31 Ocak 2021 Pazar

Peter Frampton'dan George Harrison'dan David Bowie kadar etkileyici kavırlar

 


Bu Korona... pamdemi döneminin en acı yanı Peter Frampton'u son kez izleyip, dinleyebileceğimiz konser turnelerinin güme gitmesiydi. Bunu dedim diye onun İstanbul konseri olacaktı da ondan mahrum kaldık sanılmasın. Eğer Frampton'un öyle bir konseri olsa topu topu kaç kişi giderdi aklıma bile getirmek istemiyorum. Her neyse Peter Frampton'un gitaristliğinin önemini bilen biliyor.

Peter Frampton yaşı ve ilerleyen sağlık sorunları sebebiyle bundan sonra müzik yapamayacaktı ve bu nedenle de geçtiğimiz yıl bir veda turnesiyle noktayı koyacaktı. Malum pandemi sebeplerinden bu gerçekleşemedi. Ancak yeni gelen bir haberle sanatçının 23 Nisan tarihinde yeni bir albüm çıkartacağı haberini aldık. Bütünüyle enstrümantal ve kavırlardan oluşan bu albümde George Harrison'dan David Bowie'ye kadar Frampton'u etkileyen 10 parça yer alacak. "Frampton Forgets the Words" adını taşıyan bu albümde David Bowie ("Loving the Alien"), George Harrison ("Isn't It a Pity"), Roxy Music ("Avalon"), Sly & the Family Stone ("If You Want Me to Stay") , Lenny Kravitz ("Are You Gonna Go My Way") gibi klasikler Frampton'un yorumuyla gelecek. 

Bu, Frampton'ın 2007 yılında yaptığı "Fingerprints"tan sonra yaptığı bütünüyle enstrümantal olan ikinci albümü olacak. Frampton bu yeni albümün kayıtlarını Nashville'deki ev stüdyosunda hazırladı ve  Frampton prodüksiyonu da Chuck Ainlay ile birlikte bir ortak çalışma olarak gerçekleştirdi. 

Frampton, bu albümde 1954 model Gibson Les Paul'unu kullandı. Bu sanatçının en ünlü kayıtlarında kullandığı gitardı ve 1980  yılında olan bir uçak kazasında yok olduğuna  inanılıyordu.  Ancak 2012 yılında bu gitar tekrar bulundu ve Peter Frampton'a iade edilmişti.



  'Frampton Forgets the Words' albümünde yar alacak kavırların isimleri de aşağıda yer almakta

1. "If You Want Me To Stay" (Sly & the Family Stone)

2. "Reckoner" (Radiohead)

3. "Dreamland" (Michael Colombier feat. Jaco Pastorius)

4. "One More Heartache" (Marvin Gaye)

5. "Avalon" (Roxy Music)

6. "Isn’t It a Pity" (George Harrison)

7. "I Don't Know Why" (Stevie Wonder)

8. "Are You Gonna Go My Way" (Lenny Kravitz)

9. "Loving the Alien" (David Bowie)

10. "Maybe" (Alison Krauss)


 

 

30 Ocak 2021 Cumartesi

Animals'ın gitaristi Hilton Valentine öldü.

 


Animals grubunun kuruluşunda yer alan gitarist Hilton Valentine Cuma günü  (29 Ocak 2021) hayata veda etti. 77 yaşında ölen Valentine, Animals'ın unutulmaz şarkısı "The House of the Rising Sun"da da yer alan kurucu kadrodan gitaristiydi.

Valentine'in vefat haberinin ardından Animals'ın şarkıcısı Eric Burdon , Cuma günü sosyal medyada şunları yazdı: 

“Rising Sun'ın açılışında artık asla o ses çıkamayacak!… O sadece çalmadı, o duyguyu yaşadı da. Hilton'un ölüm haberiyle kalbim kırıldı. " 

diyerek duygularını yansıttı.


