28 Aralık 2016 Çarşamba

2017'de GİTAR GÜNLERİ

Nora Buschmann
Akbank Sanat Gitar Günleri

(11 - 31 Ocak 2017)

Akbank Sanat, Ocak ayında gitarın dünyaca usta dört ismini ağırlıyor. 19. yüzyıl gitar literatürüyle gerçekleştirdiği yüksek derecede dışavurumcu performansları ve kendine has mimikleri ile tanınan Çek gitarist Pavel Steidl’ın, 11 Ocak 2017, Çarşamba günü gerçekleştireceği açılış konseri ile başlayacak Akbank Sanat Gitar Günleri; Ortadoğu, Akdeniz, Brezilya ve Arjantin müziğine olan ilgisiyle tanınan dünyaca ünlü Alman gitarist Nora Buschmann’ın 18 Ocak 2017, Çarşamba günü vereceği konser ile devam edecek. Etkinlik kapsamında, “dünya müzik sahnesindeki en eşsiz ve mükemmel akustik gitar ustalarından biri" olarak tanımlanan Cezayir asıllı Fransız gitarist Pierre Bensusan, 25 Ocak 2017, Çarşamba günü müzik tutkunlarıyla buluşacak. Akbank Sanat Gitar Günleri, gitarın iki dev ismi Andrès Segovia ve Narciso Yepes’in, müzikalitesine hayranlıklarını dile getirdiği, Belçikalı yedi telli gitar ustası Raphaella Smits’in 31 Ocak 2017, Salı günü gerçekleştireceği konser ile sona erecek.

27 Aralık 2016 Salı

Radyoya gizlenen aydınlanma


Televizyon izlememeye başlayalı bir hayli zaman oldu. Gittiğim bir yerde televizyonu açık görürsem, ya kapanmasını istiyorum (bu tabi ki her zaman mümkün olmuyor) ya da görmemek için dikkatimi başka yerlere vermeye çalışıyorum. Beş, altı yıl önce otobüs yolculuğu yapacaktım ki koltuğuma oturduğumda televizyon açılmaz mı? İnsem inemiyorum, delirecek gibiydim. Televizyon ile aramdaki kopuş 15 yıl öncesinden başladı. Bir yerde o kutuyu açık gördüğümde içimden engelleyemediğim bulantılar gelmeye başlıyor, neredeyse nefes alamaz oluyordum. Ne bir dizi, ne bir haber programı, ne şudur, ne de budur bakamıyorum. Ancak nereye gidersen karşında televizyon oluyor. Bakkal, çakkaldan vazgeçtim, bir meyhaneye gidiyorsun televizyon tepende.
Televizyonu hayatımdan çıkarmam öyle bir hastalık boyutuna ulaştı ki, bir ara DVD’leri bile izlerken tedirgin oluyordum. Her an bir reklam girecek, olur olmaz flaş, flaş diye yapılan “dong” efektleri çıkar diye korkuyordum. Ta ki film başlıyordu o zaman rahatlıyordum. 

Son zamanlarda bazen televizyondaki bir tartışma programını takip etmem gerekirse, radyo gibi sesini dinlemeyi tercih ediyordum. Televizyonu akıl sağlığım ve huzurum için hayatımdan çıkardım ve yerine radyoyu koydum. Hatta eve bir radyo bile aldım. Aynı 70’li yıllar gibi radyo denilen eski dostla idare ediyordum. Etmesine edecektim de radyo kanalları vızır vızırdı ama arasında seçeceğim şeyi bulmak, pirinç ayıklamak gibiydi. O radyonun kulağını çevirdin mi (bu arada radyomda eski model yani tuşlu değil, düğme çevirmeli) arabesk üzerine arabesk ve bir dizi acayip geyik ve bilumum şey. Seçeneğim o kadar azdı ama bulmak çok zordu. Rock yayını yapan iki, arada caz yayını yapan bir kanal vardı.  Sonra bir baktım ki bir kanalda rock, caz, klasik müzik bol bol var. Her yayında da çalan hakkında geyiğe varmadan açıklması da vardı. Tıpkı eskisi gibi. Bu TRT Radyo 3’tü. Sonra bir baktım ki burada 80’lerde tutkunu olduğum “Yavuz Aydar’ın “Stüdyo FM’i de vardı.
Dört ya da beş yıldır devamlı TRT Radyo 3 dinliyorum. Ancak bu radyoda da her yıl bir şeyler kaybolmaya başlamıştı. İlk olarak Yavuz Aydar gitti. Eh hani adamın emekliliği geldi diye düşündüm. Zamanla sinema müziklerinden oluşan programlardaki artış beni kıllandırsaydı da bu kıllanmaya  ‘Dünya Müzikleri’ denilen etnik müziklerdeki artış da eklenecekti.  Kendi kendime bunun biraz evhamımdan kaynaklandığını düşünecektim.  Eh biraz da kendime “başkalarının da zevklerine saygı duymalıyım” diye kızacaktım.

