Selçuk Altun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Selçuk Altun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2021 Pazar

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 180



Selçuk Altun
 "Kitap İçin 4"
İş Bankası Yayınları
  (1. Basım: Temmuz 2021)


Romanlarıyla tanıdığımız Selçuk Altun'un dergilerde yer alan yazılarının toplandığı kitaplardan dördüncüsü, Temmuz ayının sonunda çıktı. Yazarın 2004'ten bu yana süren aylık yazılarını ben ancak geçen yıl farketmiştim. Kafa dergisinde iki sefer rast geldiğimde açıkcası pek ilgimi çekmemişti. Birbirinde ayrı yazılar, anektodların sıralandığı bir sayfalık yazılar bana çekici gelmemişti. Ben aforizma adı verilen seçkileri de pek sevmem, bu nedenle de Selçuk Altun'un dergilerde çıkan yazıları yerine romanlarını bir solukta okumayı daha tercih ediyordum. 
İki hafta önce Selçuk Bey adıma imzalanmış bu kitapla gelince dergilerde es geçtiğim yazıları toplu halde okuyup açığımı kapatacaktım. Selçuk Altun kitaplarını ilk okumamdan bu yana bir hayli merak sarmıştım. Daha sonrasında da aynı semtte oturduğumuz için tanıştık. Açıkcası bundan da çok memnunum. Yazarın benim için ayrıcalığı resim ve heykelden çok iyi anlaması ve de tabi karikatüre çok önem vermesi. Dolayısıyla her karşılaştığımızda sohbet edebiliyoruz. Hatta bu yeni çıkan "Kitap İçin 4"ün kapağında yer alan Gürbüz Doğan Ekşioğlu illüstrasyonunun özgün baskı orijinalini  iki yıl önce sergiden satın aldığında da üzerinde konuşmuştuk. Şimdi o eser yeni çıkan kitabın kapağı olmuş ve bu da benim şahit olmam açısından da heyecan verici oldu.
Selçuk Altun'un 2004'ten bu yana süren aylık yazılarından 2013 ile 2015 arasında Cumhuriyet Kitap Eki'nde olanlar bu yeni kitaba girmiş. Dergilerde bir sayfayı tutan bu yazılarda, aforizma, alıntı, anı, eleştiri, gözlem, haber, ironi, günlük, nükte, polemik, tepki, yanıt gibi kısa anektodlar birbiri ardına akıyor. Daha önce de dediğim gibi dergilerde bu yazılar, kopuk kopuk diye pek ilgimi çekmezdi. Eh şimdi bunlar 400 sayfalık bir kitapta karşımdaydı. İtiraf etmeliyim ki, biraz okuyup, bırakıp devamını getirmeyeceğimi sanıyordum. Geçen pazartesi günü kitabı elime aldım, çarşamba günü bitmişti. Kitap bitti bitmesine hala bazı bölümleri alıp tekrar okuyorum. Bunun uzun bir zaman sonra da süreceğine eminim. Hani sevdiğiniz bir müzik albümünden ara sıra tek parça dinlemeniz gibi. 
Eğer tatildeyseniz "Kitap İçin"i okumak daha da keyifli olacak derim. Yazılar birbirinden alakasız, oradan oraya atlıyormuş gibi olsa da kitabı bitirdiğinizde kendinizi dopdolu hissediyorsunuz. Bu yolculuk burada bitmiyor, o kısa yazılardaki bazı noktalarda sizi başka alanlara keşif yapmak için çekiyor. 

Aptulika

3 Kasım 2020 Salı

Sevdiğin yazar, yazısını sana ithaf ederse...



Tam tamına bir yıl önce Selçuk Altun'un "Ardıç Ağacının Altında" romanını okumuştum. İtiraf edeyim ki, günümüz Türk yazarlarını okumamak gibi bir saplantım vardır. Haklı olduğumu ya da olmadığımı iddia edemem, sonuçta zaten saplantılı bir hal olduğunu da söyledim. Kim bilir belki de son yirmi (ya da yirmibeş) yılın "best seller" mantığı ve gazete kitap eklerinin pohpohlamalarından sıkılmış da olabilirim.  Her şeye rağmen bu saplantımı yerle yeksan etmek için çabalamalarım olduysa da sonuç değişmemişti. Tabi bunları dediğim için yeniye karşı durduğum sanılmasın. Bu zaman zarfında sevdiğim yazarlar da olmuştur. Benimkisi ister tüketici hakkı... isterseniz beğeni tercihi deyin öyle bir şey. 


