BB King etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BB King etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2024 Salı

CHRIS CAIN : "70 Yaşıma Gelmiş Olabilirim Ama Eğlenmeyi Bırakadım."



Blues gitaristi ve vokalisti Chris Cain'in albümlerini takip etmişimdir ve dinlerken keyif almışımdır ama yana yakıla aradığım, peşinden koştuğum bir isim olmamıştır. Yani sevip sevmemek değil söz konusu olan, bende ayrıcalıklı bir yer edinecek bir gönül çelenliği olmamıştı. Açıkcası her albümünü de dinlememişimdir, toplasan son yıllarda yaptığı iki albümü geçmez hani. Öyle ki Chris Cain hakkında söyleyebilecek bir fikrim ve ilgim de olamazdı... ama Temmuz ayının ortasında çıkan "Good Intentions Gone Bad"albümü bana öyle geniş bir kapı açacaktı ki, önümde bir vaha vardı. 40 yıllık bir müzik hayatı adeta zirve noktasındaydı ve buradan eski albümlerine bir dalış yaptım ve neler kaçırdığımı görüverdim. 



Chris Cain'in fotoğraflarına baktığınızda 1970'li yılların bir komedyen film yıldızıyla karşılaştığınızı sanabilirsiniz. Hatta 80'lerin sonundaki albüm kapaklarına. bakarsanız dönemin TV dizisi "Aşk Gemisi"nin meşhur barmenini oynayan kişi olduğunu bile sanabilirsiniz. Hoş bu tesbitinizde çok da yanlış yapmaz olamazsınız, zira Chris Cain mizahı, ironiyi ve kendini ti'ye almayı çok iyi başaran biri. 70 yaşına adım atmaya hazırlanan Cain albümün çıkışında verdiği bir röportajda bakın neler söylüyor:  

"Artık bütün gece o bar senin bu bar benim diyerek fink atmayı bıraktım. Doktorlarımın uyarısıyla yağlı yemeklerden uzak duruyorum. Meditasyona da başladım ki bu beni rahatlatıyor. Kalp krizi geçirmemek için kiloma dikkat etmeye çalışıyorum. Ama hala Tekila İçiyorum, eğlenceyi kestiğimi asla söylemedim".  


Chris Cain'in mizahi ve dalgacı yaklaşımı albümdeki şarkı sözlerine de yansıyor. Mizah, komedi dedik diye Cain'i öyle hafife almayın, o aynı zamanda Amerikan üniversitelerinde müzik üzerine dersler veren bir akademisyen. Bunu niye dedim ki, mizah zaten hafife alınacak bir şey değil ki... ama lanet olası o genel kanı bir türlü yıkılamıyor ne yazık ki. 

"Good Intentions Gone Bad", Chris Cain'in diskografisinde 16. albüm olurken Alligator Plak etiketiyle çıkan ikinci çalışması olmakta. 13 parçanın yer aldığı albüm Chris Cain'in hayatından izler taşırken, yorum olarak da büyük bir doygunluk içinde. 

Tamamen otobiyografik özellikler taşıyan şarkılarda "Blues For My Dad"da babasını anlatırken, "Fear Is My New Roommate"da "dünyaya ne olacağından emin olmadığını" belirtiyor.  "Good Intentions" da ise yaptığı her şeyin "her zaman kötü sonuçlandığını" anlatıyor. Ancak her zaman kötümser değil, ironik yönüyle "Bad Dream"de yaşıyla ve hayatında yaptığı değişikliklerle dalgasını geçebiliyor. 

"I Was Wrong"da,"Her şeyin bittiğini hissedebiliyorum, bu şeyin çok uzun sürmesine izin verdik." derken, "Time to Cry"da "Akşamları tıkınmak için yemeğe oturmaya, spor yapmaya zamanım yok. Bir sürü hobiye zamanım yok veya yolculuk yapmak için boş vaktim yok. Hayatımı yaşamak için zamanım yok..." dedikten sonra "...veda etmek için ise hiç zamanım yok" diyerek umudunu körükleyiveriyor. Chris Aga, kelimenin tam anlamıyla blues ruhunu veriyor. 

 "TGIF"isimli parçasında, "Kendime bir parti vermek istiyorum" dedikten sonra    "Never let You Break My Heart"da ise, "Gururumla kapıdan çıkacağım" diye sesleniyor. "Thankful"da ise kadınına   "Seni hayatıma getirdiği için her gün Tanrı'ya şükrediyorum" diyerek nefis bir aşk yakarışı sunuyor. 

