Doğan Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğan Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2024 Cumartesi

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 230



Eric - Emmanuel Schmitt 
 "Bayan Ming'in Hiç Olmayan On Çocuğu "
Çeviri: Yaşar İlksavaş
Doğan Kitap
 (8. Basım: Şubat 2024)


"Mösyö İbrahim ve Kuran'ın Çiçekleri" kitabından sonra Eric - Emmanuel Schmitt'in bir başka kitabını arar oldum ve karşıma bu romanı çıktı. "Bayan Ming'in Hiç Olmayan On Çocuğu" eseri yazarın dilimize ilk çevrilen kitabıymış ve sekiz yıl içinde sekiz. baskı yapmış. 
Schmitt'in 2012'de çıkan bu romanı da 71 sayfa kısalığında ama inanılmaz bir serüvene doğru bizi çıkartıyor. Romanımızın kahramanlarından biri dünyayı dolaşan bir iş insanı, diğeri de Çin'deki bir otelin tuvaletinde duran bir Çinli kadın. 

Avrupalı iş insanı Çin'in Yunhai kasabasında kaldığı otelin tuvaletinde kapıda duran görevli Bayan Ming ile  tanışır. Ming ona on çocuğu olduğunu anlatır. Ancak Çin'de tek çocuk yasası vardır ve Bayan Ming'in on çocuğu olması imkansızdır.  Böylece olaylar akıp gidecektir. 

Aptulika 

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 229


Eric - Emmanuel Schmitt 
 "Mösyö İbrahim ve Kuran'ın Çiçekleri"
Çeviri: Bahadırhan Bozkurt
Doğan Kitap
 (1. Basım: Haziran 2024)


Dün öğle saatlerinde kafamı sıkan bir konudan uzaklaşmak için bu kitabı aldım. Niyetim İstanbul'un Avrupa yakasına tekne ile geçerken kafamı meşgul etmekti ve hemen okumaya başladım. 
En babasından 15 dakika sürecek bu yolculukta ilk iki sayfayı okumaya başladım ve daha o anda güzel bir öyküyü tamamladım. Saroyan'ın "İnsanlık Komedyası"na yaraşır bir girişti ve tadı kafamı sarmıştı bile. Sıcak ve nem derken o sıkıntılı işi hallettim ve hemen balkona oturup, güneşte cayır cayır yanarak kitabı bir saate kalmadan okudum bitirdim. 

Bir saatte kitabı bitirdim diye benim hızlı okuyan biri olduğumu sanmayın sakın, olay sadece kitabın 55 sayfa olmasından kaynaklanıyor. Bu bir uzun öykü değil - zaten novella bile olamayacak kadar bile kısa - kelimenin tam anlamıyla roman. İşte ustalıkta burada 55 sayfada 300 sayfalık bir roman okumuş gibi oluyorsunuz. Kitap bittikten sonra da kurgu kafamda devam eder olacaktı.  Bu 55 sayfalık romanın uzun metrajlı filmi bile yapılır demek istemiyorum, zira sinemacılar buna sineğe üşüşür gibi atlarlar ve bir güzel canına okurlar. Ama yapacak bir şey yok, 55  sayfalık bu kitabı okuyup kendi filmini kafamızda çekmek varken, hemen koşturup, ucuzlatılmış halini ekranda ya da cep telefonumuzda izlemeyi tercih ederiz... enayiliğimize diyecek bir şey yok. Bu arada ben bu yazıyı yazarken, şimdi internete bir daha bakıvermemle bu romanın filminin çekilmiş olduğunu da öğrendim. 

Roman Paris'te ama Mavi Sokak'ta geçiyor. Evet Paris ama arka mahallelerden bir yer ve bu sokağın en görkemli yeri kerhanelerin olduğu sokak ve bu yüzden de oranın ismi Cennet Sokağı. Öykümüzün kahramanı 11 yaşında ama 16 yaşındaki görünümüyle ilk cinsel deneyiminin peşine düşmüş olan Moise. Küçük kahramanımız bu ilk deneyimi için fahişeye vereceği parayı sokaktaki bakkaldan arakladığı konservelerle toparlıyor. Bu arak durumu zamanla bakkal olan Mösyö İbrahim ile dostluğa dönüşüyor. İsimlerden anlaşıldığı gibi bu mahalle bir getto ve çocuk yahudi, Mösyö İbrahim ise bir müslüman. Günümüzde de güncelliğini koruyan bu konuya insani değerlerden hareketle etnik ve dinsel önyargı, düşmanlıklara meydan okuyan bir dostluğun hikayesi. 

