Beth Hart etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beth Hart etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2024 Cuma

Walter Trout'un yeni albümü: "BROKEN"


72 yaşındaki blues rock gitar ustası o yaşamına yayılan kırılmaların parçalarını bir araya getirerek zaferini kazandı, bu umudu körüklemek değildir de nedir?




Kırık, Kanama, Parçalanma... Walter Trout'un son albümü "Broken"dan şarkılarının isimleri. Zaten albümün kapağında da  çatlamış bir portre arzı endam ediyor. Hani bu albüm Türkiye'de çıksaydı ismi kesin "Cam Kırıkları" olurdu. Hatta bir de "ikinci yeni" şairlerinden ilham alarak "Can Kırıkları" da diyebilirdi hani. 

Siz kafa bulduğuma bakmayın Walter Trout'u çok severim ama bu kadar acıya da biraz nazire yapayım artık. Fakat Walter Aga'ya da bu yakışıyor hatta üzerine oturan bir elbise gibi. O bu acıları emaneten sahne dekoru olarak almadı... yaşadı. Şimdi onları müzikle tedavi ediyor.  "Aslında her zaman olumlu şarkılar yazmaya çalıştım ama bazen bu albümdeki gibi olabiliyor"  diyen Walter Trout, "Ama her zaman umudumu koruyorum. Sanırım bu albümü bu yüzden yazdım. Acıyı körükleyip kabullenmek yerine umudu yeşertip mücadele etmek için.” sözleriyle durumu özetliyor.   


İşin bir başka yanından bakarsak Trout'a hak vermemek de elde değil... Travmatik çocukluk, serseri mayın gençlik sonrasında gitarla yeni bir yol çizmek ve yeni başlangıçlar ama bu sefer de bağımlılıkların ayağa attığı çelme. Bu kırıkları da sevgiyle onarma ve bağımlıklardan kurtulma. Derken ölüme doğru tam gaz giden bir rahatsızlık ve onu da aşma... 72 yaşındaki blues rock gitar ustası o yaşamına yayılan kırılmaların parçalarını bir araya getirerek zaferini kazandı, bu umudu körüklemek değildir de nedir?

 Amerikalı blues rock gitar ustası Walter Trout'un, "Broken" isimli yeni albümü bugün piyasaya çıktı.  12 parçanın yer aldığı  albüm, bütünüyle Trout'un yaşamından izleri barındırıyor. Yarım asırı aşan müzik yaşamında geçirdiği zorlukları anlatıyor. Tabi bunları anlatırken kadere razı gelmek, boyun eğmek yerine verdiği mücadeleyi de gözler önüne seriyor. 

 

"Broken" albümünün bir başka dikkat çekici yanı konukları. Blues ve rock'ın en güçlü kadın sesi  Beth Hart ,1980'lerin heavy metal grubu Twisted Sister'ın solisti Dee Snider ve armonika ustası Will Wilde bu albümde konuk olarak yer almışlar.  


Albümün açılışında yer alan ve albüme adını veren parça "Broken" da kimseyi daha fazla bekletmeden en önemli konuk olan Beth Hart'ı hemen sahneye alıyor.  Walter Trout'un vokaliyle başlayan parça bir süre sonra Beth Hart'ın titreşimli sesiyle duygu yüklü bir düete dönüyor.    Ardından gelen "Turn and Walk Away" ile country kokulu blues'a doğru yol alıyoruz. 

"Broken" albümünde dikkat çekici bir yanda Trout'un öykü anlatıcı görevini öne çıkartması. Aslında bu bir önceki albümü "Ride" ile  başlamıştı ve orada çocukluk yıllarındaki yaşadığı travmaları anlatıyordu. Şimdi bu öykü anlatıcılığını en iyi hissettiğimiz parça da "Courage In The Dark" oluyor. 

Walter Trout'un müzikal geçmişinde Canned Heat ve  bir dönemde John Lee Hooker gibi boogie ustaları olmasına rağmen bu zamana kadar boogie tarzında bir çalışması olmamıştı. Şimdi bu albümde yer alan "Bleed" ile bu boşluk da tamamlanıyor. Nefis bir boogie örneği olan bu parçada İngiliz  armonika ustası Will Wilde'ın konuk olması da tam oturmuş. 

"I've Had Enough" asıra geldiğinde ise merakımız artıyor, zira bu parçada Dee Snider konuk oluyor. Eskilerin unutulmaz heavy metal grubu Twisted Sister'ın vokali Snider'ın hair metal günlerinin glam vokali acaba blues tarzında nasıl tınlayacak sorusu ister istemez kafamızın içinde soru işaretlerini körüklüyor. Oysa parça içinde öyle güzel bir birleşim ortaya çıkıyor ki, insanın Dee Snider imzalı bir blues albümü dinleyesi geliyor. Parçanın sonunda da bu çılgın adam sesinin imzasını ve kahkahasıyla da mührünü basıyor. 

Walter Trout'un yeni albümü "Broken", 72 yıllık bir yaşamın bir saatlik bir yansıması ve o kırıklardan müzikal bir bütün çıkıyor ve biz buna umut ya da boyum eğmeme diyoruz. Blues denilen şey de az biraz bu demek değil mi?

Aptulika


 



 


25 Şubat 2024 Pazar

WALTER TROUT'un Yeni Çıkacak Albümünde BETH HART konuk

 


Blues rock gitaristi Walter Trout, şu sıralar yeni albümünü çıkartmaya hazırlanıyor. "Broken" adını taşıyan albüm 1 Mart'ta Provogue / Mascot Label Group aracılığıyla piyasaya çıkacak. Albümün en sürpriz yanı da konuk olan isimler. Walter Trout'un son albümünde Beth Hart, 80'lerin heavy metal grubu Twisted Sister'ın vokalisti Dee Snider ve Harmonica virtüözü Will Wilde olmak üzere üç harika konuk yer alacakmış. 


Daha önceden kendi grubuyla müzik yapsa da Beth Hart'ı daha çok blues gitaristi Joe Bonamassa ile yaptığı ortak çalışmalarla tanıdık. Hart daha sonra da Jeff Beck gibi gitaristlerin çalışmalarına da konuk olurken blues gitaristlerinin beraber çalışmak istediği isim haline gelecekti. Öyle ki bir ara ülkemize gelip, İstanbul Zorlu'da konser verdiğinde onu piyanosunun başında görenler çok şaşıracaktı. O artık hep kafamızda Bonamassa ile yaptığı gönül çelen, damardan blues şarkılarıyla yer etmiş olarak kalacaktı. 

Beth Hart şimdi de gene bir blues rock gitaristi olan Walter Trout'la  işbirliği yaparak karşımıza çıkıyor. İkonik gitaristin bir hafta sonra çıkacak olan albümü "Broken"da albüme adını veren parçayı seslendiriyor. Trout bu işbirliğini şu sözlerle anlatıyor:  
"Beth Hart'ın, ateşli vokalinin 'Broken" isimli parçamda çok iyi oturacağını düşündüm. Bu şarkımda dünyaya, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri'nde olup bitenlere bakıyordum ama aynı zamanda başıma gelenlerden nasıl kurtulacağımı da düşünüyordum. İlk dizeyi 'Parçalarım kopuyor / Her gün biraz daha kaybediyorum' diye yazdım ama biraz tıkandığımı hissettim. Bu arada eşim Marie devreye girdi, şarkı sözlerinde bana yardımcı oldu ve bunu başardı. Gitar solosu, belki de albümdeki tek favorim. Ve tabi Beth ile yaptığım düetle daha da güzel oldu.”

