17 Mart 2019 Pazar

Laneth Bir Gece-3 de 90'lara seyahat



Doksanlı yılların müzikteki bereketli  günlerine doğru yine bir zamanda yolculuğa çıktık, geçen akşamların birinde. 
Kısa bir süre önce Kerim Çaplı ile ilgili yazarken de bahsetmiştim ama, bu konserde başka bazı anıları depreştirdi, biraz da onlardan bahsedip, onları analım yazının başında ...



90'lar  “Rock, metal dergi ve fanzinleri ile beslenen yıllar “ 

90'ların rock coşkusunun zirve günlerinde özellikle bilgi kaynaklarının sınırlı olduğu dönem şartlarında fanzinler önemli bir misyon görmüş ve de katalizör olmuşlardır. Stüdyo İmge, Rock Kazanı, Güneş Gençlik ve Çalıntı  gibi (adını hatırlayamadıklarım da vardır) içerikleri, tarzları ve kaliteleri farklı resmi dergiler,  ayrıca uzun süredir muhalif olmak ve de farklılıkların sesi gibi önemli işlev gören dönemin mizah dergilerindeki (Hıbır , Şebek vb ) bazı köşeler yanı sıra  birçok ve de fotokopi ile hayatına başlayıp zaman içerisinde matbaalarda basılıp rekor baskılar yapan fanzin/dergilere de bu işin içinde en önemli yerleri almışlardır.  Dolayısı ile konsere geçmeden kısaca onlardan bahsetmek gerekir. Aralarından  en önemlilerinden ikisinin adını anarak (Biri bu konsere de ismini vermesi nedeniyle Laneth, diğeri de benim de içinde yer almam  yanı sıra kaliteli içeriği ile de Rock Dünyası. Mondo Trasho , Mega Metal vb. )  diğerlerine bir selam çalıp her birine emek vermiş olanları da selamlayalım. Çünkü o dönem için çok önemli bir  kaynak olmak gibi bir misyonu üstlendiler. Hatta,  ta ki internetin hayatın içine iyice girmesine kadar da değerlerini ve kıymetlerini sürdürdüler. Çünkü rock, metal ve punk gibi türlerin resmi yayınlar ile süreli ve sürdürülebilir mücadelelerinin zorluğunu ve neredeyse imkansızlıklarını o işin içinde olan herkes yakinen bilir. Mizah dergileriyle başlayıp, rock kültürü dergi ve fanzinleri ile devam eden bu dönem ayrıca bir yeraltı edebiyatının gelişmesine de ciddi katkılar yapmıştır. Bu dönem hem müzik dergileri, hem fanzinlerin hem de bir süredir zaten çok başarılı giden mizah dergilerinin altın çağıdır denilebilir. Üzerine dünyadan örnekleri birbiri ardına çevirilenlerle beraber gelişen Türk Yeralatı edebiyatı örnekleri de bu dönem eserleridir. Dönemi böyle hatırlayınca keşke bugün de hafif aksak düzen de  bir fanzin çıkarabilsek, ah keşke demek mümkün tabii. Ama artık dijital çağdayız, o dönemler geride kaldı, gerçek olan bu. Aslında Blues Perişan Blog’da benzerleri ile beraber ( Deli Kasap, Meridyen , Rotka vb )  bir nevi günümüzün internet üzerindeki benzer yayını da sayılmalıdır. Şimdilerdeki  yirmili yaşlardaki gençlerde muhtemel bir 25 yıl sonra bir araya geldiklerinde “Ah nerede bizim o dijital uygulamalar üzerinden paylaştığımız müzik, oyun, film, dizi  vs  günlerimiz “ deyip bir araya gelip yad edecekler hiç şüphesiz ... Biz de  bu defa   BLOG sayfalarımızı anmak için etkinlik düzenleriz, napalım ! 

