Overkill bu hafta 26 Eylül 2019, Perşembe günü Küçük Çiftlik Parkı'na gelip konser verdi. Bu yazı tabi ki o konserle alakalı değil. Zaten kapağa oturan fotoğrafta benim saçlar kömür karası, grubun vokalisti Bobby "Blitz" Ellsworth'un saçlar bukle bukle ve bıyıksız. Bu 20 yıl önceki Overkill konserinden kalma bir anı. Alttaki fotoğrafta da grubun bas gitaristi ve bugüne dek kalan emektarı DD Verni ile beraber poz veriyoruz.
Neredeyse yarım asıra yakın yazdım ve çizdim; tarihi nice konsere şahit oldum ve bunların bir çoğu da "ilk"leri oluşturuyordu. Eh hani bir şeyler de tuzumuz olmuştur her halde... (Valla siz öyle diyorsunuz, öyledir belki de) Bu kadar geçen sürede insanlarla karşılaştığımda, o efsanevi konserlerden pena, baget, imza ve o gelen efsanelerle çekilmiş sarmaş dolaş fotoğraflar vardır. Hatta kimileri kanka olmuştur bile. Bana gelince bu tip şeyler solda sıfır kalır.
30 küsur yıl önce İstanbul'a Açık Hava Tiyatrosu'na gelen Miles Davis konseri bitirdikten sonra kapıya gidip *, elimde konser afişiyle beklerken karşıma bir anda çıkan Miles Davis'e, "Bas gitaristinizden imza almak istiyorum." demiştim. O da beni kırmayarak bas gitaristini çağırmıştı. Ben imzayı alıp, teşekkür etmiş gitmiştim. Yahu adam, Miles Davis'ten imza alsana... hatta fotoğraf bile çektirebilirsin.... yok biz bas gitaristi beğendik ondan alacağız. Ha o bas gitarist de devamlı elemanı Marcus Miller değildi. O konsere Miller gelememişti . Miles Davis'in o zamanlar basçısı sonradan Santana'nın demirbaşı olan Benny Rietveld'di. 5 yıl önce o imzalı afişi evde bulduğumda o günü hatırlamıştım ve tabi Davis'ten imza almadığım hatta fotoğraf çektirmediğim için de pişman olmuştum.
Ha bir de Iron Maiden'ın ilk konserinde buna benzer bir hadise geçmişti. O dönem geldiklerinde grubun efsanevi vokalisti Bruce Dickinson ayrılmış ve solo çalışmalar yapıyordu. Ondan boşalan yeri doldurmak için Blaze Bayley gelmişti. Önceki grubu Wolfsbane'dı ve çıkan albümlerini çok beğenmiştim ve Bayley'in sesi de ben de hayranlık uyandırmıştı. Her ne kadar Iron Maiden hayranı ve o ekolü takip eden bir vokal olsa da Blaze Bayley'i kimse Bruce Dickinson'un yerinde istemiyordu açıkcası. İşte bu zamanlarda Iron Maiden, ilk kez ülkemize geliyordu. Konser öncesi basın toplantısı oldu ve bitiminde gruptan imza almak fotoğraf çektirmek için herkes koşturdu. Steve Harris, Nicko Mc Brain başta olmak üzere etrafı sarılmıştı ama Blaze Bayley'in yanına kimse gitmemişti... bir kişi hariç, o da bendim. Blaze Bayley ile bir tek ben fotoğraf çektirmiş ve imza almıştım. Ha orada yalnız kaldığı için falan değil, eski grubu Wolfsbane'ı çok sevdiğim için. Zaten Iron Maiden konserinde ondan Wolfsbane vokali olarak imza almama o da şaşırmıştı hani.
