24 Ağustos 2022 Çarşamba

Günlük Değil GÜNDELİK 0030 - Bozcaada tutkusu

 



Yaz neredeyse sona eriyor ve hala İstanbul'dayım. En son korona karantinası başlamadan iki ay öncesi Aleksandrapoli'ye gitmiştim. O da yazın sonuydu ve denize falan girememiştim ama uzo ve güzelim mezelerin (hele ki çıtır çıtır giden ve çocukluğumu hatırlatan kabak kızartmasının tadı hala damağımda) tadına varmıştım. Oradan dönüşte gelecek yaza yeniden giderim deyip, iki gün sonra dönmüştük ama pandemi geliverdi. Ondan sonra da döviz kurunun arayı aşması sonucu hayal oldu. 

Bu yazın başında gelen bir iş teklifiyle Bozcaada'daki bir mekanın 4 sayfalık menüsü için çizim yapmıştım. O sevdiğim adayı biraz hayalden biraz da fotograflardan çizmiştim. Çizmenin ötesinde oradaydım sanki. Bu nedenle de Mayıs'ta gelen işi Haziran ortasında bitirecektim. 

Geçen gün o çizimlere tekrar baktım. Onlardan daha tamamlanmamış bir bölümünü üstte yayınlayayım dedim. Bu arada şu sıralar Bozcaada'da bir caz festivali de var galiba. Şimdi orada olmak vardı diyelim. 

Bana o adayı sevdiren aziz dostum ( hem üniversite hem de askerlik arkadaşım) ressam Selim Karadana'ya buradan bir selam göndereyim dedim. 

Aptulika
24 Ağustos 2022
saat 23:24

Judas Priest'in davulcusundan caz albümü

  


1977 tarihli Judas Priest albümü "Sin After Sin" bir döneme damgasını vurmuştur ve günümüze kadar bir çok metal grubuna da ilham olmuş bir klasiktir. Grubun üçüncü çalışması olan bu albümde davula Alan Moore'ın yerine Simon Philips geçecekti. Sadece bir albümde yer alan bu davulcuyu daha sonra Toto, The Who, 10CC, Asia, Gary Moore gibi bir çok rock grubunda görecektik. 

Bu hafta yeni çıkan albümlere bakarken Simon Philips'i bir solo albümle görünce, elbetteki tereddütsüz atlayacaktım. Dinlemeye başlayınca şaşkınlığım daha da artacaktı, çünkü bu solo albüm caz tarzındaydı. Hemen aklıma usta enstrümantalistler solo albüm yaptıklarında maharetlerini göstermek için bu tip eklektik numaralara girerler ama bunları biraz dinleyince içime sıkıntı basardı. Ancak bu sefer bir iki parça derken albümü bir caz fusion çalışması olarak zevkle dinler buluverdim kendimi. Bu ciddi ve de zevkli bir caz rock albümüydü ve Simon Philips, bu tarzda 5 albüm yapmış olduğunu öğrenecektim. İlk olarak 1989'da yaptığı denemeyi 24 yıl sonra çıkardığı 2013 tarihli "Protocol II albümüyle sürdürmeye başlamış. Bu yıl çıkan albümde "Protocol" dizisinin beşinci albümü oluyor. 

"Protocol 5" isimli bu albümü dinlerken, kesinlikle önceki 4 albümü de dinleyeceğim...  zira oldukça keyifli bir fusion ziyafetiyle karşı karşıya kaldım. O 1970'lerin Return to Forever ve John McLaughlin havasını hissettim. 