  Laneth ve Rock Dünyası örnekleri 

Laneth dönemin en popüler ve bilindik heavy metal fanziniydi, ben o dönem daha çok klasik rock, hard rock ve rock kültürünün temel taşlarını olan ekiplere yoğunlaştığım için "Rock Dünyası" kadrosu ile tanışmıştım. Benim de Janis Joplin'i yazdığım sayının yedi, sekiz ( hatta belki daha fazla ) baskı yaptığını anımsarım. Bir fanzin dergiyi yaratmak gerçekten hiç kolay değildi. Rock Dünyası fotokopi sürecini aşıp dizgi ve matbaa baskı aşamalarına geçmiş ve   ciddi bir dergi havası ve kalitesini yakalamıştı son zamanlarında, bu vesile ile Süleyman'ın da bu uğurdaki kişisel, özverili çabalarını ve mücadelesini anmak ve bir selam göndermek isterim.  Bu dergilerin ortaya çıkarılmasında  harika bir ruh, enerji, heyecan ve komünal bir  çalışma ve görev dağılımı olurdu.  Yazmaya karar verilen grup ya da  müzisyeni araştırmak, hakkında bilgi  bulmak hiç kolay değildi.  Açık kitap pazarlarında ( Beyazıt meydanı , sahaflar vb )  ikinci el dergi tezgahlarında ki yabancı dergiler, eski Stüdyo İmge dergileri , plak kapaklarının iç yüzlerinde varsa eğer grup biyografileri, fotoğrafları, fotokopilerle çoğaltılmış  rock kitap ya da ansiklopedileri  elden ele dolaşırdı ( Bunlara ulaşmakta öyle kolay değildi tabi, kaset tezgahlarında, ara sıra yapılan konserlerde ya da  yeni yeni açılan barlardaki ortamlardaki tanışıklıklar paylaşımları da beraberinde getirebiliyordu.  En azından ben  yazılarımda bu yolları izlediğimi hatırlarım, büyük bir keyifle  elimde sözlük, kaynakları derler ve sarı teksir kağıtlarına sayfalarca tükenmez kalemler yazar, sonra son temize geçirilmiş halini, en sonra imkanımız varsa  bilgisayar ( büyük bir firmada çalıştığım için vardı )  ya da daktilo ile yazar son halini verirdik.   Hey gidi günler hey ...
Laneth 'de bu dönem heavy metalin katalizörüydü .. Ben de daha ziyade o dönem türe olan mesafemden de dolayı  göz gezdirici bir Laneth  takipçisiydim diyebilirim. 


Konser  : Laneth Bir Gece - 3 

İşte  8 Mart 2019  Cuma akşamı da  Laneth'in yaratıcısı  Cağlan Tekil'in üçüncüsünü düzenlediği (ilk ikisini maalesef kaçırmıştım)  bu efsane buluşmaya katılma şansını yakaladım.  Öncekileri, Aptulika'nın, Murat Beşer'in yazılarından, giden arkadaşlardan duymuştum şüphesiz.  Konserin misyonu, uzun  süredir müzik piyasasından uzak duran dönemin önemli gruplarını yeniden sahneye çıkarmak  ve  ( Cultus , Pagan , The Climp , Kramp gibi )   halen devam eden şahane gruplara da  (Razor ve Objektif) seyirci ile buluşma şansı vermesi ve bir saygı gecesi hüviyetindeydi. 
Doğrusu kapıya vardığımda  Razor ve Pagan bitmişti. Zaten, sevgili Nezih Onur'un aramızdan ayrılmasından sonra Kramp şarkıları bana bir tuhaf gelir olmuştu ! ( Lan ne bu be !) Bu vesile ile Nezih üstadı rahmet ve saygıyla analım.  

