13 Ocak 2024 Cumartesi
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 217
14 Mayıs 2022 Cumartesi
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 193
12 Şubat 2022 Cumartesi
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 186
30 Ocak 2022 Pazar
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 184
14 Ocak 2022 Cuma
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 182
15 Mayıs 2021 Cumartesi
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 175
Bu romanı yazıldığı tarih olan 2004'te okumuş olsaydım, yüzyıl öncesini anlatan bir eser sanırdım. Ülkemizde yayınlandığı 2015'te alıp okumuş olsaydım, kesinlikle bir 'distopya' derdim. Oysa bugün okuduğumda ise konuya kendimi çok yakın hissettim.
Nihad Siris, Suriyeli bir yazar ve 2014'ten beridir de Berlin'de yaşıyor. 1950 Halep doğumlu edebiyatçı inşaat mühendisliği alanında yüksek öğrenim yapmış ama yaşamını yazarak sürdürmüş. Siris kariyerinin başında televizyon dizileri yazacak kadar tutulan biriymiş ama bir süre sonra rejim ile arası nane molla olmuş. Bu güne kadar yedi romanı olan yazar, 2004'te yayınlanan bu romanı ile kara listeye alınacaktı. Suriye'de daha yayınlanmadan yasaklanan "Sessizlik Ve Gürültü" ancak Beyrut'ta yayınlanabilecekti. Ardından başka dillere de çevrilen bu roman ülkesinde bilinmese de dünyada büyük bir ilgiyle karşılanacaktı. Böylece yönetimle yazar arasındaki ipler iyicene kopacak ve Nihad Siris'n Berlin'de noktalanacak sürgün hayatı başlayacaktı.
"Sessizlik ve Gürültü", Nihad Siris'in romanının geçtiği yeri bilinmeyen bir Arap ülkesi diye ya da daha zihin açıcı şekilde Ortadoğu coğrafyasında her hangi bir yer diye düşünebiliriz. Bu Ortadoğu ülkesinde mutlak hakim olan Lider'in iktidara gelişinin yirminci yılı kutlamalarının yapıldığı kavurucu sıcak günde geçen bir roman. Etrafa yayılmış propoganda şarkıları sloganlar eşliğinde bir atmosfer. Romanın kahramanı olan yazar Fethi Şiyn, büyük ihtimalle Nihat Siris'in kendisi. Zira Şiyn de Siris gibi televizyon dizileri yazmış biri ama şimdi rejimle ters düşmüş bir kişi. "Düşündüklerini baskı nedeniyle yazamayan ama istenildiği gibi yazmaya da yanaşmayan ve sessiz kalan Şiyn, ülkenin doğal gerçekliği haline gelmiş bunaltıcı karmaşadan bir parça uzaklaşabilme umuduyla kendisini sokağa atar. Ne var ki polis tarafından dövülen bir öğrenciyi kurtarmaya çalıştığında "uzun bir gün"ün başlangıcında olduğundan habersizdir." (*)
Romanda ülkeyi yöneten ve mutlak hakim olan Lider'in iktidara gelişinin yirminci yılı kutlanmaktadır. Kutlamaya herkes katılmak zorundadır. Katılamayanlar (ki ev hanımları, yaşlılar gibi) da televizyondan naklen verilen gösterileri izlediklerini kanıtlamak için sesi sonuna kadar açmak zorundadırlar. Sıcak ve bunaltıcı bir günde yazar Şiyn evde de duramayınca kendini dışarı atar ama ondan sonra olan olur... Zira etrafta parti görevlileri vardır.
Modern Arap edebiyatının aykırı yazarı Suriyeli Nihad Sîris'in, distopya ile gerçekliğin kesiştiği incecik bir çizgide zarafetle yürüyen romanı Sessizlik ve Gürültü'yü Rahmi Er, Arapça aslından çevirdi. Okunması hem bir roman hem de siyasal bir analiz açışından günümüze ışık tutacak denli önemli bir yapıt.
