The Fusion Syndicate etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
The Fusion Syndicate etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2023 Çarşamba

Kayıp Adanın Yeniden Bulunması: THE FUSION SYNDICATE!



Müzik dinleme serüveni günümüzde elle tutulan materyallerle yapılmadığı için albüm kapakları eski görsel zevkleri barındırmaz olmuştu. The Fusion Syndicate'ın "Beatiful Horizon" albümü ilk gördüğüm anda ilgi antenlerim derhal sinyal verecekti.

Javier Carmona Esteban ( ki bu ismi bir yerlere not edin derim) 'un fırçasından çıkmış bu harika albüm kapağı ile albüme ilgisiz kalmak mümkün değildi hani. 

Eh albüm kapağı güzel olur olmasına ama böyle çalışmalarda kötü sürprizlerle de karşılaşabilirsiniz hani. İster misin şimdi karşıma elektronik ya da tekno tarzı bir şey çıkıversin derken, bu sefer de grubun isminde "Fusion"u görünce 1970'lerin caz rock fusion'ları gibi bir şey olabilir diye içime su serpiliverdi. Sonra biraz dinlemeye başlayınca içime "Guitar Hero"ların ya da başka bir deyişle "Virtüoz Gitarist"lerden birinin çalışması olabilir endişesi düşüverecekti. Onlar da güzel işler olabilir ama gitar maharetini durmadan göstermek isteyen biri ya da birileri beni yorabilir ve kapılarım derhal kapanabilirdi. Ancak bir süre daha dinleyince bu işin gitarist işi olduğunu anlayacaktım ama burada progresif tat biraz daha öndeydi. 

Fusion Syndicate, heavy metal ve caz fusion'un Super Group'u diyebiliriz. Daha doğrusu Süperler grubu demek daha doğru, çünkü bu bol konuklu bir grup. Fusion Syndicate'de  Megadeath'in gitaristi Marty Friedman'dan Brian Auger'a (The Oblivion Express), Fishbone'dan Angelo Moore, The Doors'dan Robby Krieger ve 1970'leri caz rock fusion abidesi  Mahavishnu Orchestra'dan Jerry gibi usta isimler yer alıyor. Ayrıca  Tony Kaye, John Etheridge, Steve Hillage gibi hatırı sayılır bir çok isim de konuk olarak yer alıyor. 

Öncelikle bu albümde dikkatimi çeken ilk şey, uzun süredir gündemimizde olmayan ama geçmişte bir hayli ilgimize mazhar olan isimleri ( adeta kuyumcu hassasiyetinde) bir araya toplamaları. Öyle ki bu isimler arasında bir zamanların Megadeth'inde inanılmaz harika işlere imza atan gitarist Marty Friedman'ı bulmak harika oldu. Hani durmadan nerde bu adam dediğimiz bir isimdi. Gene klasik rock'ın efsanevi grubu The Doors'un usta gitaristi Robby Kriger'i de bu çalışmada buluşturan bu prodüksiyon satış kaygısıyla ilgi çekmek amacıyla değil, iyi kulaklara hitap edecek seçicilikte yapılmış.

Çalışmada ağırlıkta heavy metal ve hard rock gitaristleri olsa da "Beautiful Horizon" da caz fusion etkileri de ustalıkla işlenmiş. Tabi bu birleşimin içinde Progresif'in de yerinin olduğunu belirtmeliyim.  Sözün özü ne kapak, ne grubun ismi ne de albümün ismi hiç biri bizi kazıklamıyor, ne denilmişse fazlasıyla hakkını veriyor. 

Ve şimdi de THE FUSION SYNDICATE'ın muhteşem kadrosundan bazı isimleri vereyim. 


Alfonso Johnson ( bas gitar)

Angelo Moore (Saksafon, Vokal)

Brian Auger (Hammond B3 org) 

Fernando Perdomo (  Fender Rhodes, Gitar, Moog Synthesizer, Yapımcı)

Helios Creed (Gitar)

Jah Wobble (Bas)

Jerry Goodman (Keman)

John Etheridge ( Gitar)

Marty Friedman (Gitar)

Michael Hampton (Gitar)

Robby Krieger (Gitar)

Theo Travis (Saksafon)

 Yıldızlar buluşması... Şöhretler kadrosu her ne derseniz deyin ama ben bu buluşmaya "Kayıp Cennetin Yeniden Bulunması" diyeceğim. Öylesi bir tüketim öylesi bir sosyal medya zehirlenmesi içine girdik ki böylesi bir buluşmaya fena halde ihtiyacımız vardı. Değerli olanı yeniden keşfetmek için The Fusion Syndicate'in "Beautiful Horizon" albümü kaçırılmayacak denli kulak verilesicesi bir çalışma. Tek kusuru söyle bir bakayım diye dinlemeye bir başladığınızda sonuna kadar dinlemek zorunda kalıyorsunuz.


