13 Ocak 2024 Cumartesi

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 218



Joseph Roth
 "Aziz Ayyaş Efsanesi"
Çeviri: Regaip Minareci
 İş Bankası Kültür Yayınları
  (3. Basım Ekim 2023)

Sokakta ikamet eden ve köprü altlarında yatan evsiz bir adama gene onun gibi evsiz olan temiz giyimli bir adam  ona paraya ihtiyacı olup olmadığını sorar. Bu teklif karşısında şaşıran adam, "ben onurlu bir adamım bunu size sonra ödemek isterim ama sizi nasıl bulabilirim" der. Parayı verecek adam da evsiz olduğu için bir adres veremez ama ona bu parayı Azize Terasa'ya vermesini söyler. Bu garip adam Azize Teresa'nın hikayesini okuduktan sonra etkilendiğini ve Hıristiyan olduğunu söyler. Bu nedenle borcunu Azize Terasa'nın heykelinin olduğu Batignolles Şapeli'ne gidip orada bizzat Terasa'ya ödemesini söyler. 

Bunun üzerine gelen parayla kendine iyi bir ziyafet çeken berduşumuz, yanısıra gittiği bar ve cafelerde de kafayı bir güzel cilalar. Tabi para biter. Tesadüf bu ya bir hamaliye işi falan derken gene parayı bulur. Ondan sonra pazar günü kiliseye gidecek Azize Terasa'ya borcunu ödeyecektir. Ama haftalarca süren bu uğraş yanı sıra çıkan tesadüflerle gerçekleşemez. İlginç ve mizahi unsurlarla dolu bir örgü içinde macera sürer. 

Yazarımız Joseph Roth'un yapıtlarında yersizlik yurtsuzluk önemli bir yer tutar. Çünkü Avusturyalı yazarımız Avusturya - Macaristan İmparatorluğu'nun çöküşü  ve Avrupa'da faşizmin yükselişe geçtiği dönemde yaşamıştı. 1933 yılında Hitler'in iktidara gelişiyle gazetecilik yaptığı Almanya'yı terk ederek Paris'e göçmüştü. Burada sefalet içinde hatta bu kısa romanında olduğu gibi evsiz yurtsuz yaşamıştı. Politik açıdan kendini tehdit altında hissettiği ve ekonomik zorluklar yaşadığı bu dönemde yazdığı "Aziz Ayyaş Efsanesi" 1939'da yazılmış ve Joseph Roth da kısa bir süre sonra hayata veda etmiş. 

Böylesi acılı bir dönemi mizahi bir dille anlatan Joseph Roth, bu eserini öyle çok uzun da tutmamış, kitap toplamda tamı tamına 50 sayfa. Beşiktaş'ta para çekmek için gittiğim İş Bankası şubesinin içindeki kitapçıya gittiğimde indirim olduğunu öğrendim. Bir kaç kalın kitap aldım, arada bunu da bulunca arkasındaki etiketinde 30 TL ibaresini görünce hemen aldım. Öyle ya 30 liraya çay bile içemiyorsunuz. Kitabı eve giderken yolda okumaya başladım ve bitirdim. İyi ki çay içmemişim, zira bu kitabın keyfi hala sürüyor.  

Aptulika



Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 217



Yan Lianke
 "Günler Aylar Yıllar"
Çeviri: Erdem Kurtuldu
Jaguar Kitap
  (6. Basım Aralık 2020)

1958 doğumlu Yan Lianke, Çin'in yaşayan en güçlü yazarlarından biri olarak vasıflandırılıyor. Açıkcası Çin edebiyatından örnekler bana hep sıkıcı gelmiştir ama son yıllarda düşüncem tam tersine olmaya başladı. Bunun da en önemli yanı bu yapıtları eskiden İngilizce çevirilerinden dilimize aktarmalarından kaynaklanıyor olabilirdi. Şimdilerde bu işe el atanlar çevirileri Çince aslından yaptırıyorlar ve böylece eserlerin asıl değerleri daha iyi ortaya çıkıyor. "Günler Aylar Yıllar" romanını çeviren Erdem Kurtuldu, akademik eğitimini Çin hükümetinden aldığı bursla Pekin Dil ve Kültür Üniversitesi'nde Çince üzerine yapmış. Bu arada bu çevirmenin Yu Hua'nın "Kanını Satan Adam" romanını da çevirdiğini öğrenmem de çok iyi oldu, zira o eseri de çok sevmiştim. 