 72 yaşındaki sanatçı,  hayatında bir hayli badireler atlatmış bir isim. Onun yakın zamanda geçirdiği karaciğer rahatsızlıklığı neredeyse hayatını kaybetmesine neden olacaktı. İğne ipliğe dönen sanatçı karaciğer naklinden sonra tekrar hayata döndü. Onun için zorluklar, badireler  ve travmalar daha çocukluk yıllarından başlıyordu.  Ocean City, New Jersey'deki travmatik çocukluk geçen albümünün de ana temasıydı. 1974'te Batı Yakası'na yapılan cesur göçüyle blues yolculuğu başlıyor.  80'lerin başında Canned Heat'le çalışmaya başlıyor. Müzik tarihinin bu ikon blues rock grubuyla çalışmak muhteşem bir şey ama o sıralarda bağımlılıkları da ayağına bir pranga gibi yapışıyor.  

Trout'un yolcuğu Canned Heat'tan sonra bir başka dev isimle kesişiyor. 80'lerin ortalarında İngiliz blues'ının kurucu "Büyük Babası" John Mayall'ın efsanevi Bluesbreakers kadrosunda  gitarist olarak yer alıyor.  1989'dan sonra solo kariyerine adım atar ama uyuşturucu bağımlılığı onun hayatını inişli çıkışlı hale getirir ve bir Avrupa konserinde tanıştığı Marie onu bu bağımlılıktan kurtarır. Bu zorlu süreçte ona destek olan Marie yani eşi olan bu kadına inanılmaz bir şarkı yapmıştır ki, anıt değerindedir.   

 Eşi Marie, Walter Trout'a kurtarıcı ve destek veren tek kişi olmuştu. Yeni çıkacak olan "Broken" albümünde de Beth Hart'ın konuk olması da onun fikriymiş. 

Evet geçen Albert Cummings yazımda haberi finans kapital ekonomi dergisine döndürmüştüm. Bu sefer de Walter Trout albüm haberini yazarken işi uzattım ve "Acıların Çocuğu" vari arabesk bir filme döndürdüm ama gene de Walter Aga sert ve travmatik hayatında bu filmi tersine çevirerek azmin ve sevginin zaferi haline getiriyor, Üstelik bu filmin müziklerini de kendi yapıyor, iyi mi!

Aptulika













6 Nisan 2022 Çarşamba

Beth Hart: "Ünlü olma tehlikesini atlattığım için çok şanslıyım."

Beth Hart yeni albümünde Led Zeppelin klasiklerini yorumladı. "A Tribute To Led Zeppelin" albümü ile ilgili Blues Blast dergisi müzisyenle çok güzel bir röportaj yapmış. Bucky O'Hare tarafından yapılan bu röportajı aşağıda okuyabilirsiniz.


 


“Ünlü olmak tehlikesini atlattığım için çok şanslıyım. Bunun ne kadar zor olacağını aklıma getirmek bile istemiyorum. Paparazzilerin peşinizde olmaları yüzünden hiç bir yere rahat gidememek ama en korkuncu insanların sizden bir şeyler beklemesi ve sizin onları hayal kırıklığına uğratmanız.   Oysa benimleyken kimse böyle bir şey bekleyemez çünkü ben hiç hit almadım. Yani bu harika, yapmak istediğim her şeyi yapabilirim. Hareket etmemi, sallanmamı ve nereye gitmek istersem oraya gitmemi sağlıyor ve hiçbir endişem yok.”

Beth Hart kesinlikle rol yapan biri değil, rahat hareket ediyor, kendisini popüler imajlarla perdelemiyor. Yaşamı güçlü yankılanan sesi, piyano çalması ve  şarkı yazımı ile eşleşiyor. Sert ve asi Punk tavrıyla 1990'ların başında yola çıkan Beth, 2000'lerin başında geniş bir kesim tarafından da tanınmaya başladı. Onunla yaptığımız röportajda ilk olarak çocukluk yıllarına dönüyoruz:

"Dört yaşında falandım ve ilk resitalime (konserime) çıkacaktım.(1) Piyano öğretmenim Bayan Davis  'Mary Had a Little Lamb' saçmalığını ya da bize öğrettikleri o bok her neyse onu çalmamı istiyordu ama çalmadım. Yazdığım bazı orijinal şeyleri çalmalıyım diyordum. Şarkı söylemiyordum, sadece piyano çalıyordum. Kız kardeşim Sharon, o ilk resitalimde piyanoda yanıma oturan kişi oldu ve konseri verdik.” 

4 yaşında piyano resitali

Daha çocukluk yıllarından beri Beth her zaman asiydi. O müzikte belirleneni , önüne konanı uygulamaktan haz etmiyordu, kendi kişiliğini ortaya koymak istiyordu.   

“Öğretmenim, eve gitmeden önce bana öğrettiği parçayı çalma hatası yaptı. Bu yüzden müzik okumayı öğrenemiyordum çünkü gençken duyduğun her şeyi doğru hatırlıyorsun. Bu yüzden eve gidip ne çalacağını hatırlayacak ve okuyormuş gibi yapacaktım.  4 yıl geçmişti ve ben müziği okumayı öğrenememiştim.”


Beth sonunda müzik okumayı öğrendi ve Bayan Davis'in tepkisini aştı. (2) Bugün artık Beth Hart müzik alanında önemli bir isim, dikkate değer solo albümler üreten bir kariyere sahip  : 2010'da yaptığı  "My California", rock'ın köklerine inen ve çağdaş müzik yazarlığının birleşimiydi. Joe Banamassa ile yaptığı sayısız işbirliği, Blues Rock türünde onu önemli noktalara getirdi.  

“Yapımcı kim olursa olsun ne zaman yeni bir kayıt yapsam, her zaman bir sürü şarkı açarım. Bu yüzden her hangi bir projede en az 50 şarkı üzerine çalışırım. ”

Beth'in birlikte çalıştığı isimler aynı olsa da  şarkı yazarlığı sesi tekil ve farklıdır. Şarkı yazarlığı, Beth'in teknik, klasik, temel ve duygusal kullanılabilirliğinin kesiştiği başka bir kesişme noktasıdır.

"Genelde mesele şu ki, her gün evimin alt katına inerim ve piyanonun başına geçerim. Bu hep piyano olacak demek de değildir, gitar ya da bas hepsinin etrafında dolanırım.   Ve sonra bir şarkıyı çalarken hata yaptığım olur. Bu benim ya da başka birinin şarkısı olabilir, hiç farketmez. Hata yaptığım an yeni bir akor duyuyorum. Nedense bu yeni akor bana ön sevişme gibi heyecanlı bir his veriyor. Ve şimdi bununla dalga geçmek istiyorum. 

Yani her zaman önce müzik yazılır, akorlar ve ardından melodiler devreye girer ve melodilere karşı koyar. Ve sonra olacak, bu her neyse, hangi türde olursa olsun, bana ya eski bir acımı ya da benimle paylaştıkları bir başkasını hatırlatacak. Ya da şu anda olan bir şeye dair bir umut, bir arzu, bir korku hissine kapılırım... Ya da geleceğin bir projeksiyonu. Genelde ya benim hikayem ya da kendi hayatımla bağlantı kurduğum bir başkasının hikayesi.... Müziğin yaptığı şey bu, müzik bana anlatının ne olduğunu, bu şeyin genel olarak ne hakkında olduğunu söylüyor."