Valentine, 1963'te Eric Burdon, basçı Chas Chandler, orgcu Alan Price ve davulcu John Steel ile birlikte kurduğu Animals'ın kurucu gitaristiydi.   Animals, 1964 yazında yaptıkları " The House of the Rising Sun " ile dünya çapında bir yoruma imza atacaklardı.

İki yıllık bir süre içinde, Animals “Don’t Bring Me Down,” “Don’t Let Me Be Misunderstood”  gibi parçalarla listelerde üst sıralara yükselmekle kalmayıp bütün zamanların en iyi şarkıları arasındaki yerlerini alacaktı. 

 








Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 163



Haruki Murakami
 "Sputnik Sevgilim"
Doğan Kitap
Çeviri: Ali Volkan Erdemir
  (1. Baskı 2016)

1960 ve 1970'li yıllarda ABD ve Sovyetler arasında yerkürede "Soğuk Savaş" hakimken yerkürenin üstünde de uzay rekabeti vardı. Biz ABD'li astronotu aya basarken gördük ama galiba ondan önce Sovyetler ilk defa aya araç göndererek bir sıfır galip gelmişlerdi. Yani kıyasıya bir rekabet. Biz de gerek naklen gerekse daha sonra banttan bunları siyah beyaz izlerdik.

O dönemlerde ABD'nin gönderdiği Apollo ve astronotları hayatımızın da içindeydi. Öyleki "Astronot Niyazi" adlı tiyatro  oyunu o zamanlarda çok meşhurdu. Haldun Taner ile Zeki Alasya'nın yazdığı bu oyun Devekuşu Kabare  tarafından kapalı gişe oynamıştı. Sadece tiyatro değil sinemada da gerek komedi gerekse erotik bir çok astronot çıkmıştı o sıralarda. Bu arada çizgi romanda ve karikatüre de astronot karekteri girmişti.  

Apollo ABD'nin uzay gemisi, astronot da uzay adamının ismiydi. Sovyetler'de ise gemi Sputnik ismini taşırken uzaya çıkana da Kozmonot derlerdi. O zamanlar bizde Amerika pek sevilmezdi ama Rusların Sputnik'i ve kozmonotu dilimize zor geldiğinden midir nedir, Amerikalılarınki bize daha yakın gelirdi. Hem bu arada Apollo denildi mi akla hemen o turizm beldesi ve de "Apollon şarapları" gelirdi. İlkokul yıllarımda radyodaki reklam müziği aklımıza öyle işlemişti ki, o şarkıyı dalgaya alarak, "Apollon Şarapları, pis kokar çorapları" diye gırgıra alırdık. (Bu arada radyoda hem de tek kanal devlet radyosunda içki reklamı, şaka gibi) 
 
Haruki Murakami'nin romanı "Sputnik Sevgilim" ile ilgili bu yazının bu kadar uzun bir girişi olacağını açıkcası düşünememiştim. Ancak romana yavaş yavaş yaklaşıyoruz biz gene geçmişin o "uzayda bir elektrik hasıla olan" yıllarına geri dönelim gene. Hani o benim çocukluğumdaki kapitalist ABD ile komünist Sovyet Rusya'nın uzay rekabetinden bahsetmiştim ya, işte o rekabetin ben doğmadan beş yıl öncesinde Sovyetler soldan bir atak yaparak kapitalist Amerika'ya röveşatadan bir gol atarak sahadan galip çıkmışlardı. Şimdi sizlere o hadiseyi "Chronicle of the World, Kodansha"dan alarak nakledeyim: 
"4 Ekim 1957'de Sovyetler Birliği, Kazakistan'daki Baykonur Uzay Üssü'nden dünyanın ilk yapay uydusu Sputnik 1'i uzaya fırlattı. Çapı 58 santimetre, ağırlığı 83,6 kilogramdı; dünyanın çevresini 96 dakika 12 saniyede dolandı. Ertesi ay Laika adındaki köpeğin bindirildiği Sputnik 2 de başarıyla fırlatıldı. Laika, uzaya gönderilen ilk canlıydı."
Bu arada Laika nerede derseniz hala uzayda... yani ilk canlı olarak tarihe damgasını vurdu ama bir daha dünyaya dönmedi. 

