12 Haziran 2018 Salı

herkese bilim teknoloji


"herkese bilim teknoloji" dergisi  haftada bir  yayınlanıyor.  24 sayfalık bu dergi 3.5 TL gibi bir fiyatla her hafta Perşembe günleri piyasaya çıkıyor.  Dergi her perşembe gazete bayilerinde.  



BİR ZAMANLARIN EFSANESİ YENİDEN
Cumhuriyet gazetesi'nin Bilim eki bir dönemin unutulmazlarındandı. 2000'lerin ortalarına kadar devam eden bu ek, sessiz sedasız hayatımızdan çekilip, gidecekti. Gazetenin mali durumundaki güçlükler sebebiyle bu ek istemeden de olsa feda edilecekti. Zaten bu zor anlarda ilk feda edilenler kültür, sanat, bilim üçlüsü olur, bizim diyarda. Bu boşluğu dolduracak başka gazete de olamayacaktı açıkcası. Etrafta bir sürü amiral, mamiral, donanmalı, bol satışlı, plazalı gazete olsa da onların bu konuda bir eki olmayacaktı. 
Geçen hafta tesadüfen bir gazete bayiinde "herkese bilim teknoloji" isminde bir dergi ile karşılaşınca aklıma o yıllar önceki Cumhuriyet gazetesinin Bilim eki gelecekti. Dergi aynı sayfa düzeninde haftada bir, bağımsız olarak yayınlanıyordu. Kadrosuna baktığımızda Cumhuriyet'in ekini hazırlayan Orhan Bursalı'nın yayın danışmanı olduğunu görüyorduk. Yayın yönetmenliğini ise Özlem Yüzak'ın yaptığı dergi, 24 sayfa ve 3.5 TL gibi bir fiyatla her hafta Perşembe günleri piyasaya çıkıyormuş. 

Bir bilim dalı olarak restorasyon
Derginin 8 Haziran 2018 sayısında keyifli ve zihin açıcı yazılar yer almakta. Benim ilk anda dikkatimi çeken yazılar mimarlıkla ilgili olanlardı. Mimar Doğan Kuban, "Kalenderhane Kapısı" yazısında tarihi yapıların restorasyonundaki kültürel açılımı ele alıyor. Avrupa uygarlığının bir nişan haline getirdiği restorasyonun bir bilim dalı haline geldiğini vurgulayan Kuban, bu konunun ülkemizdeki durumunu gözler önüne seriyor. Yazıda İstanbul'daki bir Osmanlı, Bizans yapısında yer alan kapının asıl halini "çirkin" bulan aklı evvellerin, restorasyonda kafalarına göre daha süslüsünü yani "güzel"ini yaptıklarını belirten Kuban yazısında "Fakat eski eser söz konusu olduğu zaman, önemli olan tarihi doğruluktur. Tarihi kapı çirkin bile olabilir." sözleriyle bu traji - komik durumu bilimsel bir hassasiyetle eleştiriyor. Doğan Kuban'ın yazısındaki şu bölüm de durumumuzun vahametini  özetliyor;
"İnsanlar uygar yaşamı her zaman hırpalayabilirler. Bu nedenle eski eser kapısına bir çivi çakmak, eğer sorumlu uzman tarafından yapılmıyorsa ya da toplum ona gereği gibi yapmak için örgütlenmemişse o topluma uygar denmiyor."
Doğan Kuban'ın bu yazısından sonra "herkese bilim teknoloji" dergisinde mimarlıkla ilgili bir yazıya daha rastlamak hoşuma gitti. Mimar Doğan Haşol'un kaleme aldığı yazı "Diktatörler mimarlığa meraklıdır!" adını taşıyordu. Baskıcı rejimlerin mimarlığın ifadeci özelliklerinden yararlanarak, siyasi kimliklerini bu yoldan aktarmak istediklerini belirten Haşol, bunun tarihteki örneklerini de yazısında aktarmış. 
Dergide mimarlıkla ilgili iki yazıdan bahsettiğim için hep bu konu ağırlıkta sanmayın. Artık toplumumuzda unutturulan mimarlığın bir sanat dalı olma özelliğini biraz hatırlatmak için önceliği bu konuya vermek istedim. 

