Cenk Akyol bu cumartesi Cazkolik sitesinde güzel bir yazı yazmış. Bobby Tench'i hatırlatması sebebiyle kendisini teşekkür etmek için aradım. "Aylar geçmiş ama böyle güçlü bir müzik insanın ölüm haberini aylar sonra haber alabiliyoruz. İyi ki yazmışsın." dedim. O da bana , "Abi Blues Perişan blog'da da benim yazıyı yayınlasana." dedi.
Cenk'in Cazkolik'te çıkan yazısına aşağıda yer vereceğim ama öncelikle Cazkolik'te her gün yenilenen haberleri ve yazıları takip edin derim, zira cazın kalbini tutan bir site.
Bu arada yazının içinde Cenk'in hazırladığı Bobby Tench çalma listesini de bulacaksınız ki, dinlemeye doyum olmuyor, tavsiye ederim.
Bir Efsane Öle Aylar Sonra Duyula
Hemen her gün gençliğimizde bize dokunan bir müzisyen, aktris, aktör, yazar, çizer yaşamını yitirip anılarımızda yerini alıyor. Birçoğu tanınırlıkları ölçüsünde sosyal medyada ağıtlara, güzellemelere konu oluyor. Bobby Tench gibi birçoğunun vedası ise sessiz sedasız, hatta birkaç ay gecikme ile önümüze düşüyor.
Geçtiğimiz Şubat aramızdan ayrılan İngiliz müzisyen Bobby Tench’in ölüm haberini Mayıs ayında çıkan bir müzik dergisinden öğrendim. İngilizcede “sideman” olarak adlandırılan, bizde eşlikçi olarak çevrilebilecek müzisyenlerin bir David Bowie bir Freddie Mercury kadar hatırlanmaları beklenemez elbette. O zaman onları yâd etmek bizim gibilere borç olmalı.
Bobby Tench rengi ile müsemma koyu tonlu, eşsiz bir tarzı olan vokali, mahir gitarcılığı ile bir çok farklı tarz albümde ve grupta çaldı. 60’ların ortalarından beş, altı sene öncesine kadar İngiltere’de çalmadığı sahne ve grup yoktu. Yarım yüzyılı aşan kariyerinde Jimmy Hendrix, Eric Burdon, Jeff Beck, Peter Green, Ginger Baker, Beck Bogert and Appice, Freddie King, Roger Chapman, Thin Lizzy, Hummingbird, Gonzalez, Streetwalkers, Humble Pie, Van Morrison, Alan Price gibi elit müzisyenlerin tercih ettiği bir müzisyendi. Bu eşsiz kariyeri yansıtan bir Youtube music derlemesini yazının sürprizi olarak hazırladım.
Cenk Akyol'un hazırladığı playlisti bağlantıyı kullanarak dinleyebilirsiniz:
Stüdyoda ve sahnede çaldığı kendisi gibi birinci sınıf çalgıcıları alt alta yazmak çok yorucu olacak.
80’lerin ilk yarısında iki 45’lik çıkaran müzisyeni bu harika arkadaşlarından oluşturduğu bir albümle dinlemek ne kadar güzel olurdu halbuki, çünkü yer aldığı albümlere söz ve beste olarak da katkı koyan bir müzisyendi.
Ölüm haberini duyduğumda bahtsız ve kadri bilinmediğini düşündüğüm Bobby Tench’in biraz sağduyulu düşününce iyi müziğin gerçek takipçilerinden her zaman övgü aldığı gerçeğiyle içimin rahat ettiğini söyleyebilirim.
Joe Bonamassa arkasından ona en güzel veda ile seslenmiş “Mikrofonun arkasındaki en büyük şarkıcılardan biriydin. Huzur içinde uyu”.
Objektif'in halk ozanı Kul Nesimi'nin "Haydar Haydar" yapıtını hard rock'a taşıdığı yeni teklisi (single'ı) yarın yayınlanacak. Grup bu çalışmayı ilk kez 17 Kasım 2023 tarihinde Esenler Adem Baştürk Kültür Merkezi'nde verdiği konserde seslendirmişti.
