Cem Karaca’dan Zappa’ya Sergisi 2019 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cem Karaca’dan Zappa’ya Sergisi 2019 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2019 Cuma

Roger Glover (Deep Purple) / Mütevazı ve Sessiz


Roger Glover (Deep Purple) / Mütevazı ve Sessiz (2004) – 27,2 x 20,9 cm/ Kuru ve su bazlı kalem boya

"Cem Karaca'dan Zappa'ya" Sergisi'nden 6

"Cem Karaca'dan Zappa'ya" isimli sergim bir ay açık kaldı ve bu hafta sonu (11 Kasım 2019) bitiyor. Sergi boyunca bulunurken çizimlerle ilgili kısa yazılar da yazdım. Bunlar kimi zaman çizilen işlerle ilgil olduğu gibi kimi zaman da sergideki izlenimleri ve anektodları içeriyordu. Bu yazılara aralıklarla yer vereceğim. Böylelikle sergiye gelme imkanı olmayanlar buradan izleme olanağını bulurken, sergiye gelmiş olanlar da tekrar o anları yaşayacaklar. Ha bu arada sergiye gelmiş olanlarda tablolarla ilgili sergi izlenimlerini yazabilirler. ( bluesperisan@gmail.com )



ROGER GLOVER
" Mütevazı ve Sessiz "

Deep Purple, benim için önemli ve her dönem sevdiğim gruplardan biri olmuştur. İlk göz ağrım olmasından olsa gerek "Mark II a" denilen kadro, yani Temmuz 1969'dan Haziran 1973'e kadarki dönem elemanları benim için ayrıcalıklıdır. O inanılmaz vokaliyle Ian Gillan, gitarıyla Ritchie Blackmore, davulda Ian Paice ve org sesini kafama mıh gibi işleyen Jon Lord kendimi bildim bileli unutulmaz kadro ve dönemidir. Dikkat ederseniz bir ismi unuttum. Elbetteki Roger Glover. Açıkcası onu 1970'li yıllarda hiç önemsemezdim. Nasıl bir aptallıksa, o plaklarda prodüktör hanesinde de Glover'ın isminin yazması bu yargının oluşmasına sebepti. Çocukluğa bakar mısınız, prodüktörlük işini önemli bir şey olarak görmüyormuşum. ( O zamanlar prodüktörden ne anladığımı sorarsanız, cevabını duyduğunuzda yuvarlana yuvarlana güleceğinize eminim. Çocuklukla ilk gençlik arasında prodüktörü albümün yapılması için parayı koyan adam sanırdım.) 
Sonra zamanla Deep Purple'da bas gitarın önemini kavrayacaktım. Eh tabi dinleyicilikte zamanla kulak da gelişiyordu hani.  Doksanlı yıllarda bir ara bas gitar çalma üzerine hocam Murat Tükenmez ile çalışınca kulağım daha iyi hale gelecekti ve Deep Purple'da Roger Glover'ın ne mene önemli olduğunu iyicene kavrayacaktım. 
Sergi için çizimleri seçerken bir çoğunu elemek zorundaydım ama tek Deep Purple çizimi olacaktı o da bas gitarist Roger Glover'dı. O çizime isim olarak da "Mütevazi ve Sessiz"i uygun buldum. Sergiye gelen herkes de çizimin yanındaki bu yazıyı okuyor ve evet doğru öyle biri diye destekliyordu. Ta ki 12 Ekim, pazar günü sergiye biri gelene kadar. Sergiyi gezen bu kişi yanıma gelip, kulağıma eğilerek, "Roger Glover'da bir hata var, herkes bu tip hatalar yapabilir ama size yakışmaz diye uyarayım dedim" demez mi! Beni aldı bir telaş...çizimde nasıl bir hata yapmış olabilirim diye ziyaretçinin ne diyeceğini merakla bekliyordum. "Buyrun lütfen söyleyin nasıl bir hata var." direyerek hatayı söylemesini bekledim. Aldığım cevap beni daha da şaşırttı. "Mütevazi yazmışsınız, doğru yazılımı Mütevazı olacaktı." 
Çizim konusunda bir hata olmadığı için rahatlamıştım ama bu sefer de Türkçe dilbilgisi konusunda kıpkırmızı olmuştum. Hemen bir beyaz etiketi üzerine yapıştırarak "i"yi "ı" haline getirerek hatayı düzeltmeye çalıştım ve bu kişiye teşekkür ettim. 
Bir kaç dakika sonra çizimin başına gidip Roger Glover'a baktım, bana gülümseyerek, "Üzme kendini Aptul, önemi yok olur bu tip hatalar." diyordu. Roger Glover "Sessiz"di ama konuşacağı zaman da konuşurdu ancak "mütevazi" değil ama mütevazı olduğu kesindi. 

