Tears etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tears etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2022 Pazar

Sabih Cangil Band- Kadıköy The Wall konseri - 7 Ekim 2022



Sabih Cangil, yani o 1980'lerin RA dönemi ve konserleri... O yılların konserleri anılarda kalsa da bugüne bir kaç konser fotoğrafı dışında ne bir kaset ne de albüm kaydı kalmıştır. Son 15 yıl Sabih Cangil'in kimi zaman solo kimi zaman da Sabih Cangil Band olarak yaptıkları bize o aradaki kopukluğu bir nebze de olsa kurtarıyor gibi. Sabih artık RA dönemi işleriyle değil solo kariyeriyle başarılı konserlere ve albümlere imza atıyor ama bir devamlılığı da tek başına sağlıyor.

Sabih ile pandemi öncesi "50" isimli albümünün kapak çalışması için bol bol görüşmüştük. Müzik hayatının 50. yılı için yapılan bu albümde rock dünyamızın önemli isimleri konuk olarak Sabih'in bestelerini seslendirmiştiler. Albüm çıktıktan sonra o konuklarla birlikte tanıtım gecesi konseri de planlanmıştı ama o kahrolası Covid 19 salgını başlayacak ve karantina günlerine girecektik.  Yani o tanıtım gecesi olamadı ve o günden bu yana da Sabih'le görüşememiştik. Konserin haberi gelince hemen harekete geçecek ve gidecektim. ( Bu arada "50"nin tanıtım gecesi "50 + 3" olarak falan yapılsın derim.)

Cuma gecesi konser için Kadıköy The Wall'a geldiğimde daha konser salonuna varmadan girişteki barda bir sürpriz beni bekliyordu. Orada oturmuş birasını yudumlayan kişi 1990'ların başında İTÜ Maçka anfisinde verdikleri konserle unutulmazlarım arasına giren Tears grubunun gitaristi Özgür'dü. Nerdeyse 30 yıldır görmemiştim onu. Bana, "hala metal dinliyor musun?" diye sorduktan sonra da "Ben hala dinliyorum, hatta bu sabah UFO'da bir parça dinleyip kendime geldim." diyecekti. Hey gidinin Özgür'ü  hey... Ona, " İlahi dostum, bugün UFO'yu bir yerde çalsan millet progresif sanır." diyecektim demedim. Bu arada Tears olarak konserler de verdiklerini öğrendim. Dediğine göre gelecek aylarda Dorock'ta bir konserleri olacakmış. 

Bu sohbet bölümünden sonra konser zamanı geldik ve alt kattaki konser salonuna girdik.  Eh hani hatır sayılır bir dinleyici de vardı. Ne olur ne olmaz diye en önde bir masaya yerleştik. İyi ki de öyle yapmışız, konser başladıktan sonra arkaya bir baktım ki muhtemelen arkada bir yere yerleşseydik sahneyi tam göremeyecektik. 

*

 Konser iki İngilizce parçayla açıldı. Bu parçalar bittikten sonra Sabih, "Biz RA grubuyla ilk konserlerimizi verirken basından izlemeye gelip dergide haber yapan gazeteciler vardı. Onlardan biri bizim hep İngilizce parça yaptığımızı vurgulayarak, 'Bunlar konsolos çocuğu mu, niye Türkçe şarkı yapmıyorlar!' diyecekti. Şimdi o gazeteci abimiz Deniz İzgi burada." dedikten sonra ekleyecekti: "Deniz Abi Türkçe parçamız da var, işte onlardan biri dedikten sonra "Farkındayım" parçasına başlayacaktı. Bugün yaşı 50'nin altında olanlar bilmeyebilir ama Deniz İzgi 1970'lerin sonu ve 80'lerin Türk Rock gruplarının izini süren ve destek veren bir isimdi. Onun konsere gelmiş olması harikaydı. Hani bir zaman makinesine binip, o yılların Ambulans, Devil, Egzotik Band, Ra, Whisky konserlerinde gibiydik. 