O konsere gitmediğim için çok üzülmüştüm ama o konsere Fatsa'dan gelen Sinan Doyan'ının konserde olduğunu öğrenince, "Aga hiç kaçarı yok, bir yazı yazacaksın." demiştim. O da sağolsun beni kırmadı ve bir yazı kaleme almıştı. Şimdi Objektif'in "Haydar Haydar" yorumunun çıkmasına bir gün kala Sinan Doyan'ın o yazısını yeniden yayınlıyorum.
APT
35 yıl önce Samsun’dan yükselen dumanın, zamanla ortalığı aleve vereceğini nerden bilebilirdik ki?
Geçen bu bir ömürlük sürenin öğretisi, azmin ve özverinin önünde hiçbir şeyin duramayacağıdır. Bu öğretinin adı da Objektif’tir. Objektif grubunun bugün geldiği nokta “dört büyükler”* kategorisinde halen yoluna sağlam adımlarla devam eden bir konumu işaret etmektedir. Grupla yüz yüze mesaim ise tam 30 uzun yıla tekabül ediyor. Samsun’daki “Lay Lay Lom Müzik Mağazası”na gidip, Objektif’in henüz yeni çıkan kaseti “Hayal ve Yaşam”ı “birinci elden” satın almam, bu uzun süreci başlatan olmuştu; Vecdi Yücalan’la ilk tanışmamız da… Dün gibi hatırlıyorum; benim de yakından tanıdığım Kamil Özaydın'ın (Whisky) vefat edeli birkaç ay olmuştu. Konuyu açtım, derin bir nefes çekti, “yaa sorma, Kamil kahretti beni” dedi. Hangimiz kahrolmamıştık ki? Hep yaptığım gibi kaseti imzalattım. Yazdığı not kimine göre iyi bir dilek, kimine samimi bir dilek olabilir; bana göreyse beddua! O notu okuduğumdan beri ayağım kaydı(!). Bundan sonra Objektif ve diğerleri nerede ben orada; “uçuş” devam ediyor…(Zaman sonra, 2007’de uçuşumu tamamladığıma kanaat getirmiş, artık kendi kanatlarınla uçabilirsin minvalinde temennide bulunmuştu)
2023’ün 17 Kasım akşamında Esenlerdeki Adem Baştürk Kültür Merkezine girerken konser salonundan soundcheck sesleri geliyordu. Konsere daha bir saat var, kimsecikler yok. Salonun merdivenlerinden inerken Vecdi beni gördü, bir an sustu ve mikrofon açık olduğu halde aynen “vay arkadaş, Sinan Doyan geliyor, yahu ne sürpriz adamsın sen Sinan” dedi. Haber vermemiştim geleceğimi. Hatta İstanbul'da olduğumu da bilmiyordu. Severim soundcheck ortamını, oturdum bir müddet seyrettim onları. Süprizlerin adamıdır Vecdi, benim gibi; ilk dikkatimi çeken sahnedeki klavye oldu. Epeydir klavye yoktu grupta; en son “Sokağın Sesi”(2007) albümünde kullanmışlardı, hele benim gittiğim konserlerinde hiç denk gelmemiştim klavyeye. Neyse, yeni eleman da bir yerden tanıdık geliyor, ama bir türlü hatırlayamıyorum kim olduğunu. Bir zaman sonra Vecdi geri dönüp ismiyle seslenince uyandım; Ercüment Vural’ın** ta kendisiydi! Hep en mükemmele odaklanıp en iyisini sunan Vecdi bu kuralı yine bozmamıştı.
Ercüment Vural
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin son aylarda sıklaştırdığı ücretsiz konserlerde dikkat çeken bir nokta vardı; grup ve sanatçı seçiminde, hiç olmadığı kadar rock ve türevlerine ağırlık veriliyordu. İBB Kültür’ün başındaki isim değiştiği ve rock camiasına yakın bir ismin koltuğa oturduğundan bahsediliyordu. Sadece Esenler’de değil, Hoca Ahmet Yesevi, İdris Güllüce, CRR, Ali Emiri Efendi gibi isimlere sahip kültür merkezlerinde de Yüksek Sadakat, Fatma Turgut, Aylin Aslım, Gece Yolcuları gibi isimler sahne alıyordu. Objektif de o akşam bu kategoriye dahil en sert isim olarak bir halk konserine imza atıyordu. “Biz Halk Rock yapıyoruz” mottosuyla yola çıkan bir gruptu neticede. Bu bağlamda seyirci sayısından çok kitleyi merak ediyordum. Ve elbette grubun playlist’ini de.