Yazının başında da dediğim gibi geçen yıl kitabın kapağından dolayı Selçuk Altun'un romanını alıp okumaya başlamıştım. Kapakta Leonardo da Vinci'nin bir tablosundan detay yer almakta olup, kitabın ismi de bu tabloya gönderme yapıyordu.   Hemen aklıma roman isminden dolayı, uyanık bir grafiker bu tabloyu kapak olarak yerleştirmiş olabilir diye düşündüm. Yani böylesi bir tesadüf olabilirdi diye içimden geçirdim. Hem bu tip kitap kapaklarına aşinayız hani, ki Can Yayınları bu konuda zirve yapmıştır. 

Selçuk Altun'un romanını elbetteki Leonardo da Vinci'nin bu tablosu üzerine değil ama bir şekilde ana yapının içine oturuyor. Kitabı okurken bu tabloyu romanda bir renk olsun diye değil, plastik sanatlar (Resim, heykel vd.) üzerine ciddi bilgi sahibi biri olarak kattığını görecektim. Daha sonradan Selçuk Altun'un bir sanat koleksiyoneri, bibliyofil ve estet olduğunu öğrenince işin gerçeğini anlayacaktık. ( Bu arada laf aramızda, pandemi araya girmesiydi, bir ara benim 'Görme Biçimleri'ne onu konuk edip, sanat yapıtları üzerine konuşmak istiyordum.) 

"Ardıç Ağacını Altında" romanı başlıbaşına Leonardo ve tablosuyla alakalı değil. Zaten Altun'un romanlarında ara sıra Orhan Kemal, Pat Metheny, Oktay Rıfat gibi bir çok isim ana öykülere kimi zaman kolaj kimi zaman da anektodlar şeklinde göndermeler yapılarak yer alabiliyor. ( Özellikle Altun'un Orhan Kemal'i seviyor olması beni sevindirdi ama bir başka romanında Pera Palas'ı kasvetli bulması -her  ne kadar roman kahramanının düşüncesi olsa da - pek hoşuma gitmedi. Zira hiç bir zaman kalmamış olsam da dışardan gözlemle benim için en cezbedici oteldir)



Bu ilk tanışmadan sonra Selçuk Altun'u "Bizans Sultanı" ve diğer romanlarıyla okumaya devam ettim. Şans bu ya, kısa bir sürede bu sevdiğim yazarla tanışacak ve sohbetler edecektim. Bu haftada OT dergisini aldığımda bir başka sürprizle karşılaşacaktık. Dergideki yazısında Selçuk Altun'un yazısını bana ithaf ettiğini görecektim. Üstelik yazısının küçük başlığında, 
"Bir bibliyofil olmuşsam tekrar tekrar okuduğum çizgi romanların payını inkar edemem." 
diyordu, Selcuk Altun. 



Sevdiğiniz bir yazarla kısa süre sonra tanışıp, dost ve komşu olmanız güzel bir şeydir. 
Ama buna bir de mesleğinizi (çizerliğinizi) onurlandıracak şekilde bir yazı ithaf edilirse, insan nasıl keyiflenmez. 

Aptulika
3 Kasım 2020

 Notlar: 
* Yazı benimle birlikte Kuzguncuk Sahaf'a ithaf edilmiş. Bu arada belirteyim ben haftada üç gün orada çalışıyorum. Benim emeklilik hayalim bir kırtasiye dükkanı açmaktı. Daha emekli olmama iki yıl var ve daha olmadan bu hayalime kitapçıda çalışarak biraz ulaştım.

* Kuzguncuk Sahaf, biraz da 35 yıl önceki çekme kaset tezgahı günlerimi  de hatırlatıyor. ( Bu arada belirteyim Kuzguncuk Sahaf'ta kitaplarla birlikte ufak çaplı CD ve plak da yer almakta.)
 

19 Eylül 2019 Perşembe

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 119


Selçuk Altun
 "Ardıç Ağacının Altında"
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
(4. Basım 2019)

Her hafta bu köşede bir kitap tanıtmayı rutin hale getirmek istiyorum istemesine ama kimi zaman yoğunluktan dolayı ya kitap okumamış oluyorsunuz ya da yazı yazmakta zorlanabiliyorsunuz. Benim durumumda şu anda aynen böyle. Peki, kitap okumaya vakit bulamadım mı? Tam tersine kitap okuyarak dinleniyorum ve sizlere tanıtmayı çok istediğim bir roman da var. Ancak bu sefer ki durum kitapla ilgili yazacağım çok şey olması. Yani hakkını vererek, adeta üniversite tezi olabilecek bir yazı hazırlamak istedim. Böyle olunca da bir hafta sonrasına yer vereyim de üzerinde daha çok kafa yorup, çalışayım dedim. Ama bu seferde erteleye erteleye, büyük ihtimal unutabilirim de... İyisi mi dumanı tüterken yazmak. 

