24 Şubat 2024 Cumartesi

PHILIP SAYCE Fırtına Gibi



Philip Sayce ismini tanımlarken blues rock gitaristi dediğimizde rock yanı ağır basabilir. Sadece rock desek, bu sefer de blues yanına ayıp etmiş oluruz. Bu içinden çıkılmaz durumdan kurtulmak için ben ona, "blues - hard rock gitaristi" diyeceğim. 

Dün yayınlanan " The Wolves Are Coming " albümünde Philip Sayce, ibreyi biraz daha hard rock yanında kullanmış diyebiliriz. Öylesine elektrikli ve güçlü bir sound var ki, hard rock yanı neredeyse heavy'e bile adım atabiliyor...tabi bu 70'lerin ve 80'lerin hard'n heavy'sine. Melodik ve ritmik bir hard rock. 

Los Angeles'taki Station House Studio'da Philip Sayce'ın prodüktörlüğünde kaydedilen  "The Wolves Are Coming" albümünde davulda Walter Trout ve Edgar Winter'la yaptığı çalışmalardan tanıdığımız Michael Leasure yer alıyor. Böylesi sert ritmik bir çalışmada Leasure lokomotif gibi görev yapıyor, klavye ve piyanoda ise Queen, Supertramp ve Elton John gibi isimlerle çalışmış olan Fred Mandel yer alırken Philip  Sayce ise gitar ve vokalin yanısıra bas gitarı da çalmış. 

Albümden çıkan ilk single olan "Black Moon", müzik sektöründeki kirli ilişkileri anlatıyor. Michael Leasure'nin davulunun bandovari girişiyle başlıyor ve marş niteliğinde devam ediyor. Albümün açılışını yapan  "Oh! That Bitches Brew" albümün adındaki gibi "kurtların" şehre indiğini sert rüzgarlarla vurguluyor. Eskinin hard rock tınılarını hatırlatan "Babylon is Burning", Hendrix etkisinde "The Moon is Full", geri vokalleriyle harikalaşan heavy unsurlu "Backstabber" ve "Your Love" ile albümün sert ve kasırga gibi esen çalışmaları, kendini ziyadesiyle hissettiriyor. 

 "Lady Love Divine"de ise tempolu bir funk ritmine arzı endam ediyoruz. "It's Over Now" ile yumuşak tonlara inerken. "Blackbirds Fly Alone" ile "Southern Rock" çizgisine giriyoruz. Albümü sonlandıran "This is Hip" ise akustik sunumlu bir country blues örneği.  Albümde tek enstrümantal olan parça "Intuition"da Sayce'ın gitarının keyfini yaşıyoruz. 

Philip Sayce'ın son albümü "The Wolves Are Coming" özlediğimiz hard rock ve heavy soundunu yapmacıksız ama tüm samimiyetiyle sunan nefis bir albüm... üstüne üstlük blues tadında. Bundan başka ne isteyebilirim ki. 

Aptulika






23 Şubat 2024 Cuma

Albert Cummings, Ailesinin "Yavrum SGK'lı Bir İşin Olsun" Öğüdüne Uydu.

 


Bu yazılara görsel koyarken, dikkat çeksin diye modaya uyup, resim üzerine manşet atmakla doğru mu eğri mi yaptım bilemiyorum. Albert Cummings haberine bunu uygulayınca patronların okuduğu ekonomi, finans dergilerinin kapakları gibi oldu. Neyse yapacak bir şey yok, madem alem buysa uyduk işte, artık nereye varacaksa. 



Çocuklar sanat sepet işlerine merak sararlarsa ailelerinden hemen uyarı gelir, "Tamam bunları da yap ama önce hayatını kurtaracak bir işin olsun." ya da "Önce okulunu bitir, mesleğin olsun bunları da arada yaparsın." Daha bu tip örnekleri çoğaltabildiğimiz gibi çoğaltırız. İşte Amerikalı blues gitaristi Albert Cummings de 12 yaşında bonjo 15 yaşında da gitar çalmaya başlayınca anne ve babası ona bu altın öğüdü vermişler: "Önce hayatını kurtaracak bir işin olsun." Albert Cummings bu öğüdü kulağına küpe etmiş ve inşaat işlerinde hatırı sayılır bir işadamı olmuş. Artık inşaat mühendisi miydi yoksa mütehait miydi orasını pek bilemiyorum... İyi para kazanmış, yani "hayatını kurtarmış"