Neyse birkaç soğuk takviye ile kendimize gelip,  Caltus 'u izlemek için içeri girdik, ilk dikkatimi çeken vokalistin mikrofonu oldu. Kafa- kulaklık mikrofonu kullanıyordu.  Yerecek bir şey değil ama yine de  gözüme ve algıma tuhaf geldi, mikrofon bana göre sahnede müzisyenler kadar olmasa da yine de bir figür gibidir derim ben. Müzik ve ses temiz geliyordu, yirmibeş yıl sonra bu konser için bir araya geldikleri söyleniyordu bu açıdan bakıldığında sürdürülmeyen bir kariyer için bu performansa sadece şapka çıkarıp saygı göstermek gerekirdi, ben de tam da bunu yapıyor ve kendilerini ayakta alkışlıyorum.  
Ara oldu , bizde  90'lardan gelen, o yukarıda bahsettiğim  günleri paylaştığım ve  uzun zamandır  görüşemediğim kadim dostum  Ozzy ( Ümit Özgür ) ile  dışarıya çıktık. Katılımcı tayfasının yaş ortalaması ve muhabbeti  90'lara zaman tünelinde ışınlanmak istercesine enerji doluydu. Belki de gelenler o yıllarda ki  gençliklerini arıyordu biraz da, kim bilir ? Ama şu bir gerçek ki, o akşam orada olan herkesin  vefalı birer dost olduğunu da unutmamak gerekir, Türk Rock Müziği'nin samimi  ve vefakar dostları.



Ve Objektif 

Şimdi sırada  benim o akşam orada performansı için geldiğim yegane grup olan Objektif vardı. Uzun rock yürüyüşüne 80’li yıllarda  Samsun’dan başlayan Vecdi ile  bu sayfaların yaratıcısı sevgili dostum Aptulika 'nın Taksim Baraka'da ki Blues Perişan akşamlarında dostluğumuzu pekiştirme şansı bulmuştum, resmi  tanışıklığım ise  90'larda bir Gitar Cafe akşamına dayanır, ama unutulmuştur. Objektif aslında bana göre Vecdi demek, otuz yıllık bir macerada  - konserde de ifade ettiği gibi -  çok yoldaşları olmuştu ama yegane o hep oradaydı.  Grubun adı sanki  onun misyonuydu da,  aynı zamanda rock ile de bağdaşan bir objektifliği vardı. Objektif'te  Vecdi'nin  bestelediği ve yazdığı parçalarda hep hayata dair  hikayeler bulursunuz, hiç bir şarkı boş değildir, nakaratı bile manidardır. Bir şeyleri ya da bazı şeyleri  idare etmez Objektif parçaları, onlara direkt temas eder, dokunur, yeri geldi mi bodoslama tam yerinden girer, silkeler, sarsar, gerek görürse yıkar geçer ...  ( Ansızın bir infilak, burada akılma Break On Through gelir - The Doors'dan. Gerçi Objektif daha ziyade  Black Sabbath, Deep Purple'dır bence ya, olsun varsın .)  Bu yüzdendir ki Vecdi ile özdeşleşmiş alameti farikası da  her konserde  tekrarladığı gibi "Rakın Roll böyle bişey" dir.  Rakınroll böyle bir şey olmamış olsaydı bilirim ki Objektif'de olmazdı. Ama O bunu söyleyecek başka bir yol, mecra  bulmuş olurdu.  Neyse ki rakın roll  vardı ve böyle bir şeydi !

Sahne’deki Dev 

Yoksa, "Yuh", "Loş Akşamlar", "Fahişe", "Hayal-et", "Künye", "Yorgunsan Vazgeç", "Dağlarda Sitem Var", "Mutlu Ölüm",   "Tımarlı Hastane"  ve diğerleri de  olmazdı.  O akşam bir kez daha gördüm ki  Vecdi'de  ustalarının en başında gelen Cem Karaca ve ekolü gibi  sahneye çıktığında, müzik başladığında ve o mikrofona uzandığında; söylemeye başladığında devleşiyor, büyüyor da büyüyor ve sahneyi de kaplıyordu.  O akşam da öyle oldu.  Ona eşlik eden  Umut , Murat , Çağlar , Onur 'un da büyük katkılarını unutmadan hiç şüphesiz.  İyi ki vardınız bu  Laneth Bir Gece'de!  İyi ki varsın ve de iyi ki dostumsun be Vecdi ve de iyi ki yelkeni Samsun’dan İstanbul’a çevirmişsin  ve de gitarın ve rock müziğin peşine düşmüşsün  iyi ki ...  
Kulaklarımızın ve ruhumuzun pasını sildiniz o akşam orada, hepinize binlerce teşekkür. 