Evham falan derken bugün (27 Aralık 2016) aldığım bir haber bu kaygımı ufaktan doğrular gibiydi. Cumhuriyet gazetesinde Özgen Acar’ın köşe yazısında sevdiğim programlardan birinin daha  2017’de olmayacağını öğrenecektim. Buyrun o yazıya bir göz atalım. Yazının bu konudaki bölümünü tümüyle yazıyorum:

“TRT – 3 Radyo’da perşembe günleri, İzmir Radyosu yapımı ‘Vivace (Canlı)’ adlı klasik müzik yayınının sesi yılbaşında kesiliyor. Oysa İzmir Gazeteciler Cemiyeti 2015’te ‘Şehit Gazeteci Hasan Tahsin Yarışması’nda ödüllendirilmişti.
Bu programın sunucuları, yalnızca klasik müzik parçalarını çalmıyor yapıtın bestecisi ve özellikleri hakkında dinleyiciyi ayrınlatan bilgilere de yerveriyorlardı.
Bu köşede zaman zaman , TRT – 3 Radyo klasik müzik yayınları hakkında yazdığımı bilen okurlarımdan da iletiler alıyorum. Bir keresinde ‘dinlenmiyor’ gerekçesi ile Güneydoğu Anadolu’da TRT – 3 Radyo yayınına son verildiğini, TRT’nin görevinin, dinlemeyenleri de eğitip, dinletmek olduğunu yazmıştım.
Eğitim görevini de başarıyla yerine getiren ‘Vivace’nin en büyük günahı, sanırım Atatürk’ün devrimlerine de sıkça yer vermiş olmasıdır. ‘Vivace’artık canlı değil, cansız!”

Yazısında Özgen Acar böyle diyordu. Bu konuda birilerinin hala yazabiliyor, dikkat çekiyor olduğunu görmek bile beni bir hayli sevindirdi. Zira aydınlanma adına ne varsa bir bir yitiriyoruz ve kimsenin umrunda değil. İster klasik müzik olsun, ister rock, isterse caz kaliteli olan hayatımızdan ufak ufak çekiliyor. Kitap okumak, sanat, müzik hayatımızdan bir bir siliniyor. Politik ortamda bir sürü tartışma geliştiriliyor ama bunun kültür ayağını pek umursamıyoruz.
TRT Radyo 3'te yayınlanan Vivace programını bende neredeyse her hafta dinledim. Klasik müzik üzerine olmasına rağmen, yoğun bir dinleyicisi olduğunu gelen mesajlarden da anlıyorduk. Yani dinleyeni hem çok hem de yurdun dört bir yanından oluyordu. Vivace sadece klasik müzikle ilgili olanların değil, ilk defa karşılaşanların bile bu programı dinlerken yakınlaşabilirdi. Çalınan eserleri kimin yaptığı, kimin yorumladığı anlatılırken günümüze de pencere açarak, müziğin evrensel dilini açıyorlardı. Sunumlarında sadece kuru bir klasik müzik anlatımı değil, güncel olaylara da vurgu yapılıyordu. Bununla birlikte ülkemizde yapılan müzik etkinlikleri ve sanatçılarda konu ediliyordu. 
Bu yılın başlangıcında Vivace programı olmayacak. Bununla kalır mı? Seneye bu kayıplara bir yenisi daha eklenir ve dört, beş yıl sonra belki TRT Radyo 3 bile kalmaz. Belki isim olarak durur durmasına ama bambaşka bir hale gelir.