Genelde Black Sabbath şarkılarıyla konserlerine başlayan grup bu sefer son çalışması “Hey Sen” ile giriş yaptı. Ve 35 yıllık hikayelerinin köşe başlarına yerleşmiş şarkılarını peşpeşe ateşlemeye başladı. “Loş Akşamlar”, “Kerkük Zindanı”, “Can Suyu”, “Fahişe”, “Olabilecek”, ve “Dağlarda” gibi kemikleşmiş Objektif şarkılarıyla bizleri mestettiler. Gençlerin yanı sıra benim gibi, grubu başından takip eden bir kitlede vardı, Esenler bölgesinde ikamet edenler de. Vecdi Yücalan ve ekibi hepsini avucunun içine almasını bildi. (Burada bir parantez açıp, farklı bir seyirci kitlesiyle grubun hayranlarının, başka bir ortak bir etkinlikte bir araya gel(me)melerine değineyim. Son yıllarda “rock festivali” adı altında düzenlenen etkinlikler hepinizin malumu. Çoğu festivalde adı asla “rock”la anıl(a)mayacak bir çok değerli ismi görüyoruz. Onbinlere hitap eden bu festivallere katılan seyircilerin tamamı da elbet rockçılardan oluşmuyor. Orta noktayı bulmak lazım. Hal böyleyken bu işin temelini oluşturan ve Objektif gibi 35 yıl ve daha üstü emek sarfetmiş “harbi” rock gruplarını da o festivallerde görmek istiyor insan. O akşam türbanlısından marjinaline, salondaki kitleye şarkılarını sunarken bu detay geldi aklıma). Seyirciyle olan diyaloğu da her zamanki gibi çok iyiydi. Balıkesir’den konser için oğluyla konsere gelen ama feribottu, İstanbul trafiğiydi derken konserin ortalarında ancak yetişebilen bir babanın isteğini kırmadı ve Vecdi (benim seyrettiğim onlarca konser de dahil) hiç yapmadığı bir şeyi yaparak “Dağlarda”yı yeniden seslendirdi, bir kez daha gönüllerimizi fethetti.
Halk konseri olmasından mükellef, playlistte bir “yumuşama” olur mu düşüncesindeydim; bazen “Çanakkale İçinde”, “Uzun İnce Bir Yoldayım” gibi türküleri repertuarlarına alıyorlardı ya, oradan biliyorum. Bu sefer Can Gox’a da selam göndererek bir Kul Nesimi*** şaheseri olan ve “Ben Melamet Hırkasını” diye bildiğimiz “Haydar Haydar”ı seslendirdiler. Benim çok bayıldığım “Mutlu Ölüm” ve her konserlerinde “rockajandası” Hakan Kibar’a adadıkları “Künye” bize özel şarkılardı. İBB’nin ayırdığı süre kısıtlıydı ve birkaç şarkıyı eleyip “Hayal Et” ile konseri bitirdiler.
Konser bitiminde hayranlardan gelen imza ve fotoğraf teklifini tereddütsüz kabul eden ekip salon dışında nefis an(ı)lara imza atmamıza sebep oldular. Kimseyi geri çevirmeden imza, video, fotoğraf tüm talepleri yerine getirdiler. Tüm kasetleri toplarlayıp imzaya getiren bir genç arkadaş benim otuz yıl önceki heyecanımı yaşıyordu birebir. Ben de otuz yıl öncesini…
SİNAN DOYAN
* Dört Büyükler: Yıllardır konu ile ilgili yazdığım yazılarda bahsi geçen dört grubumuza daha geniş yer vermişimdir. Beni tanıyanlar bilir ki; Devil, Whisky, Kramp ve Objektif grupları benim çok kafa yorduğum ve mesai harcadığım, aynı zamanda yakınen tanıdığım arkadaşlarım.
** Ercüment Vural: Samsunlu. Vecdi gibi. Hatta o yıllardan arkadaşlar. Multi enstrümantalist; bas gitar ana enstrümanı olmasına rağmen çalmadığı yok. Ve söylüyor da. 90’larda birçok pop albümünde çalışmasına rağmen caz ve latin’e daha çok eğilmiştir. Yeşim Salkım’ın çıkış şarkılarının çoğunda imzası bulunan usta müzisyenin alamet-i farikası elbette “Gemiler”dir.