Siz romanla ilgili övücü sözler ettiğime bakmayın, kitabı ilk okumaya başladığımda can sıkıcı bulup, yarım bırakmayı bile düşünmüştüm. Konu hem Çin'de hem de köyde geçiyordu ki köy romanları beni hep iter. Kuraklık yaşanan bir köyde ahali terki diyar etmiş, sadece bir köpek ve ihtiyar bir adam kalmıştır. İşte böyle başlayan bir romanda onların yaşam mücadalesi anlatılır ki, bu benim için kabus olabilecek bir konudur. 

Kitabı okumaya böyle bir sıkıntıyla başladım. Bir ihtiyar adam ve bir köpek hem de kör. Onların bir mısır tanesini yetiştirebilmek, bir damla su bulma çabaları en ince detayına kadar verilirken kitabı bırakmam an meselesiydi. Neredeyse 5 sayfa okuyup, ertesi güne bırakıyordum. Bu böyle neredeyse bir haftaya yakın sürdü. Sonra bir baktım ki romanı her gün beş sayfa okumam sıkılmaktan çok zevke dönmüştü. O anları kafamda bir film karesi gibi canlandırıyor ve keyif alıyordum. Adeta kitabın okuma süresini uzatarak tadı arttırıyordum. Öyle ki topu topu 102 sayfalık kitabı 15 günde bitirecektim.  

Aptulika


12 Ocak 2024 Cuma

Cahit Kukul'u Kaybettik

 



Bu sabah saat 10.00 sıralarında aziz dostum Sinan Doyan'ın telefonu gelecekti.  O sıra annemi rutin bir muayene için hastaneye götürecektim ve tam o sıra kahvaltılık bir şeyler almak için marketin kasasında ödeme yapmak üzereydim. Bu saatte Sinan niye arar dedim ama telefona baktım. Telefonda Sinan "Aptul bilirsin bu saatte aramazdım ama" dedi ve "Cahit Abi" dedi, başka bir şey diyemedi. İşte böylece öğrenecektim bu kötü haberi. Çocukluğumun Erkin Koray ve Yeraltı Dörtlüsü plakları, gençliğimin elimden düşmeyen Hardal albümleri, orta yaşımın Meteor CD'si ve unutulmaz Erkin Koray Moda Sineması konseri gözlerimin önünden market kasasının önünde dururken resmi geçit yapacaktı. Kasada ödemeyi nasıl yaptım bilemiyorum. Ancak annemin evinin önünde dururken aldıklarımı poşete koymadan elimde abuk sabuk bir şekilde tuttuğumu farkedecektim.

Cahit Kukul'un ölüm haberini kızı Özlem Facebook sayfasından, "Canım babamız Cahit Kukul’u saat 07:50 de verdiği yaşam mücadelesi sonucu kaybettik yanımızda tüm kalbiyle olan tüm dostlara sonsuz teşekkür ederiz ." sözleriyle duyurmuştu. 

Bu paylaşımdan üç saat sonra da Özlem, "Babam Cahit Kukul ‘un cenazesi yarın öğle namazına müteakip Rami Hacı Ali Paşa camii’nden kalkıp Rahmetli Ekrem Kukul ve rahmetli babaannem Hidayet Kukul ‘un olduğu alie mezarlığına defnedilecektir. Tüm sevenlerine duyurulur. 🙏Sağ olun var olun . Dostlar sağ olsun ." mesajını yayınlayacaktı. 

Yarın Cumartesi günü öğle namazını müteakip Türkiye'de rock müziğin Ramili öncülerinden biri olan CAHİT KUKUL'u sonsuzluğa uğurlayacağız. 

Cahit Abi, senin bana kattıklarını anlatmama ne kelimeler ne de sayfalar yeter. Senin böbürlenmeyen sakin ve içe huzur veren duruşunu unutamayacağım. Bir emekçi, aydın, müzisyen ve Rami semti ile özdeşleşmiş bir rockçıydın. Kimse pek bilmez ama şiire , Hayyam'a, Edgar Alan Poe'ya meraklı ince bir insandın. Cahit Abi, senin yer aldığın Hardal'ın iki LP albümü olmasaydı, inan bana gençliğim diye bir şey kalmazdı. Bana kattıkların için sonsuz teşekkürler abi. Şu an Annabel Lee şiirini okuyorum, "Çok çok  uzun yıllar önce./ Deniz kıyısında bir krallıkta / Bir kız yaşarmış..." diye başlayan bu şiiri senin bestenle dinlemek vardı ama. Yok pandemi, yok kayıt mayıt  falan derken dinleyemedik. Artık oraya geldiğimizde bize çalarsın Cahit Abi. 