"Farkındayım" parçası konserde seslendirilmeye başlayınca yer yerinden oynadı. Bu parçayı seven sadece benim sanıyordum ama parça herkesi eline geçirmiş gibiydi. Parçaya bütün dinleyici 7'den 77'ye herkes eşlik ediyordu. 

Ardından gelen "Şişe" isimli parçaydı ve Sabih parçanın bir yerinde sözleri değiştirerek,"Bir şişe keyif açtık, Aptul Abi" diyerek bana da bir selam gönderecekti. Sabih'in grubu artık belli gibi. Her zaman yanında olan Tanju Eren gitarıyla hatırı sayılır sololar atmayı sürdürüyor. Bir rock dervişi ya da bilgesi konumunda ama bir çocuk içtenliğinde her daim rock diyen Tanju, o eskilerin ( Teoman'ın Boğaziçi Üniversitesi yollarındaki grubu) Mirage konserlerinin tadını günümüze taşımaya devam ediyor. 

Konserde klavyede Güven İlter yer alıyordu ki, bazı parçalarda kulağım iyiden iyiye ona gitmeye başlayacaktı. Öyle güzel bir tını kulağıma geliyordu ki, 1970'lerin rock klavyesi tadındaydı. İlter'in katılımı Sabih'in müziğine blues tadını da katıyordu. Konseri dinlerken parçaların biraz daha uzamasını hatta yer yer doğaçlamalarla 10 hatta bilemedin 15 dakikaya çıkmasını bile istedim. İnanın bana abartı değil, Güven İlter'in sololarıyla harika şeyler olur gibi geliyor bana. 

Sabih'in ekibinde bateri de yer alan Erhan Akhan baştaki parçalarda davulun sesini alamadığını tonmaistere hep duyurmak için adeta çırpındı. Parça arasında Tanju bu konuyla ilgilenerek tonmaistere uyarı gönderdikten sonra olay halloldu. Yahu dostlarım, o-ndan sonra davul başka bir şey oluverdi. Doğrusu biz davulu tam dinlemiyormuşuz. Açıkcası ondan sonra davul bir anda Grand Funk Railroad tadında oluverdi. Hatta bir ara AC/DC'nin "Back in Black"i gibi yınladı. Konserde kızı için bestelediği bir parçayı davulun yanısıra vokalide üstlenerek seslendiren Erhan Akhan harika bir an yaşattı. Orada olup, o davulun tınlayışını duymanızı isterdim. Rock haricinde Latin ve blues renklerini de barındıran harika bir baterist. 

Bu arada Sabih Cangil Band'in belki de en genç elemanı bas gitarist  Cenk Tarhan'dı. Konser başlamadan öncesinden beri bir atom karınca misali oradan oraya koşturan bu eleman solak bir bas gitarist olarak Tanju'nun yanında kanat misali yerini alıyordu. 

Konserde "Dr. Gilmour"  biraz uzun bir yorumla gelse de daha da uzasa dediğimiz bir parçaydı. Açıkcası Sabih'te bu parçayı ayrıca severek yorumluyor gibi geldi bana. Yer yer blues ile rock'ın buluştuğu bu parça gerçekten ayrıcalıklıdır. Konserde bir başka blues parçası daha seslendirildi ama bestecisi Güven İlter'in bu parçayı yapmasının bir öyküsü de var. Gitarist Tanju Eren, 5 yıl önce bir ameliyat geçirmişti ve dolayısıyla belirli bir süre gruptan ayrılıp tuvalete gitmesi gerekiyordu. Bu arada çalarken arada birayı da yanında tutması haliyle etkiyi daha arttırıyordu. Tam bu an geldiğinde Sabih mikrofonda eski bir anıyı anlatıyordu ama bir konserde birı anlatılmış bitmiş ortada Tanju yok ve tabi Sabih'te de milleti oyalayacak bir anı kalmamış. Bakmışkar olacak gibi değil bu ara için klavye üstadı Güven bir beste yapmış. Adı "İdrar Blues" olan bu parçanın sözleri de harika esprili ve Tanju'nun yokluğunda bu parça çalındı. Öyle çok sevdim ki konserden sonra bugün bile parçayı okuyorum. 