Chris Caine, "Good Intentions Gone Bad" albümünde şarkı sözlerinde hata kaygısında, duygusala ve tabii mizahi bakışa yer verirken harika bir etki sunuyor. Müzik yanı ile de yılların birikiminde toparlanan bir doygunluk hakim. Öyle ki albümü dinlerken BB King yaşıyor sandım. King'in yapısı nerdeyse Cain'de toplanmış. Bu saygı sunumu bire bir taklitten ziyade, BB King ekolünün iyi bir temsilcisi olmasından kaynaklanıyor.

Chris Caine'in yeni albümü "Good Intentions Gone Bad" blues'la dolu bir hayatın retrospektifi gibi ve sizlere o dünyaya gitmek için geniş bir kapı açıyor.

Aptulika




12 Ekim 2023 Perşembe

İlk Albümde ama "Doğru Adam"



Blues gitaristi ve vokalisti D.K. Harrell'in albümü "The Right Man"i ilk dinlememle birlikte alel acele  yaptığım şey, merakla daha önceki albümlerine bakmak oldu. Ancak bu çabamın nafile olduğunu anlamam çok kısa sürecekti. Zira "The Right Man"in Harrell'in ilk albümü olduğunu öğrenecektim. Bunu öğrenmemle birlikte aklıma bir başka soru daha takılacaktı: Böyle birikimli bir isim albüm yapmak için niye bu kadar beklemiş olabilirdi. Kısa bir süre sonra sanatçının 25 yaşında olduğunu öğrenmemle şaşkınlığım daha da artacaktı. Çünkü karşımda yılların birikimiyle olabilecek bir tecrübe, doygunluk vardı. "The Right Man" albümünde D.K. Harrell'i dinlediğinizde en azından 50 yaşının üzerinde, hiç yoksa otuz yıllık bir müzik geçmişi olan bir adam varmış gibi geliyor insana. Siz 50 dediğime pek bakmayın adam sanki BB King zamanından beri müzik yapıyormuş gibi. 

 Bu ilk albümdeki başarısına rağmen DK Harrell, iki yıl önce müzik yapmak için adım attığında kimsenin bilmediği hatta umursamadığı biriymiş. O kendi başına yaptığı YouTube videolarıyla cılız denemelerden öteye gidemiyordu. Ancak onu Susan Tedeschi fark edecekti. Böylece bir anda ortaya çıkan bu yetenek  Bobby Rush, Gary Clark Jr., Mr. Sipp  gibi isimlerle sahneye çıkacaktı.  



1998'de Los Angeles'ta doğan D.K. Harrell, müzikle olan ilk bağını kilise korosunda şarkı söyleyerek başlatmış. Kısa bir zaman sonra da blues'a tutulmuş ve sekiz yaşındayken ilk enstrümanı armonika  olmuş. Ergenlik dönemine gelince de gitara başlamış. İçine kapanık ve yalnız bir genç olan Harrell gitarı da kendi başına öğrenmiş ve bu konuda da  YouTube videolarını neredeyse hatim etmiş. Bu çabası da ona yıllar sürecek bir birikim elde etmesini sağlamış.   

2022 yılında katıldığı bir blues yarışmasında üçüncü olması ile insanların dikkatini çekecekti. Öyle ki albümü dinlediğinizde de  farkedeceksiniz ki, Harrell'in çalış ve şarkı söyleyişinde BB King ilk akla gelen isim oluyor. Ancak bu BB King'i taklit etmekten öte sanki onunla birlikte müzik yapmış, kendi tarzı olan bir gitarist havasında. 



11 parçanın olduğu bu ilk albümde DK Harrell'a muhteşem bir kadro eşlik ediyor. Ray Charles, Aretha Franklin, Nina Simone, Freddie King gibi büyük blues ustalarıyla çalışan basçı Jerry Jemmott albüm kaydında çalan önemli müzisyenlerden ilki. Jerry Jemmott'un dikkate değer bir başka yanı da  BB King'in “The Thrill Is Gone” parçasının orijinal kaydında da bas çalıyor olması. Zaten albümü dinlerken BB King o döneminin büyük orkestralı halini bir hayli yaşamakta olduğumuzu fark ediyoruz. Kayıtlarda davullarda yer alan Tony Coleman'ı da BB King ile otuz yıl boyunca birlikte çalışıyor olmasından hatırlıyoruz.  Klavyede yer alan  Jim Pugh'ın da  Etta James ve Robert Cray ile çalışmış olduğunu da belirtmeliyiz. Ritim gitarda Kid Andersen ile gerideki muhteşem kadro oluşmuş. Ayrıca  nefeslilerden oluşan bir kadro ile Aaron Lington, Stephen “Doc” Kupka ve Mike Peloquin (saksafon), Neil Levonius ve John Halbleib(trompet) , Mike Rinta ( trombon) yerlerini almış. Vurmalılarda kongacı Jon Otis , geri vokallerde Tia Carroll, Lisa Andersen, Quique Gomez ve Alabama Mike katkı verirken yaylılardan oluşan düzenlemeyi de  Don Dally yapmış. 