Yazıya Simon Philips'in Judas Priest'in 1977 yılı kadrosunda yer aldığını belirterek giriş yapmıştım. Bu biraz da dikkat çekmek amaçlıydı. Aslında Philips, Judas'ın bir albümünde çalmış olan bir stüdyo davulcusuydu. Her ne kadar dikkat çekmek amaçlı olsa da bu davulcuyu bir caz albümünde farketmem de bu referanslarından olacaktı. Zaman içinde Simon Philips'i daha bir çok rock albümünde dinlemiştim. Asia ve Gary Moore'la yaptıkları da benim için önemli çalışmalarındandır. İşin özü bu davulcu yer aldığı çalışmalarda kurtarıcı bir görev yapmıştır. Her ne kadar yerleşik bir grup elemanı olmasa da bunca dinlemelerim arasında davul tekniği ve oluşturduğu sound ile ayrıcalıklı bir yere sahip olmuştu. Bu sebeple solo bir albümde onun ismini görmek ilgimi çekecekti... bunun bir de caz fusion tarzında olması ilgimi daha da arttıracaktı. Genelde solo albümü yapan davulcuları dinlemek bana zor gelir, bunun nedeni de bir sürü teknik oyun arasında boğulma tehlikesi geçirmektir. Solo albümün caz fusion tarzında olması davul dışında diğer enstrümanların da kompozisyona katılıyor olmasını sağlıyor ki, böylece bütünüyle bir grubu dinlemenin keyfini alıyorsunuz. 

Bu albüm elbette davulcu Simon Philips'in solo albümü ama caz fusion tarzında bir grup çalışması. Bu nedenle de yer alan grubun elemanları da önem taşıyor ve biraz da onlardan bahsedeyim.  


Simon Phillips - davul

 Ernest Tibbs - bas

 Otmaro Ruiz- klavye

 Jacob Scesney - saksofon

 Alex Sill - gitar

Protocol albümlerini daimi iki elemanı olan basçı Tibbs ile klavyeci Ruiz bu albüm için  iki genç ismi Philips'e önermişler ve Jacop Sceney (saksofon), Alex Sill (gitar) bu beşinci buluşmada taze kan olarak yer almışlar. 

Kadrodaki iki eleman Simon Philips ile uyumlu bir yapı oluşturuyor. Başçı Ernest Tibbs hakkında kısa bir kelam etmek istersek, rock basçılarından Jack Bruce ile caz basçısı Stanley Clarke'ın birleşimimi gibi. Philips'ın davulunu özümlüyor ve yeni fikirler oluşturarak parçayı akar hale getiriyor. Artık "Protocol" dizisinin daimi elemanı olan klavyeci Otmaro Ruiz. Venezuelalı bir eleman olan Ruiz'in müzikal geçmişinde John McLaughlin, Dianne Reeves ve Frank Gambale gibi referansları var. Onun birikimini dinlerken daha iyi anlıyorsunuz, klavyesinin oluşturduğu armoni her an müziğin  akışına göre yenileniyor.  Özellikle "When The Cat's Away"de klavyesiyle görkemli bir gezintiye çıkıyoruz. 

"Protocol"un bu beşinci buluşmasında daimi elemanlar Ruiz ve Tibbs'in önerisiyle kadroya alınan iki elemana gelince, iyi ki alınmışlar demeden edemiyoruz. Öncelikle gitarist Alex Sill'in kimi zaman distorsiyonlu kim zaman duygulu tonda dokunuşları ruh katıyor. Yeni katılan eleman olarak diğer isim de saksofoncu Jacop Sceney. Onun "Dark Star" isimli parçada soprano saksofon ile kattığı etki olağanüstü. 

Simon Philips öyle çok rock albümünde çaldı ki, her birinde yaptıklarıyla bir büyük abide oluşturdu.  Bu arada onlardan birinin elemanı olarak da yerleşip kalabilirdi. Her ne kadar bir görev elemanı olarak bir stüdyo müzisyeni olarak aranıp durumu kurtarsa da imzasını farklı çalışmalarda belli etti. Bunlarla yetinse de olurdu ama o solo albümleri ile yepyeni bir kapı açtı ve 5 albümlük "Protocol" dizini oluşturdu. Bence iyi de oldu dinlemeye doyamacağım ve özlediğim bir caz rock fusion tavrı ile yeniden karşılaştım. Sizi bilmem ama bu bana bir hayli keyif verdi. 