Vakti zamanında Deep Purple ile efsanevi vokalisti Ian Gillan'ın yolları ayrılmıştı ve o da Gillan grubunu kurarak yola devam ediyordu. İşte o zamanlarda İstanbul'a konser vermek için gelmişti. O konserde de imza almak için insanlar sıraya girmişti. Bir kişi de benim dergide yaptığım çizimi imzalatacaktı. O sıra çizimi gören Ian Gillan, "Fantastic !" deyince, imza almak isteyen arkadaş beni gösterip, "Fantastika değil, Aptulika" diye düzeltecekti. Bu uyarı sonrasında da Ian Gillan ona imzayı "Aptulica'ya..." diye atacaktı. Tabi ben de imzayı "Feyzullah'a" diye alacaktım. Yani sözün özü imza ve fotoğraf konusunda oldukça başarısızımdır ve 20 yıldır da bu konuda hiç bir uğraşım olmamıştır.
Geçtiğimiz Perşembe gecesi Overkill grubu İstanbul'a gelip konser verdi. Bu konsere gidemedim, açıkcası gitmek için de ufak bir çaba göstermedim ama grubu eski çalışmalarından bilir ve hala da severim. Hafızam beni yanıltmıyorsa onların ilk geldikleri 1999 tarihli konsere gitmiştim. O sıralar dergim falan yoktu ama onları gene de çizmiştim. Yanımda o çizim de vardı ve grup onu görünce büyük bir dostluk oluşuverdi ve uzun sohbet ve fotoğraf çekimi oldu. Yani en sonunda başarmıştım ama bu sefer de imza almayı unutmuştum.
Bunca yıllık deneyimden anlaşılır ki, benim imza almak, fotoğraf toplamak gibi bir yeteneğim yok ve olmayacak da... Plağı pikaba koyup çalacağız ve dinleyeceğiz. Böyle başlamıştı böyle gider artık. Bence en güzeli de bu.
APTULİKA
Not:
* "Miles Davis konserinde kapıya gidip" dedim ama oradaki görevliye Gırgır dergisi kartımı gösterip, kulise alındığımı da söylemeliyim. Bu arada Gırgır kartı dediğim basın kartı falan sanılmasın, bu yemekhanede geçen bir karttı ve başka hiç bir yerde hükmü yoktu. Bu kartı gören görevli, "Vay Gırgır dergisindensiniz demek ki, buyrun " demişti ve beni hemen kulise almıştı. Yahu ne günlermiş be, şimdi ben bile inanamıyorum.
28 Eylül 2019 Cumartesi
19 Eylül 2019 Perşembe
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 119
"Ardıç Ağacının Altında"
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
(4. Basım 2019)
(4. Basım 2019)
Her hafta bu köşede bir kitap tanıtmayı rutin hale getirmek istiyorum istemesine ama kimi zaman yoğunluktan dolayı ya kitap okumamış oluyorsunuz ya da yazı yazmakta zorlanabiliyorsunuz. Benim durumumda şu anda aynen böyle. Peki, kitap okumaya vakit bulamadım mı? Tam tersine kitap okuyarak dinleniyorum ve sizlere tanıtmayı çok istediğim bir roman da var. Ancak bu sefer ki durum kitapla ilgili yazacağım çok şey olması. Yani hakkını vererek, adeta üniversite tezi olabilecek bir yazı hazırlamak istedim. Böyle olunca da bir hafta sonrasına yer vereyim de üzerinde daha çok kafa yorup, çalışayım dedim. Ama bu seferde erteleye erteleye, büyük ihtimal unutabilirim de... İyisi mi dumanı tüterken yazmak.
Üstte gördüğünüz satırları iki hafta önce yazmıştım. Yani sizin anlayacağınız o yazıdaki evham gerçek hale geldi. Ancak gene de yazmayı deneyeceğim. Yazıların aksaması ve gecikmesi şu sıralar hazırlandığım bir sergi arifesinden kaynaklanıyor. 4 Ekim'de başlayacak sergim için harıl harıl çalışıyorum ve bu da ister istemez böyle dağılmaları getiriyor. Bu açıklamaları yaptıktan sonra artık kütüphanemize katacağımız kitapla ilgili yazmaya başlayayım derim. Ancak yazıda olabilecek dağınıklıklar için şimdiden affınıza sığınırım.