 Aptulika

27 Ekim 2019

7 Kasım 2019 Perşembe

Ray Charles / Onu tanımlamak... ne mümkün

Ray Charles / Onu tanımlamak ne mümkün ( 2004) – 19,2 x 26,4 cm (Erhan Nailoğlu koleksiyonu)

"Cem Karaca'dan Zappa'ya" Sergisi'nden 5

"Cem Karaca'dan Zappa'ya" isimli sergim bir ay açık kaldı ve bu hafta sonu (11 Kasım 2019) bitiyor. Sergi boyunca bulunurken çizimlerle ilgili kısa yazılar da yazdım. Bunlar kimi zaman çizilen işlerle ilgil olduğu gibi kimi zaman da sergideki izlenimleri ve anektodları içeriyordu. Bu yazılara aralıklarla yer vereceğim. Böylelikle sergiye gelme imkanı olmayanlar buradan izleme olanağını bulurken, sergiye gelmiş olanlar da tekrar o anları yaşayacaklar. Ha bu arada sergiye gelmiş olanlarda tablolarla ilgili sergi izlenimlerini yazabilirler. ( bluesperisan@gmail.com )



RAY CHARLES 
"Onu Tanımlamak... Ne Mümkün"

Ray Charles için yüzlerce şey yazılabilir ama serginin açılışından bir gün sonrası yaşadığım izlenim kadar hiç biri öncelik taşıyamazmış gibi geliyor bana. 
11 Ekim'de sergi açılmıştı ve bir gün sonrası da ziyarete gelenleri karşılamak için orada bulunuyordum.
Sergiye bir anne daha henüz  ilkokula yeni başlamış olan kızı ile geldi. Çizimleri gezerken her müzisyeni de kızına anlatıyordu. Bu anlatma kimi zaman da cep telefonundan you tube'a girip müziklerini dinletmekle de sürüyordu. Bazı çizimlerin önünde anne kızına, 
"Bu kim?" diye soruyor ve cevabını alıyordu. 
Ray Charles'ın çiziminin önüne gelince anne gene,
"Bu kim?" diye sordu 
ama kız cevap vermedi. Annesinin sorusuna cevap yerine bir anda dans etmeye başlayarak, Ray Charles'ın "What'd I Say" parçasını söylemeye başlamaz mı?
İnanılmaz bir olaydı ve ufak kızın şarkıyı okumasının yanı sıra dans etmesi aynı aşağıda paylaştığım videodaki 1959 konserinin sonuna doğru gençlerin dans etmesi gibiydi. 2012'de doğmuş ufak bir kız, 60 yıl öncesinin gençlerinin birikimini neşeye döndürerek bugüne ( ne bugüne... yarına) taşıyordu. 
Siz ne dersiniz bilmem ama benim için gelecek adına umut veren bir görüntüydü. Etrafta somurtuk yüzler, ekranlarda kavga edenler ve bilcümle homurtular arasında bu küçük kız umut vermez mi adostlar.

