"The Circus and the Nightwhale" etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
"The Circus and the Nightwhale" etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2024 Pazartesi

Steve Hackett, "The Circus And The Nightwhale"ı Anlatıyor - YAZI 6



Steve Hackett'ın yeni çıkan albümü "The Circus And The Nightwhale"ı çok sevdim ve bölümler halinde yazılar yazdım. Açıkcası kafanızı bayağı ağrıttım. Bir çoğunuz, "Nerden çıktı şimdi bu!" demişsinizdir. Haksız da sayılmazlar hani, zira 5 yazı yazdım ama albümün kritiğine ancak beşinci yazıda girebildim. 

Açıkcası Steve Hackett'in bu albümünü çok değerli buldum. Bir albümü bölmeden baştan sona dinlemeyi neredeyse 25 - 30 yıldır  unutmuştum; oysa eskilerin progresif rock albümlerini böyle baştan sona dinlerdik ve bu güzelliği Steve Hackett bu albümünde bana tekrar yaşattı. O nedenle ben de uzun uzun yazmak istedim. Peki kim okudu derseniz, 15 hadi bilemedin en kabadayısı 40 tıklama yapmıştır... Yani buna uygun bir deyim vardı ama şu an bütün uğraşmama rağmen bulamadım. Eğer aranızda hatırlayan varsa bana yorumdan yazabilir... Ama ben şimdilik idareten "Dağ fare doğurdu." diyeyim. 

Steve Hackett'in son albümüyle ilgili bu altıncı yazım olacak. En son yazıyı da bu albümün mimarı Steve Hackett yazacak.  www.songfacts.com sitesinde "The Circus And The Nightwhale"  albümündeki parçaları ve öyküsünü bizzat Steve Hackett anlatmış. Şimdi sizlere o yazıyı aktaracağım. Yazının orijinalini alttaki linkten okuyabilirsiniz:

https://www.songfacts.com/blog/writing/steve-hackett-circus-and-the-nightwhale-track-by-track

Evet şimdi Steve Hackett'in anlatımıyla  "The Circus And The Nightwhale"  albümü...

 Hackett, "The Circus And The Nightwhale"ı parça parça inceleyerek albümdeki 13 parçanın tamamının arkasındaki ilhamı açıklıyor ve bize albümün ana karakterinin arka planını anlatıyor.




STEVE HACKETT, 

"The Circus And The Nightwhale" 

Albümünü Anlatıyor


PEOPLE OF THE SMOKE

Yıkımla dolu bir gerçeklikte başlıyor. Çok karanlık. Londra'da o günlerde güneşi nadiren görürdünüz, hava o kadar kirliydi ki. Artık inanmak neredeyse imkansız görünüyor.


Aşağı koridorda düşmüş

Sis sokakta, duvarlar çalıyor

Buhar alevi, çığlık treni, tütün yolu


Saat bir kez daha çaldığında 

Dumandan insanlar gelir gider


Bulut fabrikası, gri bir  parfüm

Kızıl yılanlar ayın altında kayıyor 

Gecenin sirenleri , oyna bombalar altında 


Saat bir daha çaldığında

Dumandan insanlar gelir ve gider


Güneş parladığında ışık parıltısı

Lunapark uçtuğumuz harikalar diyarı


Kirli bir  bakış, sana söyleneni yap

Efendilerine boyun eğ, eski İmparatorluğun

şafak vakti asılıyken bir bebek doğuyor


Saatin zili bir vuruş daha çaldığında

Dumandan insanlar gelir gider



THESE PASSING CLOUDS

Sonra "These Passing Clouds" adlı enstrümantale geçiyoruz. Bu bir bakıma kirliliğe işaret ediyor ama aynı zamanda zamanın geçip gitmesinin geçici doğasına da işaret ediyor.


 

TAKING YOU DOWN

"Taking You Down" parçası ben 9 yaşındayken çocukluk arkadaşımla tanışıp, haytalık dünyasına adım atmamın öyküsü anlatılıyor.  

Bu bir rock şarkısı; bunu Nad Sylvan söylüyor. Diğer vokalist Amanda Lehmann ile yaptığım diğer işler. Bu aslında genç yaşamla ilgili ve bir dakika birisinin en iyi arkadaşın olduğu ve bir sonraki dakika senin işini bitirmek istediği zamanlardan geçiyorsun. Okuldaki genç yaşamın bu tür bir yönü.



FOUND AND LOST

Klasik gitarla bir geçiş ve  "Found And Lost" gerçekten de ilk aşkla ilgili çok kısa bir parça; o an harika görünüyor, sonra devam ediyor.