Sadece sesiyle değil, piyano yorumculuğuyla da  anılmak

Beth Hart, sadece vokaliyle değil piyano yorumculuğuyla da anılmak isteyen biri. Konserlerinde onu piyanonun başında da görebiliyoruz. Beste yaparken de çalışmalarını piyano ile yapıyor.

"Şarkı sözü  ya da beste üzerinde çalışacağım zaman hep piyano başında olurum. Bu parçanın son halini verecek olan düzenleme (aranjman) aşamasında da böyledir.  Piyanoda en sevdiğim şey, piyanonun size tüm bateri kısımlarını, bas kısımlarını, yaylı kısımlarını, gitar kısımlarını verebiliyor olmasıdır.  Tıpkı Klasik bestecilerin aynı nedenle piyano çalması gibi. Bütün bir orkestra için yazabilirsin çünkü bir piyanoda ihtiyacın olan her şeye sahipsin.”

Bazı şarkı yazarları için bestecinin tıkanması yıkıcıdır. Bu duruma düşen sanatçı, ilham perisine bir daha asla erişemeyeceği hissine kapılabilir. Ama Beth Hart gibi kalıcı sanatçılar, zaman içinde yenilenir ve kendini geliştirir.

“Yazarlık blokajıyla artık farklı bir ilişkim var. Eskiden böyle bir tıkanma yaşadığımda panikler ve her şeyin bittiğini düşünürdüm.  Şimdi öğrendim ki aynı kuyudan çektiğin su gelmiyor yani kuyu kurumuş. İşte o zaman yeni bir kuyu bulmanız gerekiyor. Peki o yeni kuyu nasıl bulacaksınız? Ben bunun için  farklı bir sanatçıyı dinlemek isterim ve yeni sanatçıları keşfetmeye başlarım. Bununla da bitmez... eski sanatçılara dönerim, farklı türler dinlerim.. Ya da bir sürü film izleyip bir sürü yeni film müziği dinleyeceksiniz. En son film müziği söz yazarlarını ve bestecilerini dinlemek, bunun gibi şeyler.”

Rob Cavallo ile tanışma

Hart, en son büyük çıkışını 2018'da yayımladığı "War in My Mind" albümü ile yapmıştı. Bu çalışmada müzik endüstrisinin büyük prodüktörü Rob Cavallo yer almaktaydı. Cavallo ile başlayan bu işbirliği son çıkan "A Tribute To Led Zeppelin" albümüyle de sürecekti.   

“O sıralar biraz daha geriye dönüyordum ve klasikleri dinlemeye başlamıştım Bunların başında da Beethoven geliyordu.  Blues işlerinden uzaklaşıyordum, daha çok Klasik ya da Caz üzerine yoğunlaşıyordum. O dönemde ayrıca bazı zihinsel kargaşalardan da geçiyordum. Bu yüzden çok daha koyu akorlar kullanmak mantıklıydı. İşte bu aşamada Cavallo ile tanıştım .


Bir akşam yemeğinde tanışan Hart ve Cavallo'nun ilk buluşması adeta bir filmden fırlamış gibiydi.

“Bir arkadaşımın evinde düzenlediği partiye katılmıştım. O arkadaşımın kız kardeşi de  Rob Cavallo'nun karısıydı. O gece yemekten sonra orada bulunan bir piyanoda yeni yaptığım  'Sister Dear', 'War In My Mind' ve 'Woman Down'u  ilk defa seslendirdim. Piyanodan kalktıktan sonra Rob Cavallo yanımda bitmişti ve bana 'Bu şarkıları kaydetmeyi gerçekten çok isterim' diyecekti.” 


Beth Hart piyanonun başına oturup o şarkıları ilk kez herkesin önünde çaldığında insan o odada olmayı çok isterdi. Ancak bu ilk görüşmeden sonra yaratıcı bir ilişki kurma işi zaman, sabır ve belki de biraz aldatma gerektirir.


"Rob gerçekten çok tatlı ve kibardı. O dönemlerde duygusal yönden yıpranmış ve gerçekten güvensizdim. Ne kadar gergin olduğumu anlayabiliyordu ve çok sabırlıydı. Sadece o değil, birlikte çalıştığı ses mühendisi Doug da anlayışlı ve sabırlıydı.  Müzik konusunda üst düzeydeki bu insanlarla çalışmam elbetteki büyük şanstı ama asıl önemlisi onlar  kendim olabilmemi sağlayacaklardı. Biliyorsun, daha önce , piyano çalma şeklimi sevmeyen bazı yapımcılar oldu ve onların da devreye girip bütün boklarımı çalan harika piyanistleri vardı. ”

“Ben lanet olası bir bağımlıyım (3), tabii ki biz bağımlılar manipülasyonda çok iyiyiz, bu yüzden bir gün bir plan yapıyorum (o konuşurken gülüyor) ortaya çıkıp şöyle oluyorum: (aptal bir sesle Masum sesi taklit ediyor) Rob, um, acaba piyanonun başına geçip arka arkaya 9 şarkı çalabilir miyim diye merak ediyordum ve belki onları kaydedip kaydetmemek sana kalmış. Sonra diğer piyanoya gideceğim ve iyi bir ses için görebilelim diye bu 9'u aşağı çalacağım. O kesinlikle sorun değil. Ben de piyanoya gittim, en çok sevdiğini biliyordum, (masum ses) ah, önce bunun için gideceğim. 9'u kaydettim ve işim bittiğinde bunların hepsinin tutulacağını ve gruba onları inşa ettireceğimi söyledi. Ve ben böyleyim… evet! İçeride, doğru. Demek bomba buydu, işe yaradı.” 

Pandemi dönemi ve ruh sağlığı

Salgın herkes için zor bir mücadele oldu. Çoğu zaman altta yatan mücadeleleri şiddetlendiren izolasyon, zaman zaman tanımlayıcı ve dayanılmazdı. Beth, zamanına terapötik olarak düşünülebilecek şeyleri yaparak, şarkılar yazarak başladı.  

“Sağlıklı değilmiş gibi bir sürü saplantılı şarkı yazarlığı yapıyordum. Sadece günlerce ve günlerce ayakta kalıp yazmak. Fentermin denen bu diyet hapını aldığım için manik olmaya başlamıştım. Bu beni gerçekten manik yapıyordu ve Chopin gibi olduğumu ve bunun gibi saçmalıkların olduğunu düşünmek, tüm bu boklar çok parlaktı (gülüyor). Sonunda fentermin beni çok hasta etti, ben de bunu bıraktım ve aman Tanrım, bütün bu şarkılar boktan."


Beth, pandeminin sunduğu fırsattan yararlanarak ruh sağlığı yolculuğuna devam etti. Akıl sağlığı hakkında açıkça konuşmak, herkesin yalnız olmadığını bilmesini sağlar. Beth, pandemi konusundaki deneyimleri konusunda açık ve dürüst.