Aptulika 



 

30 Ocak 2021 Cumartesi

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 163



Haruki Murakami
 "Sputnik Sevgilim"
Doğan Kitap
Çeviri: Ali Volkan Erdemir
  (1. Baskı 2016)

1960 ve 1970'li yıllarda ABD ve Sovyetler arasında yerkürede "Soğuk Savaş" hakimken yerkürenin üstünde de uzay rekabeti vardı. Biz ABD'li astronotu aya basarken gördük ama galiba ondan önce Sovyetler ilk defa aya araç göndererek bir sıfır galip gelmişlerdi. Yani kıyasıya bir rekabet. Biz de gerek naklen gerekse daha sonra banttan bunları siyah beyaz izlerdik.

O dönemlerde ABD'nin gönderdiği Apollo ve astronotları hayatımızın da içindeydi. Öyleki "Astronot Niyazi" adlı tiyatro  oyunu o zamanlarda çok meşhurdu. Haldun Taner ile Zeki Alasya'nın yazdığı bu oyun Devekuşu Kabare  tarafından kapalı gişe oynamıştı. Sadece tiyatro değil sinemada da gerek komedi gerekse erotik bir çok astronot çıkmıştı o sıralarda. Bu arada çizgi romanda ve karikatüre de astronot karekteri girmişti.  

Apollo ABD'nin uzay gemisi, astronot da uzay adamının ismiydi. Sovyetler'de ise gemi Sputnik ismini taşırken uzaya çıkana da Kozmonot derlerdi. O zamanlar bizde Amerika pek sevilmezdi ama Rusların Sputnik'i ve kozmonotu dilimize zor geldiğinden midir nedir, Amerikalılarınki bize daha yakın gelirdi. Hem bu arada Apollo denildi mi akla hemen o turizm beldesi ve de "Apollon şarapları" gelirdi. İlkokul yıllarımda radyodaki reklam müziği aklımıza öyle işlemişti ki, o şarkıyı dalgaya alarak, "Apollon Şarapları, pis kokar çorapları" diye gırgıra alırdık. (Bu arada radyoda hem de tek kanal devlet radyosunda içki reklamı, şaka gibi) 
 
Haruki Murakami'nin romanı "Sputnik Sevgilim" ile ilgili bu yazının bu kadar uzun bir girişi olacağını açıkcası düşünememiştim. Ancak romana yavaş yavaş yaklaşıyoruz biz gene geçmişin o "uzayda bir elektrik hasıla olan" yıllarına geri dönelim gene. Hani o benim çocukluğumdaki kapitalist ABD ile komünist Sovyet Rusya'nın uzay rekabetinden bahsetmiştim ya, işte o rekabetin ben doğmadan beş yıl öncesinde Sovyetler soldan bir atak yaparak kapitalist Amerika'ya röveşatadan bir gol atarak sahadan galip çıkmışlardı. Şimdi sizlere o hadiseyi "Chronicle of the World, Kodansha"dan alarak nakledeyim: 
"4 Ekim 1957'de Sovyetler Birliği, Kazakistan'daki Baykonur Uzay Üssü'nden dünyanın ilk yapay uydusu Sputnik 1'i uzaya fırlattı. Çapı 58 santimetre, ağırlığı 83,6 kilogramdı; dünyanın çevresini 96 dakika 12 saniyede dolandı. Ertesi ay Laika adındaki köpeğin bindirildiği Sputnik 2 de başarıyla fırlatıldı. Laika, uzaya gönderilen ilk canlıydı."
Bu arada Laika nerede derseniz hala uzayda... yani ilk canlı olarak tarihe damgasını vurdu ama bir daha dünyaya dönmedi. 