Müzik sevgimiz hangi tarz olursa olsun aydınlanmaya, kültüre sanata sahip çıkalım.

20 yıl önceki ilk Status Quo konseri : BABALAR GÜNÜ


Status Quo grubunun gitaristi Rick Parfitt’in ölümünün ardından yazdığım yazıdan sonra eskiden yaptığım bir çizimi bularak yayınladım. Bu çizimi bundan 21 yıl önce yapmıştım ve o dönem Hıbır dergisindeki köşemde yayınlamıştı. 1996 yılında bu çizimi yapmamın nedeni ise grubun ülkemize ilk kez gelip, konser verecek olmasından kaynaklanıyordu. Ufak bir tavan arası tozlarının arasındaki aramadan sonra o günkü konserin biletini de bulacaktım. .. Ve şimdi o günlere yani 21 yıl öncesine dönüyoruz.

Status Quo'nun ilk Türkiye konseri

Rock dinleyicisi için doksanlı yıllar yabancı grupların ülkemize gelip konser vermesi hayalinin gerçekleşmesiydi de.
Bu hayali ilk önceleri İstanbul Festivali’ne gelen caz müzisyenleriyle gideriyorduk. Festival’e Jethro Tull gelince iyiden iyiye murada erilmişti. Artık Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’na gelecek yabancı grupları bekler olmuştuk.
Bu beklenti bir anda stadyum konserine taşınacak ve Metallica ülkemize gelecekti. Konseri düzenleyen organizatör Ahmet San’dı ve birbiri ardına dünyaca ünlü gruplar ve isimler ülkemize gelip, stadyum konserleri verecekti. Sonrasında rock barlar, canlı müzikler vesaire derken doksanların ortasına geliverdik.
1996 yılının sohbaharına doğru bir festival haberi yayılmıştı. Bu festivalin yabancı konuğu da bir rock efsanesi olan Status Quo’ydu. Benim gibi kadayıf rockçıları sevindirecek ya da bir anlam ifade edecek olsa da yeni rock dinleyicisi için Status Quo , seksenli yılların moda parçalarından biri olan “In The Army Now’ı yapan bir gruptu. Eh bu yüzden de biraz burun kıvrılıyor hatta pop muamelesi görüyordu.
25 Ekim 1996’da yapılacak bu festivalin üst başlığı ‘ ROCK FESTIVAL 96’ idi.  Eskilerin ufak organizasyonlarında yapılan rock festivalleri vardı. Bunlara ‘1. Geleneksel Rock Festivali’ denilirdi ama ikincisi olmazdı. Bu hataya düşmemek için bu seferkine 96 yılı konulmuştu. Ancak bu festivalin de 97’si görülemedi.
‘ROCK FESTIVAL 96’ küçük bir organizasyon değildi. Bu organizasyonu gerçekleştiren isim Ahmet San’dı ve festivalin sponsoru Tuborg’du. O zamanlar bira firmaları konserlere sponsor olabiliyor, reklam verebiliyor hatta konser salonunda bira da satılabiliyordu.
Tuborg Rock Festival 96’nın o yıla özgü sloganı “Babalar Günü” idi ve konserin afişinde de festival ibaresinin altında ikinci başlık olarak yerini alıyordu. Şimdi ne alaka babalar günü Ekim’de olmaz ki? diyebilirsiniz ve haklısınız da ama bunun onunla bir alakası yoktu. Konsere bu ismin verilmesi Status Quo bir ‘baba’ gruptu ve bizim de ‘baba’ rockçılarımızın yer alacak olmasıydı. ‘Baba’ denilince de akla hemen Erkin Koray gelirdi ki  festivalin ağır toplarından biri de o olacaktı.  Her ne kadar Bulutsuzluk Özlemi ismi afişe Status Quo’dan sonra yazılmış olsa da “Babalar Günü “ denilince herkesin aklında Erkin Koray geliyordu. Bugün de o günü yaşayanların anılarında Status Quo ve Erkin Koray konseri diye  kalmıştır.
“Babalar Günü” konserinin afişi ve bileti oldukça görkemliydi. Bu görkeme konserin yapılacağı yerin ismi de ekleniyordu. İsme bakar mısınız : Dünya Ticaret Merkezi. Breh breh amaney…  Yahu biz stadyum konseri vesaire düşünürken Amerika’yı ayağımıza mı getirdik neydi. Daha o yıllarda İstanbulu bu kadar gökdelen, plaza yığını sarmamıştı ve biz de sonuçta az biraz solcuyduk. Rockçılarda pek bu tip yerlerden haz etmezdi. Ciks bir yer olmasından biraz kıllandık doğrusu. Babalar için gidilirdi ve biraya da yabancı değildik dedik ve gittik.
Dünya Ticaret Merkezi denilen yer Yeşilköy’de bir fuar alanıydı. İsmi ile mütenasip bu görkem görkem üstüne yer konser vermek için en olmayacak alandı. Akustiği bozacak alçak tavan sesin çınlamalar yapmasına neden oluyordu. Böylesi bir ortamda da konser bir zulme dönüşüyordu. Dev bir hol denilebilecek bu alanın havasızlığı da eklenince eyvah eyvah dedirtiyordu.
Moğollar, Bulutsuzluk Özlemi, Erkin Baba derken sahneye Status Quo çıktı ama dinlemekten çoktan vazgeçmiştik zira kulaklarımızda yoğun bir çınlama hakimdi ve sahneyi de göremiyorduk. Bir havalimanı holunu andıran bu yer alçak tavanlarıyla da sahneyi görünmez hale getiriyordu.
Status Quo ile ilk kez konserde buluşmuştuk ama kulağımızda çın çın öter olmuştu.  Konserden sonra grubun o yıl çıkan “Don’t Stop albümünün CD’sini alacaktım. Bu albümde grup eski  klasik parcaları kavırlamıştı.  Beach Boys, Chuck Berry, Beatles, Credence Clearwater Revival gruplarının unutulmaz parçalarını Status Quo’dan dinlemek güzeldi.
 Aptulika

