5 Nisan 2021 Pazartesi

70'lerin Funk Rock Efsanesi WAR grubundan Morris "BB" Dickerson'ı Kaybettik



1970'lerin unutulmaz funk rock grubu War'un kurucu üyelerinden biri olan Morris "BB" Dickerson,  Cuma günü (2 Nisan 2021)  Long Beach hastanesinde öldü. 




1970'lerin unutulmaz funk rock grubu War'un kurucu üyelerinden biri olan Morris "BB" Dickerson,  Cuma günü (2 Nisan 2021)  Long Beach hastanesinde öldü. 

Güney Kaliforniya'da doğan Dickerson, amcası Howard E. Scott ile birlikte War'ı oluşturmak için grup yaratıcısı Eric Burdon ile birlikte çalışan yedi müzisyenden biriydi. 1970 yılında ilk albümleri "Eric Burdon Declares 'War" u çıkardılar. Funk tarzında çığır açan War grubu kısa zamanda geniş bir dinleyici kitlesi elde etti.  Grup, 1973 yılında beşinci albümü “The World Is A Ghetto” ile yılın en yüksek satış yapan albüm ünvanını kazandı.  Albümde yer alan  “The Cisco Kid” parçası da Billboard Hot 100'de 2 numaraya yükseldi.

Grup 1975'te  de “Why Can’t We Be Friends?” ile ilk 10'a girdi.  Dickerson, dört yıl sonra War'ın 12. albümü "The Music Band" in kaydı sırasında gruptan ayrıldı.






4 Nisan 2021 Pazar

Yirmi7'den ilk albüm: Ay Düşmüş Elektrik Tellerine



Yirmi7'nin ilk albümü 'Ay Düşmüş Elektrik Tellerine' yayınlandı. 

25 Mart 2021 tarihinde çıkan bu çalışma grubun ilk albümü oluyor.

   


Türkiye'nin başarılı rock grubu Yirmi7, Türkçe şarkılardan oluşan ilk albüm çalışması 'Ay Düşmüş Elektrik Tellerine'yi müzikseverler ile buluşturuyor.

2007 yılında Okan Şarlı tarafından Los Angeles'ta kurulan  Yirmi7, Amerika'da başladığı müzik hayatında Türk müziği etkili bir rock sounduyla dikkatleri çekmiş. 

2012 yılında, "Papaptya" isimli EP'sini yapan grup,  Aralık 2012'de  New York, Boston, Washington DC, Los Angeles, San Francisco ve San Diego'yı da kapsayan turnede Gripin ile birlikte konsere çıktılar.  

 Okan Şarlı (vokal ve bas), Murat Arıkan (gitar) ve Saddler Samayoa (davul)'dan kurulu grup ABD'de Twenty7 ismiyle müzik yapıyordu. 2015 yılında Türkiye'de müzik yapmaya karar veren grup ismini Yirmi7 olarak değiştirecekti. 

Grup, adını Jimi Hendrix , Jim Morrison , Kurt Cobain gibi 27 yaşında ölen efsanevi müzisyenleri anmak için seçmiş.

'Ay Düşmüş Elektrik Tellerine' isimli bu albümlerinde  9 Türkçe ve 1 ingilizce şarkı yer almakta. Albümün kayıt, düzenleme ve söz müziği; yirmi7 grubunun kurucusu ve solisti Okan Şarlı'ya ait. Kayıt aşaması yaklaşık 2 yıl süren albümün mix ve mastering'ini ünlü prodüktör Tarkan Gözübüyük Babajim stüdyolarında tamamladı.








 


 


Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 170



Oscar Wilde
 "Yalnız Sıkıcı İnsanlar 
Kahvaltıda Parıldar"
Can Yayınları
Çeviri: Özlem Alkan K
  (3. Basım: Ocak 2021)

Şu aforizma mevzuuna oldum olası alışamadım. Bir ara otobüsle Ankara'ya giderken yanıma Met Üst'ün Aforizmalar kitabını almıştım. Açıkcası inanılmaz keyifliydi ama kitap bittiğinde otobüs daha yeni hareket ediyordu. Met Üst'ün bir karikatür albümünü almış olmayı daha tercih ederdim. 

Eskilerin özlü ve güzel sözler dediği şeyleri de pek sevmezdim. O sözler birbirinden alakasız yerlerde karşımıza çıkar ve "Vay be adamlar ne güzel kelam etmişler." der geçerdik. Oysa onlar uzun bir metinden alınan küçük parçalardı ve asıl metni bilmeden o ufak parça ile yetinirdik. Ben genelde kitap okurken altını çizmek yerine bir yerlere not alırım ve böylece aforizmalar ortaya çıkar. Eğer aforizma diye bir nane varsa onlar beni asıl metne götüren anahtarlardır. Kısacası aforizma kitaplarıyla hiç işim olmamıştır. 