 

ENTER THE RING

Bir sonraki parça, Genesis'e daha çok benzeyen "Enter The Ring". Şarkı sözleriyle Genesis grubu öncesi dönemimden ve Genesis'le geçirdiğim zamandan, bunun ne kadar heyecan verici olduğundan bahsediyor. Daha sonra, daha kısıtlayıcı hale geldikçe, müzik bir dönüşe geçiyor ve bir tür "panayır boyunca yanan orman yangını" hissine yöneliyor; mekanik orgların ve "Victoriana"nın sesi.

Pek çok şey kısa sürede oluyor; olaylar kısa hikayeler halinde oluyor. Daha proggy bir parça. Burada kardeşim var, o da bize flütüyle katılıyor.

 

GET ME OUT

"Get Me Out!" bir çeşit yavaş vals, bir "ölüm dansı". Ama bu neredeyse rock müziğin kara filmle buluşması ve " Perry Mason Teması" dahil her şeyin etkisi . Bu her zaman hoşuma gitmişti; çocukken bunu ilk duyduğumda hep çok korkmuştum.

"Get Me Out - Beni Çıkarın!", atlıkarıncadan inmenin bir zamanı var, döner kavşaktan inmenin bir zamanı var ve Genesis'teki zamanım sona yaklaşıyordu, bu yüzden gerçekten bunu anlatıyor. Grupla turneye çıktığımda hayatımda olup bitenleri tartışmak için "sirk" terimini kullanıyorum. Yolda bir sirk var, buna hiç şüphe yok.



Travla

Şimdi burada bir antiparantes koyalım ve albümdeki ana karaktere yani Travla'ya bir bakalım:

 Albümün ana karakteri Travla adında genç bir adam. Hackett'ı temel alıyor ancak bazı değişiklikler içeriyor. Steve şöyle açıklıyor: "Joseph Campbell'ın The Hero With A Thousand Faces ve The Hero's Journey adlı eserlerinden alıntılar yaparsak, her şey birinci şahısla başladığı için herkesin yaşamı kahramanca bir arayıştır. Herkesin yüzleşmesi gereken zorluklar vardır. Bu yüzden hem kişisel hem de evrensel olmasını istedim. Benim hikayem diyebilirim ama bir bakıma herkesin hikayesi. Çünkü herkesin bu zorluklarda bir benzerliği vardır."

 

 


GHOST MOON AND LIVING LOVE

Bu benimle karım JO hakkında bir aşk şarkısı.  İkimizin bir çift olarak varolması hem kişisel hem de profesyonel yaşamımda olan pek çok zorluklara rağmen gerçekleşti.


 

CIRCO INFERNO

Temel olarak enstrümantal, ama bir bakıma sirk fikrine ve sirkin hızlı ve öfkeli bir şekilde dönüp durmasına geri dönüyoruz. Tüm sololar aşırı hızlı olduğundan müzik salvoları ateşleniyor.

Yine oldukça kısa bir şarkı, çünkü hoş karşılanmaması için her şeyi oldukça kısa tutmaya çalıştım. Albümün 45 dakika olmasının sebebi de bu. Normalde bundan çok daha uzun bir şey yapardım ama kısa, öz ve konuya odaklı olma niyetindeydim.



BREAKOUT

"Breakout", dana önce yer alan "Get Me Out - Beni Çıkarın!" fikrinin devamı niteliğindedir.  Bu bir kaçış ama kendi kimliğini kaxanmakla  ilgilidir. Bu özgür olmakla ilgili. Tüm bu nedenlerle özgürlüğe ve yaratıcılığa sahip olmak için.


ALL AT SEA

"All At Sea", "Nightwhale"den önce gelir, yani balina tarafından yutulmayı anlatan bir tür müzikal fırtınadır.


INTO THE NIGHTWHALE

Albüm kapağında bir sirkin bir balina tarafından yutulması gösteriliyor ve bu da elbette Yunus'un öyküsünü (Yunus ile Balina'nın İncil'deki öyküsü) ve Pinokyo'nun öyküsünü de yansıtıyor.

Bu, en karanlık ve en zorlu anlarda hayatta kalmaya çalışma fikridir. "Into The Nightwhale" gerçekten bunu anlatıyor. Bu gerçekten bu korkunç şeyin üstesinden gelme ve sembolik olarak hayatta kalabilme ve bunu başardığı için daha güçlü olma fikri. Böylece tüm bu şeyler - kahramanca arayış, en karanlık korkularınızla yüzleştiğiniz ve en zor kararlarda ve zorluklarda her şeyi yaptığınız o aşkın anı.