Aptulika

12 Ekim 2019



5 Kasım 2019 Salı

Folk Çiftliği

Bob Dylan / Folk Çiftliği (2019) – 20 x 29,5 cm (Evrim Memik koleksiyonu)

"Cem Karaca'dan Zappa'ya" Sergisi'nden 2

"Cem Karaca'dan Zappa'ya" isimli sergim bir ay açık kaldı ve bu hafta sonu (11 Kasım 2019) bitiyor. Sergi boyunca bulunurken çizimlerle ilgili kısa yazılar da yazdım. Bunlar kimi zaman çizilen işlerle ilgil olduğu gibi kimi zaman da sergideki izlenimleri ve anektodları içeriyordu. Bu yazılara aralıklarla yer vereceğim. Böylelikle sergiye gelme imkanı olmayanlar buradan izleme olanağını bulurken, sergiye gelmiş olanlar da tekrar o anları yaşayacaklar. Ha bu arada sergiye gelmiş olanlarda tablolarla ilgili sergi izlenimlerini yazabilirler. ( bluesperisan@gmail.com )



BOB DYLAN 
"Folk Çiftliği"

Bu sergiyi 35 yıl önce açmış olsaydım, Bob Dylan yerine Joan Baez'e yer verirdim. Lise zamanlarımda Baez'e deliler gibi tutkundum ve birlikte yaptıkları çalışmalarda Bob Dylan'ı onun vokaline hiç ama hiç yakıştıramazdım. Bu yüzden birlikte yaptıkları plakları dinlemek değil, evime bile sokmak istemezdim. Daha sonraki yıllarda Joan Baez, İstanbul Festivali'ne konsere gelince ilgim de azalmaya başlamıştı. Yani sergiyi 30 yıl önce açmış olsam bu iki isim de yer almazdı. Ancak Bob Dylan'a biraz ısınmaya başlamıştım ama parçalarını kendinden değil de başkalarının yorumlarından dinlemek hoşuma gidiyordu. 
2000'li yılların ortalarına doğru Martin Scorsese'ın yaptığı Bob Dylan belgeselinden sonra kanım ısınmaya başlayacaktı. Özellikle de Amerikan folk müziği geleneğinin taşıyıcısı olarak gördüğüm sesi daha iyi algılayacaktım. 
Her şeye rağmen Bob Dylan'la yıldızım gene de kolay barışmayacaktı. Bu sefer de yıllar içinde portresini yapmak da zorlanacaktım. Benim yaptığım çizimleri Bob Dylan'a tutkun olan insanlara gösterdiğimde değil beğenmek tanımıyorlardı bile. Açıkcası 20 yıldır bir çok Dylan çizimi yaptımsa da ne beni ne de başkalarını mutlu etti. Ta ki sergideki bu çizimi yapana kadar. Buna benzer bir iki çizimde de başarı yakalanmıştı ama hepsinin ortak yanı genç hatta ünlü olmadan önceki haliydi bu. O Amerikan protest folk ustaları Woody Guthrie, Peter Seeger'in bayrağını aldığı yılların Bob  Dylan'ı. 
Bence bu çizim olmuştu ama nasıl? 
Sevgili dostum Bülent Seyitdanlıoğlu radyo programı "Kulak Misafiri"nde iki albüme yer verecekti. Bunlardan biri Bob Dylan'ın albümüydü. Diğeri ise Prince'in kariyerinin öncesinde evde piyanosuyla kaydettiği kayıtlarından oluşan bir albümdü. Bende program yayına girmeden önce tanıtımı için çizgi roman vari bir çizim yaptım. Prince'in kentli yanını vurgularken, Dylan'ı da köylü olarak esprili bir şekilde kurguladım. İşte oradaki karelerden birinde de bu çizimi yapmıştım. Folk Çiftliğinde bir Bob Dylan. Keşke çizimin yanına bir radyo koyup, o programı da dinletebilseydim. 
Aptulika
5 kasım 2019