bluesperisan@gmail.com

26 Aralık 2016 Pazartesi

1996 Yılından bir Status Quo çizimi

Çizim APTULİKA
bluesperisan@gmail.com
aptulelcioglu@gmail.com  


Status Quo'nun gitaristi Rick Parfitt'in ölümünün ardından bir yazı yazdım. Onu yayınladıktan sonrada bu eski çizimi yayınlamaya karar verdim. bundan 21 yıl önce yapılan bu çizim o tarihlerde Hıbır dergisinde yayınlanmıştı. 
Bu çizimin yapılmasına neden olan da grubun ülkemize ilk kez gelip, konser verecek olmasıydı. 1996'da yapılan bu konserin düzenlendiği yer ise  Yeşilköy'deki bir Fuar Alanı'ydı. 
 

Bir plağın kırk yıllık statükosu




Status Quo, bu yılın yaz aylarında (14 Haziran 2016) Antalya’ya konser vermeye gelmişti. Bu gitarist  Rick Parfitt’in son konseri olacaktı. Bu konserde kalp krizi geçiren gitarist müziği bırakacaktı. Bu Cumartesi (24 Aralık 2016) günü Rick Parfitt’i 68 yaşında iken yitirecektik.


Lise yıllarımda beni rock tutkusu sararken, mahalleden bir arkadaşımın da tutkusu danstı.  O dönemin disko modasının mabedi Hidnomel’di. Arkadaşım oradaki maceralarını anlatır, ben de imrenirdim, zira çok fazla kız arkadaşı vardı. Ama benim dans ile işim olmazdı. Gene de bir yıl sonu partisine giderken yanımdaki kıza rezil olmayayım diye bir iki figür öğretmişti. İtiraf edeyim çok işime yaradı.  
O arkadaşımın tutkusu danstı ama rock müzik de dinlerdi. Sonraları liseden ayrılıp, denizci olmaya karar verdi. İşte bu sürede de bir gün bana, “Bende bir iki rock plağı var, onları sana vereyim.” diyecekti.  O plaklar arasında bir tanesi vardı ki,  en sert müziği onlar yapıyordu. Hard Rock adına bildiklerimizin ötesinde bir tını  geliyordu kulağımıza. Bu düşünce büyük ihtimal arkadaşımdan kaynaklanıyor olsa da plağın konser kaydı olmasının yanısıra kapağın üzerinde duvardaki afişin yırtıkları gibi yırtılmış konser görüntüsünün altından çıkan iki sert adamın görüntüsünden de olabilirdi.
Plakçı dükkanındaki sert iki adam
Bu plak Status Quo’nun ilk konser albümü “Live !”dı. O kapağın üzerindeki “Live” ibaresinin yanına yerleşen ünlem işareti bile aklımızı başımdan alıyordu.  O plaktaki rock ‘n roll her daim en sevdiğim Status Quo albümü olma ayrıcalığını taşıyacaktı. Daha 80’ler olmamış ve “In The Army Now” depremini yaşamamıştık. (Ki laf aramızda o parçayı da her ne kadar dönemin popülerlerinden olsa bile severim.) Status Quo plakçı dükkanlarında hard rock gruplarının en sertleri arasında vitrinleri süslerdi.