Neredeyse her haftaki "Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı" yazılarının iki tanesi kadar yazı yazdım ama bu haftaki romanımızın bir uzay macerası ya da kurgu bilim olduğunu zannettiyseniz, fena halde yanılıyorsunuz. Zira "Sputnik Sevgilim" bir uzay değil aşk romanı diyebiliriz. Zaten romanın ismindeki "Sputnik" de romandaki kahramanlardan birinin kafa karışıklığından ortaya çıkmakta. Jack Kerouac sevdiğini söyleyen Sumire'nin karşısındaki Myu'nun, "Beatnik" ile "Sputnik"i birbirine karıştırmasıyla olmakta; yoksa bu uzay gemisiyle romanın başka bir alakası yok. Sputnik ile yok ama Laika ile bağlantı kurulması daha akla yatkın diyebiliriz.

"Sputnik Sevgilim" ile ilgili bir aşk romanı tesbitini yaptım ama aklınıza alışıldık bir melodram gelmesin. Yazar olmak için üniversiteyi bırakan Sumire ilk defa aşık olmuştur. Aşık olduğu kişi ondan onyedi yaş büyük ve evliydi. Bundan sonrasını romandan bir alıntıyla devam edelim, "Ayrıca eklemem gerek o da bir kadındı. Bu, her şeyin başladığı ve (neredeyse) her şeyin bittiği yerdi." Bu girdabın içine bir de Sumire'ye aşık olan çaresiz bir erkek de girince, her üçü de Sputnik'le uzay boşluğunda kalan garibim Laika'ya dönüveriyor. 

Murakami benim hiç meyledeceğim yazarlardan biri değil, öncelikle bir "best seller" yazarı. Ancak hakkını vermek gerekir ki, okumaya başlamamla elimden bırakamam bir oldu. Yazarın müzikle ilgili bir yanı da var, zaten bir ara caz bar da işletmiş. Bunu romanlarına da yansıyan parça isimleriyle de görüyoruz, ancak bu tip varyasyonları post-modern denilen yazarlarda sık sık görmekteyim. "Sputnik Sevgilim"de kahramanlardan birinin piyano eğitimi almış ve klasik müzik alanında belirli bir yere kadar gelip bırakmak zorunda kalmış olması da romana bazı klasik müzik yapıtlarının ve yorumcuların girmesine sebep oluyor. Kitabı okurken geçen yapıtları ve yorumcuları bulup dinledim. Ancak bu yöntemin bir klasik müzik icracıları reçetesi gibi olması da beni kıllandırmıyor değil hani. Ne yapalım kural böyleyse Murakami de bunu kullanıyor, yani alan razı veren razı. Mesela bu romanda geçen isimleri bir araya getirip etrafta sıkı bir müzik dinleyicisi gibi ahkam kesebilirsiniz. 

Romanın akıcılığında Japonya, Avrupa ve Yunan adalarına kadar geziniyorsunuz. Murakami'in anlatımı o kadar başarılı ki okurken bir ara Rodos adasına bile gittiğimi sandım. Bu arada "Sputnik" Rusçada "yol arkadaşı" anlamına da geliyormuş. Bu da romanın Yunan adalarındaki bölümünde ortaya çıkıyor.  Yunanistan’ın küçük bir adasında gerçekleşen olaylar, rüyadan gelişen esrarengiz olaylar, geçmişe dönük travmanın oluştuğu  Paris'teki lunaparkta dönme dolapta mahsur kalınış ve Sumire’nin kayboluşu... Kimi zaman sürreal kimi zaman gerçekçi ve tabi post modern çizgiyi de ihmal etmeden yazılmış bir roman. 