Huzur ve ışıklar içinde uyu güzel abim. 


Aptulika




10 Ocak 2024 Çarşamba

Liste Başı Albümler 10 Ocak 2024




Rock


 




1. Can't Find The Brakes - DIRTY HONEY(2) - 8

2. Accentuate The Positive - VAN MORRISON (3) - 8

3. Departures - Apollo Suns (6) - 7


4. Heaven Comes Down - DOKKEN (1) - 9

 5. Sonic Mojo - FOGHAT(5) - 8

6. Time Of The Signs - GOV'T MULE  (9) - 6

 7. 40 Years and the Night - NIGHT RANGER (7) - 8

8. Hackney Diamonds - THE ROLLING STONES (4) - 11

9. Mirror in the Sky - YES (8) - 32

  10. Conqueress - DORO (10) - 9

  11. Rockstar - DOLLY PARTON (11) - 7

  12. Equal Strain On All Parts - JIMMY BUFFETT (12) - 6


13. Just Before The World Starts Burning - THE SLEEPING SOULS (14) - 6

14. Ace Monroe - ACE MONROE (18) - 4

15. Alphine Gold - DAWN BROTHERS  (17) - 3

16. Hope and Courage - KEN MARGOLIS (19) - 7

17. Hackney Diamond ( Live Edition) - ROLLING STONES (23) - 2

18. Vol.2 - TARQUE (16) - 7

 19 . The 2nd 3rd Secred - 3rd SECRET (21) - 3

 20. Guitar Kingdom - DUDLEY TAFT (20 ) - 4

21. Mask Off - Gorilla Pulp (24) - 2

 22.  Man's Soul - NOAH FITZGERALD (22) - 4

23. Guitars at the End of the World - GEORGE LYNCH (15) - 8

24. Death Of The Hoochie Koo - Sgt. SPLENDOR (25) - 2


25. Afro Turca Dances  - MURAT SES  (Yeni) - 1




Blues



1. Black Bayou - ROBERT FINLEY  (2) - 9

2. Up Next - MATHIAS LATTIN (3) - 9

3. Raise Your Hands - SCOTT WEIS BAND (5) - 8


4. Walking Heart Attack - JOHNNY RAWLS (1) - 12

5. Back to the Spieit of 66 - LAYLA ZOE (6) - 8

6.  Dirt On My Diamonds Vol. 1 - KENNY WAYNE SHEPHERD (7) - 7

7. Thanks - BOB MARGOLIN (8) - 7

8. Joyful Sky - ROBIN TROWER (4) - 10


9.  Blues From Caucasia - TOM BUENGER (11) - 7

10. Shout Sister Shout - GHALIA VOLT (12) - 7

11. Live In Austin Vol 1 - SUE FOLEY (14) - 7

12.  It Ain't Easy - ERIC B. TURNER (15) - 6

13. Pass It On Down - CHRIS BEARD (9) - 11

14. Last Call For The Blues - CASSIUS KING & THE DOWNTOWN BLUES (16) - 6

15. Blues Caravan 2023 - WILL JACOBS / ALLY VENABLE/ ASHLEY SHERLOCK (18) - 5


16. Phoenix Blues Rumble - BOB CORRITORE and FRIENDS (17) - 5

17. Live at Reelsounds - ZOOFUNKYOU (19) -4

18. Big Grey Sky - CHRIS THOMAS KING (20) -5

19. Blues Deluxe Vol 2 - JOE BONAMASSA (10) - 12

20. Live In London - CHRISTONE "KINGFISH" INGRAM (13) - 12

  21. Bootlegger Days - JOHN POPPER & JONO MANSON (21) - 5

 22. Dockside - JONAH TOLCHIN (22) - 4

 23.  Padley Two - THE PADLEY BLUES BAND (23) - 6

 24. Time To Shine - GARNERRA CROMWELL(24) - 2 

 25 . She Said Mahalo - LEE OSKAR (25) - 2 





Caz




  1. Live At Glenn Miller Cafe - FREDRIK KRONKVIST (1) - 8


2. Disappearance - HUMAN BEING HUMAN (5) - 8

3. Rising Sun - SHUTEEN ERDENEBAATAR (6) - 6


4. Rags &Ragas - CHARU SURI (7) - 6

5. Sofa - URBAN QUARTET (2) - 8