Aptulika

23 Ağustos 2022 Salı

Buddy Holly and The Crickets'in davulcusu Jerry Allison Öldü.

 


Buddy Holly'nin ilk rock'n roll parçalarında davul çalan Jerry Allison bu pazartesi (22 Ağustos 2022) günü 82 yaşında hayata veda etti. 



1939'da doğan Allison, 50'lerin ortalarında Buddy Holly ile çalışmaya başladı. En başında ikili olarak çalıştılar, ancak 1957'de basçı Joe B. Mauldin ve  gitarist Niki Sullivan ile birlikte Crickets'i kurdular.

Grubun ilk albümü The "Chirping" Crickets Kasım 1957'de çıktı. Holly ve Allison tarafından kaleme alınan "That'll Be the Day" single'ı grubun ilk hiti oldu ve müzik listelerinde 1 numaraya ulaştı.

 Holly 1958'de New York'a taşındı, ancak Allison ve Crickets'in geri kalanı, Lubbock, Teksas'taki evlerinde kalmayı seçti. Bir yıl sonra, Holly bir uçak kazasında öldü , bu trajedi genellikle "müziğin öldüğü gün" olarak anılır.

Solistlerinin ölümünden sonra, Crickets kayıt ve tur yapmaya devam etti. Grup, 1960 ve 2005 yılları arasında toplam 13 stüdyo albümü yayınladı ve Allison her LP'de çalıyordu.  

Allison, 2012 yılında Crickets'in bir üyesi olarak Rock & Roll Onur Listesi'ne girdi .



 

21 Ağustos 2022 Pazar

Kirk Hammett, Metallica'nın az albüm çıkarmasından şikayetçi.

 


Kirk Hammett, Goldmine dergisine verdiği röportajda, grubu Metallica'nın 40 yılda 10 albüm yaptığını söyleyerek bu durumdan yakındı, 

" Ben müzik yapmak istiyorum.  Harika bir müzik yapmak istiyorum. hiç duyulmamış bir müzik. Sadece kendimi yaratıcı bir şekilde ifade etmek istiyorum. Her gün gitar çalarım, bu yüzden üzerine bir mikrofon koysam iyi olur." sözleriyle kaygısını ortaya döktü.

 Kirk Hammett , Metallica'nın 40 yıllık kariyerinde sadece 10 albüm yapmasını vurgulayarak  grupla albüm yapma konusunda yavaş ilerlediklerini söyledi. En son yaptıkları " Hardwired… to Self-Destruct"ın üzerinden neredeyse neredeyse altı yıl geçti ve bu kayıt ile önceki "Death Magnetic" arasında sekiz yıllık bir boşluk olduğunu belirten Hammett, grup üyelerinin tempoyu artırma konusunda tartıştıklarını  ama bir sonuç alınmadığını söyledi. 

Bu yıl solo bir EP çıkartan Kirk Hammett, " Solo albümüm "Portals"ı çıkarmam benim için harika oldu. Bu sayede üretebildim ve bunu insanlara sundum. Başka çalışmalarım da var ve bunları  kaydedebilir ve yayınlayabilirim. Bunu gruptan tamamen farklı bir zaman çizelgesinde yapabilirim. Bu grupla çalışmalarımı da etkilemez." diyerek yeni solo albümlere de göz kırpar gibi. 

  

(https://shop.goldminemag.com/products/goldmine-magazine-kirk-hammett-cover-edition-june-july-2022)

"Done Come Too Far" ile tamamlanan resim ya da üçleme

 


Shemekia Copeland'ın yeni albümü "Done Come Too Far" cuma günü piyasaya çıktı ve şu an dinlemekteyim. Onu ilk kez Kent FM'de radyo programı yaptığım yıllarda duymuş ve sesine hayran olmuştum. Yani on ya da on beş yılı aşmış bir zaman dilimi. Müzik  hayatına adım attığında onun için Blues'un Kraliçesi Koko Taylor'ın taçını alan kişi tanımlarını yapacaklardı. Bu tanıma bizzat Koko Taylor'dan el alarak ulaşmıştı Shemekia Copeland ve aradan geçen sürede bu taçı hakkettiğini her geçen gün biraz daha kanıtladı. 