*** Kul Nesimi: ”kah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi, kah inerim yeryüzüne seyreder alem beni” diye nefis sözlerle başlayan “Melamet Hırkası”nın yaratıcısı, Alevi-Bektaşi halk ozanı. “Nesiminin derisini yüzen gelsin, işte meydan”da geçen Seyyid Nesimi ile karıştıran çoktur, benim gibi. Yalın bir dille yazdığı en sade bir olayı bile etkili şekilde bize aktarabilmiş bir ozandır. Çok az eseri günümüze ulaşmış olsa da elimizdekiler bile tokat gibidir. Yari, ile hoş olup olmadığını sorana “hoş olayım, hoş olmayım, o yar benim, kime ne” diye ayar verecek kadar da nettir… Vecdi Yücalan’ın, bu şarkıyı bile isteyerek repertuarına aldığına şüphem yok; zira 35 yıldır benzer ayarları da kendisi veriyor bize…
Müzik yazarı Cumhur Canbazoğlu'nun sinema müzik blog'unda ( https://sinemamuzik.com/.../yavuz-plaktan-cem-karaca... ) geçtiğimiz hafta, "YAVUZ PLAK'TAN CEM KARACA-DERVİŞAN'A SAYGISIZLIK" başlığında bir yazı haber yer aldı.
Haberi noktasına virgülüne dokunmadan aynen aktaracağım ve sonra da canımı yıllardır acıtan bu durumlar hakkında bir iki kelam etmek isterim. Buyrun öncelikle Cumhur'un yazısını okuyalım:
"Yavuz Plak'ın 1977 tarihli Cem Karaca-Dervişan albümü Yoksulluk Kader Olamaz'ın özgün kapağını ve adını kullanarak içeriği farklı yeni baskı üretmesi tepki topladı.
1977'de albümün kaydında çalan Dervişan üyelerinden Taner Öngür, sosyal medyada bu gelişmeyle ilgili şunları yazdı:
'Yayınlayan şirketin büyük bir saygısızlığı, ne yazıkki yasal olarak 48 yıl önce imzalanmış muvafakatname dolayısı ile yasal bir itiraz yapılamıyor, kanunun değişmesi gerekiyor (hem de geçmişe dönük olarak) geçmişte işlenmiş cinayetlere bile zaman aşımı uygulanan bir hukuk ortamında, bu geçmişte imzalanmış muvafakatnameye zaman aşımı uygulanmıyor, şirket ise babasının malı gibi hoyratça şarkıları değiştiriyor kafasına göre takılıyor, bu yasal bir eşkiyalık, adalet ve vicdan duygunuz varsa, Cem Karaca'ya ve bu albümde birlikte çalıştığı arkadaşları, Uğur Dikmen, Sefa Ulaştır, Murat Töz ve Taner Öngür'e biraz saygınız varsa almayın bu albümü..
ÖZGÜN BASKININ İÇERİĞİ:
Kerem Gibi (Söz: Nâzım Hikmet, Müzik: Cem Karaca)
Bir Öğretmene Ağıt (Söz & Müzik: Cem Karaca)
Adiloş Bebe (Söz: Ahmed Arif, Müzik: Sadık Gürbüz)
İşçi Marşı (Söz: Can Yücel, Müzik: Taner Öngür)
Maden Ocağının Dibinde (Söz: A. Kadir, Asım Tanış, Müzik: Cem Karaca)
Sevdan Beni (Söz: Ahmed Arif, Müzik: Cem Karaca)
Vay Kurban (Söz: Ahmed Arif, Müzik: Cem Karaca)
Yoksulluk Kader Olamaz (Söz & Müzik: Cem Karaca)
YENİ BASKININ İÇERİĞİ
Kavga
Mor Perşembe
İşçi Marşı
Sevdan Beni
Maden Ocağının Dibinde
Mutlaka Yavrum
Mirasyediye Ağıt
Niyazi
Vay Kurban
Yoksulluk Kader Olamaz. "
Birkaç Sözde Benden
Bugün parayı bastırıp yüzyıla damgasını vurmuş bir sanat başyapıtını satın alabilirsiniz. Mademki dünyada hala kapitalist bir düzen hüküm sürüyorsa o yapıtın sahibi de siz olursunuz. Peki bugün Picasso'nun bir tablosunu alan adam "Parasını verdim" diye beğenmediği yerleri düzeltebilir mi? İsterse üzerine sıçabilir bile. Ama böyle bir şey olmuyor tabi ki. Her ne kadar dünyanın başına bir bela olsa da anamalcı düzen de kendi içinde bir adaba sahip. En azından yaptığınız müdahale o eserin değerini yok eder ki, bu bile kapitalist düzen için bir büyük ayıptır.
