sinan doyan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinan doyan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2024 Salı

40 YIL SONRA GELEN 40 DAKİKA

 


Sinan Doyan bu yazıyı haftalar önceden anlamlı bir olay için yazarak bana gönderdi. Ancak ben yazıyı hiç yoksa 2 ay beklettim. Sadece onun yazısını mı... Meral Akman'ın yazısını da. Sinan'ın yazısının altında Hem Sinan'a hem de Meral'e özür yazıma yer vereceğim vr bu gecikmenin nedenini açıklayacağım. Şimdi sizi tarihsel bir konserin 40 yıl sonra gelen sürprizini anlatan Sinan Doyan yazısıyla başbaşa bırakıyorum. 

APT.

 


40 YIL SONRA GELEN 40 DAKİKA


70’lerin ortalarından itibaren, başta mesken tuttuğu Avrupa olmak üzere; neredeyse tüm dünyayı dolaşan, üstüne Kanada’da evlenip bir de “babalık” mertebesine ulaşan ve birkaç kere mecburi geliş gidişler dışında ayrı kaldığı ülkesine koltuğunun altında “İlla ki” albümü, yanında da (60’larda Bernhard Weber’ı getirdiği gibi) yeni bir basçıyla kesin dönüş yaptığında yıl 1984’tü. Üstelik beyin kanaması gibi ciddi bir hastalığı atlatıp “resetlenmiş” bir şekilde müzikal ağırlığını memleketine verecekti.


O ülkesini, ülke insanları da onu çok özlemişti. Sekiz şarkılık “İlla ki” albümüyle merhaba dediği ülkesine konserlerle de “ben varım” demek istiyordu. “Come-back” kapsamlı konserlerin ilki, sinema salonuyken gösteri merkezine evrilen, 80’lerin ortalarında ise “şaibeli” bir şekilde yanarak vadesini dolduran Şan Müzikholündeydi. Almanyada Grup Toprak ile yaptığı çalışmalar esnasında tanıştığı, grubun bas gitaristi Ünal Vanii ile sağlam bir dostluğun/birlikteliğin temelleri de atılmış oluyordu. Konserde kendisine eşlik edecek diğer iki isim de ailedendi; davulda kardeşi Korkut Koray, piyanoda ise yeğeni Tayla Koray’dı. 


*** 

Tam da Baba’nın vefatının birinci yıldönümüne denk gelen günlerde bana ulaştı 

Sevgili Korkut Koray. Yıllar sonra merak etmiş, “acaba Şan konserinin video görüntüleri var mıdır? Olsa olsa sen bilirsin bunu” demiş ve bana ulaşmıştı. Şimdiye kadar böyle bir görüntünün hiç ortaya çıkmadığını, ama mutlaka gerek ses gerekse görüntü olarak kayıt altına alındığını, belki ileride kimdeyse bu kayıtlar, insafa gelip paylaşabileceğinden bahsettim. Sonra esas mevzuya geldi: “Bende kırık dökük bir teyp kaseti var. Üstünde Şan konseri, Korkut Kora'ya ait” yazıyor… Bende etraf bir anda sise dumana büründü, gözler ışıldadı “aman efendim, ne diyorsunuz siz? Nasıl güzel bir arşiv bu”… Yakında tatile gideceğimi, Didim’de kasetten dijitale aktarma konusunda uzman bir arkadaşım (Hüsamettin Akbaş’a selam ve sevgilerimle) olduğunu, eğer kaseti yollarsanız seve seve bu görevi yerine getirip, birer kopya da konserde eşlik eden ekibe hazırlayacağımı söyledim. Ve tereddüt etmeden kırk yıl öncesinin harika belgesini yolladı. Kaset kapağına düşülen not konserin sahibi tarafından yazılmıştı; daha da önem kazandı kaset haliyle. 



Ben kaydın ses düzeninden direk kaydedildiğini sanıyordum, yanılmışım; sahneye yakın bir yerden bir teyple uzaktan kaydedilmiş bir konser kaydı vardı karşımda. Bas ağırlıklı, çok da net olmayan ama şarkılarıyla Baba’nın gitarıyla ara konuşmalarıyla tam 40 dakikalık bir ziyafetin içindeydim. Evet, 40 dakika; ikisi kendi şarkısı dokuzu cover toplam 11 şarkı. Kırk yıldır kapağı kaldırılmamış bir hazine sandığını açmışçasına bir heyecan, bir gurur bendeki.


Konser kaydı Scorpions’ın 1980 yılı albümüne de adını veren “Animal Magnetism” ile açılıyor. Sunum konuşması şarkıdan sonra: “Çok elit bir toplulukla karşı karşıya olmaktan çok mutluyum. 10 yıl sonra bu benim için büyük bir mutluluk. Biraz gürültü yapmaya geldik, ısınmak için böyle rock şarkılar. Sonra Şaşkınlarla devam edeceğiz…” Şaşkın adını duyan seyirci büyük bir alkış patlatıyor, tezahüratlar bitmiyor. Ortam sakinleşince de “Taylan, Ünal.. Korkut” şeklinde eşlik eden isimleri tanıtıp Lynyrd Skynyrd’dan “I Got The Same Old Blues” şarkısına giriş yapıyor. Bir şarkı bu kadar mı üstüne oturur, sanki Erkin Koray bestelemiş. Çok da güzel çalıyorlar. Seyircinin alkış temposundan epey eğlendikleri belli. Bu şarkı bitince “Biraz 60’lara doğru gidelim. Bu bizim isyan, gözlük, motosiklet durumları…Born to be Wild” Salon yine yıkılıyor alkıştan. Şarkı bitiyor, “Now, Now Rollings Stones man” deyip “What a Shame”e giriyorlar. Hız kesmeden non-stop Fats Domino’dan “Blueberry Hill”, Sam the Shame’dan “Woolly Bully”, Elvis Presley’den “Bossa Nova Baby” şarkılarını performe ediyorlar. Salonda coşku büyük, alkışlar susmuyor hiç. Bir ara duruyor Baba, gülerek “Santana” diyor ve hazretlerinin 1982 albümü “Shango”dan “Nowhere to Run”ı çalıyorlar. (İlginçtir, kaydı ilk dinlediğimde diğer şarkıları deşifre ettiğim halde tek bu şarkıyı çıkaramamıştım. Sonra can kulağıyla dinleyip Santana adını duyunca çözdüm mevzuyu. Kaldı ki en az Erkin Koray kadar mesai harcadığım bir isimdir Santana) Kayıttaki son cover ise The Payolas’dan “Eyes of a Strangers”.


Konserin birinci bölümü sona mı erdi, yoksa devamı var da kayıt mı edilmedi orası meçhul; son şarkıdan sonra “İlla ki” orta yerden başlıyor kayıtta. Muhtemelen öncesinde başka şarkılar da var, ama 60 dakikalık kasetin sadece 40 dakikasında konser kaydı var. Ve son iki şarkı Baba’nın kendi şarkıları. “İlla ki” de salondan yükselen seslerden oranın atmosferi hakkında azbuçuk fikir sahibi olabiliyorsunuz. Alkış ve tezahüratlar hiç durmuyor. Bu coşku içinde “Estarabim” ile hem konser hem de kayıt bitiyor…


*** 

“Derken bir gün beni evden telefonla aradı ve "Şan Tiyatrosu'nda konser vereceğim, senin basta olmanı istiyorum gelir misin?" dedi. Tamam dedim ve Almanya'dan kalkıp hemen Türkiye'ye geldim. O zaman Erkin Koray Mecidiyeköy'de annesiyle, rahmetli Vecihe Teyze ile yaşıyordu. Orada buluşuyoruz ve tabi konser için hazırlanmamız ve prova yapmamız gerekiyor. Ekip zaten hazırlanmış durumda. İşte ben bas gitardayım, kardeşi Korkut Koray davulda, yeğeni Tayla Koray klavyede olacak, tabiki Erkin abi de gitar vokalde. Yani her şey tamam, tek eksiğimiz prova . Prova ne zaman yaparız diye soruyorum, "Ünal bakarız..." deyip geçiştiriyordu. Sözün özü Erkin Abi prova yapmayı pek sevmezdi. Konsere üç gün kala üç gün boyunca durmaksızın prova yaptık. Böylece Şan konserine çıktık. Orada arka arkaya iki günde dört konser verdik. Cumartesi ve Pazar hem matine hem suare (2) olarak 4 konser. Bu konser çok ses getirdi. Bütün biletler günler önceden satılmıştı ve dört konserin her biri ağzına kadar doluydu. Konsere Scorpions ile başladık. Steppenwolf'tan, Rolling Stones'a, Ted Nugent'tan Elvis'e kadar sıkı rock performansıyla başladık.”

 Böyle diyor Ünal Vanii, bu yıl Aptülkadir Elçioğlu’yla yaptığı röportajda.(Konserin gerçekleştiği esnada Erkin Koray “Ceylan” albümünün hazırlıklarına başlamış, yoldaşı Ünal Vanii de üç bestesiyle albümde yer alacaktı) Şan Konseri Erkin Baba’nın dönüşünü müjdelemesinin yanı sıra, memlekette yapacaklarının ilk sinyallerini vermesi açısından da önemlidir. Konserde seyirciden (Şaşkın, Fesuphanallah, Estarabim, Sarhoş Gibiyim gibi şarkıların) aldığı reaksiyona göre albümlerinin repertuarını belirleyecek, birkaç albümde gitarına dokunmayıp daha “buralı” eserler üretecektir. 



Konserle ilgili en kapsamlı fotoğraflara gazeteci Haluk Özözlü’nün sitesi “Sihirli Tur”dan ulaşabilirsiniz. Kaydı bana ulaştıran sevgili Korkut Koray’a huzurlarınızda kocaman bir teşekkürü borç bilirim. Kendisinin ricası üzerine bu kaydı “şimdilik” özel kategorisinde işaretleyip “o gün” gelene kadar sandığın kapağını kapatıyorum.

