25 Ekim 2022 Salı

Halit Kıvanç Düzeyi





Çocukluğumuzun siyah beyaz televizyonlarında onun sunumuyla renklenen programlar öncesinde futbol maçlarını radyodan onun sesiyle dinlerken o maç gözümüzde anı anına canlanırdı. 

Bu Halit Kıvanç düzeyiydi.

Sadece bu kadar mı, onun yazdığı mizah öykülerini de hatırlarım. 

Şimdi sizlere eskilerden bir fotoğraf sunacağım. 


Bir yanda Türk Edebiyatında kendimce en büyük yazar saydığım Orhan Kemal, diğer yanda da  tiyatro yazarı ve Kabare anlayışının ülkemizdeki mimarı Haldun Taner... Onların ortasında da Halit Kıvanç, Hani şimdi milletin diline sakız olmuş bir laf var ya: "Futbol sadece futbol değildir" diye. Ben bu lafa gülerim... ve eklerim "Futbol sadece futbol değildi ama çok eskilerde. 

Halit Kıvanç, o futbolun sadece futbol olmadığı bir o kadar da entelektüel, aydın insan işi olduğunu bize hatırlatan biriydi. 

O görüntüsü olmayan radyoda maçı gözümüzde canlandırırdı... Sonra televizyonlar hayatımıza girdi, o siyah beyaz yayınların sunumunda programlar Halit Kıvanç'ın sunumuyla öyle renklenirdi ki... 

İşte Halit Kıvanç bana o kaybettiklerimizi hatırlatıyor... Düzgün Türkçe, nezaket, bilgelik, aydın olmak, mizahı ile unutamayacağım güzel bir insan. 

Halit Kıvanç öldü mü?

O öyle önemli biriydi ki öyle kolay kolay ölmez. 

Aptulika

22 Ekim 2022 Cumartesi

Van The Man ya da Belfast Kovboyu



 Tersane işçisi bir babanın tek çocuğu olarak 1945 yılında doğan Van Morrison ilk müzik tutkusunu babasından alacaktı. İşçi sınıfından baba George Morrison caz ve blues plaklarına tutkun biriydi ve küçüklüğünden itibaren o plakların sesiyle büyüyen Van bu müziğin aşkına kapılacaktı. İskoç kökenli bu aile hayat gailesiyle Kuzey İrlanda'ya göç etmişti ve Van da Belfast'ta doğmuştu ve onun müzik aşkı gençliğindeki lakabının "Belfast Kovboyu" olmasına yol açacaktı. 

Bahsettiğimiz isim Van Morrison, yani Belfast Kovboyu ya da bilinen lakabıyla "Van The Man". Bu pazar gecesi saatler 22:00'yi gösterirken, Radyo ODTÜ'de yayına girecek olan Kulak Misafiri radyo programı ona ayrılmış durumda. 

Bu arada Van Morrison'u tam tekmil dinlediğim ve evde her plağını bulundurduğum sanılmasın. Ama bir parçası vardır ki her dinlediğimde heyecanlanırım ve ilk defa dinliyormuş gibi mutlu olurum. Hoş bu yazıyı yazarken de o parçayı altta fon olarak çalıp dinliyorum. Neredeyse bu parçayı dinlemek için kendime bir neden yaratıyorum. Bu parça Van Morrison'un bir başyapıtı değil, bir caz standartı. Kim bilir kaç kere feysbuk vesairede bu parçayı öyle çok yayınlamışımdır ki bu yorumla, sayısını ben de unuttum. Bu caz standartının ismi  "Send in The Clowns" ve büyük ses, bir büyük ustayla bu eseri yorumlar ki onun ismi de Chet Baker'dır. Chet Aga kim mi, derseniz caz trompetinin bir güzel insanı. Çok darbe almış müthiş bir yetenek, anlaşılamamış, kırılgan, hassas bir adam. 

İşte bu iki insanın yani Van ve Chet'in bu müzikal buluşması çok özeldir ve paylaşayım dedim. 

Aptulika


Bu arada unutmayın :

90'lardan çok önemli bir konser ve Van Morrison...

Kulak Misafiri bu Pazar Radyo ODTÜ'de...