“14 yıldır kullandığım antipsikotik ilaçlarımdan nihayet kurtuldum. Antipsikotikler gerçekten tehlikelidir, sisteminizde lityum birikene kadar sadece 5 hafta boyunca onları kullanmanız gerekir. Lityum kullanmayı reddettim çünkü birkaç kez gerçekten çok sinirlendim ve agresifleştim, bu yüzden o ilaç gerçekten bende işe yaramadı. Beni bipolar 1 olduğuma ikna eden bir psikiyatristle birlikteydim. 28 yaşımdan beri birlikte çalıştığım travma uzmanım olarak, kesinlikle bipolar değilsin 1 dedin, sen borderline kişilik bozukluğu ve kronik PTSD'sin. ilaca ihtiyaç duymaz. Ama buna inanmayı reddettim, bu yüzden sonsuza kadar lanet seroquel'i aldım.” 

"Seroquel'den o kadar çok organ sorunum ve o kadar çok hastalığım vardı ki sonunda pandemi yüzünden ondan kurtulabildim ve kalbim için beta blokerlere devam etmek zorunda kaldım. Çünkü seroquel'den çıkmak, kendimi bırakmama rağmen istirahat halindeyken kalp atışımı dakikada 150'ye çıkardı. Beta blokerlerde bile ahbap, nabzım en düşük 130'du, istirahatte. Tanrıya şükür, kalıcı beyin hasarı olan Tardive Diskinezi almadım. Bir daha asla piyano çalmazdım. O lanet psikiyatristi kovdum ve travma uzmanımla çok derine daldım. Yani beynim şimdi uyum sağlıyor çünkü son 14-15 yıldır duygusal olarak o kadar bastırılmaya alışkınım ki şimdi her şeyi yeniden hissediyorum. Bu yüzden bununla mücadele ediyorum.”


Bu psikolojik yıpranma içinde  Beth de öfke içindeydi. Neyse ki Rob Cavallo'nun kafasında Led Zeppelin şarkılarından oluşan bir kavır albüm projesi vardı ve bunun merkezinde de   Beth Hart vardı. 

"Tanrıya şükür üzerinde çalışmam gereken bir Zeppelin kaydı vardı. Bu, tüm o öfkeyi ve korkuyu dışarı atacak bir şeydi. Pandemi tarafından ve seroquel'den ayrılarak projeye adapte oldum. İlk başlarda yapabileceğimi düşünmüyordum ve her an kayıttan vazgeçebilirdim.  Ama, bütün o enerjiyi hissederek toparlandım. "

"Jimmy Page bir dahi"

Led Zeppelin üzerine bir saygı albümü hazırlanacaktı. 12 Zeppelin klasiği Beth Hart'ın yorumuyla seslendirilecekti.  

“Ben Zeppelin dinleyerek büyümedim çünkü çocukken tüm müziklerim Klasik, Caz, Blues, Soul, Baptist ve Reggae idi, ben büyük bir Reggae delisiydim, ah Punk ve sonra Black Sabbath gibiydim. Black Sabbath'ı sevdim, Rush'ı sevdim, bu tür şeyleri. Ama Zeppelin hakkında ‘Babe I’m Gonna Leave You,’ ve ‘Black Dog.’ ı biliyordum. Yani topu topu iki parça.  30 yaşıma geldiğimde grubum bana 'Whole Lotta Love'ı öğretti, ama o kadar."

“Bu benim için yepyeni bir dünyaydı ve aklım duruyordu dostum. Çünkü o zaman kadar Page'in bu çapta bir dahi olduğunu bilmiyordum. Onun müziğini dinlerken klasik müziğin içine giriyorsun...Yavaş yavaş  Beethoven'ı duyabilirsin, Rachmaninoff'u duyabilirsin, klasik orkestrasyonun Siyah Amerikan Blues'u ile buluştuğunu duyabilirsin. Bunların ardından grubun üretme yeteneğine hayranlık duydum.   Robert Plant'in sesine ne demeli... birçok siyahi blues şarkıcısını özümsediğini anlarsınız. Bu meziyetlerin yanında Plant'in üst düzey bir şair olduğunu da anlıyorsunuz.  Derin bir şeyler yazıyordu. Vay canına, 'No Quarter' gibiydim, inanılmazdı. Demek istediğim, 'Stairway to Heaven' inanılmaz derecede ruhani ve güzel.  ”

Starway To Heaven

  Rob Cavolla albümdeki parçaları Led Zeppelin'in aslına uygun düzenlenmesini istiyordu. Beth Hart, “Stairway to Heaven”ı  yeniden yorumlayarak değil, hissederek dönüştürüyordu. Şarkıyı söylüyor ve duyguyla kendi kişiliğini ortaya koyuyordu. Ben de ona bunun nasıl başardığını sordum.

“Bunu söylemenden çok mutlu oldum... çünkü bu benim en sevdiğim şarkıydı. Ama beni bu parçaya çeken şey, ölen kız kardeşim Sharon'u hatırlatmasıydı. (4) Şarkı benim için ölen kız kardeşim Sharon hakkındaydı. 12 yıl AIDS'le savaşırken onun çok yavaş ölmesini izlemek zorunda kaldım ve sonunda ölümü geldi. Ve o zamanlarda insanların bu hastalığa karşı hiç bir şey yapamıyor olması çok acıydı.  Bu yüzden bu şarkıyı sadece kız kardeşim için söylüyorum.”



Beth Hart'ın Led Zeppelin kaydı işe yarıyor çünkü o ve Cavallo müziği yeniden yorumlamıyor. Şarkıları bozmuyor ve onları Sambas'a ya da funky 'e  çevirmiyorlar (bu arada böyle yapılmasında da bence yanlış bir şey yok). Bu kaydın parlaklığı, özünde modern bir Klasik süit olmasıdır. Kaynak materyalden ipucu alan Zeppelin, modern repertuar müziği olarak görülebilir. Ancak, doğru yapmak için en azını söylemek zor.

"Böylesi bir albüm yapmak için birçok zorluk vardı.  En başta geleni de teknikti.  Robert Plant'in çok geniş bir menzili var. Onu daha önce tanımamış olsam da sanki 16 yaşımdan beri ustam olan biriyle birlikteymişim gibi geldi. O yıllar boyunca beni aramıştı sanki.  Böylesi hayran olduğum bir sesi  kopyalama yapmadan söyleme biçimine saygı duymaktı, önemli olan. Bu yüzden,  benim için kişisel olarak kim ve ne olacağını o şarkıları yazsaydım gibi yapmam gerektiğini biliyordum. Ve bu çok ince bir çizgi çünkü çok kutsal bir yer ve bu bir endişe kaynağıydı. Siz olun ama bunun kutsal toprak olduğuna saygı gösterin. Rob Cavallo'nun miks aşamasına kadar aynı şekilde hissettiğini fark etmemiş olmam komikti, yapımcı olarak aynı şey için endişeleniyordu. Zor, kesinlikle zor.”

Jeff Beck'in Öğüdü

Beth şu sonuca varıyor: “Ya insanlar bundan hoşlanacak ya da  beni lanetleyeceklerdi. Yani benim için dua etmeliydi. Freakin' Zep hayranları çok sıkıdır, bilirsiniz. Adamı affetmezler." 


Beth Hart hareketli ve güçlü bir sanatçıdır. O yoğun. Müziği, eğlenceli ve eğlenceli olsa bile, derin ve ciddi. Beth bir müzik bilgini, bir dahi çocuk, kendini işine adamış bir piyanist ve pervasız bir Punk. Sanatında çatışan kimlikler barındırıyor ve şüpheleniliyor ki kendi içinde. Müziğini bu kadar hareketli, bu kadar yaygın yapan da bu. İlerlemeye devam ediyor ve hayatta kalmaya devam ediyor.