SİNAN DOYAN


SİNAN DOYAN ve MERAL AKMAN'a Özürlerimle

 Şu Ağustos ayı benim için büyük bir travma oldu. Üç kattan aşağı düşen kedimizin üstüne bahçedeki ahşap blok düşünce hayatımız kaydı. Hemen veteriner falan derken ameliyatlar falan derken arka iki ayağı tutmaz vaziyette evine döndü ama kedi bu atlar zıplar, o ise bir köşede yattı durdu. Tam iki ay böyle geçti. Her gün yürüyecek derken bir iki saat sonra da "yok yürüyemeyecek" diye ikilemlerde kaldık. Sonra garibim bir ay sonra yeniden ameliyat oldu. Buna ek bir de fizik tedavilerde harap oluyordu güzelim. 

Korkunç bir iki aydı bizimkisi. Karşınızda bir can var ve o da kendisine bu durumu yakıştıramıyor. Dayanılır gibi değildi ve en sonunda kedimiz Kadife dünyamızdan ayrıldı. 

Şu satırları yazarken bile evin içinde bir yerlerden çıkacakmış gibi geliyor ve gözyaşlarımı tutamıyorum. 

Kendi dertlerim, özel hayatımla ilgili şeyleri yazmak niyetinde değildim ama bu geçen iki ayda öyle her şeyden koptum ki, insanlara söz verdiğim şeyleri yapamadım. Meral Akman ve Sinan Doyan'ın yazılarını blogda yayınlayamadım. Onlara bu büyük ayıbımı anlatamadım. Planlarım vardı hepsini dondurdum. Aklımı kaçırmamak ve hayattan hepten kopmamak için sadece You Tube videoları hazırladım. Kare kare çiz parçaları yapıştır derken biraz kendimi tedavi ediyordum. 

İki ay bizim için kahrediciydi, dayanılmazdı. Hem maddi hem de manevi olarak çok şey kaybettik. Şimdi yavaş yavaş kendime geliyorum. Bu durumu aşmak için durmaksızın yazıp, çizip , çalışacağım. Ama başta Sinan Doyan ve Meral Akman olmak üzere hepinizden özür diliyorum.  

Aptulika


6 Haziran 2024 Perşembe

TIMARLI HASTANEDEN KUL NESİMİ'YE; OBJEKTİF : "HAYDAR HAYDAR"


 Objektif'in halk ozanı Kul Nesimi'nin "Haydar Haydar" yapıtını hard rock'a taşıdığı yeni teklisi (single'ı) yarın yayınlanacak.  Grup bu çalışmayı ilk kez 17 Kasım 2023 tarihinde Esenler Adem Baştürk Kültür Merkezi'nde verdiği konserde seslendirmişti. 

O konsere gitmediğim için çok üzülmüştüm ama o konsere Fatsa'dan gelen Sinan Doyan'ının konserde olduğunu öğrenince, "Aga hiç kaçarı yok, bir yazı yazacaksın." demiştim. O da sağolsun beni kırmadı ve bir yazı kaleme almıştı. Şimdi Objektif'in "Haydar Haydar" yorumunun çıkmasına bir gün kala Sinan Doyan'ın o yazısını yeniden yayınlıyorum.

APT


35 yıl önce Samsun’dan yükselen dumanın, zamanla ortalığı aleve vereceğini nerden bilebilirdik ki?  
Geçen bu bir ömürlük sürenin öğretisi, azmin ve özverinin önünde hiçbir şeyin duramayacağıdır. Bu öğretinin adı da Objektif’tir. Objektif grubunun bugün geldiği nokta “dört büyükler”* kategorisinde halen yoluna sağlam adımlarla devam eden bir konumu işaret etmektedir. Grupla yüz yüze mesaim ise tam 30 uzun yıla tekabül ediyor. Samsun’daki “Lay Lay Lom Müzik Mağazası”na gidip, Objektif’in henüz yeni çıkan kaseti “Hayal ve Yaşam”ı “birinci elden” satın almam, bu uzun süreci başlatan olmuştu; Vecdi Yücalan’la ilk tanışmamız da… Dün gibi hatırlıyorum; benim de yakından tanıdığım Kamil Özaydın'ın (Whisky) vefat edeli birkaç ay olmuştu. Konuyu açtım, derin bir nefes çekti, “yaa sorma, Kamil kahretti beni” dedi. Hangimiz kahrolmamıştık ki? Hep yaptığım gibi kaseti imzalattım. Yazdığı not kimine göre iyi bir dilek, kimine samimi bir dilek olabilir; bana göreyse beddua! O notu okuduğumdan beri ayağım kaydı(!). Bundan sonra Objektif ve diğerleri nerede ben orada; “uçuş” devam ediyor…(Zaman sonra, 2007’de uçuşumu tamamladığıma kanaat getirmiş, artık kendi kanatlarınla uçabilirsin minvalinde temennide bulunmuştu)




2023’ün 17 Kasım akşamında Esenlerdeki Adem Baştürk Kültür Merkezine girerken konser salonundan soundcheck sesleri geliyordu. Konsere daha bir saat var, kimsecikler yok. Salonun merdivenlerinden inerken Vecdi beni gördü, bir an sustu ve mikrofon açık olduğu halde aynen “vay arkadaş, Sinan Doyan geliyor, yahu ne sürpriz adamsın sen Sinan” dedi. Haber vermemiştim geleceğimi. Hatta İstanbul'da olduğumu da bilmiyordu. Severim soundcheck ortamını, oturdum bir müddet seyrettim onları. Süprizlerin adamıdır Vecdi, benim gibi; ilk dikkatimi çeken sahnedeki klavye oldu. Epeydir klavye yoktu grupta; en son “Sokağın Sesi”(2007) albümünde kullanmışlardı, hele benim gittiğim konserlerinde hiç denk gelmemiştim klavyeye. Neyse, yeni eleman da bir yerden tanıdık geliyor, ama bir türlü hatırlayamıyorum kim olduğunu. Bir zaman sonra Vecdi geri dönüp ismiyle seslenince uyandım; Ercüment Vural’ın** ta kendisiydi! Hep en mükemmele odaklanıp en iyisini sunan Vecdi bu kuralı yine bozmamıştı. 

Ercüment Vural


İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin son aylarda sıklaştırdığı ücretsiz konserlerde dikkat çeken bir nokta vardı; grup ve sanatçı seçiminde, hiç olmadığı kadar rock ve türevlerine ağırlık veriliyordu. İBB Kültür’ün başındaki isim değiştiği ve rock camiasına yakın bir ismin koltuğa oturduğundan bahsediliyordu. Sadece Esenler’de değil, Hoca Ahmet Yesevi, İdris Güllüce, CRR, Ali Emiri Efendi gibi isimlere sahip kültür merkezlerinde de Yüksek Sadakat, Fatma Turgut, Aylin Aslım, Gece Yolcuları gibi isimler sahne alıyordu. Objektif de o akşam bu kategoriye dahil en sert isim olarak bir halk konserine imza atıyordu. “Biz Halk Rock yapıyoruz” mottosuyla yola çıkan bir gruptu neticede. Bu bağlamda seyirci sayısından çok kitleyi merak ediyordum. Ve elbette grubun playlist’ini de.


Genelde Black Sabbath şarkılarıyla konserlerine başlayan grup bu sefer son çalışması “Hey Sen” ile giriş yaptı. Ve 35 yıllık hikayelerinin köşe başlarına yerleşmiş şarkılarını peşpeşe ateşlemeye başladı. “Loş Akşamlar”, “Kerkük Zindanı”, “Can Suyu”, “Fahişe”, “Olabilecek”, ve “Dağlarda” gibi kemikleşmiş Objektif şarkılarıyla bizleri mestettiler. Gençlerin yanı sıra benim gibi, grubu başından takip eden bir kitlede vardı, Esenler bölgesinde ikamet edenler de. Vecdi Yücalan ve ekibi hepsini avucunun içine almasını bildi. (Burada bir parantez açıp, farklı bir seyirci kitlesiyle grubun hayranlarının, başka bir ortak bir etkinlikte bir araya gel(me)melerine değineyim. Son yıllarda “rock festivali” adı altında düzenlenen etkinlikler hepinizin malumu. Çoğu festivalde adı asla “rock”la anıl(a)mayacak bir çok değerli ismi görüyoruz. Onbinlere hitap eden bu festivallere katılan seyircilerin tamamı da elbet rockçılardan oluşmuyor. Orta noktayı bulmak lazım. Hal böyleyken bu işin temelini oluşturan ve Objektif gibi 35 yıl ve daha üstü emek sarfetmiş “harbi” rock gruplarını da o festivallerde görmek istiyor insan. O akşam türbanlısından marjinaline, salondaki kitleye şarkılarını sunarken bu detay geldi aklıma).  Seyirciyle olan diyaloğu da her zamanki gibi çok iyiydi. Balıkesir’den konser için oğluyla konsere gelen ama feribottu, İstanbul trafiğiydi derken konserin ortalarında ancak yetişebilen bir babanın isteğini kırmadı ve Vecdi (benim seyrettiğim onlarca konser de dahil) hiç yapmadığı bir şeyi yaparak “Dağlarda”yı yeniden seslendirdi, bir kez daha gönüllerimizi fethetti. 


Halk konseri olmasından mükellef, playlistte bir “yumuşama” olur mu düşüncesindeydim; bazen “Çanakkale İçinde”, “Uzun İnce Bir Yoldayım” gibi türküleri repertuarlarına alıyorlardı ya, oradan biliyorum. Bu sefer Can Gox’a da selam göndererek bir Kul Nesimi*** şaheseri olan ve “Ben Melamet Hırkasını” diye bildiğimiz “Haydar Haydar”ı seslendirdiler. Benim çok bayıldığım “Mutlu Ölüm” ve her konserlerinde “rockajandası” Hakan Kibar’a adadıkları “Künye” bize özel şarkılardı. İBB’nin ayırdığı süre kısıtlıydı ve birkaç şarkıyı eleyip “Hayal Et” ile konseri bitirdiler.