Sağlam Murakami okurlarına göre "Sputnik Sevgilim" ne anlam ifade eder bilemem ama benim elime şans eseri geçti. Açıkcası okuyacak bir şey bulamadığım bir andı ve öylesine başladım. Ama bir anda akıp gitti. Bu arada bu hafta sonu evde kapalıyken okumanızı tavsiye ederim. Başlayıp bir solukta bitirmeniz garanti.

Aptulika



29 Ocak 2021 Cuma

Sabah Mine ilk single'ı "Tiny Clouds"u bugün çıkardı.

 


Sabah Mine genç bir rock müzisyeni ve bugün (29 Ocak 2021) ilk teklisi olan "Tiny Clouds"u yayınladı.  




Rock ile ilgili haber ve yazılar hep eski anılar ve eski tarihlerden ibaret olmaya başladı. Kahramanların yaş ortalamasına da bakarsak, fena halde 60'lara doğru gider. Oysa artık biz "x" te kaldık, "y"   bile anılar dehlizinde "CD günleri" muhabbeti yapıyor ki, fena halde naftalinli. Yani devir "z kuşağı" devri. Onlar ne yapar diye bir bakmaya ne dersiniz? Bir bakın, sonra gene ununuzu eleğini astığınız duvarın önünde eski günler muhabbeti yapmaya devam edersiniz.

Sabah Mine genç bir rock müzisyeni ve bugün (29 Ocak 2021) ilk teklisi olan "Tiny Clouds"u yayınladı. SCP etiketiyle yayınlanan çalışma bugün itibarıyla tüm dijital platformlarda yerini aldı. 

"Tiny Clouds" yani Tükçe mealiyle "Minik Bulutlar" Sabah'ın anlatımıyla, "Bu şarkı sizi büyülü bir yolculuğa çıkaracak. Kendinizi müziğin akışına bırakarak şarkının betimlediği dünyayı hayal edin… " 

Ben parçayı dinlediğimde Sabah Mine'nin parça ile ilgili duygularını anlatan bu sözlerini okumamıştım ama ilk dinleyişte aynı yaklaşımı hissettim diyebilirim. 

Söz ve bestesi sanatçıya ait olan şarkının düzenlemesini ve kaydını Sabih Cangil, miks ve mastering aşamalarını Tanju Eren, kapak tasarımını ise Su Durakbaşa yapmış. 


Bu arada Sabah Mine, bizim kuşağın önemli rock gitaristi ve vokalisti Sabih Cangil'in kızı. Yani biz bir "X Kuşağı" insanı olarak "Z Kuşağı"nı da kendinden emin olarak görmek anlatılamayacak kadar güzel bir duygu. Bu arada yazının başında kendi X olmuş kuşağıma, "ununuzu eleğini astığınız duvarın önünde eski günler muhabbeti yapmaya devam edersiniz." dedim ama bu hepimiz için geçerli değil. Zaman ne kadar geçmiş olsa da anılarla değil hala bir şeyler yapmakta ısrar eden bir takım insanlar var... İşte Sabih de onlardan biri. 50 yılı müzikle devirmiş olsa da hem müzik yaparak hem de prodüktör olarak 19 yaşında gibi devam ediyor. 

APTULİKA


Bu arada Sabih sadece bu çalışmayı bizlere sunmakla kalmıyor. Bundan sonra gelecek çalışmaları da birbiri ardına göreceğiz. Aşağıdaki görselde yakında çıkacak çalışmaları kapaklarından örnekleri de görebilirsiniz. 