Neredeyse her haftaki "Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı" yazılarının iki tanesi kadar yazı yazdım ama bu haftaki romanımızın bir uzay macerası ya da kurgu bilim olduğunu zannettiyseniz, fena halde yanılıyorsunuz. Zira "Sputnik Sevgilim" bir uzay değil aşk romanı diyebiliriz. Zaten romanın ismindeki "Sputnik" de romandaki kahramanlardan birinin kafa karışıklığından ortaya çıkmakta. Jack Kerouac sevdiğini söyleyen Sumire'nin karşısındaki Myu'nun, "Beatnik" ile "Sputnik"i birbirine karıştırmasıyla olmakta; yoksa bu uzay gemisiyle romanın başka bir alakası yok. Sputnik ile yok ama Laika ile bağlantı kurulması daha akla yatkın diyebiliriz.

"Sputnik Sevgilim" ile ilgili bir aşk romanı tesbitini yaptım ama aklınıza alışıldık bir melodram gelmesin. Yazar olmak için üniversiteyi bırakan Sumire ilk defa aşık olmuştur. Aşık olduğu kişi ondan onyedi yaş büyük ve evliydi. Bundan sonrasını romandan bir alıntıyla devam edelim, "Ayrıca eklemem gerek o da bir kadındı. Bu, her şeyin başladığı ve (neredeyse) her şeyin bittiği yerdi." Bu girdabın içine bir de Sumire'ye aşık olan çaresiz bir erkek de girince, her üçü de Sputnik'le uzay boşluğunda kalan garibim Laika'ya dönüveriyor. 

Murakami benim hiç meyledeceğim yazarlardan biri değil, öncelikle bir "best seller" yazarı. Ancak hakkını vermek gerekir ki, okumaya başlamamla elimden bırakamam bir oldu. Yazarın müzikle ilgili bir yanı da var, zaten bir ara caz bar da işletmiş. Bunu romanlarına da yansıyan parça isimleriyle de görüyoruz, ancak bu tip varyasyonları post-modern denilen yazarlarda sık sık görmekteyim. "Sputnik Sevgilim"de kahramanlardan birinin piyano eğitimi almış ve klasik müzik alanında belirli bir yere kadar gelip bırakmak zorunda kalmış olması da romana bazı klasik müzik yapıtlarının ve yorumcuların girmesine sebep oluyor. Kitabı okurken geçen yapıtları ve yorumcuları bulup dinledim. Ancak bu yöntemin bir klasik müzik icracıları reçetesi gibi olması da beni kıllandırmıyor değil hani. Ne yapalım kural böyleyse Murakami de bunu kullanıyor, yani alan razı veren razı. Mesela bu romanda geçen isimleri bir araya getirip etrafta sıkı bir müzik dinleyicisi gibi ahkam kesebilirsiniz. 

Romanın akıcılığında Japonya, Avrupa ve Yunan adalarına kadar geziniyorsunuz. Murakami'in anlatımı o kadar başarılı ki okurken bir ara Rodos adasına bile gittiğimi sandım. Bu arada "Sputnik" Rusçada "yol arkadaşı" anlamına da geliyormuş. Bu da romanın Yunan adalarındaki bölümünde ortaya çıkıyor.  Yunanistan’ın küçük bir adasında gerçekleşen olaylar, rüyadan gelişen esrarengiz olaylar, geçmişe dönük travmanın oluştuğu  Paris'teki lunaparkta dönme dolapta mahsur kalınış ve Sumire’nin kayboluşu... Kimi zaman sürreal kimi zaman gerçekçi ve tabi post modern çizgiyi de ihmal etmeden yazılmış bir roman. 

Sağlam Murakami okurlarına göre "Sputnik Sevgilim" ne anlam ifade eder bilemem ama benim elime şans eseri geçti. Açıkcası okuyacak bir şey bulamadığım bir andı ve öylesine başladım. Ama bir anda akıp gitti. Bu arada bu hafta sonu evde kapalıyken okumanızı tavsiye ederim. Başlayıp bir solukta bitirmeniz garanti.

Aptulika



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...