Konser bitiminde hayranlardan gelen imza ve fotoğraf teklifini tereddütsüz kabul eden ekip salon dışında nefis an(ı)lara imza atmamıza sebep oldular. Kimseyi geri çevirmeden imza, video, fotoğraf tüm talepleri yerine getirdiler. Tüm kasetleri toplarlayıp imzaya getiren bir genç arkadaş benim otuz yıl önceki heyecanımı yaşıyordu birebir. Ben de otuz yıl öncesini…

SİNAN DOYAN


 * Dört Büyükler: Yıllardır konu ile ilgili yazdığım yazılarda bahsi geçen dört grubumuza daha geniş yer vermişimdir. Beni tanıyanlar bilir ki; Devil, Whisky, Kramp ve Objektif grupları benim çok kafa yorduğum ve mesai harcadığım, aynı zamanda yakınen tanıdığım arkadaşlarım.


 ** Ercüment Vural: Samsunlu. Vecdi gibi. Hatta o yıllardan arkadaşlar. Multi enstrümantalist; bas gitar ana enstrümanı olmasına rağmen çalmadığı yok. Ve söylüyor da. 90’larda birçok pop albümünde çalışmasına rağmen caz ve latin’e daha çok eğilmiştir. Yeşim Salkım’ın çıkış şarkılarının çoğunda imzası bulunan usta müzisyenin alamet-i farikası elbette “Gemiler”dir. 


*** Kul Nesimi: ”kah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi, kah inerim yeryüzüne seyreder alem beni” diye nefis sözlerle başlayan “Melamet Hırkası”nın yaratıcısı, Alevi-Bektaşi halk ozanı. “Nesiminin derisini yüzen gelsin, işte meydan”da geçen Seyyid Nesimi ile karıştıran çoktur, benim gibi. Yalın bir dille yazdığı en sade bir olayı bile etkili şekilde bize aktarabilmiş bir ozandır. Çok az eseri günümüze ulaşmış olsa da elimizdekiler bile tokat gibidir. Yari, ile hoş olup olmadığını sorana “hoş olayım, hoş olmayım, o yar benim, kime ne” diye ayar verecek kadar da nettir… Vecdi Yücalan’ın, bu şarkıyı bile isteyerek repertuarına aldığına şüphem yok; zira 35 yıldır benzer ayarları da kendisi veriyor bize…




  


27 Kasım 2023 Pazartesi

TIMARLI HASTANEDEN KUL NESİMİ'YE; OBJEKTİF


 

35 yıl önce Samsun’dan yükselen dumanın, zamanla ortalığı aleve vereceğini nerden bilebilirdik ki?  
Geçen bu bir ömürlük sürenin öğretisi, azmin ve özverinin önünde hiçbir şeyin duramayacağıdır. Bu öğretinin adı da Objektif’tir. Objektif grubunun bugün geldiği nokta “dört büyükler”* kategorisinde halen yoluna sağlam adımlarla devam eden bir konumu işaret etmektedir. Grupla yüz yüze mesaim ise tam 30 uzun yıla tekabül ediyor. Samsun’daki “Lay Lay Lom Müzik Mağazası”na gidip, Objektif’in henüz yeni çıkan kaseti “Hayal ve Yaşam”ı “birinci elden” satın almam, bu uzun süreci başlatan olmuştu; Vecdi Yücalan’la ilk tanışmamız da… Dün gibi hatırlıyorum; benim de yakından tanıdığım Kamil Özaydın'ın (Whisky) vefat edeli birkaç ay olmuştu. Konuyu açtım, derin bir nefes çekti, “yaa sorma, Kamil kahretti beni” dedi. Hangimiz kahrolmamıştık ki? Hep yaptığım gibi kaseti imzalattım. Yazdığı not kimine göre iyi bir dilek, kimine samimi bir dilek olabilir; bana göreyse beddua! O notu okuduğumdan beri ayağım kaydı(!). Bundan sonra Objektif ve diğerleri nerede ben orada; “uçuş” devam ediyor…(Zaman sonra, 2007’de uçuşumu tamamladığıma kanaat getirmiş, artık kendi kanatlarınla uçabilirsin minvalinde temennide bulunmuştu)




2023’ün 17 Kasım akşamında Esenlerdeki Adem Baştürk Kültür Merkezine girerken konser salonundan soundcheck sesleri geliyordu. Konsere daha bir saat var, kimsecikler yok. Salonun merdivenlerinden inerken Vecdi beni gördü, bir an sustu ve mikrofon açık olduğu halde aynen “vay arkadaş, Sinan Doyan geliyor, yahu ne sürpriz adamsın sen Sinan” dedi. Haber vermemiştim geleceğimi. Hatta İstanbul'da olduğumu da bilmiyordu. Severim soundcheck ortamını, oturdum bir müddet seyrettim onları. Süprizlerin adamıdır Vecdi, benim gibi; ilk dikkatimi çeken sahnedeki klavye oldu. Epeydir klavye yoktu grupta; en son “Sokağın Sesi”(2007) albümünde kullanmışlardı, hele benim gittiğim konserlerinde hiç denk gelmemiştim klavyeye. Neyse, yeni eleman da bir yerden tanıdık geliyor, ama bir türlü hatırlayamıyorum kim olduğunu. Bir zaman sonra Vecdi geri dönüp ismiyle seslenince uyandım; Ercüment Vural’ın** ta kendisiydi! Hep en mükemmele odaklanıp en iyisini sunan Vecdi bu kuralı yine bozmamıştı. 

Ercüment Vural


İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin son aylarda sıklaştırdığı ücretsiz konserlerde dikkat çeken bir nokta vardı; grup ve sanatçı seçiminde, hiç olmadığı kadar rock ve türevlerine ağırlık veriliyordu. İBB Kültür’ün başındaki isim değiştiği ve rock camiasına yakın bir ismin koltuğa oturduğundan bahsediliyordu. Sadece Esenler’de değil, Hoca Ahmet Yesevi, İdris Güllüce, CRR, Ali Emiri Efendi gibi isimlere sahip kültür merkezlerinde de Yüksek Sadakat, Fatma Turgut, Aylin Aslım, Gece Yolcuları gibi isimler sahne alıyordu. Objektif de o akşam bu kategoriye dahil en sert isim olarak bir halk konserine imza atıyordu. “Biz Halk Rock yapıyoruz” mottosuyla yola çıkan bir gruptu neticede. Bu bağlamda seyirci sayısından çok kitleyi merak ediyordum. Ve elbette grubun playlist’ini de.


Genelde Black Sabbath şarkılarıyla konserlerine başlayan grup bu sefer son çalışması “Hey Sen” ile giriş yaptı. Ve 35 yıllık hikayelerinin köşe başlarına yerleşmiş şarkılarını peşpeşe ateşlemeye başladı. “Loş Akşamlar”, “Kerkük Zindanı”, “Can Suyu”, “Fahişe”, “Olabilecek”, ve “Dağlarda” gibi kemikleşmiş Objektif şarkılarıyla bizleri mestettiler. Gençlerin yanı sıra benim gibi, grubu başından takip eden bir kitlede vardı, Esenler bölgesinde ikamet edenler de. Vecdi Yücalan ve ekibi hepsini avucunun içine almasını bildi. (Burada bir parantez açıp, farklı bir seyirci kitlesiyle grubun hayranlarının, başka bir ortak bir etkinlikte bir araya gel(me)melerine değineyim. Son yıllarda “rock festivali” adı altında düzenlenen etkinlikler hepinizin malumu. Çoğu festivalde adı asla “rock”la anıl(a)mayacak bir çok değerli ismi görüyoruz. Onbinlere hitap eden bu festivallere katılan seyircilerin tamamı da elbet rockçılardan oluşmuyor. Orta noktayı bulmak lazım. Hal böyleyken bu işin temelini oluşturan ve Objektif gibi 35 yıl ve daha üstü emek sarfetmiş “harbi” rock gruplarını da o festivallerde görmek istiyor insan. O akşam türbanlısından marjinaline, salondaki kitleye şarkılarını sunarken bu detay geldi aklıma).  Seyirciyle olan diyaloğu da her zamanki gibi çok iyiydi. Balıkesir’den konser için oğluyla konsere gelen ama feribottu, İstanbul trafiğiydi derken konserin ortalarında ancak yetişebilen bir babanın isteğini kırmadı ve Vecdi (benim seyrettiğim onlarca konser de dahil) hiç yapmadığı bir şeyi yaparak “Dağlarda”yı yeniden seslendirdi, bir kez daha gönüllerimizi fethetti. 


Halk konseri olmasından mükellef, playlistte bir “yumuşama” olur mu düşüncesindeydim; bazen “Çanakkale İçinde”, “Uzun İnce Bir Yoldayım” gibi türküleri repertuarlarına alıyorlardı ya, oradan biliyorum. Bu sefer Can Gox’a da selam göndererek bir Kul Nesimi*** şaheseri olan ve “Ben Melamet Hırkasını” diye bildiğimiz “Haydar Haydar”ı seslendirdiler. Benim çok bayıldığım “Mutlu Ölüm” ve her konserlerinde “rockajandası” Hakan Kibar’a adadıkları “Künye” bize özel şarkılardı. İBB’nin ayırdığı süre kısıtlıydı ve birkaç şarkıyı eleyip “Hayal Et” ile konseri bitirdiler.



Konser bitiminde hayranlardan gelen imza ve fotoğraf teklifini tereddütsüz kabul eden ekip salon dışında nefis an(ı)lara imza atmamıza sebep oldular. Kimseyi geri çevirmeden imza, video, fotoğraf tüm talepleri yerine getirdiler. Tüm kasetleri toplarlayıp imzaya getiren bir genç arkadaş benim otuz yıl önceki heyecanımı yaşıyordu birebir. Ben de otuz yıl öncesini…

SİNAN DOYAN


 * Dört Büyükler: Yıllardır konu ile ilgili yazdığım yazılarda bahsi geçen dört grubumuza daha geniş yer vermişimdir. Beni tanıyanlar bilir ki; Devil, Whisky, Kramp ve Objektif grupları benim çok kafa yorduğum ve mesai harcadığım, aynı zamanda yakınen tanıdığım arkadaşlarım.


 ** Ercüment Vural: Samsunlu. Vecdi gibi. Hatta o yıllardan arkadaşlar. Multi enstrümantalist; bas gitar ana enstrümanı olmasına rağmen çalmadığı yok. Ve söylüyor da. 90’larda birçok pop albümünde çalışmasına rağmen caz ve latin’e daha çok eğilmiştir. Yeşim Salkım’ın çıkış şarkılarının çoğunda imzası bulunan usta müzisyenin alamet-i farikası elbette “Gemiler”dir. 