Seçim meydanlarına bilimsel dokunuş
Bir iki hafta sonra sandıklara gidip, oyumuzu atacağız. Bu seferki seçimin bize en büyük hayrı, ilk defa meydanlarda " endüstri 4.0", "robot teknolojisi" gibi kavramlardan bahsediliyor olması diyebilirim. Belki de bu yüzden "herkese bilim teknoloji" dergisi de kapak konusu olarak seçimi ele almış. 
"Politikbilim" isimli köşesinde Müfit Akyos, seçim bildirgelerinde partilerin bilim ve teknolojiye ne denli yer verdiklerini araştırmış.  
Ortadoğu Teknik Üniversitesi öğretim üyesi Nebi Sümer kapak konusu olan yazısında oy vermenin psikolojik faktörlerini incelemiş. 

Dergiyi çölden gelmiş birinin vaha bulunca su içmesi gibi okuyan ben, itiraf etmeliyim ki eskiden Cumhuriyet gazetesinin bilim ekinin sayfasını bile açmazdım. Oysa şimdi çok iyi anlıyorum ki bilim yoksa sanat da yoktur, müzik de yoktur.  
Her haftanın Perşembe günü gazete bayiinden "herkese bilim teknoloji" dergisi almak büyük bir zevk olacak. 

Aptulika
bluesperisan@gmail.com

11 Haziran 2018 Pazartesi

Fleetwood Mac'in ilk gitaristi DANNY KIRWAN 68 yaşında öldü


Fleetwood Mac grubunun  eski gitaristi Danny Kirwan 8 Haziran 2018, Cuma günü 68 yaşında hayata veda etti.


Brixton doğumlu İngiliz müzisyen, 1968 yılında, 18 yaşındayken Fleetwood Mac'e  gitarist olarak katılacaktı. 1972 yılına kadar grupta bulunan
Kirwan, "Then Play On" (1969), "Kiln Hoause" ( 1970), "Future Games" (1971), "Bare Trees" (1972) albümlerinde çalıştı. 
Gitarist Feetwood Mac'den ayrıldıktan sonra solo kariyerine adım atarak albümler yapmıştı. 






25 Mayıs 2018 Cuma

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 63



Nuri Kurtcebe bu çizgi romanında Pink Floyd'un ilk dönemine gitmiş ve Syd Barrett'i kaleme almış. Böylece Pink Floyd'un ilk gitaristinin delilikle dahilik arasındaki  yaşamını çizgi roman tadında sunmuş.  

SYD BARRETT
Dark Side of the Pink Floyd
(Bir kopuşun çizgi öyküsü)

*
Nuri Kurtcebe
(1984 Yayınevi)



Karikatüre başlamama sebep olan birkaç isimden biriydi, Nuri Kurtcebe. Onun çizgilerinin arasında gizlenen rock vurgusu ilgimi daha da arttıracaktı. Kimi zaman da o rock vurgusu pek gizlenmez tamı tamına otururdu. Hatta bir ara Gırgır'da çizdiği Gaddar Davut çizgi öyküsünden birinde anlatım bir anda bir rock opera tadına dönüşecekti. Bir anlamda değil kelimenin ayan beyan haliyle Nuri Abi benim ustamdır. Bu yüzden dün elime geçen bir kitabı beni heyecanlandıracaktı. Kendi kendime, "Bu haftaki Blues Perişan Kütüphanesi'nde neden bir çizgi roman kitabı olmasın." dedim...Ve oldu da. 

Nuri Abi bu çizgi romanında Pink Floyd'un ilk (saykodelik rock) dönemine gitmiş ve Syd Barrett'i kaleme almış. Böylece Pink Floyd'un ilk gitaristinin delilikle dahilik arasındaki yüksek doz altındaki yaşamını çizgi roman tadında sunmuş. Çalışma siyah beyaz ve bol taramalı ama çizimleri izlerken renkleri hissediyor gibisiniz. 