Aptulika
25 Nisan 2021 Pazar
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 173
Bu roman Jaguar Kitap yayınları bünyesinde yer alan diziden çıkan bir kitap. Jaguar'ın oluşturduğu bu dizi "Prospero Kitaplığı" adını taşıyor ve bu seriden şu ana kadar altı kitap yayınlanmış durumda. Böyle ayrı bir seri halinde neden kitap yayınlanma gereği duyulduğuna dair soruya cevap bulmak için yayınevinin yaptığı açıklamaya bir göz atalım:
"Shakespeare’in Fırtına’sında Prospero, kızıyla birlikte on iki yıl yaşamak zorunda kaldığı adadan ayrılırken sihirli asasını ve kitaplarını gömer. Prospero’nun kayıp kitaplarından mahrum kalan insanlığın kendi rüyalarını (ütopya), kâbuslarını (distopya), hayallerini (fantastik) ve geleceğini (bilimkurgu) yazmaktan başka çaresi kalmamıştır artık."
Yayınevi "Prospero Kitaplığı" adını verdiği seriyi bu şekilde açıklamış. Yani bu dizi içinde ütopya, distopya, fantastik ve bilimkurgu üzerine yazılmış yapıtları bulabileceğiz.
Ben bu dizi içinden ilk olarak Rachel Ingalls'ın "Bayan Caliban" isimli bu romanını okudum. Yukardaki türlerden hangilerine uyuyor derseniz; gerçeküstücü ve fantastik diyebilirim. Peki sevdim mi? derseniz. Cevabın hayır olacak. Ama buna rağmen okurken oldukça sürükleyici ve gerilim düzeyinin hiç düşmediğini söyleyebilirim. Benim beklentilerime cevap veremiyor olmasına gelince, eseri biraz 1970'lerin radyo tiyatrolarına uyarlanabilecek nitelikte buldum. Ama bu dediğim sizi yanıltmasın hatta bu romanı okumuş olanlardan bir çoğunun da bu yazdıkların için bana, "Vay hödük, sen ne anlarsın." diyeceklerine bile eminim.
"Bayan Caliban" romanının kahramanı tipik bir Amerikan ev kadını. Kahramanımız Dorothy, mutsuz evliliği yaşamın tekdüzeliği içinde bir yaşam sürmektedir. O eyalette bulunan bir enstitü vardır ve burada denek olarak kullanılan Larry isimli devasa bir yaratık kaçar. Hem denizde hem de karada yaşayabilen bu yaratık bir gece Dorothy'nin mutfağında ortaya çıkar. Bundan sonra da her ikisinin hayatları birdenbire yön değiştirir. İlişkileri ilerledikçe ve birbirlerini daha yakından tanıdıkça bu iki farklı dünyanın kesişimi, yepyeni bir özgürleşme alanına dönüşmeye başlar. Toplumsal cinsiyet rolleri, aşk, cinsellik ve kıskançlık gibi konuları gerçeküstü bir atmosferde işlendiğini görürüz.
Dilimize ilk kez çevrilmiş Rachel Ingalls'ın "Bayan Caliban" romanının çıktığı "Prospero Kitaplığı" dizisini meraklılarına tavsiye ederim. Ben kendi adıma bu diziden çıkan diğer kitapları da fena halde merak ediyorum.