*** Kul Nesimi: ”kah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi, kah inerim yeryüzüne seyreder alem beni” diye nefis sözlerle başlayan “Melamet Hırkası”nın yaratıcısı, Alevi-Bektaşi halk ozanı. “Nesiminin derisini yüzen gelsin, işte meydan”da geçen Seyyid Nesimi ile karıştıran çoktur, benim gibi. Yalın bir dille yazdığı en sade bir olayı bile etkili şekilde bize aktarabilmiş bir ozandır. Çok az eseri günümüze ulaşmış olsa da elimizdekiler bile tokat gibidir. Yari, ile hoş olup olmadığını sorana “hoş olayım, hoş olmayım, o yar benim, kime ne” diye ayar verecek kadar da nettir… Vecdi Yücalan’ın, bu şarkıyı bile isteyerek repertuarına aldığına şüphem yok; zira 35 yıldır benzer ayarları da kendisi veriyor bize…




  


1 Mart 2023 Çarşamba

Kramp Doğan'ın Ardından Bir Sinan Doyan Yazısı


Kramp grubunun gitaristi Doğan Sakin'in ölümünden sonra müzik yazarı dostum Sinan Doyan güzel bir yazı kaleme aldı. Bu yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. 


Bu yazı sizi bir zaman yolculuğuna götürecek. Kim bilir bir çoğumuzun hatıraları canlanacak ve o günleri yaşamamış olanlar da içlerini çekerek, "Vay be" diyecekler. Ama benim Sinan'a bir özür borcum var. Sinan bu yazıyı neredeyse bir hafta önce gönderdi ve ben ancak şimdi yayınlayabiliyorum. Doğan'ın ölümü benim için depremden sonra gelen ikinci bir acı haberdi. Deprem felaketinin uzağındaydım ama Doğan'ın ölümü beni öyle bir göçük altında bıraktı ki, bu enkaz kolay kolay kalkamayacak. İşte böyle sevgili dostum Sinan, yazını bu yüzden geç yayınladım... kusuruma bakma. 

Aptulika


KÜÇÜK KÜÇÜK DAMLALAR


Küçük damla (1)

Yıl 1993, Ocak ayının bir cumartesisi. Karlı, soğuk ama güzel bir İstanbul gecesini ilk defa seyredeceğim Erkin Koray’a ayırmaya karar vermişim.

Yani Sinan Doyan’ın miladi günlerinden  biri, en önemlisi hatta! Bilsak 5. Katı hepimiz biliriz. Rock camiamızdaki yeri ve önemi malum. Her cumartesi, hem gündüz hem geceleri benzersiz rock konserlerine ev sahipliği yapıyor mekan. Hafta içleri de keza; caz’dan rock’a, dinletiden şiir gecelerine yelpazesi geniş aktivitelerin değişmez mekanı…  Erken gittiğim mekanda asansörden çıkar çıkmaz Kramp’tan İdris Tübcil’le burun buruna geliyorum. Birkaç parça davul malzemesi yanında, asansörün gelmesini bekliyormuş. Asansörden hiç çıkmadan buyur ediyorum onu içeri, amacım malzemeleri taşımaya yardımcı olmak. Askerim o sene, bir ay sonra terhisim var. Saçlar kısa, anlamlandıramıyor İdris Tübcil; kısaca “vaziyeti” açıklıyorum. Asansöre sıkış tıkış binip aşağı inene kadar sohbet ediyoruz. Malzemelerin bir ucundan tutup arabaya kadar yardım ediyorum. Aslında kalmak istediğini ama işi olduğundan konsere kalamayacağını belirtip gidiyor… Boş bir masa kestiriyorum gözüme, sahneye çok yakın değil ama görüş açısı mükemmel. Yarım saat içinde ne görüş açısı kalıyor ne de sahne; iğne atsan yere düşmez bir kalabalık söz konusu, tıklım tıklım. Masama da çok sevimli bir çift oturuyor, konseri birlikte seyredeceğiz belli. Yan masama Güven Erkin Erkal oturmuş, sonradan farkediyorum. Yanında da orta yaşta bir kadın, onun yanında da kara kuru bir esmer kız çocuğu. Damla bu, evet Damla! Heyecan bende had safhada. Ne zaman geldiğini, ne zaman sahneye geçtiğini anlamadığım Erkin Baba’nın sesiyle irkiliyorum… Gerisi? Gerisi “beter”, gerisi malum!


Küçük damla (2)


Yıl 1997, Aralık sonu.Terhis olduktan sonra neredeyse 5 sene gelmediğim İstanbuldaki ilk gecemi yine Erkin Koray’a ayırmışım.

Bilsak 5. Kat Erkin Koray sahnede

Bu sefer Mis Sokak’ta, Meis Bar’dayız, ben ve kardeşlerim. Erkenden rezerve yaptırmanın avantajıyla Erkin Baba’nın tam karşısındayız bu sefer. Aramızda 2 metre, o kadar. Heyecan yine var doğal olarak; ama asıl heyecan, Erkin Baba’nın sahneye gelip, konser öncesi sohbetini yaparken tam karşısındaki Sinan Doyan’la göz göze gelip, benimle ilgili övücü, gurur okşayıcı bir tanıtım yapıp orada bulunan herkese beni alkışlatmasıyla tavan yapacaktı… Fırat Parlak, Damla, Emel hanımdan oluşan sahne ekibi masasına az sonra Kramp’tan Doğan Sakin de ekleniyor bir müddet sonra. Şaşılacak bir durum, bu sefer çay fincanı eşlik ediyor Doğan Sakin’e konser boyunca, alkol yok. Doğan Sakin’in Erkin Koray konserlerini kaçırdığı görülmemiştir; Bilsak dönemlerinde olsun, Kadıköy Moda konserleri olsun, nerede sahne alırsa alsın ustasının yanında yer alır mutlaka. Bu konserlerin çoğunda da eşlik etmişliği vakidir. Bu sefer de öyle olacak ve Erkin Koray iki şarkıda gitarını Doğan Sakin’e teslim edecektir… Programa verilen 15 dk.lık arada ben soluğu Erkin Baba’nın yanında alıyorum. Kulis diye ayrılan küçük ardiyede Erkin Koray, Doğan Sakin, Damla ve ben varız sadece. Sohbetimiz esnasında Fatsalı olduğumu öğreniyor Doğan: “Yahu askerde bir Fatsalı teğmen vardı. Adam taktı bana, sürekli eziyor. Çok çektirdi bana. Şimdi bir Fatsalı düştü elime işte.” diyerek kolumdan tutması hepimizi kahkahalara boğmuştu…

Erkin Koray'ın Doğan'ı sahneye davet ettiği Bilsak 5. Kat gecelerinden biri


Küçük damla (3)

Yıl 1992, aylardan Temmuz. 4-5 sene öncesinden, Giresun’dan tanıdığım yetenekli, genç bir gitarcı olan Bahadır Çakır’la karşılaşıyoruz tesadüfen Kadıköyde. Ne yapalım, nasıl zaman geçiririz derken Bakırköy'e geçiyoruz. Amaç Ataköy Regata’sındaki mekanların konser içeriğini incelemek, denk gelirsek konsere gitmek. O zamanlar Marina içindeki mekanlar çok popüler. Hatta perşembeleri Friday Bar’da Erkin Koray sahne alıyor. Geziyoruz mekanları tek tek, Friday Bar’ın kapısında kocaman  bir Erkin Koray afişi (Hay Yam Yam albüm kapağından mükellef dev poster) asılı ama kendisi yok. Bahadır'ın “Abi, Kramp’tan Nezih Onur abiyle çok samimiyim ben. Buraya da çok yakın evi, ziyaret edelim mi” teklifine balıklama atlıyorum tabi. Ebu Ziya caddesini boydan boya geçip, bahçesinde düşünen adam heykelinin olduğu “meşhur” hastaneye az bir mesafe kala bahçe içinde çok katlı eski ama nefis bir konağın önüne geliyoruz. Kapı zilinde “Nezihi Onur” yazan butona basıyoruz. Şansımıza evde yok, kapıyı açan olmuyor. Gerisin geri Ebu Ziya’ya dönüyoruz; Gür Çarşısı’nda belki Asım Can Gündüz’ü görürüz diye ama o da ofisinde yok. Şans!


Küçük küçük damlalar.. Gök gürültüsü eşliğinde!

6 Şubat 2023 günü artık tüm Türkiye’nin miladi bir günü. Eşi benzerine az rastlanır bir doğal afet hepimizi alt üst etti. Uğrattığı maddi manevi tahribat yazıyı hazırladığım an itibariyle devam etmekte. Depremin üzüntüsüne gark olmuşken 12 Şubat’ta İdris Tübcil’in bir duyurusuyla acımız katlanacaktı; 80’lerin ikinci yarısından itibaren aktif bir şekilde Türkçe rock’ın gelişmesinde ve şekillenmesinde önemli bir misyon üstlenmiş olan Doğan Sakin’i kaybetmiştik. 