 Tanju tekrar sahneye gelince  "Umudumuz Var" ve "Bıktım " ile konser devam etti. Bu arada parçalara nakarat bölümlerinde herkes eşlik ediyordu. Konserde benim Osmanlıca Rock dediğim "Namütenahi Mubabbet" biraz daha heavy seslendirildi. Konserin benim için güzel sürprizi "New York New York"du. Bir zamanlar Frank Sinatra'dan dinleyip, sevdiğim bu parçayı Sabih Cangil Band'ın rock yorumuyla dinlemek harikaydı. 

RA'dan bu yana daha sonrasında Sabih'inde konserlerinde final parçası "Rock Fever" olur ve bu defa da gelenek bozulmadı. Hiç yoksa kırk yıllık bu parça yıllar geçtikçe önemini daha da arttırıyor. Konser bitmişti ama salon "Farkındayım" diye tempolu bir şekilde inliyordu. Grup bir kez daha sahneye gelip, "Farkındayım"ı ikinci kez seslendirdi. 

7 Ekim , Cuma gecesi harika bir konserle Sabih Cangil Band ile buluştuk. 

Aptulika

30 Haziran 2021 Çarşamba

Tears ile 27 yıl sonra buluşma!

 


Seksenli yılların sonunda Gırgır'da çizmeye başlamışım ve işin işine az biraz da rock'ı katmaya koyulmuşum. Doksanlı yılların başında ise ülkemizdeki gruplarda çizgilere ve yazılara iyice girmeye başlamıştı. O dönemlerde hayalim, ülkemizde hakettiği yeri bulamayan rock gruplarının kayıtlarının çıkmasıydı. Öyle ki bir önceki on yılın nice grubu konser anılarında kalıp, kayıt olarak kalamamamıştı. Evet çocukça bir ham hayaldi benimkisi ama hayaldi işte. İşin komik yanı bir süre sonra çıkan kasetlerle bu hayal gerçek oldu. 

O dönem çıkan rock kasetlerinden biri de Tears grubunundu. Kaset çıkmazdan önce konserlerini öyle zevkle izlemiştim ki, her biri hala aklımdadır. Özellikle grubun gitaristi Özgür'ün müziğe bakışı ve zevki tamı tamına bana uygundu. Klasik bir hard rock ve heavy metal. O dönemden bu güne kadar bir iki örnek hariç bu klasik hard'n heavy anlayışını çok fazla bulamayacaktım. Ancak kaset çıktıktan sonra başka albüm gelmedi ve grup da sessizliğe büründü. 

Sözün özü Tears'ın konserleri ve çıkan tek albümü "Winds Of Dreamland" geçen bunca yıl içinde en unutamadığımdır. Yayımlandığı yıllarda rock içinde yeni türler çıkıyordu ve böylesi rafine hard'n heavy soundları kalmamıştı ve o tek kasetin günümüze bir hatıra olarak bile taşınması imkansızlaşmıştı. Hani oradan buradan dolandırmayayım da söyleyeyim: "Benim o zamanlarda sevdiğim tarz böyle bir şeydi." 

Bugün mail adresime gelen "Tears grubunun 1994 yılında kaset formatında çıkmış olan “Winds of Dreamland” albümü SCP etiketiyle remaster olarak tüm dijital platformlarda. " başlıklı mesaj beni ziyadesiyle mutlu edecekti. 

Şimdi bu maille gelen basın bültenine bir göz atarak 30 küsur yıl öncesine giderek Tears ile bir tanışalım. Tabii o yılları yaşayanların da hafızalarını bir canlandıralım derim. 