Not:  Maalesef ki  gecenin yorgunluğunun bedenimize yaptığı baskının da nedeniyle son grup Climb’a  kalamadım, benzer organizasyonlarda, grup sayısı azalmasa da sahne süresi ve parça sayısına bir bakmak gerekebilir belki de, ya da bir sonrakini daha ılıman bir günde açık havalı bir yerde tertipleyip gündüzleyin başlamak daha  bir şenlik havası da verebilir. 

13 Mart 2019 - Üsküdar 

Tarantino'nun 'Pulp Fiction filminin müziği artık sustu...


Evet; Dick Dale'den bahsediyoruz. Popüler müzik tarihinin alçak gönülllü kahramanı Dick Dale 81 yaşında ebediyete göçmüş.
Bu büyük gitar ustasını Cumartesi günü (16 Mart 2019) kaybettik.





O, sörf gitarının kralıydı; Jimi Hendrix, Eddie Van Halen, Ry Cooder ve The Beach Boys ve daha niceleri onun açtığı yoldan yürümüştü.

1963 tarihli çalışması Misirlou, Quentin Tarantino'nun 'Pulp Fiction filminde yer almış ve kült olmuştu.

Evet; Dick Dale'den bahsediyoruz. Popüler müzik tarihinin alçak gönülllü kahramanı Dick Dale 81 yaşında ebediyete göçmüş.
Bu büyük gitar ustasını Cumartesi günü (16 Mart 2019) kaybettik.

Bize bıraktıkları ise hep yanı başımızda olacak.
Saygıyla...



15 Mart 2019 Cuma

“Bana Caz Yapma Alex !”


"Konser çıkışında  dilimizde, damağımızda, kulağımızda, zihnimizde  kısacası tüm benliğimize şahane bir müzik ziyafetinin hazzını yaşıyorduk. Alex’in de röportajında söylediği gibi  müziğinde ki o yoğun anları yakaladığımızı  düşündük biz de ...   O yüzden de diyoruz ki  “Siz bize hep böyle Caz yapın“ olur mu ? "







Konser duyurusunu, “Alex Skolnick Trio ve jazz konseri ”  olarak ilk duyduğumda açıkçası üzerinde durmamıştım, sonra fotoğrafı görünce bir de baktım ki, meğer bu bizim Testament’in Gibson Les Paul (tınısını çok severim) çalan gitarcısı ve  Kızılderili baba  Chuck Billy’nin takım arkadaşı  değerli gitarist Alex Skolnick olduğunu anlayacaktım... 
“Bana Jaz Yapma Alex!”  
dedim demesine ama sonra biraz daha hafızamı zorlayınca, Aptulika’nın Rock FM’de ki Blues Perişan radyo programı ( Geçtiğimiz günkü yazısında bundan bahsetmişti Aptulika da ...)  ile bugünlerde  ilk EP’si  “Boş Plak”ı da çıkaran, kendisi de bir gitarist olan, bu sayfaların da yazarı,  aynı zamanda  radyocu Okan Meriç’in  Gitarist isimli radyo programlarında bu trio ile ilgili çaldıkları parçalar hatırıma düşecekti.  Hemen oturup biraz Testament tazelemesi  ama asıl olan A.S.T'nin albümleri ve performanslarına odaklandım.  Açık söylemek gerekirse  albümden ziyade  izlediğim konser performansları beni daha çok etkiledi ve hemen biletleri alıp, heyecanla beklemeye koyuldum. 