WHEREVER YOU ARE

Bu gerçekten bir rock şarkısı ile bir aşk şarkısının karışımıdır. Yine, bu daha çok eşim ve benimle ilgili ve biraz da felsefi: yaşama nedenleri, kim olduğun ve kiminle birlikte olduğun. Onların hepsi.

Ne için yaşıyoruz, neden çabalıyoruz?

Arzu sınır tanımaz, aşkın çığlığı için yaşar m?

 

 

Bir şarkı Dünyanın uçlarına gidebilir mi

Bir anın aynası, bir evrenin hayaleti


Ayın ve yıldızların gözlerinde parladığı yerde

Kalplerimiz hâlâ zamanın ötesinde atacak mı?


Kahkahaların yankıları, elinizin dokunuşu

Kumdaki taneleri yıkayan dalgalar


Ötesi, öteleri...


Ayın ve yıldızların gözlerinde parladığı yer

Zamanın sınırlarının ötesinde hâlâ atacak mı kalplerimiz?


Dünyanın ve ateşten duvarların ötesinde,

nerede olursan ol, seni buluyorum


Ayın ve yıldızların gözlerinde parladığı yerde

Kalplerimiz hâlâ zamanın ötesinde atacak mı?


 

WHITE DOVE

Sonundaki "White Dove" sadece saf akustik gitardır - naylon gitar. Onu bir "Beyaz Güvercin" gibi  saf bir ruh olarak düşünmeyi seviyorum. Bu bireyselleşme ve bir şeyi diğer müzisyenlere veya şarkıcılara devretmeyeceğiniz noktaya kadar ayrıştırma fikri. Bu benim işim . Sonuçta manevi olarak düşündüğüm bir şey bu.

 

https://www.songfacts.com/blog/writing/steve-hackett-circus-and-the-nightwhale-track-by-track






Steve Hackett - "The Circus and the Nightwhale" YAZI 5



"The Circus And The  Nightwhale", Steve Hackett'ın Genesis grubuyla yaptığı kariyerinin haricinde solo olarak yaptığı otuzuncu albüm olmakta. Bu aynı zamanda sıradan bir çalışma olmanın ötesinde baştan sona konsept bir öyküyü sunarken, gitaristin hayatından izler veren bir otobiyografiyi de bizlere sunuyor. Dünya Progresif Rock tarihine oturmuş bir müzisyenin bunca albüm ve yetmişini aşan ömrüyle hayatını müzikal olarak bizlere sunuyor olması elbetteki heyecan verici.  

"The Circus And The Nightwhale" madem birbirini takip eden konsept bir albüm, o halde biz de işin büyüsünü bozmadan tek sırasıyla parçalara bir kulak verelim.


1. “People of The Smoke”

Steve Hackett'in çocukluk dönemi ve 2. Dünya Savaşı henüz bitmiş. Albümün açılışını yapan "People of the Smoke", bizi 1950'lerin savaş sonrası Londra'sına götürüyor.  Steve'in Battersea'de büyüdüğü evin penceresinden elektrik santralı görünüyor. Bu santralı sizlere hatırlatmam gerekirse, aklınıza Pink Floyd'un "Animals" albümünün kapağını getirin derim. Pink Floyd'un kapağına manzara oluşturan o ikonik elektrik santralı ve savaş sonrası Londra'nın puslu ortamında geçen bir çocukluk.  Savaş bitmiş ama baskısını hala yaşayan bir şehir Londra. Bu yüzden parça bu ortamı veren bir ses kolajıyla başlıyor.  O eskilerin  radyolarındaki kanal arayışlarındaki gibi kesintili sesler,  ardından gelen bir bebek ağlaması, onu takiben annevari bir kadın sesi ve bir buharlı tren sesi ile ortalığı bir duman bulutu sarıveriyor.  Trenin raylarının sesi ile oluşan ritim bizi maceraya adım attırıyor.  Savaşın yıkımından sonra doğan çocuk, o parçanın başındaki bebek ağlaması efektiyle verilirken, albümün kahramanı Travla'nın  öyküsü de başlıyor. Bu aynı zamanda buharlı trenlere çocukluğundan tutkun olan Steve Hackett'in hayatı aynı zamanda. 


Senfonik etkide bir müzikal girişten sonra Hackett'in gitarı bizi buyur ediyor. Bu sefer trenin raylara dokunan ses ritmi bateriye devrediliyor. Hackett'in ve Nad Sylvian'ın vokalleri ile koro bölümlerinde harika bir etki sağlanırken, bateri ve gitar bizi muhteşem bir atmosfere sokuyor. Artık ister istemez bir destansı filmin içine giriyoruz. 