“Şimdiye kadar aldığım en iyi tavsiye Jeff Beck'ten geldi.  Jeff bana, 'Rahatlamaya başladığın ya da bir şey hakkında çok övgü aldığın an, sola dön ve oradan bir an önce siktir olup git' dedi. 'Çünkü böyle yapmazsan, sanatın tamamen egonla ilgili olacak ve çalıştığını bildiğin şeyin egosunu sürekli beslemeye çalışacak ve işte o zaman yeteneğin tekdüzeleşecek ve yitecek.' dedikten sonra , 'O  yüzden çok rahatsız olma cesaretini göster ve kendini rahatsız etmeye devam et.' öğütünü verecekti.” 

“Bu yüzden yeni yapımcılarla çok çalışıyorum. Çünkü çok rahatsız edici. Bazen yeni bir yapımcıyla çalışırken oldukça acımasız olabiliyorlar. Ama bunun için minnettarım çünkü olağanüstü derecede alçakgönüllü, meydan okuyucu, beni dövüyor. Beni her şeyi taze tutan ve ilerlemeye devam eden o rahatsızlıkta tutuyor.” 


Röportajı yapan: BUCKY O'HARE (5)

BluesBlast Magazine 2 Nisan 2022

Beth Hart – Courage to be Uncomfortable

https://www.bluesblastmagazine.com/beth-hart-courage-to-be-uncomfortable/



(1) Beth Hart, 4 yaşında piyano çalmaya başladı. Klasik müzik üzerine eğitim alıyor ve Bach, Beethoven eserlerini yorumluyordu.

(2) Klasik müzik üzerine piyano eğitimiyle müziğe küçük yaşlarda başlayan Hart, büyüdükçe Etta James , Otis Redding,  Bessie Smith ve Janis Joplin gibi blues ve rock müzisyenlerinin eserlerine ilgi duyacaktı.   

(3) Hart, uyuşturucu bağımlılığı ve bipolar bozuklukla mücadele etti.

(4) Beth Hart, 1992 yılında kız kardeşi Sharon'u AIDS komplikasyonları sonucunda kaybetmişti. O yıllarda 20 yaşında olan Beth, bu kaybın etkisini yıllarca taşıyacaktı. 

(5) Müzik eleştirmeni olan Bucky O'Hare, aynı zamanda bir slayt gitaristi, söz yazarı ve şarkıcıdır. Güney Doğu Massachusetts merkezli Bucky, New England'ın her yerinde 60'lar ve 70'lerin müziğinden ilham alan Slide Guitar Soul Jazz ve Funk Blues çalıyor.



5 Nisan 2022 Salı

Beth Hart ve Led Zeppelin'e Saygı


 Bu albümün yapılacağı haberini pandemi döneminde almıştım ve hem sevinmiş hem de endişelenmiştim. Grubun müzikal kalitesini gölgeleyen Led Zeppelin popülaritesi bir çok şeyi mahvedebilirdi. Diğer yanda da Beth Hart'ın muhteşem sesi... İki arada bir derede boktanlığı ve müzik sanayinin iflah olmayan oyunlarından bir yenisi miydi bu... gibisinden sorular birbiri ardına geliyordu. Adam sana ne! demek de vardı ve belki de yazıyı bu yüzden bekletecektim. İsteyen benim bu analizime "Bir Delinin Hatıra Defteri" oyunu gibisinden bakabilir. 



Led Zeppelin denildi mi herkes için akan sular durur. Bu öylesi bir popüler beğenidir ki, günden güne (ne günü yahu on yıldan yıla... hatta yarım asırdır) artarak "Damardan " denilen arabesk tanımıma bile varabilir. 

Led Zeppelin rock grupları içinde haklı olarak en üst düzeydedir. Benim için üç ana planda ayrıcalıklı ve önemlidir. Birinci olarak bu grup İngiliz Blues'unu ileri taşıyarak önemli bir görev yapmıştır. Öyle ki ilk çalışmalarında klasik blues kavırlarını yapmışlardır ki, bunlar benim için ayrıcalıklıdır. İkinci olarak, ekol olma vasfını rock grupları açısından en çok  onlarda görürüz. Benzetmemi mazur görün ama Türk Musikisinde Müzeyyen Senar nasıl bir okulsa, onların da rock alanında yaptığı aynı şeydir.  Bugün bile o okuldan çıkan yeni rock grupları vardır. Üçüncü olarak, Led Zeppelin bugüne kadar asıl kadrosunu koruyan ender gruplardan olup, bir elemanın yerine yeni birini alsanız ortada Led Zeppelin kalmaz. Zaten bu yüzden de davulcuları Bonham ölünce de bir daha tekrar bir araya gelmeme kararı almış ve bunu da inatla sürdürmüşlerdir. 

Led Zeppelin'in önemini üç şıkta sunmak olmaz tabi ki ama ana planda en önemli üç yanını saydım. Mesela bu grubun "best of" albümü falan da olmaz, zira her bir albümünde yer alan her parça "best of"tur. Yani Led Zeppelin albümünde vasat ya da şu parçası idare eder ama... diyeceğiniz yoktur. 

Led Zeppelin ile ilgili bu girişi yaptıktan sonra şimdi asıl konumuza yani Beth Hart'ın Led Zeppelin parçalarını yorumladığı "A Tribute To Led Zeppelin" albümüne gelelim. Bu albümün yapılacağı haberini pandemi döneminde almıştım ve hem sevinmiş hem de endişelenmiştim. Grubun müzikal kalitesini gölgeleyen Led Zeppelin popülaritesi bir çok şeyi mahvedebilirdi. Diğer yanda da Beth Hart'ın muhteşem sesi... İki arada bir derede boktanlığı ve müzik sanayinin iflah olmayan oyunlarından bir yenisi miydi bu... gibisinden sorular birbiri ardına geliyordu. Adam sana ne! demek de vardı ve belki de yazıyı bu yüzden bekletecektim. İsteyen benim bu analizime "Bir Delinin Hatıra Defteri" oyunu gibisinden bakabilir. 

Evet bir delinin hatıra defterinde ilkin parçaların notlarına bir bakalım hele...

"Kashmir"

Beth Hart, Kashmir'in o arabik havasını müziğe bırakarak vokalde parçaya yalakalık yapmadan kendi gibi takıldığı için arabik yorumdan kurtarmış. ( Burada arabik havadan  Led Zeppelin'in 1975 tarihli  Physical Graffiti'deki Kashmir'ini kastetmiyorum. Grup dağıldıktan sonraki solo çalışmalardaki dümbelekli yorumlar aklıma geliyor ve zıvanadan çıkıyorum.)

"Stairway To Heaven"

Stairway To Heaven'da ise sesini yumuşatan ve dik ve erkeksi tonlardan vazgeçen Hart, Robert Plant'ın tam tersini yapıyor. Çünkü bu parçada Plant daha erkeksi bir tonda girer. Tabii bütünüyle bu şekilde değil zira Beth Hart sesini yorum boyunca öyle farklılaştırarak yorumluyor ki akıl almaz bir etki yapıyor. Sonlara doğru can alıcı yükseliş bölümünde planlamasız ve duyguyu esas alan bir yoruma gireceğimizi anlıyoruz ve yanılmıyoruz da.