Sonra 80’li yılların değişim rüzgarları arasında Status Quo da “In The Army Now” ile pop rock çizgisine girecekti. Bu parça öyle yüksek bir popüler etki yapacaktı ki eski hard rock çizgisi unutulacaktı bile. Ardından gelen yıllarda albümlerini gene takip ettim, yer yer içindeki rock’n roll duygusu beni cezbederken içindeki İngiliz, İskoç ezgilerinin dans motiflerini de farkeder olacaktım. Ancak herşeye rağmen ilk göz ağrım olan o plak aklımdan çıkmayacaktı.
Rock’ın statükosu mu?
“In The Army” dönemindeki değişiklik sadece müzikal olarak değildi. O eski plaklardaki iki sert adam gitmiş yerine kelli, felli iki adam gelmişti. Adamlarımızın saçları falan dökülmemişti, gene uzundu ama o sert görüntü gitmişti. Topluluğun vokalisti ve gitaristi Francis Rossi’nin saçlar önden az biraz açılsa da pırasa gibi uzun ama arkadan at kuyruğu olarak bağlanmıştı ve üzerinde de eşlik eden yeleği alameti farikası olmuştu.  O 70’lerin sert görüntülü abisi Rossi, artık görmüş geçirmiş bir aile babası gibiydi. Gitarist Rick Parfitt ise sarı saçlarıyla sert sololarını gülümsemesiyle yumuşatıyordu.

Bu pazartesi sabahı haberlerde “George Michael öldü” diye bir haber görünce hemen internete baktım girdiğim internet sitesinde haberi gördüm ama gözüm haberin altındaki iki gün öncesinin yazısına takılacaktı. 24 Aralık 2016 tarihli haberde ise Status Quo’nun gitaristi Rick Parfitt’in öldüğü yazılıydı. Benim o tutkunu olduğum plaktaki sarışın adam 68 yaşında ölmüştü. O kadar oldu mu diye yeni fotografına baktım, evet zaman çabuk geçiyordu. Hemen karşıma o ilk konser plağını aldım yanına 1980 ile 90 arasındaki görüntülerini ve son halini yanyana dizdim şöyle bir baktım. Ardından tabi o 1977 tarihli “Live ! “ plağını çalıp, bu yazıyı yazmaya başladım.

En son konseri Antalya’daydı
Francis Rossi 1962’de kurduğu gruba isim olarak “The Scorpions”u düşünmüş. Daha sonra değişe değişe Status Quo olmuş. İyi ki de öyle olmuş çünkü rock tarihinin Alman efsanesi Scorpions grubu başka isimde çıkmış olacaktı. Tarihler 1967’yi gösterdiğinde Status Quo ismi oturacaktı. Kendilerine bu ismi vermeleri de rock grupları içinde statüko olmayı hedeflemelerinden kaynaklanıyormuş. Onlar statükoyu belirlediler mi ya da bu abartılı mıydı bilinmez ama 50 yıldır rock sahnesinde varoldukları da bir gerçek. Status Quo elemanları pek değişmemiş olsa da grubun ismi denilince hemen akla iki kişi gelir, Rossi ve Parfitt.