Üstte gördüğünüz satırları iki hafta önce yazmıştım. Yani sizin anlayacağınız o yazıdaki evham gerçek hale geldi. Ancak gene de yazmayı deneyeceğim. Yazıların aksaması ve gecikmesi şu sıralar hazırlandığım bir sergi arifesinden kaynaklanıyor. 4 Ekim'de başlayacak sergim için harıl harıl çalışıyorum ve bu da ister istemez böyle dağılmaları getiriyor. Bu açıklamaları yaptıktan sonra artık kütüphanemize katacağımız kitapla ilgili yazmaya başlayayım derim. Ancak yazıda olabilecek dağınıklıklar için şimdiden affınıza sığınırım.
Selçuk Altun, 2001'den bu yana dokuz roman, üç de deneme alanında eserler vermiş edebiyatçılarımızdan biri. 1973'te Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü'nü bitiren yazar, özel sektörde genellikle finans kesiminde yöneticiliğin yanı sıra YKY'de yönetim kurulu üyeliği ve başkanlık yapmış. Bu yaşam hikayesine Altun'un Bibliyograf, estet ve koleksiyoner olduğunu da eklemeliyiz. Bütün bu öz geçmişe baktığımda, eyvah yeni bir Hamdi Koç'la mı karşı karşıyayım diye biraz endişelendim, açıkcası. Romana ilk adımımı attığımda biraz "Muhteşem Gatsby" havasında geldi ve endişem son buldu, tabi buna yazarın koleksiyoner ve resim konusunda ilgili olması da etken olmadı desem yalan olmaz.
Kitabın kahramanı Erkan, zengin bir yaşam sürdüren biri. Karısının bir trafik kazasında öldüğü haberini alır ve böylece birbirinin içinde helezon örgüsüyle akan bir öyküye dalıveririz. Romanda Erkan başta olmak üzere bütün kahramanları sosyal ve sınıfsal özellikleriyle ete kemiğe bürünmüş halde tanırız. Kendi adıma Erkan ve oğlu Taner'e fena halde gıcık olurken, 124. sayfada başlayan ikinci bölümde ise işin rengi değişecekti. Varolan her karekteri kitabın sonuna kadar tanıyacak ve yargılarımız sürekli değişecekti. Açıkcası bu kitabın son sayfasına kadar sürecekti.
Çoğu zaman çok sevdiğim yazarlarda da olmuştur, konu gereği romana bir ressam girer, ama o karekter tam anlamıyla ressam değildir. Yani yazarın resim sanatıyla ilgisi ve bilgisinin olmadığını anlarız. Bu da doğaldır herkes her alanda yetkin olmayabilir ama gene de bıyık altından güleriz. "Ardıç Ağacının Altında" romanında resim sanatı ile ilgili bölümler sıklıkla karşımıza çıkıyor fakat bu sefer hedef tam 12'den vuruluyor. Bunun sebebi de, tabiki Selçuk Altun'un hem plastik sanatlara hem de sanat tarihine hakim yetkinlikte bir koleksiyoner olması. Kitabın kapağında Leonardo da Vinci'nin "Ginevra de' Benci Portresi" tablosunun olması da gelişi güzel bir seçim değil; romanın içinde de bu tabloyu yansımalarıyla bulacaksınız. Bir de ABD'deki bir hapishanede mahkumlarla Orhan Kemal'in "72. Koğuş"unun tiyatro olarak sergilenmesi var ki çok hoşuma gitti. Orhan Kemal'e başka göndermelerin de olduğu bu romandaki bu saygı duruşunu çok ama çok sevdim.
Yazının başında da dediğim gibi yazacak çok şey var ama daha da darmadağan edebilirim endişesiyle burada kesmeye niyetliğim. Ama son olarak şunu söyleyebilirim ki okunması keyifli olsa da alışık olmadığınız bir tarzı var.