Geçtiğimiz yıllarda Paul Gilbert’ın (Mr Big’in yetenekli gitarcısı)  böyle sürpriz bir performansına şahit olmuştum, bu defa da bir “Heavy Metalci” olarak bilinen Alex bize ters köşeye yatıracak gibiydi  ( Bu arada  müzikal eğitimini, New York’ta “The New School”un Caz bölümünde tamamladığını öğreniyoruz) ... Ki zaten o da verdiği röportajında  bu konuda   güzel bir açıklama, tespit ve de göndermede bulunuyor . 
“ Benim diğer işlerime vâkıf oldukları için hayatlarında ilk defa caz konserine gelen seyircilerim oldu ve sonunda onlar da keyif almış olarak ayrıldılar... Konserlerimize gelen metal dinleyicilerinin birkaç sene sonra daha geniş bir müzik zevkine yöneldiğini, hatta caz ve blues konusunda bilgili müzisyenlere dönüştüklerini bile gördüm.” 
Evet  açıkçası benim için de aynen Alex’in yukarıda dediği durum yaşanıyor, şu anda bu satırları yazarken bile. Sanırım aynı durum Okan Meriç ile “Rockustica”  projesinde gitar ve vokallerde  yer alan, konseri beraber izlediğimiz  müzisyen ve daimi konser arkadaşlarımdan değerli dostum  Mustafa Arslan (Ajan)  için de geçerlidir. ( Bu arada Rockustika’nın diğer üyeleri de bas gitarda  Murat Tükenmez , vurmalılarda da Burak Yüksel).  Konser çıkışında ikimizde  dilimizde, damağımızda, kulağımızda, zihnimizde  kısacası tüm benliğimize şahane bir müzik ziyafetinin hazzını yaşıyorduk. Alex’in de röportajında söylediği gibi  müziğinde ki o yoğun anları yakaladığımızı  düşündük biz de ...   O yüzden de diyoruz ki  “Siz bize hep böyle Caz yapın“ olur mu ? 
A.S.T  (  Trio , gitar’da Alex Skolnick, davulda  Matt Zebrovski ve  kontrbas ve bas gitarda Nathan Peck ‘den oluşuyor)  önceleri bilindik ve klasikleşmiş büyük rock ya da metal gruplarının önemli parçalarını yeniden yorumlayarak  dikkat çektiler, ama dikkatinizi çekmek isterim ki bunlar bilindik birebir coverlar değildi.  Ama zaman içinde Alex aslında yapmak istediklerini, farklılıklarını ve aklından geçenleri yavaş yavaş kendi parçalarına taşımış gibi görünüyor.  Bu konser turununda adını alan çıkardıkları son albüm “Conundrum” bu anlamda şahane bir örnek. Aynı isimli parçada içinde birçok geçişler  barındıran doyurucu ve keyifli bir parça.  Alex Skolnick’in bir gitar virtüözü oluşunu ve yeteneklerini hem şarkılarında hem de canlı performansında çok net görüyoruz. Bakın  O  da  müziğine ve grubuna dair olayı nasıl açıklıyor,
“ Hâli hazırda bilinen bu kalıpları çalan birçok kişi var, dolayısıyla aynılarından benim de çalmamın bir gereği yok. Daha önceden dinleyicilerin duymadığı şeyler getirmek çok daha ilgi çekicidir ki bir müzisyen olarak amaçlarımdan birinin bu olduğunu düşünüyorum. Hem caz hem de heavy metale yönelmemin bunu mümkün kıldığını hissediyorum...  Üçlümüzü de   “caz gitarı” temelli ama birçok tarza dokunan ve sınırları olmayan bir grup olarak görüyorum.   “ 


Konserde çaldıkları setlisti aşağıda paylaşıyorum,  son albümlerinden beş parça yanısıra bir kaç cover, ayrıca özel sololarla bezeli bölümler  ve doğaçlama  görünümlü blues performansı da büyük keyifti. 