Müziği gene de bırakmamış ama kendi halinde arkadaşlarının düğünlerinde falan çalmış. İş dünyasındaki işlerine bakarken, bir gün Stevie Ray Vaughan'ın konserine gitme gafletini gösterecekti ve orada olan olacaktı. Konser sonrası artık kararını vermişti...müziği profesyonel olarak yapacaktı. O andan hemen sonra işi gücü bıraktı mı yoksa işi sağlama alana kadar mesleğini devam ettirdi mi, bilemiyoruz ama müzik için oldukça geç bir zamanda, 32 yaşında ilk albümü yayınlayacaktı. 1999 yılında başlayan bu süreç iki yıl sonra çıkan "From the Heart" ile devam edecekti. 

O günden bu güne 10 albüm yapan Cummings hem ebeveynlerin öğüdünü tuttu iş dünyasında para kazandı, sonra kendi dünyasına döndü şimde de blues dünyasının en sağlam gitaristlerinden biri olarak konserlere çıkıyor... yani buradan da kazançlı. Ama bu öykü bizde  olsaydı, büyük ihtimal anne baba devamlı, "Yavrum keşke o işini bırakmasaydın, hiç olmazsa SGK'an olur, emekliliğinde rahat ederdin"  diyecekti. Hoş bu arada bizde artık, emeklilik de çözüm olmuyor ya neyse. 

Bu arada böyle bir yazı yazmaya hiç ama hiç niyetim yoktu açıkca. Öyle hayat dersi vermek falan da umrumda değil hani. Peki bu yazıyı niye yazdım ki!

Gece vakti oturdum Albert Cummings'in yeni çıkan albümü "Strong"u dinleyeyim dedim. Albüm hoşuma gitti ve bir yazı yazmaya karar verdim. Ancak adamla ilgili yazılmış şeylere bakıp, bilgileri teyit edeyim derken, Rock And Blues Muse sitesinde Hal Horowitz'in altta linkini verdiğim yazısıyla karşılaşacaktım:

https://www.rockandbluesmuse.com/2024/02/12/review-albert-cummings-strong/


Orada ufak bir anektod olarak blues gitaristi Albert Cummings'in bu ikili dünyasından bahsedince hemen böyle bir yazı yazmak aklıma geldi. Böylece olan oldu, albüm hakkında yazacakken bir anda rotamız değişti. 

İtiraf etmem gerekirse, Albert Cummings'in müziği bazen güzel bazen de itici gelirdi. Demek ki bunun nedeni onun işadamı - müzisyen ikileminden ( bunu her ne kadar daha önce bilmiyor olsam da)  kaynaklanıyormuş. 

Cummings'in yeni çıkan "Strong" albümünü sevdim, bir iki kelam etmek isterdim ama bir anda finans kapitalin kara deliğine düşüverdim. 

Aptulika




 

Bu İsmi Bir Yerlere Not Edin Derim: Emanuel Casablanca...



Brooklyn merkezli blues gitaristi ve şarkıcı  Emmanuel Casablanca'nın "Strung Out On Thrills" albümü 2 Şubat 2024 tarihinde çıktı. Hani şöyle bir dinleyim dersiniz ya, ufaktan bir kulak kabartma hesabı, işte bende de öyle oldu ama hemen çekim alanına giriverdim. 

Televizyonlarda uzman ve azman yorumcular konuşmaya girerken, "Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim." derler ya, kıl olmama rağmen ben de öyle yapacağım. Albümü dinlerken her parça sanki 10 dakikaymış gibi geliyor, oysa en uzun parça 5 dakikalık, o da  iki tane. Kısa zaman diliminde yorumları o kadar dolu dolu işliyor ki zamanı farketmiyorsunuz bile. 47 dakikada 12 parçayı uzun bir dinleme serüvenine döndürüyorsunuz. 