Aptulika
Çoğu zaman çok sevdiğim yazarlarda da olmuştur, konu gereği romana bir ressam girer, ama o karekter tam anlamıyla ressam değildir. Yani yazarın resim sanatıyla ilgisi ve bilgisinin olmadığını anlarız. Bu da doğaldır herkes her alanda yetkin olmayabilir ama gene de bıyık altından güleriz. "Ardıç Ağacının Altında" romanında resim sanatı ile ilgili bölümler sıklıkla karşımıza çıkıyor fakat bu sefer hedef tam 12'den vuruluyor. Bunun sebebi de, tabiki Selçuk Altun'un hem plastik sanatlara hem de sanat tarihine hakim yetkinlikte bir koleksiyoner olması. Kitabın kapağında Leonardo da Vinci'nin "Ginevra de' Benci Portresi" tablosunun olması da gelişi güzel bir seçim değil; romanın içinde de bu tabloyu yansımalarıyla bulacaksınız. Bir de ABD'deki bir hapishanede mahkumlarla Orhan Kemal'in "72. Koğuş"unun tiyatro olarak sergilenmesi var ki çok hoşuma gitti. Orhan Kemal'e başka göndermelerin de olduğu bu romandaki bu saygı duruşunu çok ama çok sevdim.
Yazının başında da dediğim gibi yazacak çok şey var ama daha da darmadağan edebilirim endişesiyle burada kesmeye niyetliğim. Ama son olarak şunu söyleyebilirim ki okunması keyifli olsa da alışık olmadığınız bir tarzı var.
Aptulika
2 Ekim - 19 Ekim 2019
4 Eylül 2019 Çarşamba
BAK'IN ROCK başlıyor!
İstanbul'un Bakırköy semti rock için çok verimli bir yerdir. Oradan çıkan isimler arasında en başta ve ilk aklıma gelen Cem Karaca'dır. Sadece o kuşak değil daha sonrasında da bir bayrak devir teslimi gibi yeni gelen kuşaklarca da devam edildi... bunlardan biri de 1970'leri sonu ile 1980'lerde muhteşem rock konserleriyle bir kuşağın hatıralarından çıkmayan Devil grubu da Bakırköy'den çıkmıştı. İşte Devil'in gitaristi ve vokalisti doğup büyüdüğü ve bu gününe kadar ayrılmadığı semtinde bir rock festivali'ne ön ayak oluyor. "Bak'ın Rock" adını taşıyan bu festival, Bakırköy Botanik Parkı'nda 8 ve 9 Eylül tarihlerinde, 20 grubun konseriyle, iki gün boyunca sürecek.
Bakırköy Belediyesi'nin düzenlediği bu festivalde yer alacak gruplar ve sahneye çıkış sıraları ve saatleri ise şöyle:
Bak'ın Rock
8 Eylül 2019
Saat : 18.00 - SONBİR BAND
18.30 - BURAK ÇEVİKER BAND
19.00 - GRANDFATHERS
19.30 - OMARK
20.00 - TAŞ MEKTEP
20.30 - EKVATOR
21.00 - NAZ CİMİLLİ
21.30 - TARKAN ÇAKIR
22.00 - GÜR AKAD BAND
22.30 - SABİH CANGİL
23.00 - KASAMAN
23.30 - SİS
9 Eylül 2019
19.30 - PROWLER
20.00 - BARTU GÜLHAN BAND
20.30 -NAUTİLUS
21.00 - TANER ÖNGÜR 4375
21.30 - ALTIN MADALYON
22.00 - DEVİL
22.30 - KRONİK
23.00 - GİZEM SAATÇİ BAND
Grupların sahneye çıkışları bu şekilde ama etkinlikler saat 15.00'ten itibaren Bakırköy Botanik Parkı'nda başlıyor.
30 Ağustos 2019 Cuma
Krautrock efsanesi JANE'de Charly Maucher vedası
Krautrock'ın unutulmaz grubu JANE'in bas gitaristi, vokalisti Charly Maucher, perşembe günü, 29 Ağustos 2019'da 72 yaşında hayata veda etti.