Ama...

Koko Taylor'ın taçı için ses yeter miydi?

sorusu hep aklımı kurcalıyordu.

Her şeye rağmen Koko Taylor ile Shemika Copeland'ın yerlerinin ayrı olduğunu düşünmüşümdür. Böyle bir taç paylaşımının bazı açılardan Copeland'a, bazı açılardan da Taylor'a haksızlık olduğunu düşünmüşümdür. Hele ki bundan on yıl öncesi bu tanımlamanın yapılması bile beni gıcık ediyordu. Copeland'ın sesine hayran olsam da Koko Taylor'ın isyankar yanını ve kadın haklarını savunan hep önemsemişimdir. Buna karşın ABD bayrağına sarınan ve Irak işgaline methiyeler düzen Copeland'ı bağdaştıramıyordum bir türlü. Ancak şimdi resme tümüyle baktığımda, hele ki yeni çıkan "Done Come Too Far" albümünü dinledikten sonra siyah insanın eleştirel yanını görünce , şimdi her şey yerine oturdu diyorum. 



 2018'de çıkan "America's Child" albümü ardından 2020'de gelen "Uncivil War" ve şimdi çıkan "Done Come Too Far" ile üçleme tamamlanıyor ve resim ortaya çıkıyor, adeta sis dağılıyor. 11 Eylül sonrası tipik bir Amerikalı için oluşan travmayla yaşanan Irak işgali güzellemesinin ardından şaşkına dönmemin etkisiyle "America's Child'ın kapağındaki bayrağa sarınmış görüntü beni yanıltsa da bu eleştirel bakışın başlangıcıymış. Ardından gelen "Uncivil War" ile siyahi insanın mücadelesine tarihi köklerinden giriş yapan Copeland üçlemenin sonunda resmi bu yeni albümle tamamlamış oluyor. 

 

Copeland, yeni albümü 'Done Come Too Far'da  Amerikan toplumunun güçlü ve bazen de öfkeli bir resmini çiziyor.  Albümün açılışında yer alan  "Too Far To Be Gone"da Amerika'daki siyah nüfusun dramını özetliyor. 

 "The Talk" isimli parçada ise ırkçı bir polisle başı belaya giren siyahi bir gencin annesinin söylemini getiriyor.   Shemekia Copeland  albüme adını veren  "Done Come Too Far"da  ironik bir yaklaşımla  bugünün Amerika'sını eleştirel bir gözle sunuyor.  "The Dolls Are Sleeping"de ise cinsel istismar konusuna dikkat çekiyor. 

 Dinlenilmemesi açıkcası büyük bir kayıp olacak bir sese sahip olan Shemikia Copeland, hayatta duruşu ile de öne çıkıyor. Bizden resim nasıl görülür bilinmez ama ABD'den bakılırsa bir hayli muhalif biri. Ve açıkcası şimdi Koko Taylor'ın taçını sesi ile birlikte duruşuyla da tamamlıyor. 

Aptulika



20 Ağustos 2022 Cumartesi

50 Yıllık Dostluğun Taçlandığı Albüm.



Elektro gitarda oldukça usta biri olan Bob Margolin, yeni çıkan ve armonikacı Bob Corritore ile yaptığı "So Far" albümünde akustik ve elektriksiz takılıyor.  VizzTone etiketiyle çıkan albümde iki eski dost uzun yıllardır birlikte çalmış ve konserlere çıkmış olsalar da ilk kez bütünüyle bir albüm kaydıyla bir araya geliyorlar.   