Üstte gördüğünüz satırları iki hafta önce yazmıştım. Yani sizin anlayacağınız o yazıdaki evham gerçek hale geldi. Ancak gene de yazmayı deneyeceğim. Yazıların aksaması ve gecikmesi şu sıralar hazırlandığım bir sergi arifesinden kaynaklanıyor. 4 Ekim'de başlayacak sergim için harıl harıl çalışıyorum ve bu da ister istemez böyle dağılmaları getiriyor. Bu açıklamaları yaptıktan sonra  artık kütüphanemize katacağımız kitapla ilgili yazmaya başlayayım derim. Ancak yazıda olabilecek dağınıklıklar için şimdiden affınıza sığınırım.

Selçuk Altun, 2001'den bu yana dokuz roman, üç de deneme alanında eserler vermiş edebiyatçılarımızdan biri. 1973'te Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü'nü bitiren yazar, özel sektörde genellikle finans kesiminde yöneticiliğin yanı sıra YKY'de yönetim kurulu üyeliği ve başkanlık yapmış. Bu yaşam hikayesine Altun'un Bibliyograf, estet ve koleksiyoner olduğunu da eklemeliyiz. Bütün bu öz geçmişe baktığımda, eyvah yeni bir Hamdi Koç'la mı karşı karşıyayım diye biraz endişelendim, açıkcası. Romana ilk adımımı attığımda biraz "Muhteşem Gatsby" havasında geldi ve endişem son buldu, tabi buna yazarın koleksiyoner ve resim konusunda ilgili olması da etken olmadı desem yalan olmaz. 

Kitabın kahramanı Erkan, zengin bir yaşam sürdüren biri. Karısının bir trafik kazasında öldüğü haberini alır ve böylece birbirinin içinde helezon örgüsüyle akan bir öyküye dalıveririz. Romanda Erkan başta olmak üzere bütün kahramanları sosyal ve sınıfsal özellikleriyle ete kemiğe bürünmüş halde tanırız. Kendi adıma Erkan ve oğlu Taner'e fena halde gıcık olurken, 124. sayfada başlayan ikinci bölümde ise işin rengi değişecekti. Varolan her karekteri kitabın sonuna kadar tanıyacak ve yargılarımız sürekli değişecekti. Açıkcası bu kitabın son sayfasına kadar sürecekti.  

Çoğu zaman çok sevdiğim yazarlarda da olmuştur, konu gereği romana bir ressam girer, ama o karekter tam anlamıyla ressam değildir. Yani yazarın resim sanatıyla ilgisi ve bilgisinin olmadığını anlarız. Bu da doğaldır herkes her alanda yetkin olmayabilir ama gene de bıyık altından güleriz. "Ardıç Ağacının Altında" romanında resim sanatı ile ilgili bölümler sıklıkla karşımıza çıkıyor fakat bu sefer hedef tam 12'den vuruluyor. Bunun sebebi de, tabiki Selçuk Altun'un hem plastik sanatlara hem de sanat tarihine hakim yetkinlikte bir koleksiyoner olması. Kitabın kapağında Leonardo da Vinci'nin "Ginevra de' Benci Portresi" tablosunun olması da gelişi güzel bir seçim değil; romanın içinde de bu tabloyu yansımalarıyla bulacaksınız. Bir de ABD'deki bir hapishanede mahkumlarla Orhan Kemal'in "72. Koğuş"unun tiyatro olarak sergilenmesi var ki çok hoşuma gitti. Orhan Kemal'e başka göndermelerin de olduğu bu romandaki bu saygı duruşunu çok ama çok sevdim.

Yazının başında da dediğim gibi yazacak çok şey var ama daha da darmadağan edebilirim endişesiyle burada kesmeye niyetliğim. Ama son olarak şunu söyleyebilirim ki okunması keyifli olsa da alışık olmadığınız bir tarzı var. 

Aptulika
2 Ekim - 19 Ekim 2019

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...