Elektro gitarı kendine has bir tavırda, çok mahir kullanan Casablanca  merkezli blues gitaristi ve şarkıcı-söz yazarı Emanuel Casablanca, Jimi Hendrix etkili sert tonlarada gezinirken bir anda yumuşak tonlarda hisli bir etkiyi de verebiliyor. Gitardaki özellikleri kadar ses özelliğiyle de vazgeçilemeyecek bir etkiye sahip.  Casablanca'nın mahareti sadece sesi ve gitarıyla sınırlı kalmıyor, o aynı zamanda bütün enstrümanları da "enstrümantalist" denilebilecek düzeyde çalabilen bir kişi. Bunların yanına onun iyi bir şarkı sözü yazarı olduğunu söylememizin fazla bir şaşırtıcılığı olmasa gerek ancak onun aynı zamanda iyi bir ressam ve oyuncu olduğunu söylersek, artık "pes" dersiniz ama öyle. 


Çok yönlü bir sanatçı olan Emanuel Casablanca'nın müziğe bakışı da sınır tanımayan bir şekilde çok yönlü.  2022'de çıkardığı ilk albümü  " Blood on My Hands" kirli ve dark tonlarda bir kentsel blues ile hip-hop'a ramak kalmış bir havadaydı. Bu ikinci çalışmada onun devamı niteliğinde ama rotasını biraz daha blues ve blues-rock temelinde tutuyor. 

Emanuel Casablanca ismi şimdi size bir şey ifade etmiyor olabilir ama ilerde (hatta çok fazla da zaman gerekmeyecek gibi) sizi bir yerde yakalayacak. Çok genç ve olağanüstü yetenekli, cüretkar, şaşırtıcı bir siyahi adam. Bir an gelir bu albümde  yer alan "Pistolero" parçasında olduğu gibi karşınıza flamenko tadında çıkabilir ya da "Dogshit"  de olduğu gibi Jimi Hendrix'i günümüze taşıyabilir ya da bir anda "The Farm"daki gibi sizi bir Fransız şansonu havasına sokabilir... veya bir anda karşınıza azılı bir sokak serserisi haliyle  çıkabilir, "Bastard" da olduğu gibi. 

Bu ismi bir yerlere not edin derim... Emanuel Casablanca! 


Aptulika


 





 

MIKE ZITO Yeni Albümü "Life Is Hard"la Zor Günlere Dayanıyor.



Blues Rock gitarının önemli temsilcilerinden Mike Zito, bugün Gulf Coast Records etiketiyle yeni albümü "Life Is Hard"ı çıkardı. Bu çalışma onun diğer albümlerinden çok farklı bir his dünyasında oluşmuş.  Geçtiğimiz yaz eşini kanser sonucu yitiren sanatçının ruh hali albümüne de yansımış. Adeta yaşadığı acıyı tedavi etmek için hemen stüdyoya koşup, blues'a sığınmış. Albümde yer verdiği  George Sherry ve Wayne Walker bestesinde dediği gibi: "Konuşacak kimse yok... blues dışında".  

Sevdiği insanı kaybetmenin melankolisi, yalnızlık, hüzün, hayat mücadelesinin çetinliği blues müziği ile buluşarak çalışmanın ana temasını oluşturmuş. Ancak 12 parçalık "Life Is Hard" albümünü dinlerken, Zito'nun bu ruh halinin yıpratıcılığından müzik yaparak arınabildiğini de görüyoruz.  


2023 yılına Albert Castiglia ile yaptığı ortak çalışma  "Blood Brothers" ile  adım atan Mike Zito, karısının rahatsızlığı sebebiyle bu albümün tanıtım turnesini yarım bırakmak zorunda kalmıştı. Kanser tedavisi gören ve artık tedavinin cevap vermediği için eşi Laura'nın  son anlarında yanında olan sanatçı bir süre sonrası da onu kaybedecekti. Bu acı olayın ardından oluşan albümde "Forever My Love" adlı şarkısı ile kaybettiği karısı Laura'yı anıyor. Eşi hayattayken yaptığı bu parçayı karısına da dinletebilmiş. 

"Forever My Love"ı ilk dinlediğimde açıkcası biraz Gary Moore ve Phil Lynott klasiği "Still in Love With You"ya benzettim ve açıkcası pek ilgimi çekmemişti. Bu ilk yargıyı geçen hafta single olarak çıktığındaki dinlemem oluşturmuştu ; şimdi albümün içinde ikinci kez dinlememle bakışım farklılaştı. Etkileyici ve Laura ile yaşadıklarını ve aşklarının sonsuzluğunu anlatan harika bir yapıt ortaya çıkmış. Aşk gibi bir şey bu, ilk önce burun kıvırırız ama aşk hayatımızda önemlidir.  Aşk şarkıları hep aynı şeyi anlatır gibi gelir ama her aşk ayrı ayrıdır. "Forever My Love" dışında karısı Laura'ya adanmış ikinci parça da "WithoutLoving You" adını taşıyor. 