Canlı dinlemek için: www.radyoodtu.com.tr




21 Ekim 2022 Cuma

Buddy Guy, "The Blues Don't Lie" albümüyle dobra dobra!



 Buddy Guy ismini bilmeyeniniz varsa, kelimenin tam anlamıyla çok şey kaybediyor demektir. Blues'un yaşayan en eski efsanelerinden biri olup, 86 yaşında olmasına rağmen yaptığı albümlerle bizi heyecanlandırmaya devam ediyor. Bu çok kıymetli bir şey çünkü o hiç bir şey yapmasa bile rock ve blues tarihine oturmuş ve yeri dolamayacak bir isim. Muddy Waters günlerinden bir tarihin canlı şahidi olan Buddy Guy blues gitarı ve vokalinin büyük ustası olmasının yanı sıra efsane rock gruplarının ve müzisyenlerinin de ilham kaynağı. Hem de bugün bile. 

Yazıya bu şekilde girdim diye bana, "Herife bak, bu ne yağlama" diyecek olanınız varsa ona, Buddy Guy'ı anlatmak için kelime haznemin yetersiz kalması yüzünden kendime kahrediyorum diyebilirim. 

Buddy Guy'ın yeni albümü "The Blues Don't Lie", 30 Eylül 2022  tarihinde piyasaya çıktı. Açıkcası o günden bugüne her gün dinliyorum ama üç hafta geçmesine rağmen bir yazı yazamadım. Ancak şimdi oturup, yazıyorum. 

Öncelikle albümde  yer alan üç kavır parçaya şöyle bir göz atalım.  Beatles parçası olan ve 1970 tarihli "Let it Be" albümünde yer alan "I' have Got a Feeling" parçası Buddy Guy'ın yorumuyla karşımıza çıkıyor. Lennon ve McCartney imzalı bu parçanın asıl yorumunu dinlemediyseniz bir dinleyin derim. Ondan sonra da bu Buddy Guy yorumunu dinleyin ve bir büyük ustanın bir klasiği zedelemeden kendi imzasıyla işleyebilmesine şahit olun. İnsan Buddy Guy'ın neden büyük bir bluesçu olduğunu böylece daha iyi anlayabiliyor. 

Albümdeki kavırlardan biri de BB King'e ait olan "Sweet Thing. Buddy Guy'ın BB King'in ölümünden sonra yaptığı muhteşem bir saygı sunuşu olan 2015 tarihli "Born To Play Guitar" unutamayacağım çalışmalardan biridir. Orada BB King'e olan sevgisi iki parçada nefis bir şekilde hissediliyordu. Bu yeni albümde de BB King'in bir parçasını yorumluyor. King'in bas sesine tezat oluşturacak tiz sesiyle Guy nefis bir yorum otaya koyuyor. 

Üçüncü kavır çalışmada albümün sonunda yer alan "King Bee". James Moore imzalı bu blues klasiği daha önce Muddy Waters'tan Rolling Stone'a kadar bir çok isim tarafından seslendirilmişti. Buddy Guy bu yorumda sadece akustik gitarla takılarak harika bir yorumla finali oluşturmuş. 

The Blues Don't Lie" albümü aynı zamanda bir yıldönümü albümü aynı zamanda. Buddy Guy 60 yıl önce memleketi Louisiana'yı terkedip Chicago'ya gelmişti. Bu sıradan bir göç değildi ve blues'ın tarihinde bir kilometre taşıydı. Bu yüzden de albümün çıkış tarihini Buddy Guy'ın 60 yıl önce Chicago'ya geldiği gün olan 30 Eylül tarihine rast getirmişlerdi. İşte albümün açılış parçası olan "I Let My Guitar Do The Talking" de bu konuyu çok güzel anlatıyor. Söz ve müziği Buddy Guy tarafından yapılan ikinci parça da "The World Needs Love" olmakta ki anlattığı konu itibarıyla oldukça anlamlı doğrusu, dünyanın gerçekten sevgiye ihtiyacı var. Lanet olası ahmaklar buna gülebilir ama gerçekten dünyanın canına okunuyor.