2. “These Passing Clouds” 

Ardından orkestral bir yapı üzerine Steve Hackett'ın  elektro gitar ile işlediği  kısa bir enstrümantal bölümle sakin bir ortama giriveriyoruz ama gene de bu sakinlik ilerde parlayacak kasırgaların da habercisi gibi. 



3. "Taking You Down" 

Harika bir geçişle öyküye devam ediyoruz. Nad Sylvan'ın vokalinin ardından Rob Townsend'in saksafon solosu bir feryadı anlatır gibi. Sona doğru Hackett'in karmaşık soloları akıyorken progresif bir orkestral ana geliyoruz. Öykümüzde artık Travla'nın bir arkadaşı vardır. O çocukluk yıllarını zorlu maceralara sokacak olan acımasız, hayta bir arkadaş. 




4. "Found and Lost

Yumuşak tonda bir orkestral ortamın üzerine Steve Hackett'in klasik gitarla yaptığı dokunuşların ardından biraz blues etkili armonika ile  Steve'in harika yumuşaklıktaki vokaliyle kendimiz kısa bir balad'a bırakıyoruz.  




5. Enter the Ring

Bu sefer Amanda Lehman'ın vokali ve koro ile birlikte harika ve uzun bir girişle biraz Yes grubunun havasını hissediyoruz. Bu albümde farklı türler cesurca bir araya getirildiği gibi progresif rock gruplarına da selam gönderen kolajlar mevcut. Zaten dinlediğimiz parçada Yes etkisindeki koral havadan bir anda müzik kraşendo etkisinde yükseliyor ve çalmaya başlayan flütle değişen melodi bir anda Jethro Tull'a selam gönderir gibi. Bu arada can alıcı bu flütü Steve Hackett'in kardeşi John çalıyor. Parçanın sonuna doğru müzik bir panayır havasına dönüyor. Bu da demektir ki Travla, yaramaz arkadaşının peşinden bir lunaparka ve tabi sirke doğru yol alacaktır.


 


6. Get Me Out"

Travla karekterinin maceralarının sonucu ödeyeceği bedelin anlatıldığı bu parçada ilk bölümde Steve Hackett'in vokaliyle sunduğu güzel bir meldide giderken ikinci bölümde Hackett'in gitar gösterisi başlıyor. Burada gitarın değişik soloları  akarken Travla'nın karmaşasını hissediyoruz. Sona dğru gene ana melodiye bir senfoni etkisinde dönüyoruz. 




7.  "Ghost Moon and Living Love "

Amanda Lehman'ın sunduğu göksel koro girişiyle başlıyor. Handel'in izlerini süren bir oratoryo etkisindeki girişten sonra parça başlıyor. Güzelim bir vokalle devam eden parçanın arasında giran gitar soloları bizi 1970'lerin progresif rüzgarlarının tatlı esintisine götürüyor. 




8. “Circo Inferno” 

Hem öykünün hem de müzikal yapıtın can alıcı noktasına geliyoruz. "Circo Inferno" öküdeki Travla'nın "Kurtar Beni" çığlıklarının içinde yaşanan bir anaforun başlangıcı. Müzikte bu yabancılaşmayı alışıldık gidişin dışında Orta Doğu ezgilerine girerek yapıyor. Bu parçada Azeri müzisyen Malik Mansurov'un tarıyla katılımına şahit oluyoruz.   




9. “Breakout” 

Bir heavy metal parçası edasıyla başlayan enstrümantal sözsüz ama müzik diliyie Travla'nın öyküsünü dinliyoruz. 




10. “All At The Sea” 

Kurtulma çığlıkları arasındaki "Breakout"tan sonra gelen "All At The Sea" öykünün can alıcı bölümüne , yani balinanın karnında kayboluşa geliyor. 


 Steve Hackett bu bölüm için şöyle diyor: "Tamamen denizde değildim ve bir balinanın karnında da değildim, ama ben de aynı derecede zorlu şeyler yaşadım."


Bu bölümde yaratılan sesler aracığıyla  bir balinanın karnında hissediyoruz kendimizi.




11. “Into The Nightwhale” 

 Hiç ara vermeden geçiş yapıyoruz.  Artık iyice balinanın karnındayız, yani kahramanımız Travla pes edecek gibi derken kalp atışları gibi bir ritimle tünelin sonundaki ışığı görüyoruz.  Ttnelin sonunda hem ışık hem de kurtuluş var; aşk ve melodi galip gelir. Yaşasın ve yaşasın! Travla için mutlu son. Hackett, davulcu Craig Blundell'in de desteğiyle,  güçlü bir etkiyi yakalıyor.  