Status Quo, bu yılın yaz aylarında (14 Haziran 2016) Antalya’ya konser vermeye gelmişti. Bu gitarist  Rick Parfitt’in son konseri olacaktı. Bu konserde kalp krizi geçiren gitarist müziği bırakacaktı. Bu Cumartesi (24 Aralık 2016) günü Rick Parfitt’I 68 yaşında iken yitirecektik.
Benim aklımı çelen ilk Status Quo plağından bir yıl sonra çıkan 1978 tarihli “Rockin’ All Over The World” dünyayı rock’n roll’la sallamıştı. Bu hala sürüyor.

Aptulika
bluesperisan@gmail.com






















13 Aralık 2016 Salı

Karakarga dergisi yayın hayatına son verdi.


Bundan önceki yazıda üç aydır illustrasyonlarımla yer aldığım KARAKARGA dergisinin Aralık sayısını duyurmuştum. Kültür, edebiyat ve mizahın buluştuğu bu aylık dergide çizmek bana ziyadesiyle keyif veriyordu. Bu nedenle sizlere derginin yeni sayısını duyurmak için sabırsızlanmıştım. Ancak dün gelen bir telefonla bu sevinç suya düşecekti. Yazıp, çizmekten mutluluk duyduğum bu dergi ne yazık ki kapanıyordu. Yani bundan sonraki sayı yoktu. 
Kapanma nedeni her daim olduğu gibi ekonomik nedenlerdi. Yani bulunduğum gazetelerde de ekonomik kriz göründü mü ilk gözden çıkartılacak kültür - sanat sayfaları olurdu. Eğer sözkonusu bir dergi ise ve bu dergi kültür ve sanat üzerine ise hepten son bulurdu. Şimdi de öyle oldu. 

5 Aralık 2016 Pazartesi

KARAKARGA kültür, edebiyat ve mizah dergisi

Son yıllarda yeni bir dergi anlayışı moda oldu. Kapağında popüler kültürümüzün nostaljik figürlerinin arzı endam ettiği kültür, edebiyat ile karikatür, mizah anlayışlarını birleştiren bu dergiler, gazete bayilerinde her ay sergilenerek beğenimize sunuluyor. Bu dergilerden biri de KARAKARGA.
Aylık düzende çıkan KARAKARGA dergisi usta karikatürist Kutlukhan Perker’in yönetiminde bizlerle birlikte oluyor. Kutlukhan’ın karikatürist ve çizerliğindeki ustalığı  Karakarga’nın yayın hayatında da ciddiyetini ve itinasını belli ediyor.
KARAKARGA dergisi'nin Ekim sayısında yeralan TARIK AKAN illustrasyonum
Karakarga dergisi bu ayki sayısında kapağına bağımsızlık savaşçısı Fidel Castro’yu yerleştirmiş ve altına da “ASİ KAYBIMIZ” ibaresini koymuş.
Karakarga dergisinde Eylül ayından beri ben de çizgilerimle yer alıyorum. Derginin içindeki yazılara eşlik eden illüstrasyonlara imza atmak bana da bir hayli keyif veriyor, doğrusu. Eğer imkanınız olur bir ara göz atarsanız buluşmuş oluruz. Derginin kadrosunda Bahadır Boysal, Emirhan Perker, Taylan Kurtuluş, Serhat Gürpınar, Çağdaş Ural, Semra Can,Esin Özbek, Selçuk Ören, Kutlukhan Perker gibi çizerler yer alıyor. Dergide çizerlerin yanısıra Levent Gültekin, Gündüz Vassaf, Kanat Atkaya, Ece Temelkuran, Murat Menteş, Tuna Kiremitçi, Aslı Tohumcu, Nebil Özgentürk, Ezgi Aksoy, Irmak Zileli, Menderes Samancılar, Mahir Ünsal Eriş, Mehveş Evin gibi yazın ve edebiyat dünyamızdan seçkin isimler de yer almakta.

Bu arada derginin yıl sonu sayısında, orta sayfada bir de takvim bulunmakta ve takvimlerden birinde de benim Virjinia Wolf illüstrasyonum yer almakta.
APTULİKA
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...