5 Şubat 2016 Cuma

Haftasonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 32


Yarım Bırakılmış Kitaplar 1

Best Seller kitaplar çok satılır ama

Bir kitabı alır, okursunuz. Bitirdiğinizde ya seversiniz ya da sevmezsiniz. Sevdiğinizde o yazarın diğer kitaplarını da merak eder, hatta arkadaşlarınıza önerirsiniz. Sevmediğiniz kitabın yazarını bir arkadaşınız seviyordur ve size “A o kitabı denemeydi, asıl öykülerini okumalısın.” der ve bu süreç böyle akıp, gider.
“Akıp giden süreç” dedim ama aslı böyle midir? Bu süreçin içinde bir de yarım bırakılmış olanı vardır. Hani bir kitaba başlarsınız ama sonu gelmez. Bunun adına “yarım bırakılmış kitap” süreci diyoruz.
Benim “yarım bırakılmış kitaplar kütüphane”m de bir hayli külliyatlıdır hani. Mesela “Best Seller” denilen kitap türü, benim için böyle bir şeydir. Kitapçıya girdiğimde dev gibi afişlerle gözümün içine sokulan, kitap eklerinde boy boy reklamı olan kitaplarla bağım hep yarım kalmıştır ve o nedenle artık onlara hiç bulaşmıyorum bile.
En başarıyla okuduğum “Best Seller” kitap iki tanedir. 1970 sonunda Yaşar Kemal’in “İnce Mehmet”i çok dikkat çekmişti. O gün “Best Seller” diye bir isimlendirme yoktu ama hayli görkemli bir satışı vardı. O yıllarda Yaşar Kemal, “Nobel” adayı olarak görülüyordu ve tüm dünyada da bu kitabı satılıyordu. Sonra o ödül verilmedi ama Fransa devlet başkanı Mitterant ona en önemli onur madalyası ödülünü verecekti. İşte o dönemde Yaşar Kemal’in bu romanının alıp okumuştum. Gerçekten çok keyif almıştım.
“Best Seller” denilen ve okuyup, bitirdiğim ikinci kitap ise 1980’lerin başında Marquez’in “Yüzyıllık  Yalnızlık” olmuştu. O da “Nobel” ödülünü almıştı ve o senelerde bolca reklamı yapılmıştı. Marquez’in kitapları sonrasında da devam etti. Bu arada “Nobel” almış olanlardan bir isim de John Steinback”tir. Onu da her daim sevmişimdir. Hatta bazı kereler “Bu Steinback Aga harika bir adam, bu ne yanlışlık yapmış ki ona “Nobel” vermişler” demişliğim de vardır hani. Aklınıza sakın Orhan Pamuk’a gıcıkım gibi bir düşünce gelmesin. Onun hiç bir kitabını elime almamışımdır. Yani yargı da bulunacak bir durumum yok diyebilirim. Zaten bu dediğim yazarlar da Nobel’i  Orhan Pamuk’tan yarım asır önce almışlardı ve benim bu ödülü alanlara mesafem (ya da yargım) çok öncelerden oluşmuştu.
Ha bu arada bitirdiğim bir “Best Seller” daha vardır, onu da buradan zikretmem gerekir. 80’lerin değişim rüzgarlarında “Biz Devrimi Çok Sevmiştik” gibi kitaplar moda olmuştu ve 68 kuşağının solcularının Liberalizme dönme resmi geçidi tam gaz devam ediyordu. İşte o sıralarda Milan Kundera’nın “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği” kitabını okuyabilmiştim. Ha kitabı okumaktan zevk aldığıma bakarak benim de o dönüş rüzgarında olduğum sanılmasın. Olsaydı söylerdim Ama olmuyor işte, sol geldik sol gidiyoruz. Kundera’yı okuyup, sevmemin asıl nedeni ne gelince daha çok gençlik duygularımdan kaynaklanmıştı diyebilirim. Çünkü Milan Kundera’nın kadın karekterleri bana çok çekici gelmişti. (Bu ilgi filminden dolayı değildi. Filmini izlememiştim o sıralar.)
Az daha unutacaktım, 1970’lerin başında ben ilkokulu bitirmiş, ortaokula başlamıştım. İşte o sıralar bir kitap moda olmuştu. Eric Von Daniken gibi isimli bir Hollandalı yazarın “Tanrıların Arabaları” diye bir kitabı vardı. Acayip bi şeydi amaney. O dönem her evde bulunacak denli bir satış yapmıştı. Bir örnekleme yaparsak “Dünyayı Kurtaran Adam” filmi gibi bir şeydi. Ama örnek verdiğim film yıllar sonra da hatırlanıyor olsa da Eric Von Daniken ismi, 80’lerden sonra hatırlanmaz olmuştu. İşte o kitabı okuduğumu sanıyorum ama okumamış sadece bazı böümlerine, resimlerine bakmış da olabilirim. Galiba “En az okunan kitaplar Best Seller’lardır” sözü doğru olsa gerek.
“Best Seller” kitaplardan okuduklarım bu kadardır işte. Ondan sonra “Best Seller’” kitapları hep yarım bırakmış, sonunu getirememişimdir.
Gelelim şimdi yarım bırakılmış, bitirilmemiş kitaplara. Hani masada yemeğini bitirmeyen çocuklara “Arkandan ağlar” denilir ya onun gibi bir şey. Bunlardan çok vardır ama ilk hatırladığım John Paul Sartre’dır. Onun “Varoluşçuluk” kitabını almış ama bitirememiştim. Arkamdan ağlamasın diye 10 yıl sonra bir daha aldığım da gene başaramamıştım. Sartre’ın “Varoluşculuk” kitabınının yayınevi “Yazko” idi. Kapağında bir yumurta illistrasyonu vardı. Bir ara Sartre’ın “Duvar” isimli öykü kitabını bitirmiş ve sevmiştim. Bunu düşünerek “Varoluşculuk” kitabının felsefe üzerine olduğu için bitiremediğimi düşünerek moral kazanmıştım. Sartre ile bu durum 30 yıl önceydi.

Yarım bırakılmış kitaplarla macera yıllarca sürebiliyor da. Mesela 20’li yaşlarda alıp yarım bıraktığım bir Balzac kitabını, 50 yaşında okuyabilmişimdir.
APTULİKA


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...