SCP – Sabih Cangil Productions

www.sabihcangilproductions.com

Dinleme linkleri:

https://music.apple.com/tr/album/tiny-clouds-single/1548395176?l=tr

https://open.spotify.com/album/0L2AVhLPpVZNNHakIcWQsm?si=wttMr_1fTpuVYsuFC2cAyg

https://deezer.page.link/CBbGwxN74NysUS6NA

https://youtu.be/clr76J8W-hA

https://fizy.in/SKmRu

https://tidal.com/track/169002758

https://music.youtube.com/watch?v=clr76J8W-hA&feature=share

Sanatçı instagram hesabı: 

https://www.instagram.com/sabahmineofficial/ 





27 Ocak 2021 Çarşamba

Batu Akdeniz'den yeni şarkı: Ona Gitme



Heavy Sky grubuyla başladığı başarılı kariyerini solo olarak sürdüren Batu Akdeniz, üretkenliği ile de önemli bir isim.

Genç müzisyen  bu pandemi döneminde de çalışmalaatına ara vermeden sürdürdü. O şimdilerde de 2021'in ilk ürünlerini vererek yıla merhaba dedi.  Batu Akdeniz yeni single çalışmasını "Ona Gitme" adıyla yayımladı. Şarkı için eş zamanlı olarak bir de video klip paylaşıldı.

Yirmi yedi yaşındaki müzisyen söz konusu bu şarkısıyla 2021 takvimini kendisi için resmen başlattı ve yılın son çeyreğinde yayımlayacağı stüdyo albüm sürecini de müjdeledi.

  






Beatles'ın Karikatüristi Ron Campbell Öldü.



Beatles'ı "Yellow Submarine" adıyla bir çizgi film dizisine döndüren usta karikatürist  Ron Campbell, 22 Ocak 2021  günü 81 yaşındayken hayata veda etti.



Beatles'ı "Yellow Submarine" adıyla bir çizgi film dizisine döndüren usta karikatürist  Ron Campbell, 22 Ocak 2021 günü 81 yaşındayken hayata veda etti.

 Sanatçının ölüm haberini basına duyuran animatör ve iş ortağı Scott Segelbaum"Ron çok değerli bir arkadaş ve on yıldan fazla bir süredir iş ortağımdı. Ölümü büyük bir boşluk bırakıyor." dedikten sonra şunları ekledi, " Ron'un altı yaşında izlediği Tom ve Jerry'nin çizgi filmi hayatının anlamı olacaktı. Ron'un hayalini kurduğu bir şeydi bu ve ondan sonra da hayatı çizmek olacaktı."

Ünlü karikatürist Ron Campbell,  26 Aralık 1939'da Avustralya'nın Victoria eyaletinde küçük bir kasaba olan Seymore'da dünyaya geldi ve Melbourne'daki Swinburne Sanat Akademisi'nde eğitim gördü. Animasyon kariyerine 50'li yılların sonunda başladı.

Ringo  Starr


1965-1969 yılları arasında yayınlanan başarılı TV çizgi filmi The Beatles'ı yönettiğinde bu hayatının dönüm noktası olacaktı. Çizgi filmde Beatles elemanları John, Paul, George ve Ringo karakterleri ve Beatles'ın kendi müziği yer aldı. Bölümlerin çoğu Avustralya'nın Sidney kentindeki Artransa Park Stüdyolarında çekildi. Seri, 25 Eylül 1965'te piyasaya çıktı ve ABD'de ABC'de hemen bir hit oldu.

Campbell daha sonra Hanna-Barbera stüdyosunda çalışmak üzere ABD'ye taşındı ve Susam Sokağı için çizgi filmler ve orijinal George of the Jungle'da animasyon yazmaya ve üretmeye devam etti . Hollywood stüdyosu Ron Campbell Films, Inc., Peabody for Excellence in Broadcasting ve Emmy de dahil olmak üzere birçok ödül kazanan The Big Blue Marble için animasyon yapımcılığını ve yönetmenliğini yaptı .