Bunca lafı dedikten sonra bu pazar sabahı kalkıp bu aforizma kitabını niye yazarım ki? Öncelikle kitabın ismi ve de kapak resmi beni bu işe itti. Hepsinden önemlisi de Oscar Wilde'ın yazdığı her şeye Mutlu Prens isimli masal kitabı ve Dorian Gray'in Portresi romanından sonra merak sardım ve ne olursa merak ediyordum. Bu arada Wilde'ın öyküleri ve tiyatro oyunları da es geçilmemeli derim hani. 

Kitabın kapak çalışmasındaki karikatür illüstrasyon Cansın Çağlar tarafından yapılmış, ki çok sevdim. Bire bir İngilizce aslına sadık kalınarak yapılan kitap ismi yani; "Yalnız Sıkıcı İnsanlar Kahvaltıda Parıldar" ise ise neredeyse başlı başına bir aforizma kitabını okumak gibi. 

Kitabı okurken açıkcası çok eğlendim. Hatta bazı aforizmaları da not aldım. Ancak bu seferki not almalarım, o sözleri hangi uzun metinde demiş olabilir merakımdandı. Her şeye rağmen tek başına da önemli olduğunu düşündüğüm bir iki aforizmyı sizlerle paylaşayım:

"Sanat ancak taklit bittiği yerde başlar."

"Moda o kadar dayanılmaz bir çirkinliktir ki onu altı ayda bir değiştirmek zorunda kalırız."

Bir iki aforizma dedim ve üçüncüyü yazmayayım. Devamını okumak için kitabı edinin derim. Bu arada Oscar Wilde'ı okumadıysanız bu güzel bir başlangıç olabilir. Ben aforizmalar için öyle zart zurt dedim ama bu benim bakış açım... siz aforizmalara meraklıysanız, Oscar Wilde'ı es geçmeniz büyük eksiklik olur.

Aptulika


3 Nisan 2021 Cumartesi

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 169



Ödön Von Horvath
 "Tanrısız Gençlik"
Jaguar Kitap
Çeviri: Oktay Demirci
  (2016)

Yazıya ilk olarak kitabın arka kapağında yer alan tanıtım yazısından iki referans ile başlayacağım. Bu kitap ve yazarıyla ilgili iki yazarın fikrine yer verilmiş. Benim takıldığım Peter Handke'in "Horváth, Brecht'ten daha iyi." lafı oldu. Ben yayınevinin editörü olsaydım bu alıntıyı bir güzel çöpe atardım. Kitabı okuduktan sonra Brecht ile Horvarth'ın yarıştırılmasının çok saçma değil kel alaka olduğunu anlayacaktım. Açıkcası Peter Handke'in bu lafını ( tiyatro ile alakalı biri olması sebebiyle ) çok talihsiz ve kıskançça buldum açıkcası. Arka kapakta yer alan ikinci yazarın Ödön Von Horvath ile ilgili söylediği sözü daha değerli gördüm. Bu kişi Stefan Zweig'tı yazar ile ilgili, "Neslinin en yetenekli yazarı." demişti. Zweig, faşizmin zulmünden Brezilya'ya kaçmış ve orada da karısıyla birlikte 1942 yılında intihar etmişti. Zweig hayata veda ettiğinde 61 yaşındaydı ve faşizme karşı bizi uyaran  geride bir çok eser bırakmıştı ama Ödön Von Horvath öldüğünde henüz otuz sekiz yaşındaydı. Onun ölümü ise faşizmden olmadı ama kelimenin tam anlamıyla trajikomikti. Bir Macar diplomatın oğlu olan Horvath, eğitim gördüğü Berlin'de ikamet ederken 1933'te Nazi baskısının artması sebebiyle Viyana'ya göçecekti. Tehlike orada da peşini bırakmayacaktı, Avusturya'da Nazi Almanyası ile aynı rotaya girecekti. Yazarımız da ne yapsın soluğu Paris'te alıyor. Bu arada yıl 1938 ve bu hafta tanıtacağımız "Tanrısız Gençlik' romanını yazmış ve bir film yönetmeni bunu sinemaya uyarlamak istiyor. Horvath ise o yönetmenle görüşmek için giderken  yağmura yakalanıyor. O sırada yağmurla kalsa iyi bir de fırtına kopmaz mı. Yazar ise bu durumda fırtınadan korunmak için bir ağacın altına sığınıyor. Bu esnada o ağaca yıldırım çarpıyor ve yazarımız bu yüzden hayata veda ediyor. Horvath öldüğünde otuz sekiz yaşındaydı. (1) Evet bir kötü ve de münasebetsiz bir şaka gibi ama Horvath'ın ölümü bu şekilde. 

Erken yaşta hayata veda eden Ödön Von Horvath'ın dilimize çevrilen bu tek eserine baktığımda da yaşasaydı bize çok şey katacak eserler vereceğinden kuşku duymuyorum. 