 "Blues bir hikaye anlatmalı ve günümüzde pek çok şarkının bunu yapmadığını görüyorum" diyen Harrell,  “Ama amacım kalıcı bir izlenim bırakmak.” diye ekliyor. Gitarist bunu da çok güzel başarıyor. "The Right Man" albümündeki 11 parçaya baktığımızda çalma ve söyleme güzelliğinin yanında şarkı sözleriyle de dikkat çekiyor. 

 D.K. Harrell 25 yaşında bir blues gitaristi ve vokalisti ama 70 yaşında gibi bir birikime ve doygunluğa sahip. İlk albümü olan "The Right Man"ı yeni çıkardı. Kaçırmayın derim, zira önümüzdeki yıllarda (hatta ötesinde) isminden bol bol bahsedilecek gibi. 

Aptulika


8 Ekim 2023 Pazar

Coco Montoya Duvarlara Yazıyor!


Coco Montoya'nın "Writing On The Wall" adını taşıyan yeni albümü 1 Eylül 2023'te piyasaya çıktı. Diskografisinde 10 albüm bulunan Montoya'nın bu çalışması Alligator Records bünyesinden çıkan altıncı albüm oluyor. 



 

Blues üzerine en heybetli hatta neredeyse akademik diyeceğimiz düzeyde bir plak şirketi olan Alligator Records'tan çıkan albümleri her daim merakla beklerim. Çok az albüm yayınlayan bu firma (mesela geçen yıl 3 albüm çıkardı), albüm yayınladığında da alanının en iyi örneğini verir. Bu güne kadar bu firmadan çıkan vasat ya da sevmediğim albüm olmamıştır. Böyle olunca da yaz başında çıkacağı duyurulan Coco Montoya albümünü de merakla bekler olmuştum. 

Coco Montoya'nın yeni. albümü "Writing on The Wall" açıkcası beklememe değdi. Albümden biraz sonra bahsederiz ama ilk önce şöyle bir Montoya'dan söz edelim. 1951 Santa Monika doğumlu Kaliforniyalı gitarist, işçi sınıfı kökenli bir aile içinde yetişmiş. Müziğe ilk olarak davulla başlıyor ve ilk profesyonel kariyerine adım attığında da bu sürüyor. Büyük blues efsanesi gitarist Albert Collins'in grubuna da baterist olarak giriyor. İşte orada Collins onu gitara yönlendiriyor. Büyük usta artık onda nasıl bir cevher keşfettiyse bugünün usta gitaristi Coco Montoya'nın bizim kulaklarımızı keyiflendirmesine böylece vesile olmuş, diyebiliriz. Solak bir gitarist olan Montoya, ustası Albert Collins'ten de ik olarak şu altın öğüdü almış: 

" Abartma...sadece ne hissediyorsan gitarını öyle çal...bu alanda gerçekçi ol ve keyfini çıkar." 


Coco Montoya blues içinde kendini sınırlamayabiliyor, bir anlamda Robert Cray gibi başka yollara da girebiliyor. Ama bu popülerleşme arayışından kaynaklanmadığı , içinden geldiği yani hissettiği gibi olduğu için Cray gibi bizi kendinden uzaklaştırmayabiliyor. 

Coco Montoya'nın kariyerinin başında Albert Collins  yeralırken bir sonraki durağında ise bir İngiliz blues ustası (hatta onun da ötesinde İngiliz Blues'unun Büyükbabası) John Mayall yer alacaktı.


İlk solo albümünü 1995'te "Gotta Mind To Travel" adıyla yapan Coco Montoya zaman içinde beni etkisi altına alan albümler yapmıştı ama 2017 yılında çıkan "Hard Truth" benim için en ayrıcalıklı olanıdır. Bütünüyle sevdiğim bu albümü baştan sona sevmişim ve defalarca dinlemişimdir. Aradan 6 yıl geçmesine rağmen sanki bana geçen yıl çıkmış gibi geliyordu. Bu yüzden yeni albümde beyaz saçlı Montoya'yı görünce, "adam bir yılda saçları baştan aşağı nasıl beyazlattı" bile diyecektim. 

Coco Montoya'nın "Writing On The Wall" adını taşıyan yeni albümü 1 Eylül 2023'te piyasaya çıktı. Diskografisinde 10 albüm bulunan Montoya'nın bu çalışması Alligator Records bünyesinden çıkan altıncı albüm oluyor. 