Charly Maucher müzik kariyerine 1965 yılında Lime Lights grubu ile başladı. 1970 yılında Alman rock efsanesi Jane grubunun kurucuları arasında yerini aldı. 1972 yılında çıka ilk albüm "Together" ile Jane grubu hızla Krautrock türünün başarılı bir temsilcisi olacaktı.
Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 118
Matthieu Bonhomme
"Red Kit'i Öldüren Adam"
Yapı Kredi Yayınları
(2019)
Çeviren: Korkut Erdur
İyi ki çok param olmamış... eğer ki olsaydı Red Kit'le alakalı ne var ne yok toplar ve 4 katlı bir müze yapardım. Değil zengin olmak, şimdi bile yolum Yapı Kredi Yayınları'nın Beyoğlu ve Kadıköy dükkanlarından geçerken Red Kit'le ilgili yeni bir şey almamak için kendimi zor tutuyor ve telkin yoluyla engelliyorum. Bir ara orada çalışmayı bile düşündüm. Hatta bir ara neredeyse tezgahtaki elemana, "Çalışana ihtiyaç var mı? Varsa nereye başvurmam gerekiyor?" dediğimde eleman beni tanıyıp, espiri yaptığımı düşünerek, gülümseyecekti. (2019)
Çeviren: Korkut Erdur
Geçen hafta internette yeni kitaplara bakınırken "Red Kit'i Öldüren Adam" isminde bir kitap görünce, tabi ki hemen ilgimi çekecekti. Kitabı ilk anda Matthieu Bonhomme'ın yazdığı bir inceleme sanacaktım ve bu durum ilgimi daha da çekecekti. Kitabı alınca şaşkınlığım daha da artacaktı , zira bu yeni yapılmış bir Red Kit çizgi romanıydı. Red Kit'in yaratıcısı Morris adıyla tanınan Maurice de Bevere 2001 yılında ölmüştü ve yeni macera da olamazdı. Aslında yayınlanmamış ve arşivde kalmış bir çizgi romanı bulunmuş olsa harika olurdu ama bu öyle de değildi. Üstelik çizimleri yapan kişi de daha önce adını duymadığım biriydi. Açıkça kitabın ismine de biraz bozulmuştum hani... Red Kit ölür mü be yahu! Olay tabi ki şöyleymiş Morris’in “Red Kit” karakterini yaratmasının 70. yılı anısına Matthieu Bonhomme senaryosu ve çizimleri kendisine ait olan "Red Kit’i Öldüren Adam" çizgi romanını hazırlamış.
Matthie Bonhomme 1973 Paris doğumlu Fransız karikatürist ve çizgi romancı. Lise yıllarında çizmeye başlayan sanatçı, 1992'de sanat ve tasarım üzerine eğitim aldıktan sonra Christian Rossi ile çalıştı. Çizerlik hayatını çizgi roman ve karikatürün merkezi olan Brüksel'da sürdüren sanatçı, bu çok özel Red Kit albümü ile 2016 yılında Prix Saint-Michel ödülünü, 2017’de ise Prix des Lycéens ile Prix du Public Cultura ödüllerini almış.
Matthie Bonhomme'ın hazırladığı bu yeni çizgi romanda Red Kit yağmurun deli gibi yağdığı bir gecede Froggy Town isimli garip bir kasabaya gelir. Geceyi orada geçirip yoluna devam etme niyetindedir ama Red Kit'in ünü oraya da ulaşmıştır tabiki, kasaba eşrafı çalınan altınlarını bulması için ondan yardım isterler. Böylece ilginç bir macera başlayıverir. Bu arada Red Kit'i öldürerek efsaneleşmek isteyenler de vardır. Bu öyküde benim dikkatimi çeken en ilginç şey de Red Kit'in sigarayı bırakmamış olmasıdır ama çizimlerde gene de sigara yer almaktadır. Çünkü bakkal soyulmuştur ve Gümüş Kanyon'dan gelecek olan posta arabası da gelmemiştir... Kırıntı halinde biraz tütün bulsa da o da kapı açılınca pencereden uçar gider yani Red Kit bir türlü sigara içemez. Fransız çizer, ABD menşeli yasağı bir nebze de olsa delmeyi başarmış. (Sigara tabiki sağlığa zararlı ama olur olmaz mozaiklemeden film izleyebiliyoruz. Bir de biz de bunun içkiye uygulandığını da düşünürsek...)