6. Call On The Old Wise - NITAI HERSHKOVITS (4) - 7


7.  Colour Of Sound - ZOE RAHMAN (8) - 6

8. Summer Me, Winter Me - STACEY KENT (10) - 6

9.  As Good As It Gets - ESPEN ERIKSEN TRIO (3) - 11


10. Valleys & Mountains - RYMDEN (11) -5

11.  Spry - ADAM LEVY (13) - 4

 12. For All We Know - ELLAS KAPELL (12) - 5

13. Enchanted - TOM OLLENDORFF (15) - 4

14. Scary Godings: Live - SCARY GOLDINGS (16) - 4

15. Good Woman - KATE KORTUM (19) - 2

16. A Lovesome Thing - KURT ROSENWINKEL (18) - 2

17.   Christmas Wish - GREGORY PORTER (14) - 4

18. 
Ventura - VINCEN GARCIA (17) - 4
 
19. The Shores of Infinity - MENAGERIE (20) - 2

20. Neonomadic - NOAM WIESENBERG (Yeni) - 1




9 Ocak 2024 Salı

Yılın İlk Güzel Sesi İle Tanışmak.



Yılın ilk yazısını ve keşfini caz adına kullanıyorum. Bu arada belirtmeliyim, bu 2024'te ilk dinlediğim yeni albüm olma özelliğini de taşıyor. Albümüm adı, "Good Woman" ve gerçekten güzel bu sesin sahibi de Kate Kortum. 

Caz kadın vokallerini dinlemek benim için bir tutku gibidir. Bunu dışa karşı ne kadar gizlemek istersem de ne yapalım ki bu böyle bir gerçektir. Hele ki klasik caz formundaysa vazgeçemediğim bir tutkudur. Yeni tanıştığım Kate Kortum da tam bu beğenime uygun bir vokal. Böyle dedim diye bu caz vokalinin 50'sini aşmış biri olduğunu sanmayın, Kortum daha 20'li yaşlarına yeni adım atmış  bir sanatçı ama sesi 1960'lardan kalma bir caz vokali tadında. Onu dinlerken zaman donuyor ve bir yağmur damlası tadında viskinizi yudumlayarak o sese kapılıyorsunuz. 

 Amerikalı Kate Kortum, caz tutkusunu  sanat okulunda flüt üzerine eğitim alarak yoğunlaştırmış.  2021 yılında prestijli caz dergisi  Downbeat onu Öğrenci Müzik Ödülü ile onurlandırmış.  Newport Caz Festivali ve New York City'deki dünyaca ünlü Birdland Caz Kulübü gibi çeşitli mekanlarda konser veren sanatçı,  şu anda Miami Üniversitesi Frost Müzik Okulu'nda eğitimine devam ediyor ve burada Kate Reid'in yönetimi altında caz sesi üzerine çalışıyor.  

Kate Kortum'un "Good Woman" albümünde 

David Mesquitic - Piyano

James Suter - Kontrbas

Daniel Dufour - Davul

gibi isimlerden oluşan muhteşem bir kadro da eşlik ediyor ki, iyi bir sesin hissedilebilmesi için iyi bir kadronun da olması gerektiği kanıtlanıyor gibi. 

 Aptulika




7 Ocak 2024 Pazar

Deep Purple'ın En Mütevazısı... Ama Bir Temel Taşı: Roger Glover


Eski dönemlerde rock ile diğer popüler tarzların arasındaki en önemli fark, vokal yapanın dışındaki grup elemanlarının da önemsenmesiydi. Öyle ki bir dinleyici grubun davulcusuna hayranken bir başkası gitaristi ya da bas gitaristini ayrıcalıklı tutardı. Kimi zaman bir dinleyici sevmediği bir grubun gitaristini sevebilirdi. Pop müzikte vokal yapan önemliydi ve arkada çalanın kim olduğunun pek de önemi yoktu... oysa rock dinleyicisi için bu tam tersi olmaktaydı.  