  ".... Seni sevmeden nasıl yaşayacağım... 

Duyduğum bu acı bir savaş yarası gibi... 

Hayat devam ediyor...  

Seni hissedebiliyorum ama seni hiçbir yerde göremiyorum... 

Seni özlemek benim için katlanmak zorunda olduğum bir şey... 

Seni sevmeden nasıl yaşayacağım."

Sözleriyle harika ritimde akan "Without Loving You", acılı ruh halini salya sümük olmadan, duygu sömürüsü yapmadan verebilmesi de ayrıca önemli.


 Bu iki Mike Zito bestesi dışında "Life Is Hard" albümünde diğer parçalar blues cover'larından oluşuyor. 

Albümün açılışında yer alan Little Milton klasiği "Lonely Man", Fred James'in "Life Is Hard", "Konuşacak kimse yok... blues dışında" diyen George Sherry ve Wayne Walker bestesi "No One To Talk To (But The Blues)" ve albümün sonunda yer alan  Gary Davis gospeli "Death Don't Have No Mercy" ruhani bir hava vererek son noktayı koymuş.

"Life Is Hard" albümünde klasik bluesçuların yapıtları seslendirilirken yanısıra Mike Zito'nun çağdaşları yani arkadaşlarını da seslendirilmiş. Tinsley Ellis'in "Dying to Do Wrong", Tab Benoit'in "Darkness"ı ve Walter Trout'un "Nobody Moves Me Like You Do" parçaları da Mike Zito tarafından yorumlanmış. 

"Life Is Hard" albümünde Mike Zito iki sürpriz cover'a da yer vermiş. Bunlardan ilki Stevie Wonder'ın albüme biraz soul havası veren şarkısı  "Have a Talk with God". İkinci sürpriz ise Zito'yu çocukluk günlerinde etkileyen Guess Who'nun "These Eyes" parçasına da yer vermiş. Jade Macrae ve Dannielle Deandrea'nın geri vokalleri ve yanısıra nefesli enstrümanların kattığı orkestral azametle Zito'nun yorumu daha da harikalaşmış. 

 

Soldan sağa: Christone Kingfish, Mike Zito, Joe Bonamassa, Tommy Emmanuel 

Mike Zito'nun bu zor günlerinde yapılmış ama anlamı ve müzikalitesi yüksek olan "Life Is Hard" albümünde ona bir çok sanatçı arkadaşı destek vermiş ama en büyük destek Joe Bonamassa'dan gelmiş. Bonamassa hem albümün prodüktörlüğünü üstlenmiş hem de parçalarda gitarıyla katkı vermiş. 

Josh Smith


Geçen yılın başında Mike Zito ile Albert Castiglia'nın ortak yaptığı  "Blood Brothers" albümünde onlara  Joe Bonamassa ve Josh Smith destek vermişti. Şimdi çıkan Mike Zito'nun solo albümü "Life Is Hard"da da Bonamassa ve Smith hem yapımcılıkta hem de kayıtlara gitarlarıyla girerek destek verdiler. 

Mike Zito'nun "Life Is Hard" albümü bugün çıktı ve ilk dinlememle bu yazıyı yazmadan edemedim.

Aptulika


 






Apocalyptica İstanbul Konseri Eylül'de

 

Klasik müzikten gelen çelloculardan kurulu Apocalyptica grubu, 19 Eylül 2024 tarihinde Zorlu PSM Turkcell Sahnesi‘ne gelerek konser verecek. Meraklısına  bilet satışlarının da bugün başladığını belirtelim.

 Metallica parçalarını çelloya adapte ederek yaptıkları albümle tanınan Apocalyptica, “PLAYS METALLICA VOL. 2” turnesi kapsamında İstanbul‘a konser vermeye gelecek.  



 1996 yılında çıkardıkları “Plays Metallica By Four Cellos” albümüyle müzik hayatına adım atan grup, ilerleyen yıllarda da metal müziği klasik çello yorumuyla birleştirerek albümler tapmaya ve konserler vermeye devam etmişti.  





22 Şubat 2024 Perşembe

Alper Ersoy ilk single'ı "Dikilmez Kalpler"i çıkardı.