Patron Yollarda

Bruce Springsteen / Patron Yollarda (2019) – 22,3 x 35 cm / suluboya ve ecoline (Metin Uzelli koleksiyonu)


"Cem Karaca'dan Zappa'ya" Sergisi'nden 1

"Cem Karaca'dan Zappa'ya" isimli sergim bir ay açık kaldı ve bu hafta sonu (11 Kasım 2019) bitiyor. Sergi boyunca bulunurken çizimlerle ilgili kısa yazılar da yazdım. Bunlar kimi zaman çizilen işlerle ilgil olduğu gibi kimi zaman da sergideki izlenimleri ve anektodları içeriyordu. Bu yazılara aralıklarla yer vereceğim. Böylelikle sergiye gelme imkanı olmayanlar buradan izleme olanağını bulurken, sergiye gelmiş olanlar da tekrar o anları yaşayacaklar. Ha bu arada sergiye gelmiş olanlarda tablolarla ilgili sergi izlenimlerini yazabilirler. ( bluesperisan@gmail.com )



BRUCE SPRINGSTEEN 
"Patron Yollarda"

Seksenli yıllarda "Born in the USA" şarkısıyla tanımıştım onu. O dönemin pop liste parçalarından sıyrılıp rock tadını bulduğum, enerjili bir çalışmaydı. Aradan kaç yıl geçti kim bilir, ama etkisi bir nebze bile olsun azalmadı. İtiraf etmem gerekirse bu parça dışında da hiç bir zaman ısınamamıştım, Springsteen'a. Bu 2002 albümü "The Rising"e kadar sürdü. ABD'de de İkiz Kuleler'e 11 Eylül 2001'de yapılan saldırıdan sonra yaşanan şoku en iyi anlatan bu albümde Bruce Springsteen'in bir derdi olan sanatçılardan biri olduğunu anlayacaktım. Sonra daha eski çalışmalarına da tekrar ön yargısız bir şekilde baktığımda ise bir ozan geleneğini taşıdığını farkedecektim.

Bruce Springsteen'ın en sevdiğim şarkısı "Born in the USA"ydi ama aynı zamanda antipatiyi de oluşturan örnekti. Bu yüzden onu hep Amerika'yı kutsayan adam gibi görürdüm. Sadece o mu lakabı olan "The Boss" yani "Patron" da bu antipatiye eşlik eder ve ön yargımı kuvvetlendirirdi. Eh ne de olsa dünyanın patronluğuna özenen Amerikan Emperyalizmi aklıma gelirdi ister istemez. Oysa o şarıdaki göndermelerde de bir Amerikalının o politikaları sorgulayan, kinayeli tavrı vardı. "Patron"luğa gelince, o da Springsteen'inin ilk yıllarından kalan bir lakap olup, benim evhamlarımla hiç ama hiç alakası yokmuş. Tanınmadığı yıllarda çaldıkları barlarda grup arkadaşları konser sonrasında parayı almak için cüsseli olduğu için onu gönderirlermiş, yani patronluk o sebepten. 
Bruce Springsteen ile yıldızımın barışmasına en büyük etken ise Barack Obama'nın ABD başkanlığına geçtiği gün yapılan törende yanına Peter Seeger'i alarak çıkmasıydı. Peter Seeger, 1950'lerin "Komünist Avı"nda sorgulanan ve yıllarca yasaklanan folk müzisyeniydi. İşte o gün bir anlamda bu usta sanatçının "iadeyi itibarı" veriliyordu ve bunun mihmandarlığını da Bruce Springsteen yapıyordu. 
Sergi için yaptığım çizime "Patron Yollarda" dedim, çünkü onu dinlerken yollarda giden gezgin bir folk şarkıcısını hissediyordum. O yoldaki duraklardan birinde de siz olabilirsiniz ve patron size de dokunabilir. 

Aptulika
22 Ekim 2019

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...