"Tears, 1989 senesinde gitarda Özgür Öztürk, vokalde Sinan Çilesiz, bas gitarda Cenap Üstel ve davulda Ergün Arpacı tarafından kuruldu. Aynı yıl bu kadro ile birkaç konser verdikten sonra ekibe kısa süreliğine davulda Ertan Aşar ve klavyede Hakan Apaydın katıldı. Bu kadro ile de bir konser verdikten sonra solist Sinan Çilesiz’n eğitim/öğretim amaçlı yurt dışına gitmesi ile grup bir sessizliğe büründü.

Sinan Çilesiz’in 1992 senesinde geri dönmesi ile birlikte albüm kaydetmek üzere beste çalışmaları başladı. 1993 yılında ilk albümleri Winds of Dreamland’in kayıtları için SKS stüdyolarında kayda giren grup 1994 Mayıs ayında Hades Records etiketi ile albümü yayınladı. Albümde tüm besteler Özgür Öztürk’e ait olup bazı şarkıların sözlerinde Sinan Çilesiz imzası vardı. Albüm, Özgür Öztürk’ün yakın arkadaşı ve aynı zamanda bir dönem Pentagram grubunun da gitaristliğini yapan ve askerlik görevinin  bitmesine 1 ay kala şehit olan Ümit Yılbar ve onun nezdinde tüm şehitlerimizin anısına adandı.

Bu dönemleri takiben peşi sıra Özgür Öztürk ve Cenap Üstel’in askere gitmeleri nedeni ile grup uzun süren bir sessizlik dönemine girdi. Sonrasında da bu kadro tekrar bir araya gelemedi.

Albüm tarz olarak klasik melodik heavy metal kalıpları içermektedir. 30/06/2021 tarihinde ise albüm tekrardan re-master formatı ile Sabih Cangil Productions etiketi tüm dijital platformlarda yayınlanıyor. Albümün re-mastering işlemleri Tanju Eren tarafından yapılmıştır."


Basın bülteninde bu yeniden buluşma süreci anlatıldıktan sonra Tears'ın yeniden dönüşününde müjdesini şu sözcüklerle alıyoruz:

"Grup, Şubat 2020 yılında yine SCP etiketi ile yayınlanan “ Flowing Portraits of 50 Years” albümü sonrasında üçüncü albüm ile ilgili çalışmalarına başlamıştır. “

Tears hem konserleri hem de "Winds Of Dreamland" isimli tek albümüyle benim için bir dönemin unutulmazıdır. Klasik hard'n heavy anlayışını çok güzel verir. Gitar bölümlerini dinlediğinizde bunun bir virtüoz gitar albümü olduğu kanısına kapılabilirsiniz. Ancak parçaların melodik yapısı ve vokalin kullanımı ile bir grup müziğiyle karşı karşıya olduğumuzla yüzleşiriz. Sinan Çilesiz'in vokalinin yumuşak tonu heavy metal tarzında yırtınmadan ya da abartılı böğürmeler yapmadan da bu işin kotarılacağını gösterir. Özgür Öztürk'ün gitarı gerçekten çok fazla virtüozite gösterileriyle doludur ama parçanın bütününde her şey olması gerektiği gibi ve parçanın hizmetindedir. Tears'ın müziğinde klavye katılımı da hard'n heavy anlayışına derinlik katar ve melodik değişimlerde ferahlatıcı kapılar açar. 

Tears müziği bende böyle etkiler bırakmıştır ama aradan ne de olsa 27 yıl geçmiş. Bunca yıl sonra albümü yeniden dinlediğimde yargılarımın pek de abartılı ( ya da o dönemin heyecanı ile hatıralarım canlandığı için) olmadığını anladım. Doksanlı yılların başındaki rock gruplarımızın yükselişinde Tears bir kanadı oluşturuyordu ama o kanada pek yüklenilmedi. Şimdi 27 yıl önceki "Winds Of Dreamland" albümünün yeniden çıkışıyla hafızamızı canlandıracağız. 

Aptulika







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...