Peki diyelim ki, bu ressamlar bizim ülkede yaşamış olsalardı ne olurdu? İnanın bana Picasso'nun eserini yamuk bulur "Guernica'yı düzeltmeye kalkarlardı. Cezanne'ın perspektifini hatalı bulup, düzeltmeye kalkarlardı. Ya da Boticelli'nin "Venüs'ün Doğuşu" tablosunu müstehcen bulup, memeciklere boya ile sansür uygularlardı.
Çok mu acımasız yargılıyorum? Haklı olabilirsiniz ama son yaşanan Cem Karaca hadisesine bakarken aklıma bunlar geliverdi hemen. Rock ve pop tarihimizin üç büyük ismi, Cem Karaca, Erkin Koray ve Barış Manço albümleri diskografisinin dışında öyle hoyratça harmanlanarak basılıyor ki, her gördüğümde içim kanıyor. Buna engel olmak imkansız. Adamlarda yayın hakları var. Peki bu isimlerin mirasçıları bu durumdan şikayetçi değiller mi? Bu isimler üzerine yapılan filmlerde tam anlamıyla bir atmaca kesilen aileler bu durum karşısında bir güvercin oluveriyorlar.
Aileden miras kalan bu plak şirketleri şu adamların yapıtlarını tam tekmil zamanında yayınlandığı gibi çıkarsalar gene para kazanacaklar. Böyle yapıp, sonrasında da istediklerini eğip büküp bassınlar gene olur. Ama yapmazlar. Böyle gelmiş, böyle gidecek. Ama çok ayıp oluyor çok ayıp. Sonunda ne mi olacak? Zaman içinde elimizdeki değerler birer çöpe dönecek. İşte bu çok acı.
Sözün özü, Cem Karaca'nın "Yoksulluk Kader Olamaz" albümü bir dönüm noktasıydı. 1977 yılında bu albümle Cem Karaca, bir milad oluşturuyordu. Parça aralarında yaptığı introlarla konsept bir albüme imza atıyordu. Böylece ardından senfonik ve progresif rock denemesi olan ve albümün bir yüzünü kaplayan bir öyküden oluşan "Safinaz" albümü gelecekti. 12 Eylül faşizmi ile bu süreç son bulacak ve bu kazanımlar yitip gidecekti. Şimdi de aç gözlü tüketiciliğimizle tam tekmil bitiriyoruz ve çok ayıp ediyoruz. Bu ayıp sadece biz rock dinleyicileri için olmuyor, bizden sonra gelecek kuşakların hayatından da çalıyoruz.
Sanat yapıtlarının kılına dokunulmadığı o uygar ve aydınlık günlere hasretiz.
DEEP PURPLE, geçtiğimiz günlerde yeni çıkacak olan "= 1" albümü öncesi "Portable Door" isimli ilk single'ını çıkarmıştı. Çok sevilen bu parçanın ardından grup, "Pictures Of You" isimli ikinci single'ını da yayınladı.
Bu single'a ek olarak, İtalya'nın Milano kentinde 2022'de verilen konserden, daha önce yayınlanmamış iki kaydı da ("When A Blind Man Cries" ve "Uncommon Man") içeren dört parçalık bir paketin parçası olarak sunuluyor.
Koleksiyonerler için hazırlanan "Pictures Of You" nun fiziki ön satışı bugün başlıyormuş. Single, 28 Haziran 2024'te CD ve plak olarak yayınlanacak. Koleksiyon amaçlı ve belirli sayıda basılacak bu çalışma tek tek elle numaralandırılacakmış.
Deep Purple'ın yeni şarkısı "Pictures Of You" videosu da bu şekilde ve hala heyecan veriyor. Bu arada Steve Morse'ı sevsem de bu yeni gitarist Simon McBride bana daha yakın geldi diyebilirim.