Marty Friedman



Robby Krieger



Albümde metal ve rock gitaristleri olduğu gibi caz müzisyenleri de var. İşte onlardan biri caz trompetinin muhteşem ismi Randy Brecker ve Jim Beard ile birlikte fusion gitaristi Percy Jones'un yer aldığı "At The Edge Of The Middle"

Randy Brecker



5 Aralık 2023 Salı

Nerde Bu Marty Friedman !

 


Vakti zamanının en gözde gitaristi Marty Friedman, 1990 ile 1999 arasında Megadeth'in altı albümünde yer alarak grubun trash metal soundunu progresif bir yapıya taşırken yanısıra klasik müzik birikimini de yansıtmıştı. 

Aslında Marty Friedman'ı Megadeth'den daha önce  de tanıyordum... hem de ne tanıma o 1980 sonu Cacaphony albümlerini kasete çektirilmiş halini dinlerken, "Yahu bu adamlar klasik müzik gibi metal yapıyorlar" diye şaşkınlığımızı hayranlıkla belirtiyorduk. Bir rahatsızlık sebebiyle müzikten uzak  kalan Jason Becker'la birlikte kurdukları Cacaphony grubunun albümlerini dinlerken onlara klasik müzikten gelen rockçılar diyorduk. Öyle ki her ikisinin de konservatuarlı olduklarına emindik. Oysaki her ikisi de kendi kendini yetiştirmiş iki gitaristti. 

14 yaşında iken gittiği bir Kiss konserinden sonra gitar çalmaya karar veren bu işi de kendi kendine kotaran Friedman, baba grupların parçalarının coverlarını çalarak işe başlamak yerine kendi parçalarını yapacaktı. Bunun nedeni de başkalarının parçalarını çaldığında yanlış yapma korkusuydu. Ancak o öyle yetenekliydi ki kendi bestelerini yapmadaki yeteneğinin ne mene bir şey olduğunu fark etmiyordu. Annesinin arkadaşlarından biri sahnesi olan ufak bir etkinlik merkezini ona provalar yapması için verecekti.  Marty'inin çalışmaları öyle bir dilden dile yayıldı ki, oturdukları yer şehirden uzak bir kırsal bölge olsa da müziğe meraklı gençler için burası bir cazibe merkezi olacaktı. İşte oraya gelen gençlerden biri de Jason Becker'dı ve ikisi çalışmalarının sonucu Cacaphony isimli çift gitarlı grubu kuracaklardı. Klasik müzik yapılı neo klasik metal çizgisinde müzik yapan bu grup, 1987'de "Speed Metal Symphony" ve bir yıl sonrası da "Go Off" isimli iki albüm yapacaktı. İnanılmaz güzellikteki bu iki albüm metal tarzı içinde ayrıcalıklı bir yere sahipti ve benim için bu özelliği halen sürer. 

Cacophony grubu sonra dağılacaktı ve Marty Friedman bir arkadaşının önerisiyle gitarcı arayışında olan Megadeth grubunun seçmelerine katıldı. Böylece 1990 yılının başında Megadeth'e giren Marty Friedman gruba farkedilir bir şekilde progresif bir hava katacaktı. 

Bu arada Marty Friedman ismi de o dönem bize oldukça havalı geliyordu. İlk önce bu ismin sahne için uydurulmuş takma bir isim olduğunu düşünmüştüm. Oysa isminin tam hali olan Martin Adam Friedman'ı öğrenince babasının ya da ailenin iktisat ve felsefe ile ilgilenen birileri olduğunu anlayacaktım. Amerikalı nobel ödüllü ekonomist Milton Friedman ile "kapitalizmin babası" diye anılan 18. yüzyıl filozofu Adam Smith neredeyse Marty Friedman'ın isminde birleşmişti. Her ne kadar biz "kapitalizm"den kıllansak da bizim Marty'nin müzikal yanı tabiki daha önce geliyordu. 

 2000'lerin başında Megadeth'ten ayrılan Marty Friedman'ı yaptığı bir iki solo albümle dinlediysem de kopuş o kopuş. İki yıl önce evde Cacaphony kasetlerini bulup dinlememle, "Nerde bu Marty Friedman?" demem bir olacaktı. 

2010'da Japonya'ya yerleşen gitarist, Tokyo'nun Shinjuku bölgesinde yaşıyormuş. 2012 yılının Aralık ayında da  Japon çello sanatçısı Hiyori Okuda ile evlenmiş. Yani orada mutlu mesut yaşıyormuş.

Öyküyü elbetteki burada noktalamayacağım. Öncelikle 2000'den sonra kaçırdığım Marty Friedman çalışmalarını dinlemeye koyulacağım. Fakat yeni çıkan bir çalışmada Marty Friedman'la tekrar buluştuk. Hem de bu albümde sadece Friedman değil, "nerde bu adamlar?" dediğimiz bir çok isim de var. Albüm öyle bir albüm ki, müzik çıtası hem dinleme hem de yorum açısından inanılmaz. Onu da yarın ki yazımda yazacağım ve albümü tanıtacağım. 

Aptulika









Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...