Tabi bu rock ile ilk tanıştığımız ve  ilk dinlemeye başladığımız zamanlarda geçerli değildi. Bende ilk tanışmamda popülerleşmiş isimlerle başlamıştım. Saymak gerekirse Suzi Quatro, Sweet hatta ülkemizden Erkin Koray veya Barış Manço dersek frekanslarım imajı öne çıkan solistler üzerine olurdu. Solistlerin dışına ilgimin yönelmesi ise Deep Purple ile olmuştu. Bu arada benim dönemimi göz önüne alırsak, bazı şeylere kolay erişememek de bu konuda etkendi. İlk verdiğim isimleri dönemin dergilerinde fotoğraf ya da poster olarak görebiliyorduk ama Deep Purple ile tanışmam ilk anda plakla olmuştu. Bir arkadaşımda dinlediğim plak kapağında kare kare elemanları görüyordum ama öne çıkan yoktu. Sadece plak kapağında gördüğün 4 ya da 5 adam resmi ve  onları hangisinin ne çaldığını da çoğu zaman anlamıyorsun yani bugünkü gibi videosunu değil bulmak ne olduğunu da bilmiyorsun. O dönemin siyah beyaz televizyonunda ne çıkarsa onu görmüşsün ( bu arada Sweet çıkmıştı).

İşte o günlerde Deep Purple plağını ilk dinlediğimde vokalin sesini gene öne alıyordum ama piyano diye bildiğim sese de ufaktan kulak kabartmaya başlamıştım. Bu o klasik müzikte duyduğum piyano gibi de değildi (Daha o zaman Hammond değil orgun bile ne olduğunun ayırdında değilim). Bu farklı bir sesti, ardından baterinin sesi sıyrılmaya başlayacaktı. Bu arada bunların ilk dinleyişte olduğunu sanmayın ha... Vokalinde Ian Gillan gibi bir ses olacak da dikkatin ondan ayrılacak, olacak şey değil hani. Bu arada Gillan'ın sesi de bildiğimiz şarkıcılar gibi değildi... kimi zaman çığlık gibi bir şey oluyordu. Zamanla müziğin içine giriyordum ve oradaki org ya da piyanoya kulak kabartıyordum. Bunlar da öyle ilk dinleyişte falan olmuyordu. "Lazy"nin girişinde tempo ilk anda sarıyordu, "Child In Time"da Gillan'ın çığlıklarına odaklanıyordum. Dinledikçe farklı şeyler buluyorduk. Sonra plak kapağındaki elemanlar üzerine arkadaşımla efsaneler üretiyorduk yalan yanlış, kulaktan duyma. Hoş kulaktan duyma da bugünkü gibi değil, kaç kişiden duyabilirsin ki, işte dinleyen bir kaç abiden duydukların ki onlar da yok gibi bir şey. 

Sonra arkadaşım bir yabancı dergi bulmuştu, orada Deep Purple'ın konserinin haberi vardı. O Almanca dergide isimlere bakıp, kimin kim olduğunu anlayacaktık. Gene görsel imaj etkili olsa gerek uzun saçlı olan o elemanlar arasında bıyıklı olan kara gözlüklü adam dikkatimizi çekecekti. Ayrıca ismi olmasa da soyadının okunması kolaydı : Lord. Ondan sonra plağı dinlerken o güzel tınıları çıkaranın o olduğunu anlayacaktık. Bir de Japon gibi gözlüklü biri vardı ki o da bateristti. Zaten bateri benim çocukluğumun en havalı en anlaşılabilir çalgısıydı. Balolarda ya da düğünlerde o iki değnekle bir sürü davula vuran amcaları izlemek vazgeçilmezimizdi. 

Artık plağı dinlerken o klavye sesini duyduğumuzda, "Vay be Lord'a bak nasıl giriş yaptı." falan gibi laflar edecektik. Bateriste de bir şey demek isterdik ama ismini söylemek zordu. Bu arada Blackmore'u o dönem ortaokula yeni başladığımız İngilizce derslerinde hocanın karatahtayı gösterip sonra onun üzerine tebeşirle yazdığı blackboard'dan bilir olmuştuk. Böylece Richie'yi okunduğu gibi söylesek de Blackmore'un ilk hecesini nefis bir şekilde söylüyorduk. 