“Krank” adıyla yola çıkmalarına rağmen Nuri Kurtcebe’nin tavsiyesiyle “Kramp” adını alan grubu 1984 yılında yola revan olmuş, kendilerini kışları kullanılmayan bir klübe kapatarak uzun süren provalarla geliştirmişlerdir. Erkin Koray’ın da göz ucuyla takip ettiği grup 90’lara kadar çeşitli festivallerde ve karma konserlerle göz doldurmuş, Erkin Koray ve Cem Karaca’ya da ön grup olarak eşlik etmişlerdir. Whisky ve Devil gruplarının albüm çıkarmaları Kramp’ı da tetiklemiş, ancak çalışmalarını demo ve live kayıtlarla dinleyicilerine ulaştırmıştır. 90’lara albüm gündemiyle giren grup 1993 yılında “Püf Püf”ü Şahin Plak’tan çıkarmış, bir müddet sonra albümün hakları Ada Müziğe devredilerek 1994 yılında “Lan N’oldu” adıyla yeniden piyasaya sürülmüştür. Grubun kemik kadrosu dışında vokalde ve besteleriyle Erdinç Ünlü bu albümde yer almıştır. Grup vokale Ahmet Karaferya’yı alarak ikinci albümleri “İstanbul Sokakları”nı çıkardıklarında yıl 1998’dir. Bir Erkin Koray klasiği olan “Tek Başına” albümü sırtlayan şarkı olur…

Bu gelişmeleri gölgeleyen tek ayrıntı da Doğan Sakin’in alkole olan bağ(ım)lılığıdır. Bünyesinden beklenmeyecek bir alkol tüketimi gerçekleştirmektedir; sahne öncesinde, sahnede ve sahne sonrasında. Kimi zaman gitar çalamayacak vaziyete gelir, kimi zaman ayakta durmakta zorluk çeker ve bulduğu bir sandalyeye ya da kanepeye uzanarak gitarını çalmaya çalışır. Tedavi de görür. Ama yine de vazgeçmez.  Antalya’ya yerleşir, orada devam eder çalışmalarına. Uzun süre ara verdiği Kramp kariyerini orada yeniden şahlandırır. Son bir yıldır da plak formatında yayınlanacak olan bir Kramp albümünün çalışmalarına adar kendisini. Nezihi Onur bir süre önce vefat etmiştir. Doğan Sakin’in izinden giden oğlu Taylan Sakin de iyi bir gitarcıdır. Albüme destek atan isimlerden biri de odur. Albümün kayıtlarının bitmesine müteakip yoğun bakıma kaldırılır Doğan. Ve 12 Şubat’ta vefat eder…

Müthiş bir gitarcıydı! Hard-Rock’ta yolunu çizmesine rağmen memleketinin tınılarından da nasipleniyordu. Bunu bestelerinde ve sololarında hissetmek mümkündü. İflah olmaz bir Erkin Koray hayranı olmasının bunda payı oldukça büyüktü elbet. Kramp grubunu kurduğu yıllarda kendisiyle tanışmış, grup olarak da birlikte çalışmışlardı. Bir Edirne konserine birlikte giderken Tekirdağ’da köfte molası verip bunu peşpeşe gelen rakılarla taçlandırmaları ve konsere az bir süre keyfen konseri iptal etmeleri, her iki “tarafın” da iflah olmaz bir rock’n roll yaşam biçimini benimsemiş olmalarının bir göstergesidir… Geçmiş yıllarda yerli rock mevzuu üzerine yazdığım yazılarda köşe başını tutmuş dört grubumdan biri de Kramp’tı. Nasıl Whisky’i, Devil’i ve Objektif’i ilmek ilmek irdelediysem Kramp’ı da o seviyede el üstünde tutmuşumdur. Doğan Sakin’in ölümüyle koskoca bir boşluk oluştu müzik dağarcığımda. Sahi, Lan n’oldu? 


SİNAN DOYAN



3 Temmuz 2020 Cuma

ADANALI SANTANA!


Adanalı SANTANA. Beyoğlu Büyük parmak kapı sokağın simgelerinden Jazz Stop’ta sahne aldığı 2000’lerin başında Engin Yörükoğlu’nun taktığı bir lakaptı; cuk oturdu! Meslektaşı Meksikalı Santana’nın, İstanbul Kuruçeşme Arena’daki konserinden iki gün önce 4 Temmuz 2009 cumartesi günü hayata gözlerini yumdu.





ÖLÜM GÜNÜ 4 TEMMUZ



Adanalı SANTANA... Beyoğlu Büyük Parmak Kapı Sokağın simgelerinden biri olan Jazz Stop’ta sahne aldığı 2000’lerin başında Engin Yörükoğlu’nun taktığı bir lakaptı; cuk oturdu! 
“Siz onu bir de gitardan nasıl ud sesi çıkardığını bir görseniz” diyen de yine aynı isimdi. İlk albümünü 1984 yılında çıkarıp vefatına kadar yaptığı albümlerinin çoğunda arabeskin izini süren  bir gitarist/şantör nasıl oluyor da kah rock’ın kalelerinden Jazz Stop’ta, kah Taksim Sanatevi’nde, kah Fransız sokağı’nda sahne alıyordu? Ben kendisini geç keşfettim; 90’ların ikinci yarısında. Kariyerinin en parlak dönemlerini bitirmiş, belki de onun rehavetiyle serbest ve çoğu zaman caz’a uzanan çalışmalara imza attığı bir dönemde tanıdım. Elbette 80’lerde aşinaydım adına, şarkılarına. Kıbrıs Bayrak Radyosu’nun akıl almaz özgürlükle çınlayan antenlerinden “Hangimizde” diye yüksek tondan şarkı söylerken dikkatimi çekmişti ilk. Yıl 1985’di. Üniversite yıllarımda ise ortalık “Yaşanmıyor” ile çınlıyordu. Ben inatla Modern Talking, Rainbow, Metallica, Erkin Koray gibi bir keşmekeş müzik zevkimi geliştirmeye çalışırken “arabesk” denen tarzdan uzak duruyordum. Ki yaş kemale erince bu tavrımın ne kadar yanlışolduğunu görecek, etrafımdaki rocker tayfanın burun kıvırmalarına aldırmayarak inadına arabeske gömülecektim. Ve bunda da Kurtuluş’un etkisi büyük olacaktı. Arabesk bir gırtlak ve söyleme sahip olsa da sahnede cayır cayır rock çalan bir “gitarist” söz konusuydu. Bizim rockçı tayfa çok sonraları onun “gerçek yüzünü” görmüş ve adının geçtiği ortamlarda ceketler iliklenir olmuştu. Misafir olarak kayıtlarına gittiği karma albümlerde stüdyoda attığı sololarla önce oradakileri sonra da bizleri dumura uğratacaktı. Son üç albümünde gitarına ve sololarına ağrılık vermesi de kendisini yanlış tanı(mla)yan kitleye bir kartvizit uzatmasıydı diye düşünüyorum. Kendisini şahsen tanıyıp sohbet ettiğim, konserine gittiğim ve vefatına kadar irtibatta kaldığım için kendimi şanslı görüyorum. Bu dünyadan bir Kurtuluş Türkgüven geçti, 20’ye yakın albüm bıraktı ve arkasından bir kişi bile hakkında kötü bir şey yazmadı ve çizmedi.  

Adanalı değildi, ama orada palazlandığı için Adanalı bilindi. O da bu durumu hiç inkar etmedi; aksine gururla kabullendi. Mersin Tarsusluydu. 1954 doğumluydu. Çok küçük yaşlarda başlayan gitar merakı onu önce Çukurova deltasında sonra tüm memlekette star yaptı. Henüz 14’ünde kendi orkestrasını kurup herkes gibi stajını düğün salonlarında gerçekleştirdi. Konser için yöreye gelen kimi sanatçıya eşliğiyle dikkatleri üstüne çekti. Tarsus’tan Adana’ya transfer olduğunda daha da popüler oldu. Özellikle İncirlik hava üssünde Amerikan askerlerine verdiği konserlerde attığı gitar sololarıyla izleyenlerine parmak ısırttı. Tanju Okan’dan Seyyal Taner’e Pakize Suda’dan Sezer Güvenirgil’e bir dolu isime sahnede eşlik etti.


Hayatının devranı Seda Sayan’ın bir Adana konseriyle döner. Turne dönüşü yapımcısı Hüseyin Emre’ye “Adana’da müthiş bir çocuk var, mutlaka dinlemelisin” tavsiyesinde bulunan Sayan, Kurtuluş Türkgüven’in de yolunu açan isim olur böylece. 1983 yılında “İstanbul Sokakları”na adım atan Kurtuluş, ilk albümün çalışmalarına başlar hemen. Kendinden “istenilen” ile kafasındaki konsept farklıdır. Kendisiyle kısa bir dönem çalışma fırsatı da bulduğu ve 70’lerden beri izinden gittiği Erkin Koray’ın tarzında bir sentez hedefliyordu. Ancak yapımcısı Hüseyin Emre  ve özellikle ileride bestelerine sarılacağı Selahattin Sarıkaya Kurtuluş için bambaşka bir proje tasarlamıştı. Elektrogitarın başrolde olduğu ama söylemin saf arabesk olduğu bir albüm “Duydum Evleniyormuşsun” aynı yıl piyasaya çıkar. Sofistike çalınmış bir elektrogitar, Selahattin Sarıkaya’dan Orhan Gencebay’a, Azeri türkülerden özgün’e bestelerle bezeli albüm Seda Sayan’ı da yanıltmaz ve milyon barajını geçen bir satış grafiği sergiler. Akabinde kendisine yıllardır Adana’da eşlik eden arkadaşlarıyla grubunu oluşturur ve albümün konseptinin dışında, sert bir soundla konserlerine başlar. İzmir Fuarı’ndan Kıbrıs’a kadar kadar gitmediği yer, katılmadığı festival kalmaz. Yıllar sonra internet alemine düşen, 1986 yılına ait bir Kıbrıs konseri videosu, onun o dönemlerde nasıl bir müzik kafasına sahip olduğunun net göstergesidir.


Albümler peşpeşe gelir; “Sevdalı”, “ Gelsene”, “Yaşanmıyor”, “Biricik Sevgilimsin”, “Çok mu Gördünüz”, “Kurtuluş&Gitar”, “İnan ki”, Niçin”, “Geçmiyor Geceler”, Kurtuluş ‘95”, “Türkülerimiz”... Yılda iki albüme imza attığı da olur, 2-3 sene albüm yapmadığı da. Kurtuluş’un arabesk bir gırtlağa sahip olması ve 90’ların başına kadar olan süreçte arabeskin ülke müziğine hakim olması kaçınılmaz olarak bu albümlerin de arabesk sınıfında nitelendirilmesine neden oluyordu. 80’ler boyunca “aydın kesimce” hor görülen arabesk, haliyle yorumcularının da dikkate alınmadığı, burun kıvrıldığı ama uzun bir süre hakimiyetinin de kırılamadığı bir tür olarak gündemdeydi. Kurtuluş da bundan nasibini aldı. Albümleri baskı üstüne baskı yapıp yüzleri güldürecek şekilde satılıyorsa da, bu görmezden gelindi. 1988 yılında piyasaya çıkan “Yaşanmıyor” albümü, Kurtuluş’un en büyük hit şarkısı “İstanbul Sokakları”nın da etkisiyle satış rekorlarını kırması göz ardı edilecek bir olgu değil elbet. 

