Rock
21. Live At Morsefest 2022 - TRANSATLANTIC (19) - 3
10. Close To Me - HONEY HOUNDS (11) -7
13. The Paddy Boy Zimmermann Band - THE PADDY BOY ZIMMERMANN BAND (12) - 8
15. Shut Up & Play! - TORONZO CANNON (18) - 3


Michael Matney yani ABD'li underground metal müzisyeni, "The Redneck and The Redman" albümüyle karşımızda. Kirli bir blues rock yapılı, gitar hakimiyetinde ama bir o kadar da ritim odaklı ve boogie'e de göz kırpan Outlaw Southern Rock tarzında bir albüm yapmaya karar vermiş. Matney adını verdiği grubuyla birlikte buna gitarist Stevie Salas'ı da ortak etmek istemiş. Mike Matney'in bu önerisine Salas kabul göstermekle kalmayıp, prodüktörlüğü de üstlenmekten imtina etmemiş.
Buraya kadar her şey güzel ve anlaşılır ama çıkan sonuç insanı ziyadesiyle şaşkına döndürüyor. Öncelikle yazının başında yazdığımız Matney'in hedeflediği Outlaw Southern Rock tarzına yani "Kirli bir blues rock yapılı, gitar hakimiyetinde ama bir o kadar da ritim odaklı ve boogie'e de göz kırpan..."a dönelim. Bu tarz ve açılıma baktığımızda aklımıza ister istemez ZZ Top geliyor. Öyle de olmuş zaten; Stevie Salas ile Matney'in bir tek uzun sakalları eksik yoksa albüm tamamen ZZ Top. Hatta dinlemeye başladığınızda "Bu ZZ Top'tan daha ZZ Top" gibi bir laf etmekten kendinizi alamıyorsunuz. Albüm iki haftadır elimde dinleyip dinleyip, bu ne yahu aslı varken buna niye bakayım" derken dinlemeden de edemiyorum.
Matney'in "The Redneck & The Red Man" albümünü dinlemekle kalmayıp, bir yandan da internetten teyit de ediyorum. Bir kaç kere halüsinasyon görüyorum ya da demans benzeri bir şey mi oldum diye kuşkulandım bile. Öyle ya böyle usta iki isim neden kalkıp, ZZ Top'tan daha ZZ Top olan 8 parça yapıp hepsini de onlar gibi yorumlarlar. Bu 8 parçayı o gruba satsalar, kalıbımı basarım içinden en az 3 hit parça çıkacak olan listebaşı ZZ Top albümü olur. Hatta ben daha ileri gidiyorum, bunun kapağına Matney değil de ZZ Top deseniz çoğu kişi anlamaz bile. Bu bir şaka mı, bir tepki mi yoksa grubu ti'ye alan bir albüm mü? Kapamda binlerce soru dönüp duruyor.
Siz de bir dinleyin bakalım, ne düşüneceksiniz merak ediyorum.
Aptulika
Bugün 24 Haziran... Bir sene önce bu tarihin ayrı bir anlamı vardı... şimdi ise anlamın içine hasret ve özlem de yerleşti.
Evet bugün Erkin Abi tamı tamına 83 yaşına girdi. İçimiz buruk ve onsuz ama yalnız değiliz. Çünkü Erkin Koray sadece biz ve bizden öncekilerle değil genç ve gelecek kuşaklarda da dinlenecek ve yaşayacak.
Bundan 3 yıl önce Sinan Doyan'la instagram'da bir canlı yayın yapmıştık ve adını "80" demiştik. Evet sadece 80 ardından gelen başka bir açıklama yoktu.
Böylece Erkin Koray'ın 80. yaşını kutlamıştık. O zaman Erkin Abi Kanada'daydı ve biz onun dönüşünde 81. yaşını da kutlamayı hayal ediyorduk ama geçen yıl gelen kötü haberle onu kaybettiğimizi öğrendik.
Ve bugün Erkin Koray 83 yaşında.
***
Erkin Koray'ın ardından herkesle konuşuldu ama onun son anına kadar grubunda yer alan bas gitaristi Ünal Vanii ile kimse akıl edip de ne röportaj ne de ayaküstü bir sohbet yapmayı akıl etti. Ben Erkin Abi'nin ölümünden bir kaç ay sonra Ünal Abi ile bir röportaj yaptım ama bugün yarın derken yayınlamayı geciktirdim de geciktirdim. Şimdi doğumunun 83. yıldönümünde bu röportajı yayınlamak için kolları sıvadım. O röportajı gelecek hafta yayınlayacağım.
Aptulika
Bugün haber olarak telefonumda gördüm. Bir metroda iki genç sevgili elele tutuşuyor diye tepki görüyor ve şu sözcük dökülüyor ağızlardan: "Hop kendinize gelin, burda aile var!"
Yıl 2024 ve haberi görünce kendimi bir anda uzaylı gibi hissettim.
Yahu o aile denilen şey bir sevgi ile var olmaz mı? Aklınıza hemen üreme gelmesin zira o her yanda küfür düzeyinde ayan beyan ama mutlaka sevgisiz olmalı. Adeta sevgi ayıp.
