Layla Zoe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Layla Zoe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2023 Perşembe

Blues vokalinin Rapunzel'i

 


İlk duyduğumda çok etkilendiğim ve neredeyse 2009'dan beri takip ettiğim son dönemlerin en başarılı bulduğum beyaz blues kadın vokali olduğunu söyleyebilirim, Layla Zoe için.   Janis Joplin vari çığlıksı haykırışlara uzanan bu ses ilk duyduğunuzda sizi ister istemez kavrıyor. 

 Layla Zoe'un yeni albümü "Back to the Spirit of 66"ı dinlemeye başladığımda aklıma gelen ilk şey, iyiyi hep es geçtiğimiz oldu. Böyle güçlü bir ses nedense hak ettiğince fark edilmiyor.  


Masallar hep çocuklar için yazılmış sanılır ama bana kalırsa hiç öyle değildir. Bir çoğunu çocukken dinlemişizdir ama asıl önemleri yıllar sonra anlaşılır. Öyle ya, çocuk dünyasında Rapunzel diye bir kız sevgilisini uzun saçlarıyla niye odasına alsın ki? Aklınıza hemen iç gıcıklayıcı şeyler gelmesin ( ama o da göz ardı edilemez ya neyse) bu sadece sevgi ile alakalı olabilir. Hangimiz gençlik döneminde gizli gizli sevgilimizle buluşmak zorunda kalmamışızdır ki? O yüzden bu Rapunzel masalı sadece bir çocuk masalı değildir,   yetişkinlik hatta yaşlılık dönemimizde de önemi daha da artan bir öyküdür. Kim bilir bazı aklı evveller bu güzelim kurguyu çocuklara yönlendirerek, iki yüzlülüklerini gizlemeye çalışmışlardı, büyük ihtimalle. 

Sözün özü Rapunzel güzel bir öyküdür. Hele ki o saçlarını sevgilisine merdiven eden kızın çizimi de, bir çizer olarak beni ziyadesiyle keyiflendirir. O kahrolası çocuk eğitiminde kullanılan masallar, yetişkinliğimde benim karmaşık çizimler yapmama sebep oldu belki de ama sırf bu yüzden bile minnettarım o pedagojiye. 

Kramp grubunun en sevdiğim parçası "Saçlarımız uçuşsun rüzgarda" diye başlayan "Sen ve Ben" şarkısındaki gibi uçuşan saçlarıyla bir Rapunzel bundan on küsur yıl önce hayatıma girdi. Ama bu sefer kaçamak bir buluşmadaki sevgili değildi; O saçlar blues rock vokaline merdiven olan Rapunzel saçlarıydı. 

İlk duyduğumda çok etkilendiğim ve neredeyse 2009'dan beri takip ettiğim son dönemlerin en başarılı bulduğum beyaz blues kadın vokali olduğunu söyleyebilirim, Layla Zoe için. Artık ne mene bir giriş yaptıysam, kendi kurduğum cümlenin içinde neredeyse ben boğulacaktım... Ancak Layla Zoe'nun ayrıcalıklı sesini başka türlü vurgulayamayacaktım. Diklere çıkıp, bir anda Janis Joplin vari çığlıksı  haykırışlara uzanan bu ses ilk duyduğunuzda sizi ister istemez kavrıyor. 

 


Layla Zoe'un yeni albümü "Back to the Spirit of 66"ı dinlemeye başladığımda aklıma gelen ilk şey, iyiyi hep es geçtiğimiz oldu. Böyle güçlü bir ses nedense hak ettiğince fark edilmiyor. Bunda kendimi de suçlu hissetmiyor değilim, onu da bir kalem söyleyeyim hani. 

Kanadalı Layla Zoe'nun bu 17. albümü olup, Belçika'daki "Spirit of 66" adlı mekanda verdiği konserin kayıtlarından oluşuyor. Kanada doğumlu olsa da Hollanda'da yaşayan sanatçı bu konseri 2022 tarihli "The World Could Change" albümünün tanıtım turnesi kapsamında vermiş. 