"The Crunge"

Yapıldığı dönemde de bir anlam veremediğim The Crunge , Zeppelin'den en az dinlediğim tek parçası olabilir ve bu sefer sadece Berth Hart'ın sesine kulak vererek dinleyebileceğim galiba. (Bu parçayı seven Led Zeppelin severler için gıcık biri olduğumu biliyorum, ama ne yapayım yalan mı söyleyeyim.)

"Dancing Days Part1

"When The Levee Breaks"

"Dancing Days Part2"

Dancing Days Part 1'den sonra iyi ki "When The Levee Breaks'a geçtik ve ferahladık.  Gene gıcıklık etmiyorum sadece ara vermeden geçişin başarısını bu şekilde tarif edebilirim. Sonra gene hissettirmeden "Dancing Days Part 2'ya geçiliyor. 

"Black Dog"

 ve "Black Dog"a geliniyor. Bu başyapıt nasıl olacak sorusu içinde kuşkuları da barındırıyor ama hem grup hem de Hart aslına sadık kalarak gidiyor. Belli ki Bert Hart da benimle aynı duyguları taşıyor ve bu parçayı önemli bir yere koyuyor ve Plantvari okuyor. Ancak arkadaki orkestranın oryantal dozu yüksek yüklenişleri abarmıyor değil hani. Boşver ver kendini dinlemeye ver, deyip bir de küfür salladınız mı umursamıyorsunuz bile. Muhteşem bir parça hiç bir şeyine dokunma yeter. Beth ablanın aklına selamlar. 

"No Quarter"

Ve bir tehlike daha geliyor. "No Quarter" bu benim için Led Zeppelin harikasıdır ve Bonhamsız olmaz. Progresif ile blues'ın hard rock ev sahipliğinde sohbeti olan bu parça da Beth Hart asıl yoruma gene sadık kalarak (sesi Allah vergisi olan iyi yorumcular kendini kaybeder ve asıl yorumu rezil eder ama Beth Hart farklı ve müthiş bir akıl). Parçada tek eksik Bonham'ın bateri abanışları ama o artık Led Zeppelin de de yok. Parçanın sonlarına doğru yorum öyle yüceleşiyor ki, Beth Hart bu parçaya yer vermeseymiş çok eksik olacakmış dedim. 

"Good Times Bad Times"

"Good Times Bad Times" mutlaka olması gerekendi ve olmuş. Bu parçayı kavır yapanların mutlaka kendi duygusunu vermesi gerekir. Bert Hart bu dokunuşu biraz çekingen olsa da yapmış. Ama o arkadaki aptal orkestranın pastoral yüklenişleri ve hala kafanın Kashmir'de kalması biraz yalelli etkisinde.

"Rain Song"

"Rain Song" bu parça da Led Zeppelin'den ayrı düşünülemez ve bunu asla kavır olarak dinlemeye tahammül edemem ama Bert Hart da oluyor. 


Evet "Bir delinin hatıra defteri"nde ilk notlar bu şekilde. Yukardaki notları albümü ilk dinlediğimde almışım. Beth Hart'ın "A Tribute To Led Zeppelin" albümünün çıkış tarihinin 25 Şubat 2022 olduğu düşünülürse, bir hayli zaman geçtiği anlaşılır. İlk dinleyişte albüme verdiğim tepki Led Zeppelin parçalarının aynı yorumlanmasıydı yani içine yeni yorum katılmamasıydı. Bu albümün prodüktörü Rob Cavallo'nun çalışmalar başlamadan önceki fikriymiş ve bunu kayıtlar bitene kadar da korumuşlar. İlk önce çok kızmış ve adamın bir hayli canına okumuştum. Ancak şimdi hak verir oldum. Bu madem bir "Saygı" albümüydü o zaman bu fikir doğruydu. Ancak ortada bir açmaz Bert Hart'ın yorumunun ne olacağı idi. Robert Plant'i bire bir kopyalayıp, taklit mi edecekti.  Bu böyle olmuyordu ve taklit yerine Hart bir saygı duruşuyla kendi sesini ortaya koyuyor ve muhteşem bir yorum çıkaracaktı.  Pandemi öncesinde Beth Hart bu projeden neredeyse vazgeçmeyi bile düşünüyormuş. Cavallo "Zeppelin yapmak için, o hakkı vermek için sinirli olmalısın." düşüncesinden Beth Hart'ı yönlendirerek bir bağ oluşturmuş ve albümün bitiminde de Hart, "Bu Zeppelin albümü tüm öfkemi dışarı atmamı sağladı ve bunun için gerçekten minnettarım"sözleriyle durumu özetleyecekti. Bu da yapımcı olarak Rob Cavallo'nun (sihirbaz) başarısı olsa gerek. 

Albümde müzisyen kadrosu ise şöyle: gitarist Tim Pierce, basçı Chris Chaney, klavyeci Jamie Muhoberac ve davulcular Dorian Crozier ve Matt Laug. Albümün orkestra düzenlemeleri de David Campbell tarafından yapılmış. 

Albümle ilgili yazıyı burada noktalıyorum. Bunun ardından Beth Hart ile Blues Blast dergisi tarafından yapılan bir röportaja da yer vereceğim. O röportajda da albümün hem pandemi hem Hart'ın ağır depresyon döneminde hem de ne uğraşlar içinde yapıldığını göreceksiniz. Beth Hart harika bir ses ve her ele aldığı şarkıyı değerine değer katan bir büyük yorumcu. 

Aptulika


 

Beth Hart albümü üzerine... PEK YAKINDA

 


Beth Hart'ın yeni albümü "Tribute to Led Zeppelin" çıkalı neredeyse bir ay oldu ve yazıyı bugün yarın diye beklete beklete, ve tabi tekrar dinleye dinleye bugünlere kadar geciktirdim. 

Bu arada bir de Beth Hart ile bu albüm kapsamında ( ve tabi bütün dönemini de kapsayan) bir röportajı da bulunca... oku düzenle derken bu zamana kadar bekledim. 

Bu arada röportajı hala okuyor ve düzenlemeler yapıyorum. Yani daha da gecikebilir. Ama her iki yazıyı da bu hafta yayınlamak istiyorum. Şimdilik pek yakında diyelim ve üstteki bu çizimi paylaşayım. 

Aptulika



3 Nisan 2022 Pazar

Beth Hart'tan Sessiz Video!



Eskiden plak vardı ve plağı kabından çıkarır, pikaba koyar dinlerdiniz. Bu da öyle bir tuşa basarak olmazdı, pikabın kolunu plağa yaklaştırır ve iğne ile plağın buluşmasını sağlardınız. Daha sonra kaset çıktı, bu sefer de kaseti koyup düğmeye basar dinlerdik. Sonra CD ile uzaktan kumanda ile işler biraz daha kolaylaştı. Şimdi ise müzik dinlemek için hiç bir materyal aracılığına gerek yok. Spotify vesaire gibi dijital dinleme siteleri var. Hatta bazı insanlar onlara bile gerek duymuyor , giriyor youtube'a görüntüyle birlikte istediğini dinliyor. Her şey kolaylaştı ama işin o eski büyüsü kalmadı hani. 

Durum böyleyken Beth Hart'ın yeni müzik videosuyla bizi şaşırtacaktı. 

Nasıl mı?

Habere kulak verin, o halde...