Blues'un solak gitaristinin bu albümünde bir nevi yol arkadaşları olan Jeff Paris (klavye), Nathan Brown ( Bas), Rena Beavers (Davul) eşlik etmiş. Albümün kayıtları da Jeff Paris'in ev stüdyosunda yapılmış. Paris sadece stüdyosunu vermek ve çalmakla kalmamış bu muhteşem albümün yapımcılığını da Tony Braunagel ile birlikte üstlenmiş.

Coco Montoya yeni albümü "Writing On The Wall"da üçü cover olmak üzere 13 parçaya yer vermiş. Dave Steen'in Montoya için yazdığı "I Was Wrong" muhteşem bir başlangıç oluyor. Blues'un bütün güzelliklerini barındıran ve Montoya'nın sesiyle devleşen bu giriş parçasından sonra gelen "Save It For The Next Fool" ile Jeff Paris'in klavye tuşeleriyle şenleniyoruz. Ardından gelen Bobby Bland cover'ı "You Got Me (Where You Want Me)" usta bluescu Lonnie Brooks'un oğlu Ronnie Walker Brooks gitarıyla konuk oluyor. İki gitaristin birbiri ardına soloları büyük bir dinleme keyfi yakalamamıza sebep oluyor. 

Beşinci parçaya geldiğimde ise birden atılıp, "Vay be! Coco'ya bak, 1970'lerin havasını ne güzel yakalamış" dedim. Ama bir süre sonra bu parçayı çok iyi hatırladığımı anlayacaktım. Zira bu Free grubunun bas gitaristi Andy Fraser'in bestelediği ve Frankie Miller'in 1977 tarihli albümü " Full House"da yer alan "Be Good To Yourself"in  cover'ıydı ve Montoya harika bir yorum çıkartmıştı. 

Lee Roy Parnell'ın slide gitarıyla konuk olduğu "A Chip And A Chair" albümde öne çıkan çalışmalardan biri olsa da Dave Steen'in bestesi "The Three King And Me" Montoya'nın duygu dünyasını özetleyen bir parça olmuş. Parçada bahsi geçen "Üç Kral" sırasıyla Albert King, Freddie King ve BB King. Blues'un bu üç ustası ile Montoya'nın onlara duyduğu saygı Steen'in söz ve bestesiyle sunulmuş. 

Sağlam bir blues albümü arıyorum diyorsanız bu albümü kaçırmayın derim. Uyarmadı denilmesin diye bir kez daha belirteyim... kaçırırsanız pişman olmak da var. 

Aptulika



6 Mayıs 2022 Cuma

Tinsley Ellis: Dinleyicim için müzik yaparım.

 


American Blues Scene'da müzik yazarı Don Wilcock'un 30 Ocak 2022 tarihinde Tinsley Ellis ile yaptığı röportajdan bölümlere yer veriyoruz. Ellis'in yeni albümü "Devil May Care" üzerine yapılan bu söyleşide pandemi döneminde yaşadıkları ve bu sıkıntılı günlerin içinde bu albüm fikrinin oluşmasının izlerini süreceksiniz.



"Hayranlarınız için albümler yaptığınızda asla hata yapmazsınız."


Don Wilcock : Röportaj için Tinsley Ellis ile karşı karşıya oturduğumuzda ona ilk olarak kimin için şarkı yazdığını sormak aklıma geldi. Tinsley, şarkılarını kendisi için mi, şirketi için mi yoksa hayranları için mi yapıyor?

Tinsley Ellis : "Aslında bakarsanız işin gerçeği hepsi için oluyor. Ben müzik hayatıma adım attığımdan bu yana parçalarım radyolarda sürekli çalınsın, televizyonlarda sabah akşam boy göstereyim diye çabalamadım. Büyük plak şirketlerine kapağı her ne olursa olsun atayım diye çabalamadım. Ancak şu ana kadar bildiğim bir şey var ki, o da gerçekten işe yarıyor;  hayranlar yani dinleyiciniz için albümler yapmaktır. Hayranlarınız yani sizi dinleyen insanlar için albüm yaptığınızda asla hata yapamazsınız.”


Yeni çıkan "Devil May Care", Tinsley Ellis'in 20. stüdyo albümü. Albümün yapımcılığını yakın arkadaşı klavye ustası Kevin McKendree üstlendi. Albümün kayıtları da Tennessee'daki Rock House stüdyosunda yapıldı. Albümde yer alan “Step Up” şarkısının sözlerinde, “Bana bu sabah bir şeylerin değişebileceğini söylediler. Yağmurda birlikte yürüyebilmemiz için.”  diyen Ellis adeta "Devil May Care" albümünün yapısını özetlemiş gibi.   "Devil May Care", gençken aldığımız ilk albüm kadar samimi ve gönülçelen bir çalışma. 

Tinsley bu albümde Mike Bloomfield  ve Al Kooper'ın 1971 albümü "Super Session"unun izini takip etmek istemiş. Tinsley o yıllarda 14 yaşındaydı ve o günleri şimdi ondan dinleyelim.