16 parçanın yer aldığı albümde üstte yazdığım iki parça Buddy Guy'a ait o ve üç kavır parça haricinde geriye kalan 11 parça tamamen Tom Hambridge imzalı. Yılların dostluğu öyle güzel bir işbirliğne dönüşmüş ki Hambridge bestesi olan "Blues Don't Lie" tam anlamıyla Buddy Guy üzerine dikilmiş elbise gibi. Bu yüzden ilk üç parça albümün açılışında güzel bir birliktelik oluşturuyor. 

Albümün güzelliklerinden biri de konuk olan 6 müzisyenin resmi geçidi. Şimdi de sırasıyla onlara bir bakalım... "We Go Back" in açılışında Buddy Guy vokaliyle nerdeyse bir teatral davetle Mavis Staples'i konuk ediyor. Soul blues'un güzel atmosferinde harika bir düet oluşuyor. Arada konuşur gibi Staples'in "Buddy hatırlıyor musun" demesi çok hoşuma gitti. 

Kalp atışı gibi bir ritmle başlayan “Symptoms of Love” da Elvis Costello konuk oluyor. Bu konuklukta parça Hovlin' Wolf vari bir etkiye giriyor. Yumuşak tonda akan “Follow The Money”de  Buddy ile James Taylor'ın uyumlu düeti akıp gidiyor. Ardından gene aynı mahalleden yani blues'un yaşanmışlığından Boby Rush'ın konuk olduğu “What's Wrong With That” geliyor ki 70'leri hatırlatan funky temalı ritm gitar ve akıp giden solo gitar ikinci bir düeti oluşturuyor. Konuk listesinde yer alan beşinci isim olan Jason Isbell'i tanımıyorum ama konuk olduğu "Gunsmoke Blues" silahlanmaya getirdiği eleştri ile dikkat çekici güzel bir parça. Konuk listesindeki son isim Wendy Moten ve Buddy Guy ile seslendirdikleri "House Party" ile bir boogie ziyafetine giriveriyoruz. 

Buddy Guy'ın albümündeki en büyük paylardan biri de  davul ve perküsyonda yer alan  Tom Hambridge'e ait. Yılların dostluğu içinde prodüksiyonu üstlenen Hambridge şarkılardan 11'ini de bestelemiş ve çalışmaya anlam katmış. Ruh katmış demiyorum zira o zaten Buddy Guy'ın işi. Albümdeki daimi müzisyen kadrosuna şöyle bir bakarsak: Michael Rhodes ve Glenn Worf bas gitarist olarak iş bölümü yapmışlar, Kevin McKendrie ve Reese Wynans çeşitli klavye enstrümanlarında değişiyor, Rob McNelley gitarıyla, Max Abrams ve Steve Patrick nefesli enstrümanlarda yerlerini alıyor.  

Şimdi gene albümün kalan parçalarına dönelim. Bu arada belirtmeliyim ki; bu albüm için bir yazı değil, her parça için ayrı ayrı yazı yazmak isterim (ki bu en azından 16 yazı olur ki hepsi de bu uzunlukta olur) ama size acırım. 

Şu anda albümün geri kalan parçalarını yazayım diye oturdum ama gerçekten korktum. Bu yazdığım kadar yazı yazabilirim endişesiyle burada kesmeye karar verdim. Kendinize bir iyilik yapmak istiyorsanız, kıçınızı kaldırın ve Buddy Guy'ın yeni albümü "The Blues Don't Lie" ı dinleyin, derim. 

Aptulika

20 Ekim 2022 Perşembe

Def Leppard ve Motley Crue 2023 Dünya Turnesi!

 


Def Leppard, Motley Crue, Poison ve sonra bu isimlere Joan Jett de eklenecekti ve bu işbirliği yaz boyu sürecek stadyum konserlerine sahne olacaktı. Açıkcası yaz öncesi çıkan bu konser haberi bir çok insana göre fiyaskoyla sonuçlanacak bir çabaydı. Eskilerin üç hair rock grubu stadyumu dolduracağına açıkcası kimse inanmadı. Oysa konserler yapıldı ve başarıyla sonuçlandı. 