Aptulika
3 Nisan 2021 Cumartesi
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 169
Yazıya ilk olarak kitabın arka kapağında yer alan tanıtım yazısından iki referans ile başlayacağım. Bu kitap ve yazarıyla ilgili iki yazarın fikrine yer verilmiş. Benim takıldığım Peter Handke'in "Horváth, Brecht'ten daha iyi." lafı oldu. Ben yayınevinin editörü olsaydım bu alıntıyı bir güzel çöpe atardım. Kitabı okuduktan sonra Brecht ile Horvarth'ın yarıştırılmasının çok saçma değil kel alaka olduğunu anlayacaktım. Açıkcası Peter Handke'in bu lafını ( tiyatro ile alakalı biri olması sebebiyle ) çok talihsiz ve kıskançça buldum açıkcası. Arka kapakta yer alan ikinci yazarın Ödön Von Horvath ile ilgili söylediği sözü daha değerli gördüm. Bu kişi Stefan Zweig'tı yazar ile ilgili, "Neslinin en yetenekli yazarı." demişti. Zweig, faşizmin zulmünden Brezilya'ya kaçmış ve orada da karısıyla birlikte 1942 yılında intihar etmişti. Zweig hayata veda ettiğinde 61 yaşındaydı ve faşizme karşı bizi uyaran geride bir çok eser bırakmıştı ama Ödön Von Horvath öldüğünde henüz otuz sekiz yaşındaydı. Onun ölümü ise faşizmden olmadı ama kelimenin tam anlamıyla trajikomikti. Bir Macar diplomatın oğlu olan Horvath, eğitim gördüğü Berlin'de ikamet ederken 1933'te Nazi baskısının artması sebebiyle Viyana'ya göçecekti. Tehlike orada da peşini bırakmayacaktı, Avusturya'da Nazi Almanyası ile aynı rotaya girecekti. Yazarımız da ne yapsın soluğu Paris'te alıyor. Bu arada yıl 1938 ve bu hafta tanıtacağımız "Tanrısız Gençlik' romanını yazmış ve bir film yönetmeni bunu sinemaya uyarlamak istiyor. Horvath ise o yönetmenle görüşmek için giderken yağmura yakalanıyor. O sırada yağmurla kalsa iyi bir de fırtına kopmaz mı. Yazar ise bu durumda fırtınadan korunmak için bir ağacın altına sığınıyor. Bu esnada o ağaca yıldırım çarpıyor ve yazarımız bu yüzden hayata veda ediyor. Horvath öldüğünde otuz sekiz yaşındaydı. (1) Evet bir kötü ve de münasebetsiz bir şaka gibi ama Horvath'ın ölümü bu şekilde.
Erken yaşta hayata veda eden Ödön Von Horvath'ın dilimize çevrilen bu tek eserine baktığımda da yaşasaydı bize çok şey katacak eserler vereceğinden kuşku duymuyorum.
Hitler faşizmi üzerine değinen bir çok eser verilmiştir ama Horvath'ın "Tanrısız Gençlik" romanı bu döneme eleştiri getirirken farklı bir açıdan bakıyor. İnsanlığın bu yüzkarası dönemine yukardakiler nezdinde değil, bizzat aşağı ve orta sınıf yani halk içinden bakıyor. Genç bir öğretmen, faşizmin hissedildiği ilk zamanlarda karanlığın güle oynaya çöküşünü hisseder. Her katmanıyla halk, eğitimciler bu girdaba katılmışlardır. Bu öyle bir çağdır ki, çocuklar bile masumiyetlerini kaybetmiştir. Genç öğretmen öyle bir yerde kalmıştır ki, ya vatana ya da vicdanına ihanet edecektir. Bu karanlık dönemde soru sormak ve cevaplamak cesaret işidir. Devrin hakim değerlerine uymak ve ses çıkarmamak en geçerli yol ama çoğu zaman akıl ve bilim buna izin vermez.
Kitapta faşizm döneminin ırkçılığı, alışılageldiği üzere Yahudiler nezdinde yapılmıyor. Bir derste ödev hazırlayan çocuklardan biri, yazdığı kompozisyonda siyahilerden aşağılayıcı bir şekilde bahsedince, öğretmen buna karşı çıkarak, siyahların da insan olduğunu söyler. O andan itibaren bu hocanın ismi bir anda "zenci öğretmen olur. Hayatlarında olan Yahudiler değil de hiç görmedikleri siyahileri insan olarak görmemeleri alegorik bir tarzda sunulur.
O çocukluğun masum çocuk kampları faşizm döneminde bir anda askeri kışlaya dönüverir. Yazar bu ortamı kimi zaman masalsı ve fantastik, kim zaman kriminal, kimi zaman da bir mahkeme boyutunda verir.
Ödön Von Horvath'ın bu romanını okurken faşizmin sadece Almanya ve o dönemle sınırlı kalmayacağını göreceksiniz. Bu romanın ardından Theodor W. Adorno'nun 1967'de yazdığı "Yeni Sağ Radikalizmin Veçheleri" (2) ve Timothy Snyder'in 2015'te yazdığı "Tiranlık Üzerine" (3) kitaplarını da tavsiye ederim.
Aptulika
16 Ocak 2021 Cumartesi
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 161
(2016)
* Romanın sinema uyarlaması
10 Ocak 2021 Pazar
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 160
(2018)
4 Aralık 2020 Cuma
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 154
(2017)









