buyrun dinleyin bakalım...

İtalyan bir caz vokalisti olan Carla Marcotulli, Dorico isimli caz dörtlüsünün elemanı ve aranjör olarak yolları Dick Halligan ile keşişir.  Böylece "How Can I Get To Mars" albümü 2008 yılında ortaya çıkar. 



Albümü ilk dinlediğimde aklıma ilk gelen 1978 yılında Chick Corea'nın "Mad Hatter" başyapıtı ve oradaki Gayle Moran ile birlikteliği aklıma ister istemez geldi. Orada Gayle Moran vokaliyle bizi Alice'in harikalar diyarına götürüyordu, şimdi bu albümde de Carla Marcotulli bizi Mars'a götürüyor. Bu çalışmada  Antonello Leofreddi'nin kemanıyla kattıkları muhteşem ve bir o kadar da epik etki yaratıyor.  Sandro Gibellini'nin gitarını da unutmamak gerekli.   

Bu albümde muhteşem sesiyle Carla Marcotulli'den bahsetmesek bir çok şey eksik kalacak. Sanatçı müzikal bir aileden geliyor. Babası,   Ennio Morricone'nin  film müziklerinin kaydedildiği stüdyosunda bir ses mühendisiydi. Bugün İtalya'nın en ünlü caz piyanistlerinden biri olan ablası Rita  onun müziğe adım atmasında etken olmuş. Carla Marcotulli,  19 yaşında , Chet Baker ile "Four Roses Caz Festivali"nde şarkı söyledi, ve daha sonra aynı yıl Carmen McRae ile.  


Dick Halligan'ın 1967'de  çığır açan caz-rock grubunun kurucu üyelerinden biriydi ve tromboncuydu. Grubun ilk dört albümünün en önemli şarkı yazarlarından biriydi. Şimdi onun ölümünün ardından yeni keşiflere çıktık. Yani bu güzel insanlar ondan önemliydi. 

Aptulika


25 Ocak 2022 Salı

Blood, Sweat and Tears'tan Dick Halligan Öldü.


Rock müzikte 1970'lerden benim için ayrıcalığı olan iki grup vardır. Bunlardan biri Chicago diğeri ise Blood, Sweat and Tears'tır. Bu iki grubun da en belirgin özelliği , rock gruplarındaki gitar, bas, org ve davul düzenine her şekliyle nefesli enstrümanları da katmalarıdır. Onlara bir anlamda "Rock Big Band" desek yeridir hani. 

Bugün bu gruplardan biri olan Blood, Sweeat and Tears'ın elemanlarından birinin ölüm haberini vereceğim ama o elemanın grubun tromboncusu olması, kimse tanıyamaz diye işimi zorlaştırıyor. Bir de son zamanlarda aynı isimde Kore ya da Japon menşeli bir pop grubunun olması da cabası hani. Bir iki ay önce youtube'ta video ararken aklıma Blood Sweat and Tears düşünce aramaya başladım. Birden karşıma çekik gözlü genç çocuklar çıkınca bir anda yere yuvarlanmış gibi oldum. Nasıl bir şeyse aynı isimde bir pop grubu da var hani. Üzerine basa basa söyleyeyim bizimki 1970'lerin BST'ı.

Evet şimdi haberimize geçelim...



Efsane caz rock grubu 'Blood, Sweat & Tears'ın elemanlarından Dick Halligan, 18 Ocak 2022 günü  hayatını kaybetti.

78 yaşında öldüğü belirtilen Halligan'la ilgili haberi ise kızı Shana basına duyurdu. Dick Halligan'ın İtalya'nın başkenti Roma'da doğal nedenlerle öldüğü açıklandı.  

Dick Halligan sağ baştaki eleman


New York'ta doğumlu Halligan müziğe Stan Kenton, Tommy Dorsey ve Glenn Miller gibi ustalardan etkilenerek başladı. Manhattan Müzik Okulu'nda master yapan  Halligan, 1967 yılında  Blood, Sweet & Tears grubunu katıldı.
  
 'Blood, Sweat & Tears'ın ilk 4 albümünde piyano, org, trombon, flüt ve akordeon çalan Halligan, 1971 yılında gruptan ayrılacaktı. Daha sonrasında caz üzerine yoğunlaşan sanatçı  
1970'lerde 'The Owl and the Pussycat' ile 'Go Tell the Spartans' gibi filmlerin müziklerini yaptı.

Aptulika



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...