Söylenecek çok şey var ama bu Deep Purple elemanları 150 yaşına kadar yaşasalar da yüzlerce güzel albüm ve onlarca albüm çıkartırlar. Yani Deep Purple başka bir şey!
1980'li yılların sonuydu ve Kara Sanat isminde anarşistlerin çıkardığı bir dergiyle karşılaşmıştım. İşte o derginin ortasında Kemal Aratan'ın çizgisiyle birlikte bir yazı yer alıyordu. İlk yaprakta çizimle birlikte şu yazı yer alıyordu:
"Gâh çıkarım gökyüzüne
Seyrederim âlemi"
Bir diğer sayfaya geçtiğimiz de ise :
Gâh inerim yeryüzüne
Seyreyler âlem beni "
yazısı büyük puntolarla yer alıyordu. Kemal Aratan'ın çizgisi zaten benim için büyüleyici idi ama bu sözler de beni günlerce etkisi altına alacaktı. Hiç yoksa bir hafta boyunca bu sözleri hafızama kazıyıp tekrarlayacaktım. Çok sonraları bu sözlerin kime ait olduğuna bakacaktım. Derginin o sayfasında Kul Nesimi imzası yer alıyordu. Anarşist bir dergide bu kadar çağdaş ve felsefi bir sözü eden adamın bundan yüzyıllar öncesi yaşadığı düşünülünce insan ister istemez daha da şaşırıyordu.
Oysa bu bir şiirdi ve bunun tamamını Ruhi Su'nun sesinden "Ben Melamet Hırkasını" türküsü olarak yıllar önce lise çağlarımda dinlemiştim. O zamanlarda da ,
"... Sofular haram demişler
Bu aşkın şarabına
Sofular haram demişler
Bu aşkın badesine
Ben doldurur ben içerim
Günah benim kime ne hey, haydar haydar
Günah benim kime ne..."
bölümü aklıma yer etmişti.
Şimdilerde ise aradan bunca zaman geçse de "Haydar Haydar" diye bildiğimiz bu türkü ve o şiirin sözleri önemini yitirmek ne kelime, zaman geçtikçe daha da artıyor.
"... Nesimi'ye sorsalar ki
Yârin ile hoş musun?
Nesimi'ye sorsalar ki
Yârin ile hoş musun?
Hoş olayım olmayayım
O yâr benim kime ne hey, haydar haydar
O yâr benim kime ne."
Kul Nesimi'nin bu yapıtını Objektif'in bir konserde seslendirdiğini duyduğumda ise çok heyecanlamıştım. O hard rock yorumunun yapıldığı konser videosunu You Tube'tan kaç kere seyretmişimdir, inanın sayısını ben bile unuttum. Şimdilerde bu türkünün Objektif grubu tarafından yapılan hard rock yorumunun tekli (single) olarak yayınlanacağını duyunca keyfim daha da arttı. Grup "Haydar Haydar"ı bu cuma günü tekli olarak dijital ortamdan yayınlayacak. İnsan bunun dijital otamda değil de şöyle keyifle saklayacağımız bir plak ya da elle tutulur bir materyalde olmasını da isterdi ama buna da şükür demekten başka çaremiz yok.
Kul Nesimi'nin şiiri ve anonim bir beste olan "Haydar Haydar" adlı eser Objektif’ in yorumuyla 7 Haziran 2024 tarihinde bizlerle buluşacak. Bu parça Objektif tarihinde 2. cover parça olacak. İlk yapılan Cover parça Kerkük Zindanı idi.
Cuma günü yayınlanacak "Haydar Haydar" parçasında Objektif müziğine keyboard da katılıyor. Tuşlu çalgılar ustası Ercüment Vural, Objektif kadrosundaki yerini alıyor. Neyse sözü uzatmadan "Haydar Haydar" çalışmasının künyesini de şöyle bir zikredelim:
Vokal: Vecdi Yücalan
Gitar: Umut Mutku
Gitar: Mehmet Çağlar Abanoz
Bass: Murat Tükenmez
Keyboard: Ercüment Vural
Düzenleme: Vecdi Yücalan, Murat Tükenmez
Kayıt : Gitar, Vokal ve Bass, Stüdyo Hangar Kadıköy
Gitar Kayıt: Murat Tükenmez
Vokal Kayıt: Vecdi Yücalan
Bas Kayıt : Murat Tükenmez
Davul Kayıt : Pür Recording Stüdyo
Davul Kayıt : Arın Baykurt, Sound Engineer
Mix: Koma Stüdyo
Mix :Hasan Umut Önder, Sound Engineer
Mastering: Çağlar Türkmen, Sound Engineer
Halk ozanlarımızdan Kul Nesimi'inin "Haydar Haydar" şiiri ve onun günümüzdeki hard rock (halk rock mı demeliydim yoksa) yorumu bu cuma günü tüm dijital ortamlarda yayında olacak.