Bazı zamanlar iyi bir albümü duyup, yazmak istediğimde, "keşke bu albüm üzerine bir radyo programı yapsaydım" diyorum. Hatta benim yapmama da gerek yok, başka bir radyo programcısının  yaptığı radyo programını da dinlemeyi isterdim ve inanın bana bundan daha   çok keyif alırdım. Böyle uzunca yazmak yerine parça aralarında konuşmak ve ardından çalınca da, dediklerim kanıtlanacaktı. Neyse sözü uzatmadan: harika bir albüm ve iki usta ile karşı karşıya olduğunuzu önceden söyleyeyim ve ardından ekleyeyim...Bu albümü mutlaka edinin. Aslında plak olarak dinlemek vardı ya neyse. (Malum dolar kuru falan, bizi biraz aşar)

 


Blues gitarının önemli temsilcilerinden Bob Margolin, müzik kariyerinin başlarında Muddy Waters'ın rahleyi tedrisatından geçmiş bir isim. Moda olmuş diye Osmanlıca lugat kıvırmak adetim değildir ama... Rahleyi tedrisat derken, sade  haliyle "bilgisi ve görgüsünden geçmiş" demek istedik amma velakin Bob Margolin'in durumu daha da öteler gider. Bizzat büyük blues ustasıyla yedi yıl boyunca konserden konsere yolları toz etmişlerdi. Modern Chicago Blues'un bu dev ismiyle çalışmadan önce de saykodelik rock yapan bir grupta çalan Margolin, blues ile rock'ı bünyesinde buluşturan usta bir gitarist olduğunu da yaptığı solo albümlerle kanıtladı. 


Bugün 73 yaşında olan Bob Margolin, yani onunla özdeşleşmiş olan meşhur lakabıyla "Steady Rollin", ilk çıkışını 1967 yılında Boston'lı saykodelik rock grubu "The Freeborne'ın "Peak Impressions" albümünde çalmasıyla yaptı. Bu bir albümlük (ama çok usta işi bir albümdür, ona göre, aklınızda olsun derim...) 
Bu gruptan sonra on yıl boyunca çeşiti rock gruplarıyla çalışan gitarist, 1973'ten 1980'e kadar Muddy Waters'ın grubunda ikinci gitarist olarak konserlerde ve turnelerde çalmıştır. 

Elektro gitarda oldukça usta biri olan Bob Margolin, yeni çıkan ve armonikacı Bob Corritore ile yaptığı "So Far" albümünde akustik ve elektriksiz takılıyorlar. VizzTone etiketiyle çıkan albümde iki eski dost uzun yıllardır birlikte çalmış ve konserlere çıkmış olsalar da ilk kez bütünüyle bir albüm kaydıyla bir araya geliyorlar.  Bob Margolin'in yedi yeni şarkı yazdığı bu albümde, Bob Corritore da bir parçada enstrümantal olarak seslendirmiş. 13 parçanın yer aldığı albümde diğer parçaları da blues klasiklerinden seçmişler.  Böylece Bob Margolin'in 1935 akustik gitarı ve Bob Corritore'in amfisiz armonikasıyla içten ve köklere inen bir blues albümü ortaya çıkmış. 

Bob Margolin ismine her ne kadar aşina olsak da Bob Corritore ismini, kendi adıma, ilk kez duyduğumu söyleyebilirim. Ancak albümü dinledim dinleyeli, böyle usta ve güzel tınlayan bir armonikacıyı daha önce dinlememiş ve bilmiyor olmamın da mahzunluğunu yaşadım hani... bunun benim ayıbım olduğunu da dünyaya buradan duyurmalıyım.


Bugün 65 yaşında olan blues armonikacısı Bob Corritore'nin müzikal kariyeri 1970'li yıllarda başlamış. Bir çok blues ödülüne sahip olan armonikacı, sadece müzisyenliği ile değil işletmeciliği ve plak prodüktörlüğü ile de öne çıkan bir şahsiyet. Tulsa Üniversitesi'nde lisans düzeyinde İşletme tahsili yapan Corritore, Arizona'da önemli bir müzik mekanı olan The Rhythm Room'un da sahibi. Aynı zamanda plak prodüktörlüğü de yapan santçı, bu alandaki kariyerine 1979 yılında başlamış.