Albüme Beatles'ın "Golden Slumber" parçasını akapella olarak yorumlayarak başlayan Zoe, bir klasik parçanın saf sesle kişiliğini imza olarak nasıl konulabileceğini fena halde gösteriyor. Ardından gelen "Dark Heart"da gitarın ritmik tınısı kalp atışı gibi bizi sarıp sarmalıyor. Dünya değişebilir hatta değişmeli ama o gene bildiğini okuyor ve biz Layla Zoe'nun sesinden "The World Could Change" ile semaya gene de "Dünya Değişebilir" diye yazıyoruz. Gitarist Krissy Matthews, Layla'nın sesine çok iyi uyan bir tını yakalamaya devam ediyor. Teatral dokunuşlu yumuşak tonlu bu parçada kimi zaman ritim kimi zaman solo ile fena halde örüyor.  Albümde bas gitarları da çalan Paul Jobson aynı zamanda klavyede de yerini alıyor ve "Praying Kind"da çok özel bir org duygusu yakalıyor. Gospel tadındaki bu parçada gitarist Matthews, Dire Straits güzelliğinde yumuşak tonda aklımızı alıyor. 

Albüme başladık ama hep böyle yavaş tempoda  mı devam edeceğiz derken başlayan "Leave You for Good" ile biraz hızlanıyoruz. Bu arada parça biraz volum yükseltince hem Layla Zoe'nun sesine  daha iyi erişiyor hem de gitaristin sololarından keyif alıyoruz. Bu arada davulcu Felix Dehmel'in de hakkını vermeliyiz. Sonrasında "Susan" ile piyano ve vokal konseptinin keyfine varıyoruz. Devamında gelen "Weakness" ile ortam bir anda Black Sabbath vari bir blues'a dönüyor. Tony Iommi'ye selam gönderen bu parçadan sonra gelen "Ghost Train" ile hard ve heavy tınılarında bir ruh haline giriveriyoruz. Parçanın sonuna doğru baterist Felix Dehmel çılgın solosuyla varlığını hissettiriyor. Adından grup elemanlarını tek tek tanıtam Layla Zoe, "Roses and Lavender"a başlıyor. On dakikalık bu parçada gitara doyuyoruz, tabi alt yapıda akan klavye ve kamçı gibi çimdik atan davulu da es geçemeyiz. "Watch What You're Doing" ile devam eden konser, 14 dakikaya yaklaşan " Brother" ile bir pop rüzgarında kalıveriyoruz ana ne yapalım ki ses güzel. 

Gary Moore'un "Still Got The Blues"unu andıran bir girişle başlayan "We're All the Same" ile sona doğru yaklaşıyoruz. Ve ardından gelen "He Loves Me" ile albümü sonlandırıyoruz. 

Layla Zoe harika ve sınırların ötesinde bir ses. Öyle ki onu sadece blues ile de sınırlandıramayız. Akla gelen her tarzda vokaliyle imzasını atar. Bu kadar ani sesini değiştirebilecek denli bir ses armonisine sahip biri yeryüzümüzde olur olmaz bulunamaz. Bu konser albümüyle Layla Zoe alemine dalmanız mümkün değil ama ses renginin çeşitliliğini görmeniz için ideal bir buluşma imkanı. 

Aptulika



26 Aralık 2018 Çarşamba

15 Albümde 2018'in En İyi Kadın Bluescuları




15 - "Sister Mercy - "Diamonds"



Los Angeles'li grup April Brown'ın solisti 




14 -  Peggie Perkins - "Influences 





Peggie Perkins blues'tan caz'a kadar aranılan bir vokalist. Bessie Smith, Nina Simone izlerini süren Peggie Perkins, caz ve blues klasikleri konusunda inanılmaz genişlikte bir repertuara sahip




13 - Janiva Magness  - "Love Is An Army"



Geçen yıl çıkan EP (kısa albümü) beni daha çekmişti. Ancak bu yazıyı hazırlarken albümü tekrar dinlediğimde bu albüme haksızlık edip, 13. sıradan başlattığıma biraz üzüldüm hani. Gitarist Dave Darling'in prodüktörlüğünde çıkan "Love Is An Army" kan kırmızı kapağı ve mikrofonun el bombası haline gelmiş görüntüsü sizi yanıltmasın, bu Magnes'in savaşlara ve politik ortama duyduğu tepkinin yansıması. 