Bilindiği gibi Beth Hart son albümünde Led Zeppelin parçalarını yorumlamıştı.  "A Trubute Led Zeppelin" adını taşıyan bu albümde onun sesine en yakışan parça da "Black Dog" kavırıydı. Açıkcası ilk dinleyişte bu yargıya varmıştım, böyle düşünen sadece ben değilmişim ki bu parça albümden ilk defa video klibi yapılan çalışma oldu. Buraya kadar her şey normal akışında ama klibin başlamasıyla birlikte görüntü karşınızda ama müzik yok... yani sessiz sinema gibi sessiz video klip.    

Hart, klibin açılışında  "Yeni videoyu gerçekten görmenizi istiyorum" diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor:"ama ne yazık ki sesi ekleyemiyoruz. Yani isterseniz 'sessiz' videoyu izlerken şarkıyı çalabilirsiniz.”

İtiraf etmem gerekir ki son zamanlarda en çok ve tutkuyla izlediğim video bu oldu. İlk önce videoyu başlatıyorum ve konuşma bölümünün bitiminde durdurup, diğer yandan albümdeki "Black Dog" parçasını başlamaya hazır bekletiyorum ve görüntü ile parçayı aynı anda basıp çalıştırıyorum.  Belki delilik ama sanki plak çalar gibi ya da kasetten dinler gibi. 

Bu arada bazı aklı evveller de  videonun kendi düzenlenmiş versiyonlarını müzikle birlikte yayınlamışlar.

Ancak siz gene de bu video klibin resmi olarak yayınlanan Greg Watermann'ın yönettiği klibini aşağıdan izleyebilirsiniz.





18 Ocak 2022 Salı

Beth Hart'tan Led Zeppelin Sürprizi: 25 Şubat 2022'yi bekleyin!

 


Beth Hart son yılların en dikkat çeken sesi. Ülkemize de konser için gelen ve muhteşem dakikalar yaşatan Hart, sadece rock ve blues değil her tarzdan dinleyicinin ilgisine mazhar olan bir kadın sesi. Onu ilk kez Joe Bonamassa ile yaptığı ortak çalışmalarla tanımıştık. Bu muhteşem ses bir ay sonra çıkacak yeni çalışmasıyla ortalığı yeniden sarsacağa benzer.

 Beth Hart , Robert Plant'in efsanevi sesini A Tribute To Led Zeppelin'de  kanalize ederek bugüne kadarki en derin girişimlerinden birini üstleniyor . Provogue/Mascot Label Group  aracılığıyla 25 Şubat 2022'de piyasaya çıkacak olan albüm,   dijital, CD ve 3 farklı vinil renkte satışa sunulacak.

Dokuz parçalık albümde, Led Zeppelin'in unutulmaz yapıtları Beth Hart'ın sesiyle kulaklarımızda yankılanacak.  


23 Ocak 2020 Perşembe

24 Ocak 1972...Beth Hart


24 Ocak 1972'de Los Angeles, Kaliforniya'da doğan Beth Hart...
İyi ki doğdun.


26 Aralık 2018 Çarşamba

15 Albümde 2018'in En İyi Kadın Bluescuları




15 - "Sister Mercy - "Diamonds"



Los Angeles'li grup April Brown'ın solisti 




14 -  Peggie Perkins - "Influences 





Peggie Perkins blues'tan caz'a kadar aranılan bir vokalist. Bessie Smith, Nina Simone izlerini süren Peggie Perkins, caz ve blues klasikleri konusunda inanılmaz genişlikte bir repertuara sahip




13 - Janiva Magness  - "Love Is An Army"



Geçen yıl çıkan EP (kısa albümü) beni daha çekmişti. Ancak bu yazıyı hazırlarken albümü tekrar dinlediğimde bu albüme haksızlık edip, 13. sıradan başlattığıma biraz üzüldüm hani. Gitarist Dave Darling'in prodüktörlüğünde çıkan "Love Is An Army" kan kırmızı kapağı ve mikrofonun el bombası haline gelmiş görüntüsü sizi yanıltmasın, bu Magnes'in savaşlara ve politik ortama duyduğu tepkinin yansıması. 






12 - Rory Block - "Confessions Of A Blues Singer"


Rory Block bir nevi zaman makinesi ile 1920'lere gitmiş. Klasik Delta bluescular gibi tek çekim kayıt yapmış. Solo ve akustik köklere bir geri dönüş.


11 - Maria Muldaur - "Don't You Feel My Leg" 
50 yıllık müzik kariyeriyle Maria Muldair, 41. albümünde bana çok güzel geldi. Yer yer caz tadına da varan eski tip güzel bir blues albümü.





10 - Shemekia  Copeland - "America's Child"
Shemekia Copeland'la uzun bir aradan sonra tekrar buluşmak güzel oldu ama itiraf edeyim ki eski zamanlarda dinlediğim kadar dinleyemedim bu albümü. Sanki Shemekia'nın Teksaslı yanı ağır basıyor gibi ve kapaktan da belli olduğu gibi ABD vurgusu kuvvetli. Trump'ı destekliyor mu bilemem.




9 - Vanja Sky, Mike Zito, Bernard Allison - "Blues Caravan"

Vanja Sky bu yıl ilk albümü  "Bad Penny"i çıkartmış genç bir kadın gitarist. Ruf Records daha önceden başka yeni kadın gitaristlerle yaptığı "Blues Caravan" dizisini bu sefer de Vanja Sky ile sürdürmüş. Gene Mike Zito ve Berdard Allison bu sefer de Vanja ile sahnedeler. 



8 - Marcia Ball - "Shine Bright"


Maria Muldair'den sonra müzikte bir başka elli yıllık abide. Piyanist, şarkı sözü yazarı ve vokalist Marcia Ball'ın efsane blues plak şirketi Alligator Records'tan çıkan "Shine Bright".



7 - Zoe Schwarz - "The Blues And I Should Have A Party"

  Zoe Schwarz'la beni tanıştıran müzik yazarı sevgili dostum Cenk Akyol oldu. O günden bu 4 albümüyle dinledim. Bu yıl da beşinci albüm ile devam ediyorum. 



6 - Ana Popovic - "Like It On Top"
Ana Popovic'in bu albümü açıkcası İstanbul konserinden önce beğeni sıralamamda  daha gerilerdeydi. O konserden sonra albümün Popovic'e müzikal olarak çıta atlattığına karar verdim. Bunda prodüktör olarak Keb' Mo'nun dahiliği de es geçilemezdi. Ben elbetteki daha önceki blues rock ağırlıklı havayı seviyordum ama bu albümdeki soul etkisi Ana Popovic'in hedeflediği yermiş ve buna da "Like It On Top" albümüyle başarıyla ulaşmış diyebilirim. 




5 - Layla Zoe - "Gemini"

Güçlü sesi ile Janis Joplin ekolünü günümüze taşırken, kendi imzasını da koyabilen Layla Zoe albümlerini iple çektiğim  bir bluescu.  Sanatçı son çalışması "Gemini"de ikili bir albümle karşımıza çıkmış. Birinci albümde akustik blues , ikinci albümde ise elektrik blues çalışmalarıyla. 



4 -  Beth Hart - "Live At The Royal Albert Hall"


Beth Hart bu yılı iki konser bir de Joe Bonamassa ile birlikte yaptığı üç albümle doldurdu. Yılın sonuna doğru çıkan Royal Albert Hall konseri tarihe oturacak bir albüm.