Hepiniz ilk aşkı yaşadığınız günü hatırlayın. O aşkınızın elini tuttuğunuzdaki sıcaklığı unutabilir misiniz. Hele o ilk öpücük anlatılabilir mi? O elele tuttuğunuz an ve ilk öpücük yaşamımızın en pürüzsüz anıdır ve unutulamaz.
Aile olmak işte bu sevgidendir. Altmış yaşımı aştım ama eşimin elini tutup yolda yürüdüğümde onun sevgilim olduğunu anlarım.
Hooop Aile Var !
Bir aile neden elele tutuşan iki sevgiliden rahatsız olur?
Mesela ben böyle bir şeyi gördüğümde, "Ne güzel ben de gençliğimde bu güzel duyguyu yaşamıştım." derim ve eklerim, " ne gençliği be ben de sevgilimle elele yürüyorum." derim. Öyle ki yaşıtlarımın eşi ya da sevgilisiyle elele yürümesi beni mutlu eder, onların hala sevgiyi yaşadıklarını anlarım.
Peki a dostlar, bir aile metroda yolculuk ederken elele tutuşmuş iki sevgiliyi görünce neden rahatsız olurlar?
Onlar bu duyguyu yaşamadılar mı?
Yaşamadılarsa nasıl aile oldular?
Sevgi yok mu aile olmakta?
Yoksa akıllarına ilk sevişmeleri mi geldi?
Bu soruyu soran beni de acayip marizleyecekleri kesin. Ama benim için sevişme de pırıl pırıl bir duygudan ibarettir.
Elele tutuşan sevgili gördüklerinde akıllarına ne gelir acaba. Sevişme değil ama mutlaka düzüşme gelir. Sevgisizlik yaşam boyu taciz tecavüz ve ötesi.
Yıl 2024 ve yıllar öncesine gidiyorum. İlk kez sevgilim olmuş ve onu öpüyorum. Otobüsteyim ve kimseden ses çıkmıyor. Bir iki kişi tövbe tövbe diyor. Ama biz dertliyiz. Ne biçim bir yer burası diyoruz. O günden bu güne yarım asıra yakın zaman geçmiş ve şimdi elele tutuşmak kabahat. Bize ne oldu... nereden nereye gittik.
Keşke o zamanlar çocuklara "amcalara pipini göster" demek yerine, "amcalara sevgini göster" deseydi aileler.
Beyler, Hanımlar, teyzeler, amcalar ve tabii aileler sevgiden korkmayın.
O güzelim şair, bu memlekette bizden yıllarca önce
"Dünyayı güzellik kurtaracak
Bir insanı sevmekle başlayacak herşey"
dememiş miydi?
Peki benim bu güzel diyarımı ne zaman terk etti bu sevgi. Öncelikle o şairden özür diliyorum ve biz ne ara böyle olduk ve sana yakışamadık diyorum.
Sadece dünyayı değil aileyi de sevgi kurtaracak... o zaman bir insanı sevmekle başlayalım bu yaşama.
Aptulika
Kenny Barron gibi ustalar bize geçmişin birikimi sunarken diğer yandan da geleceğin izlerini bizlere sunarlar...
Kenny Barron ismine aşinayım ama öyle çok fazla dinlemişliğim yoktu. Eh hani biraz da Grammy ödülünü 10 seferin üzerinde almış olması sebebiyle yeni çıkan albümü "Beyond This Place"ı dinlemek için bir kenara ayırdım ama dinlemedim. Haftalık olarak hazırladığım "Liste Başı Albümler" için biraz dinleyeyim dedim ama bir anda takıldım kaldım. Ne biraz dinlemesi baştan sona iki sefer hatim ettim. Kenny Barron'un yeni çıkan albümü "Beyond This Place"benim için caz adına güzel bir buluşma oldu. Hem aracısız caz tınılarıyla buluşmak hem de enstrümanlarıyla özdeşleşen 5 elemanın uyumunu duymak harika bir şeydi.
Cazın en seçkin piyanistlerinden olan Kenny Barron 80 yaşında nefis bir albümle geldiği gibi harika bir beşlinin oluşmasını da sağlamış. Albümde Barron'a 20 yıldır birlikte çalıştığı kontrbasçı Kiyoshi Kitagawa ve davulda da Johnathan Blake eşlik ediyor. Albümün müzisyen kadrosundaki sürprizlerden biri ise Barron’ın 1982’deki “Golden Lotus” albümünde çalan vibrafoncu Steve Nelson. Bu harika vibrafoncu, 40 yıl sonra Barron ile yeniden buluşuyor.
Albümde baştan sona kadar en dikkatimi çeken ise saksafon olacaktı. Kenny Barron son albümünde genç bir eleman olan 26 yaşındaki alto saksafoncu Immanuel Wilkins'i oldukça öne çıkartıyor. Kenny Barron belki de bu yüzden hocaların hocası, zira 80 yaşında olmasına rağmen kendinden sonra gelecek kuşağı da önemsiyor. Bu bilge bir davranış ve de devrimci bir tavır. Yani Kenny Barron gibi ustalar bize geçmişin birikimi sunarken diğer yandan da geleceğin izlerini bizlere sunarlar... işte bir önceki cümlede zikrettiğim "devrimcilik" budur.