12 - Rory Block - "Confessions Of A Blues Singer"


Rory Block bir nevi zaman makinesi ile 1920'lere gitmiş. Klasik Delta bluescular gibi tek çekim kayıt yapmış. Solo ve akustik köklere bir geri dönüş.


11 - Maria Muldaur - "Don't You Feel My Leg" 
50 yıllık müzik kariyeriyle Maria Muldair, 41. albümünde bana çok güzel geldi. Yer yer caz tadına da varan eski tip güzel bir blues albümü.





10 - Shemekia  Copeland - "America's Child"
Shemekia Copeland'la uzun bir aradan sonra tekrar buluşmak güzel oldu ama itiraf edeyim ki eski zamanlarda dinlediğim kadar dinleyemedim bu albümü. Sanki Shemekia'nın Teksaslı yanı ağır basıyor gibi ve kapaktan da belli olduğu gibi ABD vurgusu kuvvetli. Trump'ı destekliyor mu bilemem.




9 - Vanja Sky, Mike Zito, Bernard Allison - "Blues Caravan"

Vanja Sky bu yıl ilk albümü  "Bad Penny"i çıkartmış genç bir kadın gitarist. Ruf Records daha önceden başka yeni kadın gitaristlerle yaptığı "Blues Caravan" dizisini bu sefer de Vanja Sky ile sürdürmüş. Gene Mike Zito ve Berdard Allison bu sefer de Vanja ile sahnedeler. 



8 - Marcia Ball - "Shine Bright"


Maria Muldair'den sonra müzikte bir başka elli yıllık abide. Piyanist, şarkı sözü yazarı ve vokalist Marcia Ball'ın efsane blues plak şirketi Alligator Records'tan çıkan "Shine Bright".



7 - Zoe Schwarz - "The Blues And I Should Have A Party"

  Zoe Schwarz'la beni tanıştıran müzik yazarı sevgili dostum Cenk Akyol oldu. O günden bu 4 albümüyle dinledim. Bu yıl da beşinci albüm ile devam ediyorum. 



6 - Ana Popovic - "Like It On Top"
Ana Popovic'in bu albümü açıkcası İstanbul konserinden önce beğeni sıralamamda  daha gerilerdeydi. O konserden sonra albümün Popovic'e müzikal olarak çıta atlattığına karar verdim. Bunda prodüktör olarak Keb' Mo'nun dahiliği de es geçilemezdi. Ben elbetteki daha önceki blues rock ağırlıklı havayı seviyordum ama bu albümdeki soul etkisi Ana Popovic'in hedeflediği yermiş ve buna da "Like It On Top" albümüyle başarıyla ulaşmış diyebilirim. 




5 - Layla Zoe - "Gemini"

Güçlü sesi ile Janis Joplin ekolünü günümüze taşırken, kendi imzasını da koyabilen Layla Zoe albümlerini iple çektiğim  bir bluescu.  Sanatçı son çalışması "Gemini"de ikili bir albümle karşımıza çıkmış. Birinci albümde akustik blues , ikinci albümde ise elektrik blues çalışmalarıyla. 



4 -  Beth Hart - "Live At The Royal Albert Hall"


Beth Hart bu yılı iki konser bir de Joe Bonamassa ile birlikte yaptığı üç albümle doldurdu. Yılın sonuna doğru çıkan Royal Albert Hall konseri tarihe oturacak bir albüm.



3 - Sue Foley - "The Ice Queen "



Sue Foley abartısız ve çok doğal bir albümle karşımızdaydı.




2 - Amanda Fish - "Free"



Samahtha Fish'in kardeşinden harika bir albüm. Bu çalışma ile ilgili yazımı daha yeni yayınladım. O yüzden sözü müziğe bırakıyorum.




1 - Lindsay Beaver -  " Tough As Love"


Albüm kapağından dolayı Lindsay Beaver'ı bir punkçı sanabilirsiniz. Beaver yepyeni bir isim ama eski zamanların ayakta davul çalıp, vokal yapan bluescu geleneğini günümüze taşıyor. 






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...