Tarama denince akla hemen Gırgır dergisi'nde Oğuz Aral'ın 'Çiçeği Burnunda' diye tanımlanan amatör çizerlere devamlı yaptığı "Gereksiz taramalardan kaçının" uyarısı akla gelir. Ancak Nuri Abi'nin Syd Barrett kitabıdaki taramalar gerekenlerinden. O gerekli taramaların sebebi de çizerin 1990'ların sonunda yakalandığı ( ve yendiği ) kanser hastalığına dayanıyor. İsterseniz bu taramaların öyküsünü Nuri Kurtcebe'den dinleyelim,

"Kemoterapi tedavisi görürken çizdim bu çizgilerle Syd’i. Garip bir tarz çıktı ortaya, gördüğünüz gibi. Kemoterapi ilaçlarının etkisiyle çizdiğim bu taramaların adını 'Kemotik' koydum: Kağıda bakarken, çizdiğim çizgileri, taramaları, üst üste, dört boyutlu görüyordum. İlk çizdiğim çizgiyle üstüne çizdiğim çizginin arasındaki boşluğa dokunuyordum. Canımı yakıyordu ilaçlar, ancak bana güç veriyordu bu taramalar..."



O günleri çok iyi hatırlıyorum. Nuri Abi  çok zorlu bir kanser türüyle boğuşuyordu. O umutsuz durum halinde başkaları hayattan uzaklaşırken (ister istemez tabi ki), Nuri Abi'yi kemoterapiden saçları dökülmüş halde Kemancı'da rock dinlerken buluyordum. Onunla karşılaştığımızda biz üzüntüden gözlerine bakamazken o hastalığıyla dalga geçiyordu. Nasıl oldu bilmiyorum ama zorlu hastalığı yere devirdi... Ve köşesine çekilmedi, onlarca çizgi roman kitabı üretti. Bununla da kalmadı gericiliğe, Atatürk düşmanlarına, karşı devrimcilere karşı çizgileriyle mücadele etti. 

Nuri Abi gelecek yıl 70 yaşına girecek ama hala çizmeye ve mücadeleye devam diyor. 

Aptulika




24 Mayıs 2018 Perşembe

YENİ GELEN


Yeni bir edebiyat sanat dergisi: YENİ GELEN.

Yeni Gelen dergisinin kapağını ben çizdim. Derginin içinde de toplumcu gerçekçi şiirimizin önemli şairi Enver Gökçe ile ilgili bir de yazım var.
Enver Gökçe, "toplumcu gerçekçi Türk edebiyatı"nın önemli şairlerinden biriydi. Seksenli yıllardan önce şiirleri mitinglerde, grevlerde ve her yerde dilden dile dolaşan Enver Gökçe, 12 Eylül faşizminden sonra unutturulacaktı. Benim için çok önem taşıyan şairimizi bir yazıyla günümüze taşımak istedim. Yeni Gelen dergisi yazımı yayınlamakla kalmadı, Enver Gökçe çizimimi 1 Mayıs ile bütünleştirerek kapağa taşıdı. 
Ben bundan sonra Yeni Gelen'de hem yazacağım hem de çizeceğim ama derginin içinde edebiyata ve sanata toplumcu dünya görüşünden bakan güçlü kadrosu var. Aşağıdaki yazıda Yeni Gelen dergisinin tanıtım bültenine yer vereceğim. Yeni Gelen dergisi, yeni bir bakış, yeni bir soluk ve en önemlisi yeni bir eleştirel bakış getirecek. 

Aptulika





YENİ GELEN DERGİSİNİN ÜÇÜNCÜ SAYISINDA ENVER GÖKÇE İLE 1 MAYIS BULUŞTU

Sanat ve edebiyatın metalaşarak, insani ve toplumsal sorunlardan uzaklaşmasını, tekelci medyanın sanatsal ortamı bütünüyle belirler hale gelmesini reddederek yola çıkan Yeni Gelen dergisinin Mayıs sayısı, Aptulika (Aptulkadir Elçioğlu)’nın 1 Mayıs yürüyüşüyle Enver Gökçe’yi birleştiren portre çalışmasını, “Açmaz, açamaz deme Açacaktır o nar çiçeği bizim caddelerimizde de” dizeleriyle birlikte kapağa taşıdı. 
“Sevdalı Buluşma’nın Şiiri Kaldı” başlıklı sunuş yazısında, şair Kemal Özer’i ve geçen ay yitirdiğimiz eşi Georgina Özer’i anan B. Sadık Albayrak, “Şiiri düzenin araya giren döküntülerinden temizlemek, yeniden insanın pırıl pırıl yüreğinin ve insanlık eyleminin bir kurucu gücüne dönüştürmek için birikimi özümsemek ve bugünde aşmak zorundayız” diye yazıyor. 
FRANSIZ TEORİ’NİN AKLA TERÖRÜ
Afşar Timuçin’in “Neden Sence” şiiri ve “Aristoteles Haklı mı Bencil mi Olmalıyız?” yazısıyla başlayan dergi, Özkan Mert’in günümüz şiirine sert eleştiriler getiren ve şairin şiir serüveninden çarpıcı öyküler içeren “Şiirin Kamuoyu Nereye Gider Bilinmez” başlıklı yazısıyla bir şiir tartışması başlatıyor. Köy Enstitülü filozof Sami Gürel ile süren sohbetin bu ayki başlığı, “Sami Gürel Aydınların Duvarlarının Derdinde”; uzun yıllar galericilik yapan yazarın klasik tabloları aydınlara tanıtmaya ve sevdirmeye çalışmasını ele alıyor. 