12. “Wherever You Are”  

Davulun gerilimli atağıyla sert bir geçiş yapılıyor ama bu seferki sertlik jurtuluşu ve özgürlüğü simgeliyor. Steve Hackett sadece müzikle öyküyü anlatmakla kalmıyor adeta konunujn içinde üç boyutlu bir film izler gibi geziniyoruz. 




13. “White Dove”  

Ve hem öykünün hem de albümün son bölümüne geldik. Debdebeler, inişli çıkışlı serüvenlerin ardından klasik gitarın yumuşak ve klasik müzik etkisindeki dokunuşlarıyla huzurlu bir sona ulaşıyoruz. 








20 Şubat 2024 Salı

Steve Hackett - "The Circus and the Nightwhale" YAZI 4


 

4. YAZI'YA GİRİZGAH

Steve Hackett'in yeni çıkan albümü   "The Circus And The Nightwhale" için daha önce üç yazı yazdım ve ancak dördüncü yazıda albüm üzerine yazmaya başlayacağım. Bu haklı olarak hepinize garip gelebilir ama albümün çıkışının verdiği ferahlamanın yaşadığımız çölleşmeye nasıl bir vaha oluşturabildiğini gösterebilmenin de başka bir yolu yok gibiydi. 

Yazıların bu kadar arayla çıkmasının sebebi ise albümü dinlerken baştan sona ve dikkat vererek dinlenmesi gerektiğindendi. Bu alışkanlık 1970'lerin progresif rock çalışmalarından kalmadır, şimdiler de ise müziği daha tüketimsel olarak ele alıyoruz. Steve Hackett'in albümünde ise bu kural eski alışkanlıklara bir geri dönüş olarak değişecekti. Her gün albümü baştan sona dinliyorsunuz ve parçalar arasından birini koparamıyorsunuz. Hackett'in "Kulak İçin Filmler" (Films For The Ear) tanımı bu albümde çok iyi gerçekleştirilmiş. Sanki bir filmi izlemek için sinema salonuna giriyorsunuz, ama perde de görüntü yok, gözlerinizi kapıyorunuz ve albümü baştan sona dinliyorsunuz.  Bir farklı müzikal deneyim ama bir o kadar da eskilerden tanıdığımız. 


FILMS FOR THE EAR 

KULAK İÇİN FİLMLER

Eski Genesis gitaristi Steve Hackett'in yeni albümü "The Circus and the Nightwhale" 16 Şubat 2014 tarihinde çıktı.  Solo kariyerinin otuzuncu stüdyo albümü olan çalışma için The Prog Report sitesinde müzik yazarı Nick Tate, "Hala oyunun zirvesinde olduğunu, kendine meydan okuduğunu ve kendini zorladığını mükemmel bir şekilde gösteren..." (1) tanımlamasını yapıyor. 74 yaşında olan Steve Hackett, geçen yıllara aldırış etmeden, riske girmekten korkmayarak yeni adımlar atıyor... o adeta yola daha yeni çıkan biri gibi. Geçmiş birikimlerinin ve deneyiminin ardına gizlenmektense yeni deneyimlere koşmayı tercih ediyor. Yukardaki alıntıda altını çizdiklerim işin özünü anlatıyor gibi: "zirve"de olurken "kendine meydan okumak" ve "zorlamak"! Rock tarihine oturmuş bir ismin 74 yaşındayken bile bir gencin cesareti ve hepsinden önemlisi heyecanında olması...belki de rock'ın özünde bulunan gönül çelen de bu olsa gerek. 

"The Circus and the Nightwhale" birbirine bağlı öykülerden oluşan konsept bir albüm. Bu Steve Hackett'in ikinci konsept albümü, bundan önceki ilk örneği Tarot kartlarından yola çıkan 1975 tarihli "Voyage of the Acolyte" albümüydü. Şimdiki çalışmada ise yarı otobiyografik bir öyküden hareketle Travla isimli bir çocuğun yaşamını izliyoruz. Birbirinden ayırmadan 13 parçayı dinlerken hem progresif rock'ın tadını yaşarken teatral bir gösteriyi de takip ediyoruz. İnsanın aklına bunun "The Wall", "Tommy" gibi rock opera'ların sinemaya aktarılması gibi filminin çekilebileceği bile  geliyor. Oysa bu albümü dinlerken gözümüzü kapadığımızda o filmi izliyoruz zaten... hem de o filmin yönetmeni kendimiz oluyoruz. Steve Hackett'in "Films for the Ear" dediği şey de bu olsa gerek: göz için değil de, "kulak için filmler".