Tüm albümlerinde kendi icra ettiği, yer yer rock sounduyla icra ettiği elektrogitarı da görmezden gelindi. Ama konserlerinde gitarını uzun sololarla özgürce icra etti. Kurtuluş albümlerini arabesk olarak yaftalamak da yanlış. 1991 yılı yapımı “Kurtluş & Gitar” albümü kariyerinin en bilinmeyen albümü olmakla beraber, müthiş bir enstrümantal caz albümüdür de. 1993 yılı albümü “Geçmiyor Geceler” ise Ümit ve Cenk Eroğlu’nun aranjesinde, hatta Cenk Eroğlu’nun gitar sololarıyla bezenmiş bir rock albümdür diyebiliriz.  Kurtuluş’un albümlerinin ortak özelliklerinden biri de Erkin Koray’a olan hayranlığının bu albümlere yansımasıdır.  Müzik tarihimizin mihenk taşlarından Erkin Koray, önündeki birkaç nesli etkilemekle kalmamış, öncülüğüyle müzik dünyamızda yeni kapılar açmıştır. Kurtuluş da gerek gitar çalış gerekse vokal stilinde ustasının izinden gitmiş ve Erkin Koray’a malolmuş şarkıları yorumlamaktan kaçınmamıştır; “İnan ki”, “Aşka İnanmıyorum”, “Sarhoş Gibiyim”, Sana Bir Şeyler Olmuş”, “Uzat Serçe Parmağını”, “Komşu Kızı”, “Gönül Salıncağı”, “Sen Yoksun Diye”, “Senden Ayrı” gibi. Bu iki ismin, aynı zamanda yakın dost olduğu; Erkin Koray’ın, akdeniz seyahatlerinde mutlaka Kurtuluş’un sahne aldığı mekana gidip kendisini seyrettiği ve davet üzerine sahne eşlik ettiği de bilinir. 



Peş peşe gelen albümler, konserler sürerken özel hayatındaki gelişmeler yüzünden uzun bir süre piyasadan ayrı kalmak zorunda kalır.  Son albümü “Türkülerimiz”i 1997 yılında yapar ve sonrasında piyasadan çekilir.  Grileşmiş saçları ve daha olgunlaşmış bir ifadeyle geri döndüğünde yıl 2000’dir. “Keskin Bıçak” Kurtuluş’un ikinci bir doğuşu gibidir. Sezen Aksu’nun tereddüt etmeden verdiği bestenin hakkını başarıyla teslim etmiştir Kurtuluş. “Keskin Bıçak”la yakaladığı ivme konserlerine de yansır; grubu bir rock-band’dir ve sahne aldığı mekanlar daha elit mekanlardır. Taksim Sanatevi, JazzStop, Cezayir Sokağı gibi. 70’lerin sound’uyla ve rock alt yapısıyla hazırladığı albümü “2002’de Kurtuluş” ise kendisini “arabeskci” olarak küçümseyenleri dumura uğratan bir albüm olur. Kariyerinin özeti gibi bir albümdür; “İstanbul Sokakları”ndan “Duydum Evleniyormuşsun”a, “Hangimizde”den “Aklım Hep Sende”ya onun sesinden sevilip bilinen şarkılarla birlikte, Mavi Işıklar’dan “Kanamam”, Erkin Koray’dan “Sana Birşeyler Olmuş”, Nükhet Duru’dan “Aklımda Sen” gibi ilk defa söylediği şarkılar da albümde yer alır. Albümün gördüğü ilgi tv programlarını da beraberinde getirir. Çoğu canlı yayın olan bu programlarda sergilediği gitar performansları “bu ülkede bir Kurtuluş gerçeği varmış” mottosunu oturtur. 2004 yılında ilginç bir çalışma raflarda yerini alır. Tamamı Adanalı sanatılardan oluşan bir karma ekip, Grup Merdiven elemanı olarak bildiğimiz beste fabrikatörü Serhan Kelleözü’ne saygı amaçlı, onun bestelerinden oluşan “Aynı Mahallenin Çocukları” isimli bir albüme imza atarlar. Haluk Levent, Yaşar, Feridun Düzağaç, Murat Göğebakan, Kurtuluş ikişer beste seslendirip bir de toplu olarak “Akdeniz Akşamları”nı performe ederler. Kurtuluş’un, özellikle “Sevgi Üşümez”deki gitar performansı gerçekten akıllara ziyandır. Aynı yıl Kurtuluş’un 15.stüdyo albümü “Neredesin Sen” piyasaya çıkar. Şimdiye kadar söylemediği(“Hayalimdeki Resim” hariç) alaturka ve fantezi diye adlandırılan tarzda klasikleşmiş şarkılara yer verir bu albümde. 

Ve umulmadık bir kara haber gelir; pankreas kanseridir. Üstelik geç gelen bir ünün ertesinde yepyeni bir albümün daha hazırlıklarına girişmişken.  “Size Özel” albümü 2008 yılında piyasaya çıkar. Ajda Pekkan’ın bir Selami Şahin bestesi “Deliyiz Biz” başta, “Ağla Gitar”, “Bekleyeceğim, “Senden Ayrı” gibi bilindik şarkıların yer aldığı albüm, bir “final” yaparmışçasına Kurtuluş’un gitar icrasındaki performansının üst seviyelerde gezdiği bir albüm olur. Tedavisi için Adana’yı tercih eden Kurtuluş için bir moral ve vefa gecesi düzenlenir. Kenan Doğulu, Metin Özülkü, Hakan Altın, Selami Şahin, Feridun Düzağaç ve Yeliz gibi isimlerin katılıp sahne aldığı gecede Kurtuluş gitar performansı da sergiler. Katılan tüm sanatçıların toplu halde “İstanbul Sokakları”nı seslendirmesi geceye damga vuran duygusal anlardır. Geceden elde edilen gelir tedavisinde kullanılır. Ne yazık ki 4 Temmuz 2009 günü usta isim ardında 16 albüm, 3 çocuk bırakarak bu dünyadan göçer. 

25 yıllık kariyer ve 16 albüme rağmen hak ettiği yerde olamadı. Ancak bir avuç takipçisi onun “ne olduğunu” çok iyi idrak etti. Altın dönemlerini 80’lerde yaşadıysa da; kimi “aydın” kesim onu ve gitarından çıkan sesleri görmemezlikten/duymamazlıktan geldi. Ama o inatla gülümseyerek gitarını çalmaya devam etti.

Adanalı SANTANA. Beyoğlu Büyük parmak kapı sokağın simgelerinden Jazz Stop’ta sahne aldığı 2000’lerin başında Engin Yörükoğlu’nun taktığı bir lakaptı; cuk oturdu! Meslektaşı Meksikalı Santana’nın, İstanbul Kuruçeşme Arena’daki konserinden iki gün önce 4 Temmuz 2009 cumartesi günü hayata gözlerini yumdu.

Sinan DOYAN
(TRİP Dergisinin Ekım 2018
Sayısında yayınlana yazımın genişletilmiş
Versiyonu)











11 Mayıs 2020 Pazartesi

OTUZUNCU YILINDA “TAMAM ARTIK” DEDİRTEN ALBÜMLER


"1990 yılı gerek dünyada gerekse ülkemizde “her anlamda” kırılmaların yaşandığı bir yıl olarak kayıtlara geçer. Yıkılan duvarlar, değişen dünya düzeni, yükselen teknoloji ve bunlara paralel şekil değiştiren müzik endüstrisi. Türkiye’de de müzikal anlamda bir geçiş dönemi yaşanmaktadır; bir önceki on senenin müzik vitrini hızla değişmekte, yepyeni isimlerin yepyeni türlerler kapıları çalmaktadır. Üstelik yeni isimlerle birlikte “eski tüfeklerin” de eskisinden çok daha fazla arenada boy göstereceği bir döneme girilmektedir. "






70’lerin o hareketli, ışıltılı ve de cıvıltılı müzik dünyası, ülkenin içinde bulunduğu kaotik atmosferin de etkisiyle yerini karamsar bir ve belirsiz bir geleceğe bırakmasının üstünden kırk sene geçti. Teknik anlamda yaşanan hızlı gelişmeye paralel, müzik dünyasının nabzını tutan plak formatı da yerini kullanımı daha pratik ve ucuz olan kasete bırakıyordu. Ülkemiz de bu gelişmeden nasibini alarak plaklar daha yüksek raflara kaldırılıyor, kasetlere yer açılıyordu. Yaşanması gereken bir süreç miydi yoksa “başa gelen çekilir” mantığı mıydı bilinmez; ama çeyrek asır diyebileceğimiz uzun bir zaman diliminden sonra plakların yeniden “yükselişi”ne şahitlik etmek de kuşağımıza nasip olmuştur. İster “Issız Adam”ı milad olarak baz alın, isterseniz eski güzel günlere duyulan burun sızlatıcı, göz nemlendirici nostaljik hislere bağlayın konuyu;  plaklar ve pikaplar baş döndürücü bir hızla yeniden kuruluverdi tahtına. CD’ye oranla çok daha pahallı ve üstelik alıcı kesimin hayli genç olduğu bir pazar oluştu. Bu yükseliş, olağan bir şekilde taht kavgalarına da neden oldu zaman içinde. Sapla saman, iyi ile kötü, çürük ile olgun bir kefede tartılır oldu. İşin hakkını veren de oldu, kaymaktan bir parmak da ben çalayım diye özensiz ürünleri pazarlayan da.
Zamanında da plak olarak basılmış albümlerin, bu furyadan nasibini alarak ve  asıllarına da sadık kalınarak yeniden plak olarak piyasaya sürülmesinin yanında,  hiç bu formatla tanışmamış albümlerin de plaklarının basıldığını görmekteyiz.  Yılların köklü firması Mega Müzik (eski adıyla Kalite Plakçılık) de bu konuda kolları sıvar ve 80’lerin sonunda  kataloglarına kattığı bir mega isimin; Erkin Koray’ın, yayınlandığı dönemde  sadece kaset ve CD baskılarını yaptığı üç albümünü plak formatında da basmaya karar verir. 1989’da piyasaya çıkan “Hay Yam Yam”, 1990’da piyasaya çıkan “Tamam Artık” ve 1996’da piyasaya çıkan “Gün Ola Harman Ola” plağa basılacak albümlerdir.  Albümlerin  master kayıtları zaten firmanın arşivindedir. Mega Müziğin sahibi Ethem(Zeytinkaya) bey’in tasarladığı projeler arasında albümlerin farklı tasarımda kapaklar piyasaya çıkmasıdır; açılır kapaklı, içinde albümle ilgili detayların yazılı bulunduğu insert kitapçığı, poster hediyeli gibi. Ama özellikle ön planda tuttuğu ve önem verdiği bir albüm vardı ki; o albüme daha fazla eğildi: “Öyle Bir Geçer Zaman ki” gibi bir hit şarkıyı yıllar sonra bağırlara bastıran, 1990 basımı “Tamam Artık” albümüydü bu. Madem öyle buyurun bu üç albümden, ayağı 80’lere de basan 2 albümün röntgenini çekmeye:




