28 Eylül 2020 Pazartesi

Bir kavanoz turşu ile yitirilen hayallere tekrar dönüş



26 Eylül 2020, Cumartesi günü BASAD Kafe'de " Türkiye'de Rock Müziği ve Kenardakiler" söyleşisinde   Murat Beşer,  Sabahattin Taşdöğen ve Tarkan Çakır ile birlikte yerimi aldım. Açık konuşmak gerekirse istemeye istemeye, söz verdiğim için gitmiştim... çünkü bu tip söyleşilerde hep aynı şeyler tekrarlanır ve hep eski anılardan bahsedilir. Hani neredeyse sizi bir kapalı kutuya koymuşlar gibi hissedersiniz kendinizi. Oysa ben (tabi diğer katılımcı arkadaşlarım da) hala üretiyorum ve yeni projelerden bahsetmek isterim. Dolayısıyla "Türkiye'de Rock" konulu söyleşilere bundan sonra katılmayacağımı bildirecektim. 

Bu düşüncelerle söyleşiye katılmak için yola koyulduğumda Bakırköy'e vardığımda bir anda pırıl pırıl, capcanlı bir semtle karşılaştım. Kimse bana kızmasın ama Bakırköy, sanat ve kültür açısından Kadıköy'e fark atacak gibi. Böyle bir görüntüyle karşılaştığımda içimden "Yahu boşver şimdi söyleşiyi falan gezin gönlünce" dedim ister istemez. Neyse yapmadım tabiki ve söyleşinin yapılacağı Basad'a doğru gittim. Bir bahçe ile sizi karşılayan bir eski bina yoğun bir emek ve sevgiyle harika yere dönüşüvermiş. Kapıdan adımınızı attığınızda sanatla bütünleşiyorsunuz. Bu arada Bakırköy yetiştirdiği sanatçılarla meşhurdur ve burada her sanatçının anısını hissediyorsunuz. Hani sanki orada bir kapıdan Altan Erbulak çıkacak, Cem Karaca ilerde bir masada çay içiyor gibi, size uzun boyu ile Tarık Akan karşılıyor gibi. Basad, Bakırköylü sanatçılar adına kurulmuş bir dernek ama lafta kalırcasına değil yaşayan, yaşamayan tüm Bakırköylü sanatçıları kucaklayan bir dernek. 

Söyleşi saati geldi ve yerlerimizi aldık. Gelirken ayağım geri geri gidiyordu ama söyleşi başlayınca hiç bitmesin dedim. Sadece eski günlerden ve rock'tan bahsedilmedi. Sanattan da konuştuk, projelerden de. Bir ara Basad'ın bir rock müzesi oluşturma tasarısını da duydum. Tarkan ve ben bu söyleşinin isminde yer alan "Kenardakiler" lafına biraz bozulduk ve bunun için sitem etmekten de kaçınmadık hani.  Sonra o kenardaki ibaresini sadece rock değil, resim, heykel, tiyatro, opera yani çağdaş ne varsa o olduğunu kavradık. İşte Basad yani Kadıköylü sanatçılar bu aydınlanmayı taçlandırıyordu... hem de sadece bugün değil, Cumhuriyet tarihi boyunca. Bu Bakırköy'de bir şey var dostlar, güzel şeylere karşı umudum tekrar alevlendi. Açık söylemek gerekirse, Basad'ın yeni bir etkinlik davetini iple çekiyorum hani.

Peki böyle güzel ve umut arttırıcı bir etkinliğin haberinin görseline neden böyle bir fotoğraf (sanki Can grubunun 1970'lerdeki efsane albümü "Ege Bamyasi" albümünün kapağı gibi) koydum derseniz açıklayayım. Söyleşi bitmişti ve yerlerimizden kalkıyorduk, bu sırada Basad temsilcilerinin teşekkür konuşmasında katılımcılara yani bizlere plaket falan gibi bir şey verileceği duyulur gibi oldu. İçimden bir "eyvah" çektim. Kırmızı kadifeden bir plaket bekliyordum ki, evimin içi onlarla dolu, hadi bakalım bir yenisi daha  dedim ama bozuntuya vermedim. İşte bu sıra beni şaşırtan bu resimdeki şirin mi şirin kavanoz verildi. İlk anda bunu bir reçel kavanozu sandım, oysa ki turşu imiş. İtiraf edeyim ki bu çok hoşuma gitti.. eh hani bizim dörtlüden rakı ile en yakın olan benim ve bu bana özel bir meze olabilir diye içimden geçirdim. Hani bir Anadolu kentine gittiğinizde oraya özel bir şey verilir bunun bir anlamı olur ama Bakırköy'ün turşusu meşhur falan da değil ki. Oysa olayın aslı şöyle imiş. Basad binasının yanında bizim söyleşi yaptığımız kafe sahnesinin yanında ufak bir toprak parçasını yeşillendirmişler. Bu koronavirüs karantinası günlerinde de o bir avuç toprak içini ekmişler. İşte oradan çıkan ürün de bize plaket yerine verilen bir kavanoz turşu olmuş. Bundan güzel şey olur mu yahu!

Basad'a sonsuz teşekkür ederim. Kaybettiğimi sandığım hayallerimi ve en önemlisi İstanbulumu tekrar canlandırdı. En yakın zamanda beni gene davet etmelerini iple çekiyorum.  

Aptulika

28 Eylül 2020

saat 01.19







Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...