13 Ocak 2024 Cumartesi
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 218
22 Eylül 2023 Cuma
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 213
29 Nisan 2023 Cumartesi
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 204
Gwendolyn Brooks
"Maud Martha"
Yeni tanıştığım ABD'li siyahi kadın yazar Gwendolyn Brooks, aslında bir şair, "Maud Martha" da yazdığı tek roman. Okuduktan sonra yana yakıla başka romanlarını da okumak istiyorsunuz ama her şey bu tek kitapla bitiyor... eğer şiirleri dilimize çevrilirse bu boşluğu doldurabiliriz. Kansas doğumlu Brooks 1950 yılında Pulitzer ödülünü kazanan ilk siyahi (Afro Amerikan) şair olmuş. 1953 yılında da bu tek romanı olan "Maud Martha"yı çıkartmış.
"Maud Martha" bana Sevgi Soysal'ın "Tante Rosa"sını hatırlattı. Her iki romanda da yazarların yaşamıyla izler var; birinde ABD'li bir siyah, diğerinde de sarışın bir kadın. Yani her ikisinde de toplumun genelinde öteki kalmak. İkinci romanında Sevgi Soysal bunu çok güzel bir akıcılıkta sunmuştu. Açıkcası Gwendolyn Brooks da bir hayatı öyle güzel bir akıcılıkta anlatıyor ki, su içer gibi okuyorsunuz. Burada yazarın şair olması da dilin şiirsel bir akıcılıkta sunulmasına neden olmuş.
Siyah bir kadının 1920'lerden 1940'lara kadar süren olgunlaşma süreci aktarılırken ırk, sınıf ve toplumsal cinsiyet meseleleri de işlenmiş. Bu yapılırken "beyazlar bizi şöyle eziyor." türünden bir yaklaşım yerine mizahı ve ironiyi kullanmış. Irk ayrımcılığı, yoksulluk, savaş (1) ve bir de buna eklenen evliliğinin yarattığı hayal kırıklığına rağmen Maud Martha mutsuz bir kadın değildir. Yaşadıklarına rağmen hayattan mutlu anlar çıkarmayı başaran bir kadındır.
Bu arada Maud Martha siyahi bir kadındır ama ırk ayrımında sadece beyazlarla değil, daha açık tenli siyahların önyargılarıyla da mücadele etmek zorundadır. Siyahların arasındaki bu ten rengi hiyerarşisi de Brooks'un romanında çok güzel verilmekte.
Aptulika
(1) Maud Martha romanındaki savaş yılları: İkinci Dünya Savaşı yılları. Romanda bir bölümde gıda kısıtlılığından bahsedilir ve ekmeğin karneyle satıldığı vurgulanır. Yahu biz o savaşın neredeyse göbeğinde yer aldık, iki arada bir derede savaşa girmedik ama yoklukları yaşadık. Ama be kardeşim okyanus ötesindeki ABD'de bile o savaş yıllarında ekmek karnesi olmuş. Aradan nerdeyse yarım asırdan fazlaca zaman geçti bizim sağ politikacıların İnönü'ye çamur atmak için ekmek karnesi dillerinden düşmüyor... Hatta şu an bile.
26 Kasım 2022 Cumartesi
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 199
O konserden sonra bu parçayı Selda'nın "Vurulduk Ey Halkım" LP plağında duyduğumda vazgeçemediğim bir şey haline gelecekti. Bu şarkının Hasan Hüseyin'in şiirinden bestelenmiş olduğunu da anlayınca hemen birbiri ardına kitaplarını alacaktım. İlkönce o dönem üç baskı yapmış olan "Acıyı Bal Eğledik" ile başladı yolculuğum. Ardından "Filizkıran Fırtınası" ve "Kelepçemin Karasında Bir Ak Güvercin" derken o efsanevi "Kavel" kitabı gelecekti. Kavel bir fabrikanın ismi ve burada yapılan grevi bizzat işçilerin arasında o direnişe katılarak bir şiire ve nihayetinde bir destana dönüştürmüştü, Hasan Hüseyin.