Hay Yam Yam (1989)

          1989 yılı Erkin Koray açısından adeta bir sıçrama yılıdır. Uzun süre ara verdiği konser ve albüm bu yılda gelecek ve 80'ler boyunca yaptığı albümlerden farklı olarak kendisine yepyeni kapılar açılacaktır. 14 Ocak 1989 tarihinde Moda Sinemasında verdiği konser adeta bir dönüşün simgesidir. Cahit Kukul(gitar), Ahmet Güvenç(bas gitar) ve Meftun Yeşilbaş(davul) eşliğinde sahne alan Koray'ın, "Krallar" ile başlayıp "Şaşkın" ile bitirdiği konser büyük bir ilgi görür. Erkin Koray'ın kah dört kişilik kah "trio" şeklindeki konserleri bu sene son bulacak ve bundan böyle dünyada eşi benzeri görülmemiş bir aksiyonla, "tek başına" sahne almaya başlayacaktır. 
Önünde önce Roland E-20; sonrasında KORG-İ3'e terfi edeceği klavyesi, yerde pedallar, sağ tarafında kendi kumanda ettiği mixer ve elbette programı boyunca omzundan indirmediği gitarıyla yaklaşık 15 sene sürecek bir uzun yol onu beklemektedir. Programlarında icra edeceği şarkıların alt yapılarını da kendisi yazan Erkin Koray ilk başlarda "şaşkınlık" yaratsa da takipçileri zamanla bunu da kabullenmiş ve gerek barlarda, klüplerde gerekse daha büyük açık hava organizasyonlarında kendisini hiç yalnız bırakmayacaktır. 
Efsanevi Moda konserinden 1-2 hafta sonra hayranlarınca kendisinden beklenen ve uzun süredir üzerinde çalıştığı bilinen albümü bir "self yapım" olarak "Hay-Yam-Yam" adıyla piyasaya çıkar.  


Kaç nefes alacağın var ya; hiç belli değil

          Mavi zemin üzerine müthiş bir Erkin Koray illüstrasyonu ve sağ üstte dijital karakterlerle yazılmış albüm; sol altta arapça karakterlerle oluşturulmuş Erkin Koray adı ile daha kapaktaki albenisiyle kucaklıyor albüm biz sevenlerini. Albümün açılış parçası aynı zamanda albüme de adını veren "Hay-Yam-Yam". 
11. yüzyılda yaşamış İranlı şair ve bilgin Ömer Hayyam'ın rubailerinden oluşan şarkı, elektronik alt yapı üstüne Erkin Korayın soft-rock olarak icra ettiği gitar sololarını barındıran yapısıyla albümün geneli hakkında ipuçlarını sunuyor. Hem şarkıda hem de albümün genelinde yine Erkin Koray tarafından çalınan bas gitar da dikkat çekicidir.
"Hay Yam Yam", albümün sıcağı sıcağına klip çekilen ilk şarkısı olur; 1989 Ağustos'unda TRT'de yayınlanan "Çakıltaşı" programı için titiz bir hazırlık yürütülür ve Erkin Koray, klip gereği usta makyöz Corci'nin ellerinde bir yamyam'a dönüşür. 
1980'ler boyunca yaptığı albümlerde yoğunlukla hissedilen "Hint" ezgileri bu albümde de kendine yer bulmuştur. Özellikle "Benden Sana"(1982) ve "Çukulatam Benim"(1987) albümlerinin "Hint" etkileşimli sound'ları, Erkin Koray'ı günümüze kadar taşıyan en belirgin özellik olarak karşımıza çıkar. "Yok Yok " ve "Yazık" isimli şarkılar da bu minvalde şarkılar olarak albümde yer alır. Özellikle "Yazık" bir sene sonra "Abuk Sabuk 1 Film"(1990)de karşımıza çıkacak olan "Sitem" ile olan benzer alt yapısı ve Erkin Koray vokaliyle bu tezi doğrular niteliktedir.
Bu canım da eridi de gitti acımadın billah
Erkin Koray'ın, albüm ve şarkılarında bağlamayla olan yakınlığı bilinir. Keza bu aleti elektro'ya eviren ilk isimdir. En son "Ceylan"(1985) albümünde bir kaç şarkısına serpiştirdiği bu alet "Hay-Yam-Yam" albümünde gitar ile başrole soyunmuştur. "Haftanın Yedi Günü"nde dengeli bir gitar ve bağlama ortaklığına şahitlik ediyoruz.  Koray'ın, bu konuda güvendiği isim ise rüştünü daha genç yaşta ispatlamış olan Çetin Akdeniz'dir.
Kimdir Çetin Akdeniz? 

1967 İstanbul doğumlu bağlama virtüözü. Aslen Ordunun Perşembe ilçesindendir. Babası ünlü saz yapım ustası Ragıp Akdeniz’den “iş”in pratiğini; İ.T.Ü. Türk Musikisi Devlet Konservatuarında da eğitimini aldı. Henüz öğrenciyken benzersiz sağ el tekniğiyle dikkat çekti. Bağlamadaki müthiş hızı ve enstrümanına olan hakimiyetiyle tanınır. Kendine has mızrap tekniği ve yüksek hızına rağmen temiz nota basabilmesiyle herkesi kendine hayran bırakır. 80’li yılların ikinci yarısından itibaren tabiri caizse eşlik etmediği sanatçı/albüm kalmaz. O yoğunlukta 3 adet solo albümünü de yayınlar.
     
Gidiyorum katarın gittiği yere doğru

“Hay-Yam-Yam”, albümün kafa şarkısı olduğu halde albümde sivrilen şarkı “Hayat Katarı” olur. Gerek sözleri, gerek düzenlemesi ve gerekse “Abuk Sabuk 1 Film”(1990)de yoğun olarak kullanılması şarkıya haklı popülerliğini kazandırır. Erkin Koray'ın sözleriyle bir nev'i hayat felsefesi dersi niteliğindeki şarkı, albümün çıkışından çok zaman sonra klip çekilen ikinci şarkısı olur.
Elektro gitar ve bağlamanın dengeli bir şekilde harmanlandığı bir diğer şarkı ise "Cemilem"dir. 1986 yılı albümü "Gaddar"da bahsi geçen Cemile, bu albümde de karşımıza çıkmaktadır. "Yalnızlar Rıhtımı"nı andıran yürüyüşüyle "Sen Bana Sabır Ver" ise albümün soft rock örneklerindendir.


Ben şöyle böyle yaşıyorum işte

Hem Erkin Koray'ın hem de Çetin Akdeniz'in ustalıklarını konuşturdukları "Konuşuyorduk" albümün en dikkat çekici şarkılarındandır.
Özellikle Erkin Koray, hem gitar hem de gerek bu şarkıda Gerekse albümün bütününde sergilediği klavye icrasıyla büyüklüğünü bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Albümün kapanış şarkısı "Şöyle Böyle(Wully Bully)", 1965 tarihli Sam the Sham imzalı "Wooly Bully" isimli hit şarkıya Erkin Koray tarafından yazılan türkçe sözlerle oluşturulmuştur. Şarkının orijinaline sadık kalarak harikulade bir gitar solosuyla şarkıyı taçlandıran Erkin Koray, böylece kariyerinin ilk yıllarına da bir selam göndermiştir.
Yayınlandığı 1989 yılına kadar, yaptığı çalışmalarda rock konusuna pek girmeyen Erkin Koray, “Hay Yam Yam” albümü ile “dönüş” sinyallerini vermiş ve dönemin müzik piyasasının aksine en naif çalışmalarından birine imza atmıştır. “Hay Yam Yam” albümü, yerel ile dünya müziği kavramlarının başarılı bir şekilde harmanladığı bir albüm olup; aynı zamanda Çetin Akdeniz gibi bir bağlama virtüözü’ nün, müzikseverlerle tanıştığı ilk çalışmaların örneğidir.
Türk Halk Müziğinin otantik ve yerel anlamda vazgeçilmez enstrümanı olan bağlama, bu albümde gitar ile son derece dengeli bir uyum sergilemektedir. “Hay Yam Yam” yayınlandığı yıl büyük ilgi görmüş ve uzun zamandır ekranlarda görünmeyen Erkin Koray, 80’lerdeki suskunluğuna inat bu albüm ile şeytanın bacağını kırarak daha geniş kitlelere ulaşmıştır. “Hay Yam Yam”, “Hayat Katarı”, “Yok Yok”, “Haftanın Yedi Günü”, “Konuşuyorduk” gibi şarkılar, standart Erkin Koray hayranları dışında genç üniversite kitlesi tarafından da kabul görmüş ve yeni bir Erkin Koray kitlesinin temelleri atılmıştır. Yıllar sonra Mega Müzik, 2011 yılında bu albümü orijinal kaset kapağının mavi zemininin aksine, kırmızı zeminli baskısıyla, CD olarak basmış ve şarkılar dijital olarak kayıt altına alınmıştı.
Tüm master çalışmaları ve plak basımı yurt dışında gerçekleştirilen bu plak, 180 gr ağırlığıyla dünya standartlarında bir proje olarak dikkat çekiyor. Plağın en dikkat çekici özelliği pürüzsüz kaydı. Günümüzde yeniden plak olarak basılan albümlerde sıklıkla rastlanılan dip boşluk, uğultu, bas/tiz dengesizliği gibi olumsuzluklar bu albümde yok. Son derece özenli yapılmış bir mastering’le karşılaşıyoruz. Orijinal kapak desenine sadık kalınarak, arka zeminde ahşap desen kullanılmış ve sanatçının müzikal ruhuna hitaben bir “Woodstock” göndermesi yapılmış. Arka kapakta artık Erkin Koray’ın bir parçası haline gelmiş 1961 model süt beyazı Gibson SG gitarı yer almaktadır. Açılır kapanır iç kapakta ise Erkin Koray’ın 1960’lar ve 1970’lerden seçilme dergi/gazete haber ve fotoğrafları yer almaktadır.
Plak olarak tasarlanan bir diğer albüm ise 1990 yılında kaset, 2011 yılında ise farklı bir kapak tasarımıyla CD olarak piyasaya çıkan “Tamam Artık” albümüdür. Yapımcı firma (nedendir) bu projeye çok daha fazla ağırlık vermiş, yıllarca plak dünyamızın 45’lik ve LP kapaklarına desenleriyle harikulade eserler vermiş ismi Betül Atlı’ya şahane bir kapak çizdirmiştir. 