Blues’a dair  “Blues stilinin benim gitar çalış şeklimin büyük bir parçası olduğu doğru. Aslına bakarsan, konserlerimizin bazı anlarında içeriye birisi girse, bunun bir blues konseri olduğunu düşünebilir. Benim için blues, tüm caz ve rock müziklerinin temelini ve aralarındaki bağı oluşturuyor.”  diyor Alex . 

Grubun performansında ve Alex’in gitarından çıkan namelerde, duygu dolu melodileri, romantik tadlar yanı sıra, ritmik, sert ve tempolu parçalar ve   sallan yuvarlana değin her şey vardı.  Prince'e ithaf ettiği “99/09”  ve   klasik müziğin seçkin örneklerinden piyano için bestelenmiş Erik Satie ‘nin “Gymnopédie No.1“ nin Alex yorumu şahaneydi.   Kısacası çok geniş bir yelpazede  tatlar  vardı dün akşam ki performansta ve bu trionun müziğinde, vakit geçirmeden tanışmanızı şiddetle öneriyorum . 

Bu arada bu kıymetli müzisyenin şu ekstra özelliklerini de yazının sonuna ekleyerek övgü  ve saygımızın içini de biraz daha doldurmuş olarak satırlarımızı noktalayalım ve sizi müzikle baş başa bırakalım. 
Eğitiyor , araştırıyor , yazıyor :   Joe Satriani’nin  G4 Experience projesinde misafir eğitmen olarak yer alıyor.  Bunun yanı sıra  Helsinki’de “The International Society – Metal Araştırmaları” doktora programı ve “Dayton Üniversitesi Metal ve Kültürel Etki Konferansı” gibi akademik konferanslarda eğitmen ve konuşmacı olarak sık sık yer alıyor.  Ayrıca kadrosunda Lamb of God’ın vokalisti D Randall Blythe’in de yer aldığı; iki yılda bir satışa çıkan lifestyle ve kültür-sanat dergisi “UNBUILT”a editörlük ve yazarlık yapmış.  Aynı zamanda The Talkhouse, Guitar World, Guitar Player ve benzeri yayımlarda da yazıları düzenli olarak yayınlanıyor.



Alex Skolnick Trio - European Conundrum Tour   14 Mart  2019  - İstanbul - Zorlu P.S.M – Setlist’i 
1. Unbound  
2. Culture Shock 
3. Dream On   (Aerosmith cover) 
4. Django Tango  
5. 99/09 ( Prince’e ithafen)
6. Lazy  (Deep Purple cover) 
7. Gymnopédie No.1   (Erik Satie cover) 
8. Conundrum  
9. Still Loving You  ( Scorpions cover)
10. Bass and Drum Solo 
11. Blues Jam

Geronimo Yalnızkartal  
15 Mart 2019 – Üsküdar 



14 Mart 2019 Perşembe

EN SEVDİĞİNİZ DEEP PURPLE ANKETİ sonuçları 3. Bölüm FİNAL


EN SEVDİĞİNİZ DEEP PURPLE ANKETİ sonuçlandı. 457 kişinin katılımıyla oluşan listede 47 Deep Purple parçası sizlerden oy aldı. 
Ve Sralamanın sonuna geldik ve sizin oylarınızla oluşan İLK 10!

 Parçaların kaç oy aldığı parantez içinde yazılı.

EN SEVDİĞİNİZ DEEP PURPLE ANKETİ 
İLK 10



 10 - Fools (14)



 9 - Mistreated (19)



8 - Lazy (22)



7 - Highway Star (28)



6 - April (29)



5 - Soldier Of Fortune (34)





4 - Perfect Strangers (39)




3 - BURN (44)  





2 - SMOKE ON THE WATER (56)


1- CHILD IN TIME (71)

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 96


Knut Hamsun
"Açlık"
Çevirmen: Ahmet Cemal
Can Yayınları 
(2. Basım: 1984)