28 Mart 2021 Pazar
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 168
Carson McCullers ile iki ay önce bir tanıştım ve ardı ardına kitaplarını birbiri ardına götürdüm. Her şey bir tesadüf eseri "Altın Gözde Yansımalar "romanını elime almamla başladı. Açıkcası bir iki sayfaya söyle bir baktıktan sonra sıkılarak, bırakacağımı bile sanmıştım. İtiraf edeyim ki bu tip kitap isimleri beni gıcık edecek nitelikteydi. Hoş bunların hepsi de İngilizce orijinaline sadık olarak yapılmış Türkçe çeviri başlıklardı.
"Altın Gözde Yansımalar"ın ardından hikaye tarzında kaleme aldığı "Küskün Kahvenin Türküsü" ile devam ettim. Kitapla aynı adı taşıyan bir nevi novella diyeceğimiz uzun öykü gene de bir roman tadındaydı. Bana kalırsa Carson McCullers kelimenin tam anlamıyla bir romancı, hikaye hiç onun işi değil. Zaten yazmaya kalktığında da hikaye ister istemez roman oluyor.
Bu iki kitabın ardından Güney Amerika'dan insan galerisi diyebileceğim, "Kadransız Saat" romanını okuyacaktım. Bu üç kitabın ardından da en son olarak "Yalnız Bir Avcıdır Yürek" romanını okudum. Böylelikle de yazarın dilimize çevrilmiş bütün eserlerini okumuş oldum. Ben her ne kadar en son bu kitabı okumuş olsam da bu roman yazarın ilk eseriymiş. Kitabın bana göre tek handikapı romanın kahramanlarının sayıca bolluğu oldu. Diğer eserlerindede bol karekter olsa da en çok beş karektere yoğunlaşıyordunuz. Burada ise kahramanlar o kadar bol ve öyküleri birbirinin içine geçiyor. Bu oldukça keyifli ama kitap vaktinizi fazlasıyla alıyor. Bunca kahramana rağmen herkesin sevgi ve saygısını kazanan sağır adam toparlayıcı etkide. Bir de siyahi bir doktor var ki, oldukça ilgi çekici, Marksist dünya görüşüne sahip bu doktor çocuklarından birine de Karl Marks adını vermiş. Romanın 14 yaşlarındaki kız karekteri ise bizzat yazarın kendisi. Zaten bu yüzden "Yalnız Bir Avcıdır Yürek" romanı aynı zamanda yazarın otobiyofrafisi gibi de.
Aptulika
20 Şubat 2021 Cumartesi
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 166
İlk defa dinlediğim ve beğendiğim bir grup olursa, hemen onların bütün albümlerini merak eder ve dinlerim. Bu hiç kuşkusuz bütün eski kuşak rock dinleyicileri için takıntılı bir alışkanlıktır. Bende bu takıntı sadece müzikle sınırlı kalmıyor, kitaplarda da sürüyor. Üç hafta önce elime geçen Carson McCullers'in "Altın Gözde Yansımalar" romanının ardından "Küskün Kahvenin Türküsü" isimli öykü kitabını da okuyacaktım. Bu hafta da yazarın "Kadransız Saat" romanını okudum. Şimdilik bu yazarın dilimize çevrilmiş bir kitabı daha var ama kendimi tedavi etmek adına okumamak için şimdilik direniyorum, sonuç ne olur, açıkcası tam bilemiyorum.
Geçen hafta McCullers'in "Altın Gözde Yansımalar" isimli romanını tanıtmıştım. Bu hafta yer verdiğim " Kadransız Saat" ise yazarın 1961 yılında yazdığı son romanıymış. Benim başlangıç yaptığım "Altın Gözde Yansımalar" ve ardından okuduğum "Küşkün Kahvenin Türküsü"ne bakarsam, bu roman bir kreşendo etkisinde gümbür gümbür bir finale yakışıyor. Şimdi romana girmeden önce yazarla ilgili biraz bilgi vermem gerektiğini düşündüm. Hoş geçen haftaki yazımda da biraz bahsetmiştim ama yayınevinin tanıtımından ufak bir alıntıyla biraz daha tanıtmam gerektiğini düşündüm. Buyrun o tanıtım yazısından alıntıyla Carson McCullers:
"1917 yılında Georgia’nın Columbus şehrinde doğdu. Beş yaşından itibaren piyano dersleri almaya başladı. 17 yaşında New York Juilliard School of Music’e müzik eğitimi için gitti, ancak okula devam etmeyerek kendini yazı çalışmalarına verdi. Columbia ve New York Üniversiteleri’nde yaratıcı yazım dersleri aldı. Story dergisinde öyküleri yayımlandı. 1937 yılında pek başarılı olmayan bir yazar olan Reeves McCullers ile evlendi. 30’lu yaşların başında geçirdiği felç nedeniyle sol tarafını kullanamayan McCculers 1967 yılında öldü."