Yeni Gelen 2. sayısı
Yeni Gelen bu sayısında kültürümüzün yakın dönemdeki kayıplarından oyuncu Ercan Yazgan’ı Haydar Ali Albayrak’ın “Şöhretsiz ve Gösterişsiz Bir Ustanın Kaybı: Ercan Yazgan” başlıklı yazısıyla anıyor. Taylan Kara “Derinimsi ve Felsefi Görünümlü Boş Yazı Yazmaya Giriş” başlıklı yazısında, “Yarim elma yanaklı / orta boylu kalem kaşlı” dizelerinden yola çıkarak günümüz vasat yazarlarının felsefi, bilimsel ve estetik kavramları nasıl birbirine karıştırarak hiçbir anlamı olmayan, derin izlenimi veren boş bir yazı yazabileceklerini örnekliyor. İngiliz akademisyen Jeremy Stubbs’tan Ayşe Güren’in çevirdiği “Terör Altında Yaşadım, İngiliz Üniversitelerinde French Theory’nin Yirmi Yılı” başlıklı yazı, Kara’nın alay ettiği şarlatanlığın uluslar arası bir sorun olduğunu ortaya koyuyor. Yazarın kişisel deneyimlerine dayanarak, akademik çalışmaların nasıl postmodern guru’ların hegemonyası altında dejenere edildiğini belgeliyor. Kaan Eminoğlu, “Yeni Başlayanlar İçin Kısa Yoldan Liberal ‘Aydın’ Olma Kılavuzu” başlıklı yazısında bu içi boş felsefenin siyasi alandaki yansımasını, “liberal” bakışla tarihin ve toplumun çarpıtılmasının bir karikatürünü çiziyor. 

Bir Kitap Bağımlısının Notları’nda Dr. Ulvi Özdemir, “İlber Ortaylı’nın Gazi Mustafa Kemal Atatürk Kitabı”nı eleştirirken, “Değerli bir bilgiyle sıradan bir ortaokul ders kitabı bilgisi peşpeşe verilmiş” derken, bir özlemini dile getiriyor: Artık İlber Ortaylı’nın “bilimsel” kitaplarını okumak istiyorum. Şiir incelemeleriyle dikkat çeken şair Cafer Yıldırım bu sayıda “Ömer Nida’nın Şiir Hayatı”nı sorguluyor. Yeni Gelen’in genç ve iddialı yazarlarından Özgün Ergen, “Günümüz Şiiri ve İnsanında Özgünlük ve Üslup Sorunu”nu araştırırken “Ali Lidar, Alengirli Şiirler, Çözülen Edebiyat”la karşılaşıyor. Sonuç vahim, çünkü yazılan şiirlerin ne bir felsefesi, ne bir insan görüşü ve arayışı var. Yazılanlar içi kof bir alaycılıktan öteye gitmiyor.