Kimdir Betül Atlı?
 Türkiyenin en önemli illüstratörlerinden. Plak kapağı çizimi konusunda en yetkin isimlerden. 1969 ile 1975 arası yerli/yabancı 45’lik ve LP’lere çizdiği kapaklarla, yurt dışındaki eser sahiplerinin bile dikkatini çekmiş; bugün bile oldukça rağbet gören çalışmalara imza atmıştır. 1975 sonrası kendini eğitime veren Betül Atlı, Beykent Üniversitesi Tekstil ve Moda Tasarım Bölüm Başkanlığı yapar. Çizdiği plak kapakları müzayedelerde yüksek rakamlarla alıcı bulurken, o sadece uzaktan izler. Yaklaşık 40 yıllık bir suskunluktan sonra gelen bir teklif hem onun hem de takipçilerini oldukça heyecanlandıracaktır. Mega Müzik tarafından yürütülen proje kapsamında; Erkin Koray’ın 1990 yılı albümü “Tamam Artık” farklı bir kapak tasarımı ve konseptle plak olarak basılacak ve kapak için “işin ehli” bir isime sipariş verilecektir. Elbette bu isim Betül Atlı olur ve çalışmalara başlanır. 70’lerde de kendisine bir Erkin Koray 45’lik kapağı siparişi geldiği, hatta bu çizimin gerçekleştirildiği ama projeden vazgeçildiği rivayet edilir. “Tamam Artık” albümü için çalışmalara başladığı esnada bir başka proje için de teklif alır; Progressive Rock’ın ülkemizdeki en güçlü temsilcilerinden “Nemrud” grubunun albümüdür bu. “Tamam Artık” albümün kapağı Betül Atlı’nın zirve çalışmalarından biri olup; hazırlanan çizimde, oturmuş bir Erkin Koray imajını ve ruhunu rahatlıkla görebiliriz.




Tamam Artık (1990)

1990 yılı gerek dünyada gerekse ülkemizde “her anlamda” kırılmaların yaşandığı bir yıl olarak kayıtlara geçer. Yıkılan duvarlar, değişen dünya düzeni, yükselen teknoloji ve bunlara paralel şekil değiştiren müzik endüstrisi. Türkiye’de de müzikal anlamda bir geçiş dönemi yaşanmaktadır; bir önceki on senenin müzik vitrini hızla değişmekte, yepyeni isimlerin yepyeni türlerler kapıları çalmaktadır. Üstelik yeni isimlerle birlikte “eski tüfeklerin” de eskisinden çok daha fazla arenada boy göstereceği bir döneme girilmektedir. 
1989 yılını “Hay Yam Yam” gibi güzel bir albümle kapatan Erkin Koray, dinleyicisini yine şaşkına uğratacak ve tamamı bağlama ağırlıklı, oldukça hoş konseptli bir albümle 1990’lı yıllara giriş yapacaktır. Hoş konseptli bir albüm; zira geçmiş ile geleceğin Erkin Koray'ı arasında bir köprü vazifesi görmektedir albüm. Zamanında gözden kaçmış, sadece sıkı takipçilerinin bildiği güzellerini yeniden düzenleyerek hem o eserlere hem de kendisine yeni kapılar aralamaktadır Erkin Koray.


Boşuna yol yürümem artık

İlk defa "Gaddar"(1986) albümünde karşımıza çıkan "Tamam Artık" ilk düzenlemesinin çok uzağında, bağlamanın hakimiyetinde bir yapıya sahip. Bilgisayar alt yapısı üstüne Çetin Akdeniz'in daha da ustalaşan bağlaması, başta bu şarkı olmak üzere albümün geneline hakimdir. Çetin Akdeniz, "Hay Yam Yam"(1989) albümünde Erkin Koray'ı yanıltmamış ve bir sonraki albüm "Tamam Artık"da başrolü paylaşan isim olmuştur.
Güller açmış bir bahçede; ne kadar güzeldin
Geçmiş ile gelecek konseptli şarkıları bir albümde yeniden harmanlama fikrini daha önce İlhan İrem, 1988 yılında "Dünden Yarına" albümüyle uygulamış ve son derece başarılı bir iş çıkarmıştı. Erkin Koray da bu formülü kullanarak 1971 tarihinde, orijinalinden çok farklı olarak düzenlediği "Kıskanırım" şarkısını bu albümüne almakta bir beis görmemiş. Bir Teoman Alpay bestesi olan ve onlarca sanatçı tarafından okunan şarkı, Erkin Koray'ın gitar partisyonlarında bambaşka bir kimliğe bürünmüştür.
Albümde geleceğe köprü kuran şarkılar "İnsafsız", "Varımı Yoğumu", "Hare Krishna" ve "Çok Derinlerde" isimli şarkılardır. Yepyeni bestelerdir bunlar. Özellikle sözleri itibariyle "bunları olsa olsa Erkin Koray yazar" dedirten şarkılardır. Her ne kadar alt yapının ve keman partisyonlarının klavye'ye emanet edildiği düzenlemeler olsalar da artık "baba"lık payesine ulaşmış bir sanatçının yeni bestelerini dinleme hazzına ulaşmıştır dinleyicileri.
"Hare Krishna" albümün en dikkat çekici şarkılarındandır. 1970'lerin başında gittiği avrupa seyahatlerinde hippilerle aynı çayırlarda yatmışlığı olan Erkin Koray'ın, o yıllarda kulaklarına yerleşen bir hint ezgisidir bu. Yeni bir şarkı olmasına rağmen konserlerinde en çok yer verdiği şarkılardandır aynı zamanda.


Öyle bir geçer zaman ki; dediğim aynıyla vaki

1983 yılında çıkardığı "İlla ki" albümünün hit şarkısı "İlla ki" bağlamalı bir oryantal düzenlemeyle albümde yer alır. Hem Erkin Koray'ın hem de Çetin Akdeniz'in ustalıklarını sergiledikleri bir düzenlemedir bu.
En verimli dönemleri diye bilinen 70'lere bir selam da "Aşkımız Bitecek" ile gelir. Oldukca enerjik bir Çetin Akdeniz bağlaması ve hareketli alt yapısı ile şarkı, 90'lar kuşağınca da kabul görür ve sonrasında bu şarkıya yapılan cover'lar bu düzenleme üzerinden referans alır.

Ve albümün son sıralarında yer almasına rağmen "Fesuphanallah"(1974) ve "Çöpçüler"(1985)den sonra en bilindik, en popüler Erkin Koray şarkısı "Öyle Bir Geçer", bu albümün geçmişe dönük yüzünü oluşturan şarkılardan biri olarak karşımıza çıkar. İlk defa Erkin Koray'ın "Benden Sana"(1982) albümünde harikulade bir düzenlemeyle yer alan şarkı, bu albümdeki düzenlemesiyle de bağırlara basılır ve günümüze kadar aynı popülerliği koruyarak gelir. "Öyle Bir geçer", albümde klibi çekilen tek şarkıdır; 1992'de Darülaceze'de, şarkının sözlerine uygun bir senaryoyla yapılan çekimler dönemin en iyi çalışmalarından olup, halen de en çok istek alan kliplerdendir. Aynı sene TeleOn kanalınca albümdeki çoğu şarkıya Çetin Akdeniz'in de yeraldığı bir Erkin Koray solo programının çekildiğini de not düşelim.
Bir albümün finali nasıl olur sorusunun cevabı "Çetin Ceviz" şarkısında saklıdır. Sadece bir bağlama ve bir gitarla vokal olmaksızın, dolu dolu bir şaheserle albüm sonlanmaktadır. Çetin Akdeniz'in son derece seri, akıcı mızrapıyla; Erkin Koray'ın, sazın önüne geçmeyen sert ama bir o kadar dokunaklı penasının atışmasıdır aynı zamanda. 90'lar sonrası Erkin Koray gitar tınısının karakter değiştirip "octave ve drive"ın buluşmasıdır aynı zamanda. Ve yıllardır "doğu batı sentezi" diye ahkam kesenlere bir ders niteliğindedir aynı zamanda.
Az önce de belirttiğim gibi firma “Tamam Artık” albümünün üstüne çokça eğilmiş, şık kapak tasarımını bir de içeriği dolu dolu, büyük boy bir kitapçık ile taçlandırmıştır. Plak olarak basılan bu albümlerle eş zamanlı olarak CD baskılarının yeniden yapıldığını ve CD kapaklarının plak kapaklarıyla birebir olduğunu da hatırlatmakta fayda var.

Sinan DOYAN
(TRİP Dergisi-Mayıs 2018 sayısında yayınlanan yazım)







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...