60'lı yılların sonlarında, arkadaşı ve meslektaşı Duane Crowther ile birlikte çalışan Campbell, Sea of ​​Time dizisi de dahil olmak üzere Beatles'ın Yellow Submarine uzun metrajlı filmindeki birçok sahneyi ve Şef Blue Meanie ile bot yalama arasındaki aksiyonun çoğunu canlandırdı.  

1980'lerin başında, Hanna-Barbera'nın hit dizisi Şirinler film serisi yaptı . Campbell ayrıca, Flintstones  ( Taş Devri) ve Jetsons  (Jetgiller) da dahil olmak üzere dönemin çok sayıda çizgi filmin yapımcılığını, yönetmenliğini, animasyonunu veya storyboard'unu yaptı . Ayrıca Scooby Doo serisini yaratan orijinal ekibin bir parçasıydı .

Campbell, 90'ların çoğunu Rugrats , Rocket Power ve yetişkin çizgi film Duckman için film şeridi yaparak geçirdi .  

İş ortağı Segelbaum'un belirttiği gibi, “2008'de emekli olduktan sonra Ron, hayatında ikinci bir sahne istedi, bu yüzden de dahil olduğu çizgi filmlere dayalı resimler yaratmaya başladı. Amerika'yı gezmeye, sanat galerilerini gezmeye ve çizgi filmleriyle büyüyen izleyicilerle tanışmaya başladığında, o sırada hiç aklına gelmeyen bir şeyin farkına vardı ... Çizgi filmlerin seyirciler üzerindeki inanılmaz etkisi. "

https://ultimateclassicrock.com/ron-campbell-beatles-dies/

https://bestclassicbands.com/ron-campbell-beatles-animation-obituary-1-23-21/

https://www.facebook.com/roncampbell1939/










26 Ocak 2021 Salı

Adrian Smith ile Richie Kotzen blues rock'ta buluştu



Iron Maiden'ın gitaristi Adrian Smith ile eski Poison ve Mr Big gitaristi Richie Kotzen bir blues rock albümünde bir araya geliyor.   



Iron Maiden'ın gitaristi Adrian Smith ile Richie Kotzen bir blues rock albümünde bir araya geliyorlar.  "SMITH/KOTZEN" adıyla çıkacak bu ilk albümün, 26 Mart tarihinde BMG etiketiyle piyasada olacağı açıklandı. 

 Los Angeles'ta yaşayan iki gitarist dostluklarıyla  gelişen bu projede müzikal zevklerinin bu yanını ortaya koymak için kolları sıvamışlar.  

Adrian Smith'i yılların Iron Maiden gitaristi olarak biliyoruz. Gruptan ayrı yaptığı solo albümüleriyle de bu konuda kendini ispatlamış bir isim.  Richie Kotzen ise 80'lerin ve 90'ların başının unutulmaz hard'n heavy grubu Poison ile başladığı kariyerinden sonra Mr. Big grubunda yer almıştı. Bu güne dek blues ve rock ağıtlıklı 20'ye yakın solo albüm de yapan Kotzen, The Winery Dogs'un gitaristi ve vokalisti olarak kariyerini başarıyla sürdürüyor.   

Bu birlikteliği Adrian Smith , "Biz  Richie ile çok yakın dostuz ve müzikal zevklerimiz de birbirini bütünlüyor.  O bir virtüöz gitarist ama işi gösteriye döken bir değil, melodiye önem veren biri. Ortak bir çalışma fikri kendiliğinden, doğal olarak gelişti." diyerek tanımlıyor.

Richie Kotzen ise, "Klasik ve blues temelli bir rock anlayışında ortak bir zemin bulduk. Zaten her ikimiz de bu temelden geliyoruz. Bu nedenle bir yıldır birlikte yazıp, kayıtlar yapıyorduk." diyerek bu ortak çalışmayı özetliyor.

Smith ve Kotzen birikteliği bir yan proje olarak devam ederken Adrian Smith ile Iron Maiden birlikteliği devam edecek. 



 

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...