Kitabı okuduktan sonra bir arkadaşıma önerirken kitabın kapağını göstererek soldan sağa romandaki ana kahramanları birer birer saydım. Arkadaşımda bana, "Ben böyle romanı tek çizimde sunan kapak görmedim." diyerek nazire yapacaktı. Kitap kapağı, ilgimizi çekmek ve merak uyandırmak içindir ama romanı bütünüyle anlatması beklenmez. Bu kapakta da öyle, okumadan önce baktığımızda, hafif soyut denilebilecek ve renklerle ifade edilmiş dört figür karşımızda arzı endam ediyor. Bu görüntü açıkcası romanla ilgili merak uyandırmak dışında bir bilgi vermiyor. Kitabı okuyup bitirdiğinizde ise karşınızda romanının resimsel özetini buluyorsunuz. Özellikle İş Bankası kitaplarının kapaklarını yapan Birol Bayram'ın bu ustalığını kutlamak isterim.
Carson McCullers 1961'de yazdığı bu son romanında ABD’nin Güney ve Kuzey eyaletleri arasındaki çatışmanının iç savaş sonrasında da bir kopuşu andırır şekilde sürdüğü 1950'li yılların tutucu ve gerici Güney eyaletlerinden birine gidiyoruz. Dört karekterin üzerinden akan roman ırk, sınıf ve adalet konusuna derin bir bakışı sunuyor. Georgia eyaletinin küçük bir kasabası olan Milan'da 1950'lere gelinmiş olsa da ırk ayrımı hala hayatın akışındadır. Güney'in muhafazakar ortamında kasabanın dört insanının yaşama bakışları ve sınıfsal konumları farklı olsa da romanın akışı içinde hayatları birbirine bağlanır. 70'li yaşlarında eskilerin dirayetli siyasetçisi Fox Clane, tam anlamıyla Güney'in gerici değerlerinin savunucusu. Fox Clane her ne kadar eski dönemlerdeki gibi şahin olamasa da siyah ile beyazın aynı okullara gittiği Kuzey eyaletlerindeki değişime direniyor ve bir yandan da Güney bayrağının ilan edeceği bağımsızlık hayallerinde. Eski siyasetçi Yargıç Clane her ne kadar siyasete bir şahin olarak dönmenin düşleri içinde olsa da çok sevdiği torunu Jester ise ondan çok farklı düşünmektedir. Torun Jester'ın da yakınlık kurduğu mavi gözlü siyahi genç Sherman Pew ise ait olduğu yeri bulmaya çalışan biri. Dördüncü karekter ise orta yaşlarına gelen J.T. Malone. Bir eczacı olan J.T. Malone, hiç beklemediği bir anda kanser olduğunu öğrenenen biri. Yaşlandığını hisseden Malone, bir de bir senelik ya da 15 aylık bir ömrü kaldığını öğrenecektir. Yargıç Clane'in yakın dostudur ama o kadar şahin değildir ama adalet konusunda da çok ilgili olmayan sıradan bir Amerikalıyı simgeler gibidir.
Yukarda kısaca anlattığım bu dört karekterin iç içe geçen öyküleriyle ABD'nin ırk ayrımı, sınıf çelişkileri, tutucu - ilerici çatışması, hak ve adalet konuları çok güzel işleniyor.
Aptulika
13 Şubat 2021 Cumartesi
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 165
20 Aralık 2020 Pazar
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 157
(5. Baskı: 2020)
28 Kasım 2020 Cumartesi
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 153
(2020)