Alper Ersoy'un ilk teklisi (single'ı) "Dikilmez Kalpler" bugün tüm dijital platformlarda yayında.

İlk çıkışını yapan Alper Ersoy yeni bir isim ama solo olarak, zira o  çeşitli grup ve müzisyenlerle yaptığı çalışmalarla çok önceden beri müzik aleminin içinde. 

Haluk Levent, Ogün Sanlısoy, Murat Kekilli ve Halil Sezai gibi sanatçılarla çalışan Alper Ersoy, Orang Batı, Bowneck gibi metal topluluklarında da yer almış. 

Zaman içinde kendi parçaları birikince Alper solo kariyerine adım atmaya karar vermiş. İşte böylece ilk teklisi "Dikilmez Kalpler"i çıkartmış. Şarkıda vokal ve bas gitarı Alper Ersoy üstlenirken, Ozan Doğan Ariz gitarlarda,  Gökçe Dayanç  da bateride ona eşlik etmiş. 

 Duygusal atmosferi ile "Dikilmez Kalpler" bateri atakları ve bas gitar dolgunluğu ile harika bir alt yapı oluştururken vokal parçayı güzel bir şekilde işliyor. Bütün bunların her yanını akılcı kontürlerle resme dahil eden gitar bütünlüğü oluşturuyor. Nakarat bölümü ve sözsüz geri vokal fikri çok akılcı ve ferahlatıcı olmuş.  Parça duygusal ve günün moda tarzlarına uygun olmasına rağmen rock tınısını her haliyle hissettiriyor. Bu öyle bıçak sırtı bir durum ki, doz bir yana daha ağır bassa her an rock'tan çıkabilir. Ancak burada her şey dozunda gitmiş. 

Parçada Alper'in sesini çok güzel buldum, tok ve bas tonlarda harika bir ses yetisine sahip, ancak bunu kendinin de bilmesi gerekir. Bas ve bu tona yakın sesler ülkemizde ne acıdır ki o ses renginin güzelliklerinde kullanılmıyor. Buna sebep de çoğu zaman dışardan gelen etkiler oluyor. Alper gördüğüm kadarıyla sesini tanıyor ve ona uygun olarak vokal yapıyor ama gene o "bıçak sırtı" denilen yerde kalınabiliyor. "Cool" vari ses kullanımı gayet güzel ama bir an geliyor o moda arabeskvari tınıya kayacak diye insanın içi cız ediyor ama neyse ki olmamış, dilerim bundan sonrası da bu dozda gider.

"Dikilmez Kalpler" ile Alper Ersoy güzel bir başlangıç yapıyor. Parçayı dinlerken solo değil, bir grup dinliyormuş gibi oluyoruz. Bu uyumu sağlayan ekibi de buradan selamlarım. 

 Aptulika








Foreigner'ın gitaristi Mick Jones, hastalığının Parkinson olduğunu açıkladı.



Foreigner gitaristi Mick Jones, kendisine Parkinson hastalığı teşhisi konduğunu açıkladı. 79 yaşında olan müzisyen 21 Şubat 2024, Çarşamba günü bu açıklamayı Foreigner'ın  sosyal medya kanallarından yaptı.

Foreigner'ın veda turnesinde sahneye çıkamamasının sebebinin de bu raharsızlıktan kaynaklandığını söyleyen Mick Jones,  

“Foreigner'ı seven ve yıllarca konserlerimize gelen bütün  hayranlarımıza  teşekkür ediyorum. Hepinizi sevdiğimi bilmenizi isterim. Sizin desteğiniz ve ilginiz benim için her zaman çok şey ifade etmiştir, ama özellikle de hayatımın bu noktasında."

sözleriye mesajını tamamladı.




Mick Jones, 1976'da New York'ta vokalist Lou Gramm, davulcu Dennis Elliott, klavyeci Al Greenwood, basçı Ed Gagliardi ve multi-enstrümantalist Ian McDonald ile birlikte Foreigner'ı kurmuştu. 

Grubun dokuz stüdyo albümünün tamamında şarkıları besteleyen ve yapımcılık yapan Jones, aralarında Van Halen'in '5150', Bad Company'nin 'Fame and Fortune' ve Billy Joel'in 'Storm Front' albümlerinin de bulunduğu bir çok sanatçı ve grubun albümlerinin de  prodüktörlüğünü yapmıştı.   





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...