Bu yazıyı Nisan ayının başında yazmıştım. Ama araya bir sürü şey girdi ve yayınlanmak için sıra beklerken az daha unutuluyordu.
Space Rock'ın tek numunesi Hawkwind'in yeni albümü "Stories From Time And Space", 5 Nisan 2024 tarihinde yayınlandı.
Hawkwind denildi mi, 60'ların sonuna gideriz ve onca albüm onca uzay keşfi anlat anlat bitmez. 1970'lerin başında Lemmy Kilmister'i de orada tanıdık, hatta "Motorhead" o zamanların Hawkwind parçasıydı. Sonra Lemmy bu uzay gemisinden indi yolculuğuna Motorhead ile devam etti. Lemmy rock'n roll'u ile "kıçımızı tekmelerken, Hawkwind uzay yolculuğunda yarım asır boyunca keşiflerine devam etti. Bu seferki son buluşmada yeni keşifler yerine "Zaman ve Uzaydan Hikayeler"le geçmişten bugüne bir muhasebe yapıyor.
1970'li Lemmy Kilmister yıllarından HAWKWIND
Hawkwind müzikal yolculuğuna 1969'da başladı ve o günden bu güne bu uzay gemisinin kaptanı Dave Brock değişmeyen tek eleman olarak kaldı. Bu yılın Ağustos ayında 83 yaşına girecek olan 'Kaptan' Brock, uzay keşiflerinden pek vazgeçeceğe benzemiyor. Gitarı, klavyeleri ve synth'sini başında vokalleri de üstlenen Kaptan'ın yanında davulcu Richard Chadwick, gitarist Magnus Martin, klavyeci Thighpaulsandra (diğer adıyla Tim Lewis) ve basçı Doug MacKinnon, Hawkwind'in kadrosunu oluşturuyor.
Dünden Bugüne DAVE BROCK
Hawkwind'in bu son albümüyle ilgili kritiğinde Sputnik Music yazarı Anne Verwoed, yenilik arayışında olmayan ve eski caz albümlerinde rahat bir hava yakalamak gibi dedikten sonra şu yorumu yapmış.
"Bu plağı dinlerken size bir önerim olacak; havanın kararmasını ve akşam olmasını bekleyin... ama huzurlu bir akşam... kendinize bir içki seçimi yapın, rahat bir koltuk bulun, ışıkları kapayın. Pencerenizi açıp, kafanızı gökyüzüne çevirin ve karanlığı derinleşmesini izlerken bu plağı çalmaya başlayın. 'Stories From Time And Space' yani Zaman ve Uzaydan Hikayeler tam da bu ortam için çok değerli bir yol arkadaşı olacak sizlere. Bu yaşlanan rock'çılardan size getirilen nefis bir hediye."
Bunca yıl, bunca albümden sonra Hawkwind zaten yapacağını yapmış ve şimdi de bu albümde rahat ve dingin uzay hikayeleriyle karşımızda. Sputnik yazarı "kahrolsun yaşlılık" demiş ama yaşlanıyoruz ve yapacak bir şey yok. Ancak her şeye rağmen Hawkind'in son albümü "Stories From Time And Space" ı dinlemeye başlar başlamaz heyecanım gene de arttı. Ancak yazarın dediği gibi gece olunca bir kadehe içkimi koyup, Hawkwind'le yeni keşifler yerine uzay anılarından oluşan hikayeleri dinleyeceğim.
Bu arada uyarayım albüm tam tamına 59 dakika yani bir saatten bir dakika eksik, içki kadehlerini ona göre ayarlayın, zira hikayeler soluksuz ve yerinizden ayrılamazsınız.