MARX’IN 200. DOĞUM YILDÖNÜMÜ PORTRESİ
Yeni Gelen’in bu sayısında iki önemli kuramsal yazı sanatın sorunlarına eğiliyor: Asım Öztürk “Biriktirmenin En Anlamlı Sürecidir Yazmak” başlıklı yazısında şiirde ve sanatsal yaratımda birikimi özümseme ve aşma sorunlarına eğiliyor. Mahir Ergun ise, “Gerçeği, Çilingir Gerçekçilerin Elinden Kurtarmak!” peşinde. Kapaktaki Enver Gökçe portresinin çizeri Aptulika, hafıza kaybına uğramış bir topluma “Bu Çizimdeki Yazarı Tanıyamadım” dedirten vefasızlığı sorguluyor; Gökçe’yi ve şiirinin toplumsal tarihsel anlamını yeniden hatırlatıyor. Enver Gökçe’nin “Turan Emeksiz” ve “Meri Kekliğim” şiirleri portreyi tamamlıyor. B. Sadık Albayrak, “İnsancıklar’da İroninin Yeri”ni sorguladığı yazısında Dostoyevski’nin ilk romanından yola çıkarak Rus edebiyatında mizahın evrimini tartışıyor. Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz’in Frankfurt Deyişleri ve bir tablosu Yeni Gelen’in arka kapağını renklendiriyor. Derginin bu sayısında Celal İlhan’ın “Tepede Solo” öyküsü yer alıyor.
Yeni Gelen, Karl Marx’ın 200. Doğum yıldönümünü Haydar Özay’ın Marx tablosu ve 1844 Elyazmaları’ndan bir pasajla anıyor.
Derginin üçüncü sayısında Ali Eşki, Mustafa Göksoy, Asım Gönen, Nursen Ural, Tan Doğan, İmran Aydın Tali ve Mehmet Ercan’ın şiirleri yer alıyor.
Yeni Gelen’i, bir mektuba benzeten B. Sadık Albayrak, sunuş yazısını, “Mektubumuzu yerine ulaştırmak için ilgi ve katkınızı esirgemeyin. Yıldızlara çengel atan umut ve ütopyalarımızla yarının sevdalı buluşmalarına hazır olmalıyız” diyerek noktalıyor. 

Yeni Gelen dergisi tanıtım bülteninden

YENİ GELEN dergisi nerelerde bulunabilir
Dergi Ankara'da Dost, Turhan ve İmge kitabevlerinde; İstanbul'da Beyoğlu, Beşiktaş, Kadıköy Mefisto, Pandora, Kadıköy NHKM, Avcılar Barış Manço kitabevlerinde; İzmir'de Yakın, Kabuk ve İzmir NHKM'de, Mersin, Adana Kitapsan kitabevlerinde, Eskişehir İnsancıl Sahaf'ta, Trabzon Ra Kitabevinde satılmaktadır. Edinmek isteyen arkadaşlar bizimle iletişime geçerlerse adreslerine postalarız.
(İletişim: bizimsadikalbayrak@gmail.com) 

17 Mayıs 2018 Perşembe

Joe Bonamassa'nın "British Blues Explosion Live" albümü bugün çıktı!


"British Blues Explosion Live"adlı konser albümünde Joe Bonamassa  İngiliz Blues'ının izlerini sürüyor. Eric Clapton, Jeff Beck, Yardbirds, Jimmy Page, John Mayall ve bilcümle İngiliz blues klasikleri Joe Bonamassa'nın yorumuyla karşımıza çıkıyor.


Joe Bonamassa'nın 7 Temmuz 2016'da Greenwich Mean Time Festivali kapsamında Londra The Old Royal Naval College'de verdiği konserin kayıtlarından oluşan  "British Blues Explosion Live" da Bonamassa'ya  Michael Rhodes (bas), Reese Wynans (keyboards), Anton Fig (davul) ve Russ Irwin (gitar)'dan oluşan grubu eşlik ediyor.  Albümde Eric Clapton, Led Zeppelin, Jeff Beck, Cream, John Mayall and the Bluesbreakers  kavırları da yer alıyor.

CD 1:
1. Beck's Bolero / Rice Pudding
2. Mainline Florida
3. Boogie With Stu
4. Let Me Love You Baby
5. Plynth (Water Down The Drain)
6. Spanish Boots
7. Double Crossing Time
8. Motherless Children

CD 2:
1. SWLABR
2. Tea For One / I Can't Quit You Baby
3. Little Girl
4. Pretending
5. Black Winter / Django

6. How Many More Times

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 62


Özdemir Asaf
‘ça





“Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu
Birinciliği beyaza verdiler.”