Bu başarının ardından Poison'un konserleri özetleyen "Sanırım rock'n'roll'un ölmediğini kanıtladık." lafını başlık yapıp bir yazı yazmıştım. Kendi adıma milletin "hair rock" diye alaya aldığı hard'n heavy gruplarını sevdiğim için heyecanlanmıştım ve gaza gelip bunun bizim eski gruplarımız için de örnek olmasını dilemiştim. Üstelik bunu genç yaşta kaybettiğimiz Çağlan Tekil'in de düzenlediği  son konserleri de örnek olarak göstermiştim. Ama tabi ki kimse umursamadı. Hatta yazıyı yayınladığımda müzik yazarı dostum Cenk Akyol da yazının altına "Sanırım rock'n'roll'un ölmediğini kanıtladık." başlığına gönderme yaparak, "Doğdu ama sakat doğdu." diye yorum yazacaktı. 

Ancak bugün aldığım bir haber rock 'n roll'un hiç de sakat doğmadığını gösteriyor. O yaz konserleriyle stadyumları dolduran dört gruptan Def Leppard ve Motley Crue, 2023'te stadyumları gezinecek bir Dünya Turnesi'nin tarihlerini verdi. 

 18 Şubat'ta Mexico City'de başlayacak olan turnenin şu anda 16 Temmuz'da Glasgow'da sona ermesi planlanıyor.  

 Motley Crue ve Def Leppard 2023 Dünya Turu tarihleri şu şekilde: 

18 Şubat - Mexico City, Meksika

21 Şubat - Monterrey, Meksika

25 Şubat - Bogota, Kolombiya

28 Şubat - Lima, Peru

3 Mart - Santiago, Şili

7 Mart - Sao Paulo, Brezilya

9 Mart - Curitiba, Brezilya

11 Mart - Porto Alegre, Brezilya

22 Mayıs - Sheffield, İngiltere

25 Mayıs - Mönchengladbach, Almanya

27 Mayıs - Münih, Almanya

29 Mayıs - Budapeşte, Macaristan

31 Mayıs - Krakow, Polonya

2 Haziran - Prag, Çek Cumhuriyeti @ Prag Rocks *

3 Haziran - Hannover, Almanya

7 Haziran - Solvesborg, İsveç @ İsveç Rock Festivali *

9 Haziran - Hyvinkaa, Finlandiya @ RockFest *

11 Haziran - Trondheim, Norveç Trondheim Rocks *

14 Haziran - Kopenhag, Danimarka @ Copenhell *

18 Haziran - Dessel, Belçika @ Graspop Metal Meeting *

20 Haziran - Milano, İtalya

23 Haziran - Lizbon, Portekiz

24 Haziran - Rivas-Vaciamadrid, İspanya

27 Haziran - Thun, İsviçre

1 Temmuz - Londra , Birleşik Krallık

2 Temmuz - Lytham, Birleşik Krallık @ Lytham Festival *

4 Temmuz - Dublin, İrlanda

6 Temmuz - Glasgow, Birleşik Krallık

 


 

18 Ekim 2022 Salı

Iron Maiden konserinde Balina olan Uçak.



Iron Maiden'ın Pazartesi gecesi verdiği konserde "Aces High" parçası seslendirileceği zaman sahne üzerinde yükselecek olan Birinci Dünya Savaşı'nda kullanılan Spitfire  uçağının replikası parça başlayınca göründü ama maket uçağının kanatları açılmayınca ilginç anlar yaşandı. 

 Iron Maiden'ın  Legacy of the Beast World Tour'unun konserlerini kapatan "Aces High" başlayınca sahne üzerine aslı ile aynı ölçekli bir uçağın görünmesi alışıldık bir olay haline gelmişti. Spitfire adı verilen bu uçak Dünya Savaşı sırasında Kraliyet Hava Kuvvetleri tarafından kullanılan koltuklu savaş uçağıydı.

 Konserlerde alışıldığı gibi Spitfire uçağı "Aces High" başladığında sahnenin üstünde yer alırken altta da grup parçayı seslendirecekti. Ancak grubun Worcester, Massachusetts  DCU Center'daki konserinde uçak tepede yükselirken kanatları açılmayınca tepede yüzen bir balina gibi kalıverdi. 