Matthieu Bonhomme'nin bu çizgi romanıyla bizi yepyeni Red Kit öyküsüyle buluşturmuş oldu. Kendi çizgi tadıyla bu işi yapması da ayrıca güzel olmuş. Çizgi romanda öyküyü oluştururken hem ustaya saygı hem de ilginç bir ironi, mizah duygusunun hakim olması da keyfi arttırıyor. Red Kit tutkunlarının kaçırmaması gereken büyük fırsat olduğunu söyleyebilirim.
Aptulika
28 Ağustos 2019 Çarşamba
Eylül Konserleri
Geronimo Yalnızkartal,
konserlerin
izini sürmeye
devam ediyor
ve
Eylül konserleri...
Zeytinli Rock Festivali 2019
Zeytinli Dalyan Sahili, Balıkesir 28 Ağustos – 1 Eylül 2019 ( Kombine : 192 TL )
Milyon Yapım Organizasyon tarafından 6. Kez gerçekleşecek Türk Rock müziğinin geçit töreni Zeytinli Rock Festivali 28 Ağustos – 1 Eylül 2019 tarihleri arasında Edremit Akçay Sahili’nde düzenlenecek.
Her yıl büyüyerek ve güçlenerek Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük festivali olma unvanını kazanan Zeytinli Rock Festivali, ülkenin dört bir yanında yapılan yeni festivallere ilham kaynağı olurken bir yandan da ülkemizdeki kamplı festival kültürünün yerleşmesi ve gelişmesini de sağlıyor. Festivalin geniş katılımlı programı ve sanatçılarını festival sayfasından görebilirsiniz .
EYLÜL 2019
Anathema
6 Eylül- Ankara - Milyon Performance Hall (110 TL )
7 Eylül- İstanbul Zorlu PSM - Turkcell Sahnesi (110 TL)
8 Eylül- Performance Hall, ( 110 TL- Tükendi )
"Anathema Special By_Request” , grubun hayranlarının ortak yaratıcılığında gerçekleşen kolektif bir deneyim. Ülkemiz dışında sadece evleri olan Liverpool’da gerçekleştirilecek olan bu çok özel şovda konserlerin playlistlerine sevenleri karar verecek ve grubun tüm dönemlerini kapsayacak olan bu konserlerde en sevilen Anathema şarkılarını hep birlikte söyleyeceğiz. Anathema müzikal yolculuğu boyunca değişti ve gelişti ama her zaman bizi duyguların en yoğun zaman/mekanlarına taşımayı sürdürdü. Arzu ve acının içinde kaybolsa da vakur bir edayla hayatla yüzleşen ve daima evrimleşen yanımızla irtibat kurdular. Vincent Cavanagh’ın sırdaşımız gibi benimsediğimiz sesi, Danny Cavanagh’ın gitarından dökülen o muhteşem melodilerle olan eşsiz birleşimi şarkılarıyla Anathema her gün yeni gönüllere dokunmayı da başarıyor. Türkiye’nin üç şehrinde gerçekleşecek bu çok özel deneyimde buluşacak olan sevenlerinin bu ortak yaratımda yer almak için yapması gereken tek şey oluşturulacak linkteki listede en sevdiği 10 Anathema şarkısını işaretlemek."