3 - Sue Foley - "The Ice Queen "



Sue Foley abartısız ve çok doğal bir albümle karşımızdaydı.




2 - Amanda Fish - "Free"



Samahtha Fish'in kardeşinden harika bir albüm. Bu çalışma ile ilgili yazımı daha yeni yayınladım. O yüzden sözü müziğe bırakıyorum.




1 - Lindsay Beaver -  " Tough As Love"


Albüm kapağından dolayı Lindsay Beaver'ı bir punkçı sanabilirsiniz. Beaver yepyeni bir isim ama eski zamanların ayakta davul çalıp, vokal yapan bluescu geleneğini günümüze taşıyor. 






11 Mayıs 2018 Cuma

The Blues Foundation 2017'nin en iyiierini ödüllendirdi

2017'nin zirvesi: Taj Mahal ve Keb’ Mo’ birlikteliği 

Bu yıl 39'uncusu yapılan The Blues Foundation ödülleri belirlendi. Geçen yıl iki büyük usta; Taj Mahal ve Keb’ Mo’, bir araya gelerek "TajMo" albümünü yapmışlardı.  Dün belirlenen Blues Müzik Ödülleri'ne  bu ikili damga vurarak ödüle doymayacaklardı. 


Akustik Albüm: 
Break the Chain – Doug MacLeod

Doug MacLeod'un geçen yılın Haziran'ında çıkardığı albüm, işlediği konu itibarıyla da öne çıkmıştı. Aile içi şiddet ve taciz konusuna dikkat çeken şarkı sözleriyle sosyal sorumluluk da taşıyan bu çalışma akustik albüm olarak yılın zirvesine oturacaktı. 




Akustik Blues Müzisyeni: 
Taj Mahal

50 yıllık müzik kariyeriyle bir blues abidesi. 75 yaşındaki usta geçen yıl Keb Mo ile bir araya gelerek yıla damga vuran akustik blues albümüne imza atacaktı. 



Albüm: 
TajMo – Taj Mahal & Keb’ Mo’
Dostlukları çok eskilere dayanan bu iki büyük blues ustası ilk kez birlikte bir çalışmaya imza attılar. Bu birliktelikte geçen yıla damgasını vuran bir albümün çıkmasına neden olacaktı. İkilinin bu albümü bu yılın Grammy ödüllerinde de "En İyi Blues Albümü" seçilmişti. 




B.B. King Ödülü: 
Taj Mahal

Yakınlarda kaybettiğimiz Modern blues'ın büyük ustası B. B. King adına verilen özel ödül de Taj Mahal'e verildi. 




Yılın Grubu: 
Rick Estrin & the Nightcats

Alkollü içeceklerin konser sponsörlüğü yapmasına yasak gelmesi sonucu artık tarihe karışan Efes Pilsen Blues Festivali'ne 2011 yılında gelerek ülkemizde konserler vermişlerdi. 





En İyi Yeni Grup Albümü:
 Southern Avenue – Southern Avenue

2015 yılında kurulan Memphis'li grup ilk albümünü geçen yıl çıkartmıştı. Albümün çıkışıyla birlikte Billboard blues listelerine altıncı sıradan girerek, 2017'nin en dikkat çeken grubu olacaktı.



Çağdaş Blues Albümü:
 TajMo – Taj Mahal & Keb’ Mo’

Gene ikilinin albümü bir kez daha ödüllendirilmiş. Bu arada benim de resim ve video bulmaktan elim, kolum yoruldu. 




Çağdaş Kadın Bluescu:
 Samantha Fish

ABD'li gitarist, vokalist Samantha Fish geçen yıl çıkan "Chills and Fever" albümüyle  listelerde üst sıralara yükselirken adından sıkça sözettirdi. 




Çağdaş Erkek Bluescu:
 Keb’ Mo'

"TajMo" albümü çevresinde beşinci ödül ama çoğunu Taj Mahal almıştı, bu sefer de Keb Mo






Tarihsel Ödül: 

A Legend Never Dies, Essential Recordings 1976-1997 – Luther Allison (Ruf Recordings)
Blues efsanesi Luther Allison'un Ruf Record'dan 1976 ile 1997 arasında çıkan albümleri kutu set olarak geçen yıl piyasaya çıkmıştı. 7 albüm, 4 DVD ve bir büyük kitaptan oluşan set sanatçının 20 yıllık dönemini günümüze taşıyordu.





Vokalist: 
Beth Hart

Geçen yıl ülkemize de gelen Beth Hart 2016'nın sonunda yayınladığı "Fire On  The Floor" ile geçen yıl adından en çok söz ettiren isim oldu. 


 Basçı:
 Michael “Mudcat” Ward

Ronnie Earl And The Broadcasters'ın geçen yıl ki albümü  'The Luckiest Man'de çaldı.





Baterist: 
Tony Braunagel

Geçen yılın Mart ayında çıkan Coco Montoya albümü Hard Truth beğeni tahtımıza kuruluvermişti. Albümde çalan bateristi de bu yılın en iyi bageti seçilmiş.



Gitarist:
 Ronnie Earl

Yılların gitaristi Ronnie Earl grubu  The Broadcasters ile birlikte    'The Luckiest Man' albünü yaparak, tüm görkemini bir kez daha göstermişti




Armonikacı:
Jason Ricci

Armonikacı Jason Ricci grubu The Bad Kind ile birlikte geçen yıl yaptığı "Approved By Snakes" albümüyle bu ödüle layık görüldü.




Nefesliler: 
Trombone Shorty

32 yaşındaki tromboncu geçen yıl çıkardığı PARKING LOT SYMPHONY  albümüyle nefesli sazların gene ustasıydı. 





Pinetop Perkins Piyano  Ödülü
Victor Wainwright

Victor Waingwright gubu The Train ile yılın gözdesi olacaktı.







Koko Taylor Özel Ödülü
 (Geleneksel  Bluescu Kadın ): 
Ruthie Foster

Geçen yıl çıkardığı "Joy Comes Back" albümünde Black Sabbath grubunun heavy Metal klasiği "War Pigs"i blues olarak yorumlamıştı. 







Blues Rock Albüm: 
We’re All In This Together – Walter Trout

Karaciğer rahatsızlığını yenerek hayata dönen Walter Trout gene fırtına gibi esiyor. 







Blues Rock müzisyeni:
Mike Zito

2010 ve 2013 yıllarında da ödül alan gitarist, bu sefer de yılın blues rock müzisyeni olarak ödüle layık görüldü.





Şarkı:
 “The Blues Ain’t Going Nowhere”  
 Rick Estrin  

Geçen yıl çıkan "Grooviin' in Greaseland" albümünde yer alan parça



Soul Blues Albümü:
 Robert Cray & Hi Rhythm - Robert Cray & Hi Rhythm

Robert Cray her dönem şaşırtmıştır ama bu sefer gönlünde yatan aslanı cesurca çıkardı galiba.



Soul Blues Kadın Müzisyeni:
 Mavis Staples

Yılların müzisyeni ve tabi siyah hakları savunucusu, eylemci




Soul Blues Erkek Müzisyeni: 
Curtis Salgado
O bir Blues Brothers



Geleneksel Blues Albumü: 
Right Place, Right Time – Mike Welch and Mike Ledbetter

Geçen yıl çıkan albümlerde benim bir numaramdı. Özellikle Mike Ledbetter'in vokaliyle tanışmak olağanüstüydü.




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...