"Çocukluğum Güney Florida'da geçmişti. Biraz büyümüştüm ve müzik, hayatımda özel bir yere sahip olmaya başlamıştı. O dönemde bir arkadaşımla evde  Mike Bloomfield ve Al Kooper'ın "Super Session" plağını dinliyorduk.  O sıralar bu albüme büyülenmiş gibiydik.  

Mike Bloomfield, Peter Green ve Eric Clapton dinlediğimizi gören abim bize, 'madem bu plakları dinliyorsunuz ama dinlemeniz gereken bir adam daha var' diyecekti. Arkadaşım ve ben şaşkınlık içindeydik ve biz bu adam da kim diye merak içindeyken abim, 'Blues gitarında çalma tarzını icat eden bu adam bizim şehre konsere geliyor, mutlaka o konsere gidip onu dinlemelisiniz.' diye devam edecekti. . Abimin bahsettiği o adam BB King'di.  



Tinsley'in abisi onları BB King konserinin yapılacağı Kuzey Miami Beach'teki Marco Polo Hotel'deki Swinger Lounge'a götürdü.  

"Orada BB King'i sahnede görmek  bende yeni ufukların açılmasına sebep olacaktı ve açıkcası aklımı başımdan alacaktı. Konser bittikten sonra da lobide hepimizi selamladı ve bununla da kalmayarak hepimizle konuştu.  O gece BB King'de gördüğüm bu tavır,  daha sonra başlayacak olan müzik kariyerimin şablonu gibiydi, performans sergilemek ve hayranları selamlamak ve sahneden insanlara müzik hakkında bir bok vermek, anlıyor musun? Bu anıyı hiç unutamam ve anlatmaktan da asla bıkmam.”


Bir uzun pandemi dönemi yaşadık, hatta karantina ve evlere kapandık, konserler durdu. Şimdi senin cephende durum nasıl?

"Evet, şimdi iyi gidiyor. Bu albümü yapmak benim için biraz kurtuluş oldu. Pandemi döneminde aynı turu üç kez iptal ettik. Görünüşe göre, yeniden planlama işe yaramıyor gibi görünüyor. Şimdi dışarı çıkıp yeni bir turne daha yapacağız."

 Yol Savaşçısı eve kapanınca

Sana 2019'da en son ne zaman burada olduğunu ve nasıl bir gün geçirdiğini sordum ve sanırım "Harika, ama bu günde sadece bir saat sahnedeyim" gibi bir şey söyledin.

"Geri kalanının nasıl olduğunu bile hatırlayamıyorum. Uzun zamandır da turne yapmıyorum. O gece sahnede o kadar uzun süre kalamadım çünkü Tommy Castro ile aynı sahneyi paylaşıyorduk. Genelde, gecede birkaç saat ama evet, garip bir iş. Gerçekten bir meslekten çok bir çağrı, sen de bir yazar olarak söylemez miydin? Daha çok bir arayış."


Senin hayatın yollarda geçiyor. Sana bir yol savaşçısı da diyebiliriz.

"İki yıl öncesine kadar öyleydim. Yeni albümü çıkardık ve bizi eve gönderdiler ve Kuzey Kaliforniya'daki tüm konserler o kadar hızlı iptal oldu ki eve dönmek zorunda kaldık.  Bu, 2020 Mart'ıydı ve o zamandan beri hiçbir şey olmadı. Bir konser değil. Konseri yeniden planlamaya çalıştık ama yeniden evlere kapanmak zorunda kaldık."


Bu sıkıntılı dönemi aşmak için ne yaptın?

"Karantina döneminde bütün konsantrasyonumu şarkı yapmaya, besteciliğe yönelttim. Belki de bu albüm bir kurtuluştu. Bu yüzden her sabah sabah 7'den akşam 8'e kadar şarkı yazma zamanı olarak belirledim. İşte o zaman beynim en iyi şekilde çalışır. Merdivenlerden indim ve stüdyomu bodrumumdaki gerçek bir stüdyo olmaktan çıkardım ve o zamanları şarkı yazmak için kullandım ve birçoğunu kaydettim ve bu şarkıları plak şirketim Alligator'da Bruce'a (Iglauer) gönderirdim. Onları her hafta Facebook'ta yayınladım. Sadece Alligator'dan değil, hayranlardan da çok fazla geri bildirim aldım ve bu albüm oldu."

Steve Johannsen


"Devil May Care" albümünün kapak resmini Steve Johannsen (1)  yaptı, onun hakkında neler söyleyeceksin.