MÜZİKAL TÜRLER ARASINDA

UYUMLU

BİR GEZİNTİ

Hem Genesis hem de solo kariyerine bakıldığında Steve Hackett, progresif rock müzisyeni. Ancak onun paletinde klasik müzikten, blues'a, hard rock'a, caz'a kadar geniş tarzlara hakim olmak var. O palettekiler onun tuvalinde progresif tablolar oluşturuyor. Biz şimdi gene yukardaki satırlarda analizine yer verdiğimiz Nick Tate'e kulak verelim: "Sonuç, nefesinizi kesen şaşırtıcı bir güç gösterisi. Ancak en dikkat çekici olan, Hackett'in bu farklı türleri ne kadar iyi bir araya getirdiği değil, aynı zamanda her bir parçanın, zorlama ya da yapmacık görünmeden, kusursuz bir şekilde diğerine gitme şeklidir." (2)

Tate'in bu yorumuna hak vermemek olanaksız. Steve Hackett, "The Circus and the Nightwhale" albümünde klasikten hard rock'a, blues'tan caz'a hatta etnik müzikten flamenko'ya kadar tarzlar arasında gezinti yapıyor. Bunların hiç biri sırıtmıyor, çünkü samimi olarak sunulmuş ve onları bir araya toplayan yapıştıcı progresif rock olmuş. Albümdeki çeşitlilik sadece türler arasında değil, kimi zaman bir gitar tınısında Jeff Beck'e bir selam verilirken kimi zaman girişteki bir koro bölümünde Yes grubuna kimi zaman da bir flüt solosunda Jethro Tull'a selam çakılıyor. 

Bütün bunlar bir kolaj gibi de olmamış, zira oldukça bütünlüklü bir uyum içinde. Albümdeki en ufak ayrıntı Steve Hackett özgünlüğünde ve imza niteliğinde. Farklılıklar klasik müzikteki gibi armoniyi oluşturuyor ve ortaya muhteşem bir senfoni çıkıyor.  


ÜÇ KITADAN MÜZİSYENLER

"The Circus and the Nightwhale" albümü, Hackett'in 2022 ve 2023 yıllarındaki "Genesis Revisited" turnesi arasında İngiltere'de kaydedilmiş. Albümün konuklarının yeraldığı bölümler ise İsveç, Avusturya, ABD, Azerbeycan ve Danimarka'da gerçekleşmiş. 

Albümde bir öykü etrafında dönen 13 parçanın sözlerini Steve Hackett yazar olan eşi Jo Hackett ile birlikte yazmış. Besteleri yapan Steve Hackett'e orkestra düzenlemelerinde albümde klavyeleri çalan Roger King destek vermiş. 

Steve Hackett'in elektro ve akustik gitarın yanısıra 12 telli gitar, mandolin. armonika, perküsyon, vokaller, bas gitar çaldığı albümde kadroyu oluşturan müzisyenler ise şöyle:

Roger King / klavyeler, programlama, orkestra düzenlemeleri

Rob Townsend / saksafon

Jonas Reingold / bas

Nad Sylvan  / vokal

Amanda Lehmann / vokal

Craig Blundell / davul

John Hackett / flüt : Steve Hackett'in kardeşi olan flütçü "Enter the Ring" parçasında harika bir Jethro Tull etkisi yaratıyor. 


Bu ana kadronun haricinde Amerika, Avrupa, Asya'ya kadar 3 kıtadan müzisyenler konuk olmuş olduğunu görüyoruz. Şimdi de o isimleri bir tanıyalım:

Benedict Fenner / klavyeler

Malik Mansurov / tar : Azerbeycanlı müzisyen, Ortadoğu'ya özgü uzun boyunlu sitar benzeri bir lavta olan Ortadoğu tarıyla katılmış. "Circo Inferno" adlı parçada harika bir Doğu tınısının elde edilmesine vesile olmuş. 

Hugo Degenhardt / davul

Nick D'Virgilio / davul


ETKİSİ BİTMEYEN ALBÜM

Steve Hackett'in "The Circus and the Nightwhale" albümü iyi güzel de insanın ondan kopabilmesi imkansızlaşıyor.  Öyle ki çıkalı şunun şurasında dört bilemedin beş gün oldu her gün hiç yoksa 5 kere dinliyorum. Sadece dinlemek mi, bir yazı hazırlayayım dedim birken üçe, üçken dörde çıktı... galiba bu da yetişmeyecek. Daha ne parçaları kritik edebildik ne de albümün konseptine yani öyküsüne girebildik yani bu yazı ile de bitiremiyorum. Sizi bıktırmak da istemem ama bundan sonra bir "Yazı 5" daha olacak gibi. 