Sanki kitabın ismine yönelik olarak yazının görselini özellikle ( Photoshop yoluyla) yıprattığımı düşünebilirsiniz ama hiç öyle değil. Zaten kalkıp bunun için uğraşacak vaktim de yoktu hani. Bunu annemin evine gidip, hem kendi hem de rahmetli babamın kitaplarını toparlarken buldum. Knut Hamsun'un bu kitabını babam 1984 yılında almış ve okumuştu. Kütüphanede dursa da ben pek ilgilenmemiştim. 1970'lerde "best seller" kategorisinde ülkemizde değer gören bu kitap, ilk baskısını 1973 yılında Altın Kitaplar'dan yapmıştı. Çocukluğumda cafcaflı kapağı ve gazete dergilerde reklamıyla o yılların moda kitabı diye babamın bu kitabıyla pek ilgilenmemiştim. Bir de ismi sıkıntılı gelmişti ve Afrika'da yaşanan bir açlığı anlatıyor sanmıştım. 
Hem kitabın hem de yazarın ismi nedense aklımda kalmıştı. İşin komik yanı da Knut Hamsun'u 1970'lerin bir roman yazarı sanıyordum. İtiraf edeyim ki bu yanılgım beş yıl öncesine kadar da sürdü. Şimdi dikkatli durun yeni bir bomba geliyor, resimde gördüğünüz kitabın yıpranmışlığı benim sayemdedir. İçini açıp okumadığım, hadi ondan da vazgeçelim, merak edip, arka kapaktaki tanıtımını da okumadığım kitabı nasıl yıpratmış olurum? Kitabın kapağını yapan Sema Ilgaz Temel'in çizimine bakıp, incelemek hatta milaj kağıdı ile üzerinden geçip, çizgi çalışması yapmaya varana kadar bir dizi mesaim olacaktı. 

Knut Hamsun'un 1970'lerin değil, 1859 ile 1952 yılları arasında yaşamış olan bir yazar olduğunu anlamam beş yıl önce olmuştu dedim ama bu sefer de bana Alman bir yazar gibi gelecekti. "Açlık" romanını, 4 ay önce okumamla Alman değil Norveçli bir yazar olduğunu iyiden iyiye kavrayacaktım. Bu kuzeyin soğuk ülkesinin edebiyatı benim için hep ilgi çekici ve farklı olmuştu. Norveç edebiyatı ile ilk güzel bağı oluşturan Henrik İbsen'di. Knut Hamsun ise başta İbsen olmak üzere varolan geleneksel yazım söylemine karşı çıkarak daha yenilikçi bir tavır ortaya koyuyor. "Açlık" eseriyle roman tekniğine yeni biçem getiren Hamsun için eleştirmenler kendisini James Joyce ve Proust'un öncüsü diye de gösteriyorlarmış. 

Knut Hamsun'un "Açlık" romanında genç bir yazarın parasızlık yüzünden çektiği açlığın evrelerini ve bu durumdan kurtulup yazarak hayatını sürdürme isteğini işliyor.  Bu yapılırken de dönemin sosyal yapısı ve toplum düzeni eleştiriliyor. Romanın başından sonuna açlık var ama acıklı ya da didaktik bir toplum eleştirisi de yok.  Hatta bazen yazı yazdığı kağıdın veya talaşın açlığı bastırmak için gıda maddesine dönüştüğü mizahi bölümler de var. 

Romanın konusundan da anlaşılacağı gibi Knut Hamsun, "Açlık" romanında kendi yazarlık serüveninin başındaki tanınmamış ve parasız kaldığı dönemlerin izlerini sürmüş. Roman tekniğine getirdiği yeni yaklaşımla kendinden sonra gelen yazarları da etkileyen Hamsun romanında modern dönemi hazırlayan Freud ve Nietzsche gibi düşünce insanlarının birikimini epik bir anlatımla serüvene döndürüyor. 