"Çok sevdiğim Colorado'lu bir sanatçıdır. Daha önceden onun yaptığı bir işi Tab Benoit'in bir albüm kapağında görmüştüm, harika bir çalışmaydı. Çok etkilenmiştim ve hemen onun kim olduğunu araştırmaya başladım. Etrafımdan bir bağlantı kurmaya çalıştım    ve onunla iletişime geçtim.   

Alligator Record'tan Bruce'a albüm kapağında farklı bir şey yapmak istediğimi söyledim. Çünkü benim gibi birinin albüm kapakları genellikle biraz karanlık olur ve kaşları çatık olur. İnsanlar zor bir iki yıl geçirdiler. Bunun ardından ben de kalkıp, karanlık ve tehditkar bir albüm kapağı ile karşılarına çıkmamalıydım. Esprili, iyimser  bir şey olmalıydı. Bu Steve Johannsen'in yaptığı türden bir kapak olmalıydı... gitar çalan kanat gezgininin resmi.


O çizimdeki sen misin?

"Başka kim olabilir ki? Tabiki benim."


Sana hiç benzemiyor.

"Peki, o zaman şaşı bak, benzeteceksin. Bir de dostum bu bir fotoğraf değil... Bu bir çizim... Bunu o kafana sok!" (2)

Mizah duygusu

Hâlâ mizah anlayışına sahip olmana sevindim.

"Beyazlar blues çalarken biraz mizah taşısalar iyi olur.  ZZ Top'tan Billy Gibbons'a  neden bu kadar çok espri yaptığını sorduklarında o, 'Eh, beyazlar blues çalıyorlar, en azından biraz da komik olsalar iyi olur" demişti. "

 

Bu albüm için pandemi döneminde 200 şarkı yaptın ve bunları kasete kaydettin. Bu 200 parçadan ilk 10'a girmeyen en tuhaf şarkı hangisi?

Hepsini Alligator Recrds'a göndermedim.   Hafızama çok kazındığı için 60'ların İngiliz blues tarzında bazı şeyler yazdım. Bunlardan biri: “I Tested Negative for Sympathy for You (Sempati için Negatif Test Ettim).


Bu iyi. Bunu sevdim.

 

Gerçekten karanlık şeyler yazdım ama bütün bir albümü istemiyorsunuz, bu yüzden albüme sadece birkaç tanesini koydum. Birinci tarafı kapatan şarkı ve ikinci tarafı kapatan şarkı, ama yine de sonuna yavaş, çoğunlukla parçalı bir şey koyduğun bir   plak hissi yaşıyorum ve iğne yukarı kalkıyor ve uykuya dalıyorsun . Eskiden böyleydi, ama şimdi herkes telefonunda kulaklıklarla müzik dinliyor falan ama plaklar geri dönüyor.


Alligator'daki blues tavrı için normların dışında olduğunuzu düşünüyor musun? 

Sanırım biraz anormal olduğumu söyledim.


Böyle mi hissediyorsun?

Eh, evet, özellikle ilk perde olan Hound Dog Taylor'ın yaşadığı renkli hayatla karşılaştırıldığında. Gitaristini vurdu. Müzisyenlerimden hiçbirini vurmadım. Beni vurmak istediklerine eminim ama ben hiçbirini vurmadım.


Devil May Care'in ithafında "geçen yıl vefat eden William Tinsley "Trey" Ellis 'in anısına" yazıyor.


(1) Steve Johannsen illüstrasyonları için: https://www.facebook.com/SteveJohannsenArt?ref=py_c

(2) Burada albüm kapağı ile ilgili Tinsley Ellis'in söylediklerini çok tuttum. Çizimle ilgili röportajı yapan Don, "Sana benzememiş" lafına bakınca, hastalığın sadece biz de değil dünyada da olduğunu anlıyoruz. Ayrıca albüm kapağını büyütüp çizime baktım, bal gibi de Tinsley Ellis işte. 


Röportajın aslını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz:

https://www.americanbluesscene.com/tinsley-ellis-in-it-for-his-fans/      



Tinsley Ellis'tan Karantina Patlaması!




Southern Blues Rock'çı Tinsley Ellis Yeni Albümü 'Devil May Care'  21 Ocak 2022'de Alligator Records etiketiyle çıktı. Bu ünlü gitarist ve vokalistin 20. stüdyo albümü.   

 "Devil May Care" albümü için Tinsley Ellis, "Amacım gitarın şarkı söylemesini sağlamaktı." diyor.



Albümle ilgili yapılan kritikler de olumlu görüşler içeriyor. Relix dergisi, Ellis'in müziğinin "güçlü, tüyleri diken diken eden bir gitar ve cesur, duygulu vokaller… blues ve Southern rock'ın ilham verici ve tutkulu bir birleşimini"diye tanımlarken; gitar aleminin prestijli dergisi Guitar World, “Ellis'in çalış tekniği derinlik ve incelikle parıldıyor. İster duygulu, ister yavaş tempolu blues ister yüksek tempolu rock çalıyor olsun, Ellis tonu her daim dolgun ve saf tınılar içeriyor." sözleriyle tanımlayacaktı, bu albümü.  