Özdemir Asaf’la ilgili bir yazıya bu şiirle başlamak birazcık sıradan gelebilir. Hatta Asaf şiirlerine tutkun olanlar için “gına getirici” bile olabilir… ama Özdemir Asaf denince onun şiir serüveninin hem başlangıcı hem de finaline oturan bir özet gibidir bu şiir, en azından benim için. Bazı bazı bunun bir şiir değil ironik bir karikatür olduğunu hatta bir denklem olduğunu bile düşünmüşümdür. Belki bir denklem hatta onun şiirlerini açacak bir anahtar. Denklemi çözdünüzse de bir başka şiirinde gene şaşırtacaktır sizi. Anahtarla kapıyı açıyorsunuz ama karşınızdaki görüntü bir önceki açıştan farklı.
Özdemir Asaf her şiirinde beni afallatmış ve şaşırtmıştır. Diğer şairleri okurken bütünleşirsin ama Asaf şiirlerini okurken arada bir mesafe vardır. Bu mesafe bir sahne gibidir. O sahnede gösteri yapan bir sihirbaz (illuzyonist), sen ise bir izleyicisindir. Seni sahneye çağırıp, gösteriye dahil etse de mesafe korunacak ve seni abondone edip, hep şaşırtacaktır.  
Benim ilk şaşırmam şiirlerinden önce olacaktı. 14 yaşlarında falandım ve  okulu kırmış hayta arkadaşlarımla birlikte Arnavutköy ile Bebek arasında geziniyoruz. Bir ara kaçamak sigara içmek için sırtlara çıkmıştık. Orada sigaralarımızı yaktık ve kaldırıma oturduk. İşte o sıra uzunca bir gölge belirdi. Gölgeyi takip ederek kafamı kaldırdığımda karşımda yarım pelerinli, geniş yakalı gömleğine eşlik eden fularıyla zayıf uzun boylu bir adam vardı. Sonradan tutkunu olacağım Cyrano Bergerac, Don Kişot arası bir şövalye gibi bir kişiydi bu. O sanki bir çizgi roman kahramanıydı ve o karelerden fırlayarak bizim yeknesak gerçek hayatımıza düşmüş gibiydi. Kıyafeti garipti ama kahramanlar da öyle olurdu. O gizemli adam gözlerimin içine “Sizi gidi haylazlar okuldan kaçıp burada cigara mı tüttürüyorsunuz!” der gibi baktı ve sokaktan süzülerek yitip, gitti.  İşte şiirlerinden önce Özdemir Asaf’la böyle tanışmıştım. Tanışmanın şaşkınlığı sonrasında şiirleriyle sürüp, gidecekti. Onun şiirinde sanki bir sihirbaz izler gibiyken Akademi’ye resim eğitimi almak için girdiğimde ise onun resim de yaptığını görecektim. O sanki kelimeleri bir palete döküyor, sonrasında şiiri bir tablo etkisinde gözlerimize sunuyordu. Tabi o ilk karşılaşmamdaki gibi gözleriyle de “Ne o zibidi, şaşırdın mı!” diyordu, o tablonun bir yerine gizlenerek.
Özdemir Asaf öldükten sonra da beni şaşırtmaya devam edecekti. 6 ay önce 1955 yapımı “Uçan Daireler İstanbul’da” filmini internette bulup, izlediğimde bu sefer de kısa bir rolde Asaf’ı görecektim.  Kısa rol dedim ama onun şiiri kısa olarak vurucudur. Şair bakın bu durumu nasıl açıklıyor:

“Ve o seçmedir yorgun kılan. Çünkü o kadar çok deneyin, o kadar çok karşılığı ve örneği yığılmıştır ki önüme, uzun yazmama hiç gerek yoktur artık…. Karşımda bu birikmişlik, bana hep kısaya varmak için yorulmayı yeğletmiştir. … önümdeki zengin yığında ben özü ancak kısa ile elde edebilirdim.”