Aptulika
  

12 Mart 2019 Salı

EN SEVDİĞİNİZ DEEP PURPLE ANKETİ sonuçları 2. Bölüm


EN SEVDİĞİNİZ DEEP PURPLE ANKETİ sonuçlandı. 457 kişinin katılımıyla oluşan listede 47 Deep Purple parçası sizlerden oy aldı. 
Sıralamanın ikinci bölümündeyiz. 17. sıradan 11. sıraya kadar devam ediyoruz.  

 Parçaların kaç oy aldığı parantez içinde yazılı.

EN SEVDİĞİNİZ DEEP PURPLE ANKETİ 

17 - Ankette 6 oy alan 5 parça aynı sırayı paylaştılar:
       
       When A Blind Man Cries (6)

         Hush (6)

          Speed King (6)

          Lalena (6)


         Woman From Tokyo (6)



16 - Mutzi Dupree (7)




15 - Pictures Of Home (8)



14 - Blind (9)




13 - Stormbringer (10)



12 - Sometimes I Feel Like Screaming (11)



11 - Black Night (12)



EN SEVDİĞİNİZ DEEP PURPLE ANKETİ Sonuçları 3. Bölümde son bulacak. Yarın İLK 10 !



1962 - 1989 arasında Paris ve Londra'ya Müzik Göçleri



Paris-Londres
 Music Migrations (1962-1989)



1960'ların başlarından, 1980'lerin sonlarına kadar Paris ve Londra yaşadığı göç dalgasıyla bu iki kent çok farklı müzik tarzlarıyla tanışacaktı.  Böylece Paris ve Londra kıtanın çok kültürlü başkentlerine dönüşecekti. ABD'de beyazların yüz vermediği blues devleri İngiltere'de ilk kez beyazlardan oluşan kalabalık dinleyicilere konser verecek, diğer yanda da başta Miles Davis olmak üzere siyahi caz müzisyenleri Paris'te yoğun ilgi görecekti.   Avrupa'nın bu iki başkenti diğer bir yandan da Afrika ve Asya'daki sömürgelerinden gelen müzik göçüyle de tanışacaktı. Bugünlerde Paris'te açılacak olan bir sergi 1962 ile 1989 arasındaki bu müzikal göçü irdeliyor. Paris - Londres /Music Migrations (1962-1989) adını taşıyan bu sergi;  göç, müzik, ırkçılık karşıtı ve politik eylemler arasındaki yakın ve karmaşık ilişkiyi araştırıyor. Sergi, bu iki eski sömürge gücüne arka arkaya gelen göçmen neslin eşit hak iddiasında bulunmak, kamusal alandaki varlıklarını doğrulamak ve Fransa ve İngiltere'yi yeniden şekillendiren kentsel, ekonomik ve kültürel dönüşümlere katkıda bulunmak için müziğin başrolü oynadığını anlatıyor.
Sürükleyici bir müzikal ve görsel deneyim sunacak olan bu sergi,  kişisel koleksiyonlardan bir araya getirilen bir çok fotoğraf ve materyalin yanısıra;  müzik, enstrümanlar, kostümler, konser afişleri, videolar, albüm kapakları, fanzinler ve diğerleri gibi müzikle ilgili 600'den fazla belge ve eser sergilenecekmiş. Sergide  “Afrobeat'in babası”  Fela Kuti'nin giydiği sahne kıyafetleri ve Jean Paul Gaultier'in çeşitli kreasyonları da yer alacakmış.Sergide James Barnor, Charlie Phillips, Pierre Terrasson, Philippe Chancel ve Syd Shelton gibi fotoğrafçılardan inanılmaz görüntüler yer alırken; Saâdane Afif, Paul Villinski, Isaac Julien ve Rose gibi çağdaş sanatçıların eserleri ve enstalasyonları da bulunacakmış. 
 Sergi bugün (12 Mart 2019) Paris'te açılıyor ve bir yıl sonra da  (5 Ocak 2020) kapanacakmış. 

Haber: Geronimo Yalnızkartal
ve Aptulika



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...