Hitler faşizmi üzerine değinen bir çok eser verilmiştir ama Horvath'ın "Tanrısız Gençlik" romanı bu döneme eleştiri getirirken farklı bir açıdan bakıyor. İnsanlığın bu yüzkarası dönemine yukardakiler nezdinde değil, bizzat aşağı ve orta sınıf yani halk içinden bakıyor. Genç bir öğretmen, faşizmin hissedildiği ilk zamanlarda karanlığın güle oynaya çöküşünü hisseder. Her katmanıyla halk, eğitimciler bu girdaba katılmışlardır. Bu öyle bir çağdır ki, çocuklar bile masumiyetlerini kaybetmiştir. Genç öğretmen öyle bir yerde kalmıştır ki, ya vatana ya da vicdanına ihanet edecektir. Bu karanlık dönemde soru sormak ve cevaplamak cesaret işidir. Devrin hakim değerlerine uymak  ve ses çıkarmamak en geçerli yol ama çoğu zaman akıl ve bilim buna izin vermez. 

Kitapta faşizm döneminin ırkçılığı, alışılageldiği üzere Yahudiler nezdinde yapılmıyor. Bir derste ödev hazırlayan çocuklardan biri, yazdığı kompozisyonda siyahilerden aşağılayıcı bir şekilde bahsedince, öğretmen buna karşı çıkarak, siyahların da insan olduğunu söyler. O andan itibaren bu hocanın ismi bir anda "zenci öğretmen olur. Hayatlarında olan Yahudiler değil de hiç görmedikleri siyahileri insan olarak görmemeleri alegorik bir tarzda sunulur. 

O çocukluğun masum çocuk kampları faşizm döneminde bir anda askeri kışlaya dönüverir. Yazar bu ortamı kimi zaman masalsı ve fantastik, kim zaman kriminal, kimi zaman da bir mahkeme boyutunda verir. 

Ödön Von Horvath'ın bu romanını okurken faşizmin sadece Almanya ve o dönemle sınırlı kalmayacağını göreceksiniz. Bu romanın ardından Theodor W. Adorno'nun 1967'de yazdığı "Yeni Sağ Radikalizmin Veçheleri" (2) ve Timothy Snyder'in 2015'te yazdığı "Tiranlık Üzerine" (3) kitaplarını da tavsiye ederim.  

Aptulika

(1) https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96d%C3%B6n_von_Horv%C3%A1th

(2) Yeni Sağ Radikalizmin Veçheleri - Theodor W. Adorno (Metis Yayınları)

(3) Tiranlık Üzerine - Timothy Snyder (Olvido)

 

30 Mart 2021 Salı

Jean Paul Sartre Blues yapsaydı ya da Varoluşçu Blues



 Steven Taylor'un albümü "Existential Blues" u görünce hemen üstteki başlığı atmak aklıma geldi. Galiba tek sazan ben değilmişim, albüm kritiklerine göz gezdirirken Blues Blast Magazine'inin de aynı oltaya takıldığını görecektim. Blues'ın heybetli dergisi internet sitesinde bu albümle ilgili, "Existential kelimesi aklımıza hemen Fransız düşünür Jean Paul Sartre'ı ve onun Varoluşçu felsefesini getiriyor. Her ne kadar o felsefi akımla buradaki blues ile bir bağ kuramazsanız da Sartre'ın 'cehennem başkaldırıdır' sözünü hatırlayabilirsiniz." diye giriş yapıyor. (1)

Steven Taylor, blues ile üvey babası sayesinde tanışmış ve bu tutkuyla müziğe adım atmış. The Fabulous Thunderbirds grubunun vokalisti ve armonikacısı olan Kim Wilson'un üvey oğlu olan Steven Taylor vokalist ve gitarist olarak bu albümle ikinci çıkışını yapıyor. 2019 tarihi "Moving On"dan sonra gelen bu ikinci albümde Kim Wilson'un da katkıları göze çarpıyor. "Fight For What's Right" parçasında armonikasıyla konuk olan Wilson, usta katkısının nasıl bir şey olabileceğini bize gösteriyor. Albümü kabaca ilk dinleyişimde ilk tepkim Steven Taylor'un sesinin biraz yavan gelmesi olacaktı. Ancak bu parçaya geldiğimde her şey düzelmiş olacaktı. Bu çalışmada enstrümanların dağılışı da çok güzeldi. Parçada bariton saksafonuyla Bruce Rubio öyle güzel bir etki yapıyor ki, her defasında o bölümleri döne döne dinlemeden edemiyorum. 