Dünya çapında yaşananan koronavirüs salgını ve bunun ardından gelen kapanma her insanı etkilediği gibi, turneden turneye koşan müzisyenleri de fazlasıyla etkiledi. Sadece konsere çıkmak, turne yapmak değil, grupla birlikte müzik yapmaya alışkın olan rock ve blues müzisyenleri birlikte çalışma olanağı da bulamayacaklardı. Ellis bu süreçte 200'ün üzerinde yeni şarkı besteledi. 

Mart 2020'de Ellis, önceki albümü "Ice Cream In Hell"in konser turnesini bitirmeye altı hafta kala iptal etmek zorunda kalmıştı. Gitarist eve kapandığı bu süreçte evinin alt katındaki stüdyoda onlarca yıldır kullanmadığı amfiler ve gitarlar üzerinde hemen beste yapmaya başladı.  Bu kendi içine kapanıp, deli gibi beste yapmadan ibaret bir süreç değildi, yanısıra Allman Brothers, Freddie King, Michael Bloomfield, BB King ve daha nice onu etkileyen müzisyen ve grupların bilinmeyen stüdyo ve canlı kayıtlarını didik araştırdı ve onlardan ilham alarak beslendi.  

Ellis'in bu çalışmaları yavaş yavaş filiz veriyordu. Bir ay sonra oluşan materyalleri internetten yayınlamaya başladı. Hayranlarının yeni şarkılarına verdiği tepkiler sayesinde bir an önce bir kayıt yapıp yollara dönmesi gerektiğini biliyordu. Bu uzun karantina günlerinde besteler birikti ve 200 şarkı ortaya çıktı. Bunları sadece hayranlarıyla ve dostlarıyla değil, plak şirketi olan Alligator Records ile de günü gününe paylaştı. Zaman içinde bunlardan 10 tanesini seçen Ellis, karantina dönemi bitince arkadaşı ve  yapımcısı, klavye ustası Kevin McKendree'yi yanına alarak, Tennessee'nin ünlü Rock House kayıt stüdyosu Franklin'de kayıtlara başladı. Böylece Ellis'in "benim için olduğu kadar hayranlarımında emeği olan"  dediği  "Devil May Care" albümü çıkacaktı. 

Bugün dünyanın en ünlü blues-rock sanatçıları arasında ve türün en özgün ve üretken şarkı yazarlarından biri olan Tinsley Ellis,  35 yıllık müzikal kariyerinde durmadan dünyayı konserleriyle gezdi. Amerika Birleşik Devletleri'nin tamamında ve ayrıca Kanada'da, tüm Avrupa, Avustralya ve Güney Amerika'da verdiği konserlerle hayranlarını büyüledi. Uzun bir ayrılıktan sonra şimdi de  "Devil May Care" albümüyle konserden konsere koşan Ellis, kaybedilen zamanı telafi etmeye çalışıyor. 



 

5 Ağustos 2021 Perşembe

"Çok Özleneceksin Amigo"



Eski zamanlarda daha hayatımızda internetin olmadığı yıllarda Wikipedia yerine yurtdışından getirtilen rock guide'leri vardı. Bunlarda A'dan Z'ye rock gruplarının biyografi ve diskografileri sırasıyla yer alırdı. İşte onların hepsinin sonunda da mutlaka  ZZ Top olurdu. Bu sadece rock ile ilgili olanlarda değil pop ya da başka müzik türleri de katılmış olduğunda bile bu durum hiç ama hiç değişmezdi. Bu adın en harika grup ismi olduğunu düşünmüşümdür.  

Grubun isim babası gitarist Gibbons, sevdiği iki bluesçu olan BB King ve ZZ Hill'in isimlerinden hareket ederek işe başlamış ve ilk olarak ZZ King adını bulmuş ama daha sonra bunun telaffuz edilişiyle direkt BB King'i akla getireceğinden vazgeçmiş. En sonunda da ZZ Top yaparak bu isimde BB King'i "Zirve"ye taşıyarak anmaya karar vermişler. Böylece grup rock tarihi içinde bütün grupların arasında en sonda yer almış ama bir o kadar da akılda kalıcı hale gelmiş. 