 Deep Purple albümleri birbiri ardına gidiyordu ve açıkcası bütün elemanlarını tam tekmil bildiğim ilk grup da onlar olacaktı. "Made ın Japan" albümünü dinlerken, gözlerimi kapadığımda sanki o konserde gibi olurdum. Bu arada "Machine Head" albümünün iç kapağındaki resimlerden öyküler uydururduk. John Lord'un daha resmini görmeden çalışıyla tanımıştım. Hemen akabinde o özel ses ister istemez bizi etkisi altına alıyordu zaten. Gitar derseniz, Blackmore'u hissetmemeniz... ne mümkün. İlk fotoğrafını gördüğümde (eh biraz Made in Japan albümünün de etkisiyle) bir Japon sandığım Ian Paice'in davulunu iki sokak öteden bile fark edebilirdim. Yani Deep Purple'ın her elemanını dinlerken ayrı ayrı tanır olmuştum. 

Dikkat ettiniz mi? Her eleman dedim ama sadece dört elemandan bahsettim... Lord, Gillan, Blackmore ve Paice. Yani org, vokal, gitar ve davul. Peki bas gitar nerde?  Evet o ilk dinlediğim dönemde basçı Roger Glover varla yok arasındaydı benim için. Yıllar geçecekti ve daha büyüyecektim ama Roger Glover'ı gene de fark edemeyecektim. Hatta öyle büyük bir cahillik ya da ayıp yapacaktım ki, anlatılır gibi değil hani.  Plakları dinlemekle kalmıyor, arka kapaktaki bit kadar yazıları bile okur olmuştum. Orada prodüktör isimlerini de görürdük ama o adamlar ne yapardı bilmezdik. Bir ara sinemadaki prodüktörler gibi bir şey herhalde diye düşünürdüm. Kendimce prodüktör denilen zatı muhteremleri parayı basan adamlar sanırdım. İşte Deep Purple albümlerinin kapağında da çoğu kez prodüktör hanesinde  Roger Glover ismini görürdüm. Demekki bu adam para babası, yani basıyor parayı albümü yapıyor. Bu sayede de Deep Purple'da kadroda kendini gösteriyor. Kahkahalarla güldüğünüzü duyuyorum ama daha o zamanlar tıfılın tekiyim. 

Sonraları biraz daha büyüdüm 20'li yaşlara geldim ve prodüktörün önemli biri olduğunu kavradım ama bu sefer de Deep Purple albümlerinde Blackmore varken niye Glover prodüktör olur diye düşündüm. Hoş gene de prodüktörün ne iş yaptığını da tam bilmiyordum ya neyse. 

Sözün özü Deep Purple'da benim için en etkisiz eleman bas gitarist Roger Glover'dı. Böyle bir düşünceye sahip olmamın sebebi bas gitarın tınısını ve önemini tam kavrayamamış olmaktan kaynaklanıyordu. Gene 20'li yaşlarımda dinlediğim Stanley Clarke albümü "School Days" ufkumu bir anda açacaktı. Bir caz rock bas gitaristi olan Stanley Clarke bu enstrümanın ne denli önemli olduğunu gösterecekti. Ardından "Clarke'ın bence efsanevi bir başyapıt olan "Vulcan Princess" albümünü dinleyecektim ve kulağım aydınlanacaktı. 

Sonrasında Grand Funk Railroad zihnimi daha iyi açacak ve Iron Maiden'in bas gitarı lider konumuna taşıması, hatta Manowar bile ve tabi Cliff Burton ve oradan Jaco Pastorius'a bas gitara kulaklar açılacaktı. Sonra bir de buna caz kontrbasçıları eklenince bas tınısının önemini daha iyi kavrayacaktım. Tabi bu konuda Iron Maiden'ın baş kahramanının Steve Harris olması da bas gitara dikkatimi yöneltecekti. 

İşte bütün bunlardan sonra Deep Purple dinlerken kulağım bas giyara yönelecek ve Roger Glover'ın önemini kavrayacaktım. Ancak onu es geçmem bas gitar sesine tam hakim olamamaktan değildi sadece. Deep Purple'ın "Mark" mahlasıyla anlamlanan kadro değişikliklerinde her çatışmada en sessiz kalan ve kendi halinde olan elemanı Glover'dı. Öyle ki en mütevazı elemanı oydu.  Bu iddiasız görüntüsü de onu önemsemememi sağlamıştı. Şimdi bakıyorum da o Deep Purple kadrolarında ve efsanevi albümlerinde Roger Glover'ı çıkartırsanız benim için çok şey eksik kalır. 