Aptulika

20 Şubat 2024

22:33


(1) The Prog Report - yazı: Nick Tate

https://progreport.com/steve-hackett-the-circus-and-the-nightwhale-album-review/


(2) The Prog Report - yazı: Nick Tate

https://progreport.com/steve-hackett-the-circus-and-the-nightwhale-album-review/




18 Şubat 2024 Pazar

Steve Hackett - "The Circus and the Nightwhale" YAZI 3



GENESİS'TEN SONRA FARKLI UFUKLAR

Genesis'in progresif rock içindeki yeri ayrıdır ama grubun elemanlarının daha sonradan yaptığı solo çalışmalar bana hepsinin ayrı dünyaların insanları olduğunu gösterdi. Peter Gabriel daha post modern ( post - progresif demem gerekirdi ama bilerek bu tanımı kullandım) işler yaparken, grubun davulcusu Phil Collins ise ilk önce caz fusion ve ardından da pop tarzında uzun bir kariyer elde edecekti.  Basçı Mike Rutherford ilk önce Mike and The Mechanic ile düzeyli bir pop rock ile destan yazacaktı. Klavyeci Tony Banks hem solo hem de film müzikleriyle kendi dünyasında harikalar yarattı. 

Genesis'ten sonra ben ise "Abacab" albümünün dönemsel rüzgarına kapılıp Phil Collins'in sesine takılacaktım. İtiraf etmem gerekirse onun pop dönemi çalışmalarına da oportünistçe bir ilgi duyardım. (yalan yok, gizliden dinlerdim.) Sonradan neyse ki Phil Collins'in yer aldığı caz fusion grubu Brand X'i  dinleyecektim ve böylece Phil Collins hayranlığımı bir nebze olsa da kurtaracaktım. 

Sözün özü Genesis'in elemanları kendi solo kariyerlerinde farklı farklı çizgilerde, hatta progresif'ten uzak çizgide müzik yaptılar. Bunların arasında Steve Hackett yaptığı solo çalışmalarıyla hep progresif bir çizgi izledi. Ama onun müziği de Genesis'in devamı değil yeni bir grubun ( Hackett grubu) progresif müziğiydi. Bu tarzın diğer gruplarının aksine Genesis birbirinden ayrı dünyaları çıkartmıştı.

Steve Hackett'in solo albümlerini biraz gecikmeli olarak 10 yıldır takip ediyorum ve her birini dinleyişimde yepyeni fikirlerle karşılaşıyorum ve hayranlığım daha da artıyor. Usta gitaristin Genesis'ten sonra yaptığı solo albüm sayısı 30 olduğuna göre artık ona başlı başına bir (Genesis'ten öte)  progresif rock efsanesi diyebiliriz. 

Steve Hackett'in solo albümlerine merakım son üç yıldır daha da arttı. Özellikle Macar Caz Rock ( Jazz Fusion) grubu ile yaptığı çalışmalarına tutkun olmuştum. Öylesine ufku geniş, yaratıcı çalışmalardı ki bunlar... Bir progresif rock gitaristi caz sound'unda doyurucu bir şekilde boy göstermekle kalmıyor, yer yer etnik doğu ezgilerine de  uyum sağlayan doğaçlamalar sunabiliyordu. 

Kariyeri içinde Genesis'in devamı değil kendine has bakışıyla sunduğu progresif rock tarzındaki solo albümlerinin yanısıra klasik müzik, caz ve blues albümleriyle de geniş penceresi olan bir müzik adamı, Steve Hackett. 

Yazıyı uzattığımı biliyorum ama usta gitarist bu hafta çıkan albümü "The Circus And The Nightwhale" ile öyle doyurucu bir işe imza atmış ki, ondan bahsedebilmek için bir yazı yetişmez, öncesinde bir hazırlık gerekirdi.   