"Existential Blues" albümünde Taylor gitar ve vokalde yer alırken, armonikasıyla da Kim Wilson'un destek verdiğini söylemiştim. Ayrıca Vincent Bury (gitar), Marty Dodson (bateri), Taryn Donath ( piyano - org),  Bruce Rubio (bariton saksafon), Scot Smart (bas gitar),  Zander Griffith (kontrbas), Maria Macias (bas gitar), Austin Fulsher ve Mark Wilson (gitar) gibi müzisyenler de yer almış.  

Steve Taylor'un "Existential Blues" albümünün en güzel yanı da sanki bize bir barda çalıyor havasını verebilmesi. Eh ne dersiniz canlı müzik ve yapılan mekanlara hasret kaldık galiba. 

Aptulika


(1)  https://www.bluesblastmagazine.com/steven-taylor-existential-blues-album-review/




29 Mart 2021 Pazartesi

Batu Akdeniz'den yeni şarkı: Elde Kaldı İki Yalnız



Pandemi, korona her planımıza engel oldu ama Batu Akdeniz gene üretmeye bir şekilde devam ediyor.  Yılın başında "Ona Gitme" isimli parçasıyla 2021'e sıkı bir merhaba diyen Batu şimdilerde de "Elde Kaldı İki Yalnız" ile karşımızda. 

Yeni bir albümün taşlarını döşeyen Batu yeni şarkılarını paylaşmaya devam ediyor. Bu seferki buluşmada Aleyna Talınlı ile bir düet yaptığı “Elde Kaldı İki Yalnız” klibi ile birlikte tüm dijital platformlardan yayınlandı. 

Şarkının söz ve müziği Batu Akdeniz’e ait. Kayıtları Mirage stüdyolarında gerçekleşen şarkıya yaylılarda Bulut Gör eşlik ediyor. Daha önce “Yanlış Biriyle Doğru Hikaye” “Eksik” gibi sevilen şarkıları birlikte seslendiren ikili bu kez ‘Elde Kaldı İki Yalnız’ ile tekrar bir arada. Emre Ergenç yönetmenliğinde çekilen klip Batu Akdeniz’in kişisel Youtube kanalında yayınlanırken “Elde Kaldı İki Yalnız” Garaj müzik etiketiyle tüm dijital platformlardan dinleyiciyle buluştu. 




28 Mart 2021 Pazar

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 168



Carson McCullers
 "Yalnız Bir Avcıdır Yürek"
İş Bankası Kültür Yayınları
Çeviri:Mehmet H. Doğan
  (2017)

 Carson McCullers ile iki ay önce bir tanıştım ve ardı ardına kitaplarını birbiri ardına götürdüm. Her şey bir tesadüf eseri "Altın Gözde Yansımalar "romanını elime almamla başladı. Açıkcası bir iki sayfaya söyle bir baktıktan sonra sıkılarak, bırakacağımı bile sanmıştım. İtiraf edeyim ki bu tip kitap isimleri beni gıcık edecek nitelikteydi. Hoş bunların hepsi de İngilizce orijinaline sadık olarak yapılmış Türkçe çeviri başlıklardı. 

"Altın Gözde Yansımalar"ın ardından hikaye tarzında kaleme aldığı "Küskün Kahvenin Türküsü" ile devam ettim. Kitapla aynı adı taşıyan bir nevi novella diyeceğimiz uzun öykü gene de bir roman tadındaydı. Bana kalırsa Carson McCullers kelimenin tam anlamıyla bir romancı, hikaye hiç onun işi değil. Zaten yazmaya kalktığında da hikaye ister istemez roman oluyor. 

Bu iki kitabın ardından Güney Amerika'dan insan galerisi diyebileceğim, "Kadransız Saat" romanını okuyacaktım. Bu üç kitabın ardından da en son olarak "Yalnız Bir Avcıdır Yürek" romanını okudum. Böylelikle de yazarın dilimize çevrilmiş bütün eserlerini okumuş oldum. Ben her ne kadar en son bu kitabı okumuş olsam da bu roman yazarın ilk eseriymiş. Kitabın bana göre tek handikapı romanın kahramanlarının sayıca bolluğu oldu. Diğer eserlerindede bol karekter olsa da en çok beş karektere yoğunlaşıyordunuz. Burada ise kahramanlar o kadar bol ve öyküleri birbirinin içine geçiyor. Bu oldukça keyifli ama kitap vaktinizi fazlasıyla alıyor. Bunca kahramana rağmen herkesin sevgi ve saygısını kazanan sağır adam toparlayıcı etkide. Bir de siyahi bir doktor var ki, oldukça ilgi çekici, Marksist dünya görüşüne sahip bu doktor çocuklarından birine de Karl Marks adını vermiş. Romanın 14 yaşlarındaki kız karekteri ise bizzat yazarın kendisi. Zaten bu yüzden "Yalnız Bir Avcıdır Yürek" romanı aynı zamanda yazarın otobiyofrafisi gibi de.  

Aptulika


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...