En sevdiğim ve ilk göz ağrılarımdan biri (hatta en başında gelen) Deep Purple'ın bu en önemli elemanı Roger Glover'a gecikmiş bir saygı olarak bu yazı ve çizimi ithaf ediyorum. 

Aptulika


1970'li yıllarda ilk duyduğumda deli gibi sevdiğim ve bu sevginin bir ömür boyu sürdüğü "Highway Star" parçasının temelinde bas gitarist Roger Glover olduğunu anladığım 20'li yaşlarımın sonunda  mosmor olacaktım. Selamlar olsun büyük ustaya.  


 

 




4 Ocak 2024 Perşembe

Ayla Algan Duruşu



Daha Nazım Hikmet'in "Kadınlar Kadınlarımız" şiiriyle tanışmamışım, hatta o büyük şairden haberdar bile değilim. Feminizm, kadın hakları gibi konular nedir bi haberim. Yani aklım bir karış havada çocukluk zamanlarındayım. Ya 8 ya da 10  yaşında falanım ve o zamanların tek kanallı siyah beyaz televizyonunda bir eğlence programında bir pop şarkısı ilk toplumsal bilinci yükleyecekti. Bir pop parçası böyle bir şey yapabilir mi? Eh o zamanlar olabiliyormuş. 

O siyah beyaz televizyonun önünde merakla izlediğim şarkıcı, "Koca Öküz" şarkısıyla kadınlarımızın sorunlarına esprili bir yaklaşım getirerek, sorguluyordu. Köyde kadının yeri koca öküzden sonra geliyordu. O zaman bu benim gibi şehirde yaşayan bir çocuk için bu gibi şeyler köylerde olurdu. Oysa şimdi aradan yarım yüzyıl geçti, bir adım öteye geçmek ne kelime, bu konuda şehirlerimiz bile köyden geriye düştü. 

Ayla Algan ile 1970'li yılların başında televizyonda izlediğim "Koca Öküz" şarkısıyla tanışmıştım. Sonra bir iki yıl geçti ve evimizde onun bir 45'lik plağı olacaktı. Bu plağın ismi ise, "Hamsi Balığı Gibi" idi. Burada da "Sen beni saçı uzun aklı kısa mı sandın..." dedikten sonra,

"... Ne yaz ne kış demedum, ben çalıştum sen gezdun. Kuma kuma üstüne vallah canumdan bezdum." diye devam ediyor ve son noktayı, "Tabancasız, tüfeksiz de hakkımı alacağım/ hamsi paluğu gibi hop hop oynatacağum" sözleriyle koyuyordu. 

Bugün herkes Ayla Algan'ı TV dizilerinden hatırlıyor ama benim için o başı dik, esprili ve toplumsal konulara dikkat çeken bir şarkıcıydı. Tabi onun iyi bir tiyatro sanatçısı olduğunu da duyuyordum ama onu sahnede izleyememiştim. 

Çok sonraları onu Sadri Alışık ile oynadığı "Ah Güzel İstanbul" filminde izleyecektim. Hem de ne izlemek, yüz kere, bin kere mi desem bilemiyorum.

Bir büyük oyuncu, müzisyen, tiyatrocu ve hepsinden önemlisi onurlu ve topluma duyarlı bir sanat insanı Ayla Algan'ı bugün kaybettiğimizi öğrendim.  Aslında bir sanatçımızı kaybetmenin çok ötesinde aydınlığımızı bir kez daha yitirdik. Oysa çocukluğumda bizim de bir Barbra Streisandımız, Liza Minellamız var diye gururlanırdım. Düne kadar tiyatromuzun , sinemamızın bir aydınlığı yani Ayla Algan var diye ensemi karartmazdım. Artık sadece insanları kaybetmiyoruz sadece, güzellikleri, düzeyimizi, pırıl pırıl geleceğin hayalini yitiriyoruz. 

Ayla Algan'ı kaybetmemizin üzüntüsünü bugün ülkemizin her kesimi yaşıyor ama onun tüm yaptıklarını önümüze koyduğumuzda ve genç şarkıcı, oyuncu adaylarımızın rol modeli olursa o aydınlık günlerimize koşar adım gideriz. Bu biraz da Ayla Algan'a borcumuz. Bu mirası reddetmeyelim. 

Aptulika 

 












Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...