Aptulika

18 Şubat 2024

22:46




17 Şubat 2024 Cumartesi

Steve Hackett - "The Circus and the Nightwhale" YAZI 2



 Geçen yılın en sevdiğim çalışması Yes'in  "Mirror in the Sky"   albümü olmuştu. Öyle ki geçen yılın baharından bu güne kadar listemden inmemişti. Belki bütün Yes diskografisinde en önemli albüm değildir ama geçen yıl en doyurucu iş oydu ve baştan sona albümü aylarca dinledim keyfi azalmadı, tam tersine yükseldi. Liste başı Albümler sıralamamda 37 haftadır duruyor. Albüme sevgim devam ettiği için de listeden çıkartmaya gönlüm razı olmuyordu.  Listeden çıkma zamanını  belirlemek için şöyle demiştim: progresif tarzda ufuk açan  bir çalışma olursa bu albümü listeden çıkaracaktım. Bu galiba gerçek olacak gibi. Yes'in halefi Genesis'in gitaristi Steve Hackett'in albümü "The Circus And The Nightwhale" gönül tahtıma oturacak gibi. Öncelikle Yes kadar uzun süreli bir sevgi oluşturabilir mi bilemem ama progresif sağlamlığı müzik dünyasındaki çölleşmeye (tüketsel çöl)  1970'lerden bir aşı yaptığı kesin. 

"The Circus And The Nightwhale" albümü ile ilgili iki uyarıyı yapmam gerekiyor. 

1. Bu albümü bir iki parça dinleyeyim ya da şu parça falan ayırayım deme şansınız yok. Albümü baştan sona dinlemeniz gerekiyor. Yani 44 dakikanızı soluksuz baştan sona vermeniz gerekir.  Bu günkü müzik dinleme alışkanlıklarına göre bu çok zor. Ben bu albümü spotfy'dan dinlediğim için araya giren reklamlar yüzünden sinirim bozuluyor. Bu nedenle bu albümün plağını almayı bile düşünmedim değil hani

2. Albümü sadece dinlemeniz yeterli değil zira bu konsept bir albüm ve anlatılan öyküyü de dinlemeniz gerekiyor. Gözlerinizi kapadığınızda 1970'lerin rock operaları gibi bir film izleyebiliyorsunuz. Günümüzde bu tip albümleri ( tabi 70'lerde tonlarca albümü) dinlemek için sinema salonları gibi yerler yapılsa ve bu albümleri baştan sona dinleyebilsek. 

Bu albüme "kapıdan bir arkadaşıma bakıp çıkacağım" gibi yaklaşamazsınız. Bu albüme zaman ayırmak, değer vererek dinlemelisiniz. Bu yüzden Steve Hackett'e bir dinleyici olarak bana böyle değer verdiği için minnettarım. Yaşı 76'ya gelmiş bir eski tüfek Hackett,  günümüz tüketim çılgınlığına meydan okuyan bir çalışma ortaya koymuş.  

Bugün saat 10:40 itibarıyla tekrar dinlemeye oturdum. Sonrasında bu yazıyı yazdım ama bitmedi... Üçüncü yazıda devam edeceğim. 


Aptulika

17 Şubat 2024

saat: 13:22


Devamı Var


16 Şubat 2024 Cuma

Steve Hackett - "The Circus and the Nightwhale" YAZI 1


 

Uzun bir aradan sonra ilk defa dinleyici olarak saygı gördüğümü hissediyorum. 

Bu benim şahsıma değil, dinleyici olarak bana gösterilen bir saygı.

 Günümüzün dinleme alışkanlıklarının çok dışında, 1970'lerde bildiğim ama bugün için yeni bir deneyim. 

Tüketici olarak değil, dinleyici olduğumu hissettiren bir şey bu...

Steve Hackett'in bugün çıkan yeni albümü "The Circus and the Nightwhale"  


İyi bir albüm, harika bir çalışma vesaire gibi şeyler demeyeceğim zira bunların çok ötesinde bir şey buradaki. 

Uzun zaman sonra ilk defa aralıksız baştan sona bir albümü dinliyorum. 

45 dakikalık bir albümü baştan sona bölmeden dinliyorum. Şu anda üçüncü dinleyişim ve aralıksız üç saate yakın bir zamandır dinlemedeyim. 

1970'lerdeki albümler gibi ama Steve Hackett'in yaptığı geçmişe özlem falan değil, bu albüm bugünün ama dinleme alışkanlıklarımıza farklılık getiriyor.

Şimdilik üçüncü dinlemeyi tamamlayacağım. Dinleme serüvenimi daha tamamlayayım bu albümü yazmaya devam edeceğim. 

Bu yazı birinci 

ve devam edecek. 

Bir kez daha hatırlatayım: bu albümü çok sevmek falan değil buradaki... dinledikçe daha çok içine giriyorsunuz. İşte ben bu serüveni özlemişim. 

Aptulika

16 Şubat 2024

saat: 22.27


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...