Aşağıdaki videoda seyirci kamerasıyla çekilmiş görüntüleri izleyebilirsiniz. 

 

 





17 Ekim 2022 Pazartesi

Buddy Guy diyorki: DÜNYANIN SEVGİYE İHTİYACI VAR!



 Buddy Guy'ın yeni çıkan albümü hakkında iki haftadır bir şeyler yazmak istiyorum ama hep en iyisi olsun diye erteliyorum ama bir baktım ki albümün ilk iki parçasını şarkı. sözleriyle yazmışım bile. Bu gecede albümü dinlerken üçüncü parçada yaşadığımız hayata çok güzel oturuverdi. Hani o "ilaç gibi" denilen bir sözcük vardır ya tam ona uygun... Ne uygunu be, gibi falan değil tam tamına çağımızın ilacı. 

ilk önce Buddy Guy'ın yeni albümü " The Blues Don't Lie"ın üçüncü parçasının adına bir bakalım hele... "The World Needs Love". Bu işte bugünkü dünyamızın neye ihtiyacı olduğunu anlamadınız mı hala. O halde dinleyin ufak bir özetini:

Dünyanın aşka ihtiyacı var

Daha önce hiç olmadığı kadar

 Dünyanın aşka ihtiyacı var 

Ormanın yağmura ihtiyacı olduğu gibi

Dünyanın aşka ihtiyacı var

Albümün ismi "The Blues Don't Lie" yani blues yalan söylemez. Zaten yalanı daha başından fark edersiniz. 

 


 


14 Ekim 2022 Cuma

Bruce Springsteen'den Commodores Klasiği "Nightshift"



Bruce Springsteen'in yeni çıkacak albümünde soul kavırlarına yer verecek olması beni çok heyecanlandırmıştı ve beklentilerim daha da arttı tabi ki. Bugün, yakında çıkacak olan soul cover albümü  "Only the Strong Survive"ın içinde yer alacak olan “Nightshift” yayınlandı. 

Biz rock dinleyenler için soul, R&B gibi türler yalansız davranmamız gerekirse, biraz burun kıvırdığımız türlerdir. Bruce Springsteen yani "Patron"a gelirsek onun country, folk, rock tarzına soul nasıl oturacaktı. İşte bu merakla çıkan bu ilk single'ı dinlemeye koyuldum. Parça başlarken vokalde yaşlı ve siyahi bir kadın vokal var sandım. Bu yanılsama bir süre sonra degrade bir geçiş gibi Bruce Springteen sesiyle buluşacaktı. Yıllar boşuna yaşanmıyormuş ve "Patron"" lakabı da sadece bir imaj kılıfı değilmiş demek ki. 

Galiba öyle gözüküyor ki albümün çıkışını beklememin merak hanesi daha da kabaracak gibi. Bu arada parça da nefesli enstrümanlardan oluşan bir orkestranın olması da benim için ayrıca değerli.

Şimdi hemen "Nightshift" parçasını Bruce Aganın yorumundan dinleyelim:



Bruce Springsteen'in bu yorumunu dinledikten sonra şimdi de parçanın aslına ve yıllardan 1985'e dönelim.  O zamanlar soul grubu Commodores tarafından  çıkan ve her ikisi de bir yıl önce ölen şarkıcılar Jackie Wilson ve Marvin Gaye'e ithaf edilen bir şarkıydı. Şarkı sözlerinde de bu ölen iki elemana güzel ve anlamlı göndermeler vardı. O yılların müzik listelerinde ilk üçe giren “Nightshift” aynı zamanda  Lionel Richie'nin ayrılmasından sonra çıkan ilk "hit" parçaları olacaktı. 

Şimdi de 1985 yılına gidelim ve Nightshift"i Commodores'ten dinleyelim:


Commodores ölen iki elemanları olan Jackie Wilson ve Marvin Gaye'e ithaf ettikleri sözlerle de anlamlı bir şarkıya imza atmıştı.

Bu arada kendi adıma da itiraf etmem gerekirse, 1970'lerin sonunda rock dinleyenlerin plakları arasına sızmış bir Commodores albümü mutlaka olurdu. 

Aptulika



 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...