Evanescence
13 Eyl 2019 Cum 21:00 Volkswagen Arena, İstanbul ( 200 – 225 TL)
Müzisyen ve şarkı yazarı Amy Lee liderliğinde 2000’li yılların başında kurulan Evanescence, 2003’te yayımladığı çıkış albümü “Fallen” ile kısa sürede yükselerek listelerin başında yer almayı başardı. Grup, ilk albümde yer alan “Bring Me To Life” parçasıyla 2004 Grammy Ödülleri’nde “En İyi Hard Rock Performansı” ödülünü aldı. 20 yıllık müzik kariyerleri boyunca “Bring Me To Life”, “My Immortal”, “Going Under”, “Call Me When You’re Sober” ve “Lithium” gibi parçalarıyla rock sahnesinin klasikleri arasına giren Evanescence; organik seslerin synth’lerle bir araya geldiği, klasik müzik ve rock öğelerini barındıran dördüncü stüdyo albümleri “Synthesis”i 6 yıllık aradan sonra yayımladı. Yapım sürecinde, Amy Lee’nin yaratıcı fikirleri ve rüyalarından beslendiği albümde; yeni parçaların yanı sıra, önceki üç albümde yayımlanmış şarkıların yeni yorumları yer alıyor. “Synthesis”te Lee’nin vokaldeki ve piyanodaki ustalığına; grubu, David Campbell’ın aranjmanları ve geniş bir senfoni orkestrası eşlik ediyor. Grubun albümde yer alan yeni parçalarından birkaçı; EDM, funk ve hip hop gibi türlerin etkisini taşıyarak grubun gelecekteki müzikal yönüne işaret ediyor.
Evanescence’in, sound’unda sunduğu yeni yaklaşımların ve eski parçalarının yeni düzenlemelerinin yer aldığı son albümleri “Synthesis”e eşlik etmek için 13 Eylül’de Volkswagen Arena’da …
OVERKILL “Wings of War” turnesi
26 Eyl 2019 Per 20:00 KüçükÇiftlik Park, İstanbul ( 130 TL)
28 Eyl 2019 Cmt 21:00 Milyon Performance Hall, Ankara ( 115 TL)
Temelleri 1980 yılına dayanan ve isimlerini Motörhead’in “OverKill“ parçasından alan New Jersey’li grup 1985 yılında yayınladıkları “Feel The Fire” ve sonrasında peş peşe çıkardıkları “Taking Over” ve “Under The Influence” albümleri ile kısa sürede tüm dünyaya OVERKILL ismini öğrettiler. 1989 tarihli “Years of Decay” ve sonrasında 1991 tarihli “Horrorscope” albümleri ile ise Thrash Metalin zirvesindeki yerlerini perçinlediler. Aktif olduğu kadar üretken de olan ve 34 yıllık kariyerine 19 albüm sığdırırken aynı zamanda bu süre zarfında tüm dünyayı turlayan grup, ilki 20 yıl önce 1999’da olmak üzere, ülkemize daha önce 5 kere geldi. OVERKILL, bu yıl çıkan yeni albümleri “Wings of War” turnesi kapsamında 26 Eylül Perşembe günü 6. kez İstanbul’da.