Çok yönlülüğü bunlarla sınırlı kalmayan Bob Corritore, aynı zamanda bir radyocu. Yaptığı blues radyo programı halen sürmekte ve bu alanda da başarılı bir sunucuymuş. 


 Armonikanın usta ismi Bob Carritore'nin , blues'a ilk ilgi duyması 12 yaşında radyoda Muddy Waters'ı duymasıyla olmuş. Onu etkileyen Waters, aynı zamanda Bob Margolin'le 50 yıla yaklaşan kadim dostluğunun da temelini atmış. 1974 yılında Margolin, Muddy Waters'ın ikinci. gitaristi olarak çalışırken Corritore ile tanışmış. Bu tarihten sonrada dostluklarının arasından hiç su sızmamış. İkili olarak bir çok kulüp ve barda çalışmışlar ama ilk kez baştan sona bir albüm kaydında bir araya gelmişler. 

Bob Margolin ve Bob Corritore'nin bir araya geldiği "So Far" albümünün bir de özel bir konuğu var. Conan O'Brien'ın TV şovunda yer alan grubun daimi gitaristi Jimmy Vivino albümün iki parçasında gitarı ve yer yer vokaliyle konuk olmuş.

İşte böylece de güzel mi güzel bir albüm orataya çıkarken, 50 yıllık dostluk da böylece taçlanmış. 

APTULİKA

18 Ağustos 2022 Perşembe

The Mashina ilk tekli bugün çıktı!



The MASHINA yepyeni bir grup ama elemanları Türkiye'de rock tarihinin en önemli gruplarından. Bunların en başında da Dr Skull geliyor ve bu efsanevi gruptan Alper Yarangümeli The Mashina'nın davuluna geçerek bagetleri eline almış. Ankara'nın köklü rock gruplarında çalmış olan elemanlardan kurulu grupta vokalde vokalde Cem Özçelik (Derin6, Radyokraft, Metabolic), gitar ve geri vokallerde Ural Doruk (Diken, HotworxxX), bas ve geri vokallerde Bora Egemen (Karakedi) yer alıyor. ,

МАШИНА the MASHINA (Bulgarca: Makine) ismini alan grup,  2022 yılı başlarında Ural Doruk'un projesiyle bir araya gelerek kurulmuş ve old-school heavy metal tarzında müzik yapıyorlar. 

Grubun ilk teklisi "Thunder, Wind and Rain"ın kapak çalışmasını da ben yapmış bulunmaktayım. Öncelikle belirtmem gerekirki Dr Skull ve o tarz eski (old-school) heavy metal tutkunu olarak Alper'den ilk tekli için kapak yapma önerisi alınca ona pek belli etmesem de oldukça heyecanlandım ve gururlandım. Kapağı hazırlama sürecinde sağolsun Alper bana bir grup elemanı gibi heyecan duymamı sağladı. Kapak bittiğinde ise, bu sefer de kalp atışlarımı yükselten bir bekleyiş başlayacaktı. Ve geçen hafta teklinin çıkacağını duyduğumda da heyecanım daha da artacaktı. Belki de bir hafta boyunca, "geliyor"... "pek yakında" diye kafanızı ağrıttım ama artık kusuruma bakmayın. 

Ve bugün The Mashina'ın ilk teklisi "Thunder, Wind and Rain" çıkıyor. Bu arada parçayı son haliyla ilk defa ben de yeni dinleyeceğim. Ancak bunun ötesinde bir heyecanım daha var ki, o da muhteşem bir grubun geliyor olması... işte bu beni her şeyden çok heyecanlandırıyor! 

Bu yazıya noktayı koyduktan sonra hemen spotify'den parçayı dinleyeceğim ve   ardından youtube'da klibini izlemeye koyulacağım. 

 APTULİKA


 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...