ZZ Top'ın ayrıcalığı sadece isimden kaynaklanmıyor. Herkesin uzun saçlarla yer aldığı. rock'n roll aleminde onlar sakal uzunluğu ile de farklılık yaratmışlar. İlk başlarda insanlar onları sakalsız halde görseler de ilk albümden sonra uzun sakalları elli yıl boyunca hiç değişmemiş. Bir yanda Dusty diğer yanda Bill uzun sakalları, güneş gözlükleri ve şapkalarıyla yer alırken ortada duran davulcu Beard is onların tersine sakalsız ve kısa saçlı olarak farklılık oluşturacaktı. Açıkcası bu düzen de tam 50 yıl hiç bozulmadı. 

Geçen elli yıllık sürede onların değişmeyen tek şeyi görüntüleri miydi? Müzik sahnesi içindeki efsane grupların bile kadroları zaman içinde değişmiştir ama ZZ Top kadrosu elli yıldır hep aynı kalmıştır. Müzikleri içinde blues esas olsa da çeşitli zamanlarda heavy'den Küba müziğine kadar bir çok tarzı bünyesine katsa da imza hep ZZ Top olmuştur. 

Hem alfabenin son harfini iki defa yazıp, listenin en sonunda yer alarak önde olmak. Hani bu durum bir anlamda grubun müzikal duruşunu da sergiler gibidir. Bir rock triosundan çok dağ köylüsü hadi bilemedin ormancı görüntüleriyle country folk arası bir müzik yapar izlemini veren grup, isimlerindeki gibi alfabenin son harfinden yarışa girmelerine rağmen 1980'lerdeki değişim rüzgarlarında rengarenk hard'n heavy gruplarının arasından bir güzel sıyrılıverir. O dönem geçtiğinde de onları gene rock gruplarının en akılda kalıcısı olarak buluruz. Müzik tarzlarında her daim köklere sıkı sıkıya bağlı blues geleneğinden beslenen ZZ Top, bu konuda tavizsiz bir yapı gösterir. Taviz vermez ama bu yeniliklere kalın duvarlar örmek değildir. O an gündemde ne varsa bu müzikal yapılarına rahatlıkla girer. Başka gruplarda bu yapıldığında verilen taviz göze batarken, hatta sırıtırken (bir çok grup içinde yıkıma yol açarken) ZZ Top da bu asla söz konusu olmaz ve ZZ Top müziği bünyesinde bir imza olarak kendini korur. 

2015 yılında grubun gitaristi ve vokalisti Billy Gibbons "Perfectamundo" ile karşımıza çıkacaktı. Ardından bunu "The Big Bad Blues" takip edecekti. Bu yılın bahar aylarında da en son "Hardware" albümünü çıkartacaktı. Biz her ne kadar bu üç albümü de ZZ Top tadında dinlesek de az biraz kıllanmıyor da değildik hani. Pandemi döneminin yasakları dünyada bitmeye başladığında turne programlarında ZZ Top ismini görünce, grubun devam ettiğini görüp sevinecektim. 

Bahar aylarında bu gelişmeler olurken konserlere hazırlanan ZZ Top'ı iki hafta önce New Lenox, Illinois'deki Village Commons'da verdikleri konserde belki de ilk kez Dusty Hill olmadan görecektik. Efsanevi  basçının bir kaza sonucu kalça kırığı yaşaması sebebiyle sahneye çıkamayacak ve yerine gitar teknisyeni Elwood Francis bas gitarı çalacaktı. Elli yıllık ZZ Top tarihinde ilk kez Dusty Hill olmadan sahneye çıkmışlardı. Billy ve Frank, bu durumu, “Hızlı bir iyileşmeyi ve onu hemen geri almayı bekliyoruz. Dusty'nin isteği üzerine gösteri devam etmeli!” diye özetleyeceklerdi. 

Ancak geçtiğimiz çarşamba günü gelen bir haberle Dusty Hill'in hayata veda ettiğini öğrenecektik. Elli yıl boyunca birbirinden kopmayan üçlüyü ölüm ayıracaktı. Bundan sonra ZZ Top olur mu? Bilemem ama bir şeyler fena halde eksik olacak gibi.

Dusty Hill öldüğünde 72 yaşındayken öldü ama bu da şaşırtıcıydı hani. Zira bundan 30 ya da 40 yıl önce de grubun iki sakallısı hep aynı yaşta gibiydiler. Onları 35 yaşlarındayken izlediğimizde de sanki 60 üstü gibiydiler. Şimdi Dusty 72 yaşındaydı ama sanki bize olsa olsa 40 yaşındaymış gibi geliyor. ZZ Top'ın müziği gibi: tanımlanamaz, kategorize edilemez, eskimez ve nevi şahsına mahsus. 

Dusty Hill'in ölüm haberinin ardından kalan iki ZZ Top elemanı onun için "Çok özleneceksin Amigo" demişlerdi. Bizde bu sözü yazının hem başına hem de sonuna koyalım dedik. 

Aptulika



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...