Özdemir Asaf bol notlar almış, günceler tutmuş ve bu birikenler arasında “kısa”ya ulaşmış. Şairin ölümünden 7 yıl sonra çıkan bir kitap, kısaya ulaşmadan önceki uzun serüveni gözler önüne seriyor. “Özdemir Asaf’ça” ya da kısaya övgü niteliğinde söylersek “ ‘ça ” adını taşıyan bu kitap bir otokopi çalışması. O da nedir derseniz, şöyle açıklayabiliriz; Özdemir Asaf’ın ardında bıraktığı notları, özyaşam, deneme, günce türündeki yazıları.  Şairin eşi evde müsvetteler halinde bulunan bu yazıları bulmuş ve yayına  hazırlayarak kitap haline getirmiş. 1988 yılında aslına sadık kalınarak basılan bu kitap bize şairin kısa yazımının ardında ne denli doluluk olduğunu gösteriyor. Bunlar sanki bir ressamın eskizleri gibi. Hani Picasso’nun bir balık resmi yapmak için yüzlerce desen çizmesi gibi. Bir heykeltraşın koca mermerin fazlalıklarını atmak için yontup heykel oluşturması gibi.
“ ‘Ça ”daki yazılar öyle yayınlanması amacıyla oluşmamış. Bir çoğunun başlığı bile yok. Şair bunları defterlere not almış . Kimi deneme türünde kaleme alınmış kimi de şairin özyaşamından izler taşıyan otoportreler (otokopi) konumunda. Kitabı okurken sevdiğiniz bir ressamın müzesini geziyor gibi oluyorsunuz. Bir başka tanımla da bir filmin film arkası gibi bir etkisi var.

Aptulika



Kitaptan

·      “ Kasap her müşterisi için bıçağını, satırını ayrıca bilemeye tabi tutar. Ben de her hatırlama ve taşma için bu defterle kendimi taze tutmaya gayret göstereceğim. Aksi halde geçtiğim yollarda ayak izim kalmayacak. Nurlu bir yola çıkarsam yolumun seyri bilinsin. Kaybolursam beni kurtarmaya gelen bulunsun.”

·      "Şiiri siz yakalayın biçimi şiir getirsin ya da kursun. Siz biçimi kurup, şiire gel gel diyorsunuz. Bir ev, bir oda döşeyip bir kadın aramak gibi oluyor bu. O kadın kaçar. Kadınınızı bulun. Evinizi, odanızı beraber döşeyin.”

·      “Bilim bulunan şeylerle, şeyle övünür…ken bulunmayan bir şey vardır diye üzülen sanattır. İnsanın velisi’dir sanat”

·      “ Ben önceleri hep şaka yazardım. Sonra güneşte çok kaldım, olgunlaştım. Artık eskisi gibi küfür etmiyorum, yenisi gibi ediyorum.”

·      “Bilenler asık yüzlüdür, mutsuzlar gibi dururlar. Bilmenin ne kadar ağırlık verdiğini bilmeyenler bilmedikleri için ne kadar hafif kaldıklarını bilmediklerinden daha çok gülerler.”

·      “Hayvanların aptallıkları hayvancadır. İnsanların aptallıkları insanca değildir.”





15 Mayıs 2018 Salı

Sabih Cangil Konser albümü



Sabih Cangil Band'ın konser kaydı çıktı. 
Kayıtlar Gitarizma Projesi' nin 5. Yıl kutlama konserinde Sabih Cangil Band' in canlı performansı sırasında yapılmışt.  
Alpay Şalt'ın organize ettiği GİTARİZMA projesinde yapılan bu kayıtların ekipmanı Vecdi Yücalan tarafından sağlanırken ses teknisyenliğini Murat Tükenmez üstlenmiş. 

Sabih Cangil Band:
Gitar: Tanju Eren
Bas: Cem Gürel
Klavye: Güven İlter
Davul: Alpay Şalt
Gitar, vokal: Sabih Cangil

Stüdyo aşamasında:
Miks: Sabih Cangil
Mastering: Tanju Eren
Video post production: Tanju Eren
Yapımcı ve yayımcı: SCP (Sabih Cangil Productions & Digital Distribution)

Sabih Cangil bu kayıtlarla ilgili şunları söylüyor :
"Bu kayıtlar sadece bizim için yapılmadı. Sahne alan tüm gruplar 4,5 saatlik konser boyunca tek tek, kanal kanal kaydedildi. Sahne alan gruplar ilgi gösterirlerse tüm konseri bu şekilde ve kalitede bir albüme dönüştürebiliriz aslında."


 albümün linkleri 

Live tracks links
https://open.spotify.com/album/2SgnizRNeaZc4C1M1nMGm4?si=avrjQUPkRkCAwDjsKROXAQ

Sabih Cangil: Live Tracks - Single
https://itunes.apple.com/tr/album/live-tracks-single/1382630626?l=tr

Sabih Cangil - Live Tracks adlı albümü Deezer'da keşfet
http://www.deezer.com/album/63224902

Rock this city
https://youtu.be/-JXgjcwVZAs

S
https://youtu.be/x4YyHI-yQ6c
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...