Steve Gunn
23 Eyl 2019 Pzt 21:30 Salon İKSV, İstanbul (90 TL)
Son albümü ‘The Unseen In Between’i 2019 yılının hemen başında ünlü plak şirketi Matador etiketiyle yayımlayan Steve Gunn, 23 Eylül’de İstanbul’a geliyor . "Şarkıcı ve şarkı yazarı ekolünün Brooklyn yakasından, 70’lerin ikon ismi Michael Chapman ve günümüz indie rock’ının dinamolarından Kurt Vile gibi isimlerle yolu kesişen gitarist ve yapımcı. Steve Gunn’ın müzik yelpazesi alabildiğine geniş ve her yeni albümüyle birlikte daha da genişlemeye devam ediyor. Ablasının kaset arşivinde kaybolmasıyla başlayan müzikle iç içeliği, ilk etapta punk rock ve rap’le yakınlaşmasını sağladı. Kurduğu ilk müzik grubu ise bir hardcore grubuydu. Genişleyen müzik ufku, onu folk, saykedelik müzik, country, funk ve Hint klasik müziğine kadar götürdü. Bu müzik türleri ve daha fazlasından aldığı ilham, onu 2007 yılında resmi olarak başlayan solo kariyerine doğru sürükledi. Solo kariyerinin hemen öncesinde ise, 2005-2007 yılları arasında Pete Nolan ve Marcia Bassett'ın yer aldığı GHQ isimli grupta çaldı. Şimdilik toplam sekiz stüdyo albümü sığdırdığı solo kariyeri haricinde; Hiss Golden Messenger, Shawn David McMillen, Mike Cooper, Mike Gangloff ve The Black Twig Pickers gibi isimlerle şarkı ve albümler kaydetti. İşbirliklerinden en özeli ise hiç kuşkusuz ki 70’lerin folk-rock ikonu Michael Chapman’a yaratım süreci konusunda büyük bir ilham ve destek sağladığı ‘50’ isimli albümdü. 2012 yılında, Türkiye’deki ilk konserini 2014 yılında Salon’da veren Kurt Vile’la yolu kesişti. Kurt Vile’ın grubu The Violators’a gitarist kimliğiyle dahil oldu. Bob Dylan ve Bert Jansch'ın 60'lar ortasındaki karakteristik şarkı yazım tekniklerini anımsatan son albümü ‘The Unseen In Between’i 2019 yılının hemen başında ünlü plak şirketi Matador etiketiyle yayımladı.
27 Ağustos 2019 Salı
Stevie Ray Vaughan'ın yaktığı ışık hala aydınlatıyor.
Eric Clapton'dan Bob Dylan'a James Brown'dan Buddy Guy'a kadar bir çok efsaneye eşlik eden Stevie Ray Vaughan, Eric Clapton'la çıktığı bir turne sırasında meydana gelen helikopter kazasında 27 Ağustos 1990 gecesinde aramızdan ayrılmıştı.
Blues ruhunu 80'lerde ayakta tutan ve bugünlere taşıyan önemli bir isim Stevie Ray Vaughan.
Gitara kendisine hediye edilen plastik bir gitarla başlayan Stevie Ray Vaughan, Albert King ve Otis Rush'ı abisi Jimmie'den öğrendi; onların müziğini defalarca hatmetti. Öyle ki grubu Double Trouble, ismini bir Otis Rush şarkısından aldı.
Let's Dance başlıklı 1983 albümünde David Bowie'ye eşlik etme onuruna erişti.
Yapımcı John Hammond'la birlikte kaydettikleri yine 1983 tarihli Texas Flood ise, Stevie Ray Vaughan ve grubu Double Trouble'ın ilk albümüydü.
Stevie Ray Vaughan'ın en iyi çalışmalarından biri olarak kabul edilen Texas Flood, «En İyi Geleneksel Blues Kaydı» ve «En İyi Enstrümental Rock Performansı» kategorilerinde Grammy adayı oldu.
Eric Clapton'dan Bob Dylan'a James Brown'dan Buddy Guy'a kadar bir çok efsaneye eşlik eden Stevie Ray Vaughan, Eric Clapton'la çıktığı bir turne sırasında meydana gelen helikopter kazasında 27 Ağustos 1990 gecesinde aramızdan ayrılmıştı.
Bakın o geceyi Eric Clapton 'Kendi Sözleriyle Eric Clapton' isimli kitapta şöyle anlatıyor:
"Sanırım beş helikopterden oluşan bir konvoy vardı ve hepimiz 100 feet yüksekliğe kadar çıkan çok kalın bir sis tabakasından geçmek zorundaydık. Biz bu sisten kurtulunca doğru Chicago'ya gittik ve ben hemen yatıp uyudum. Sabah yedi sularında menejerim arayarak Stevie Ray ve diğer arkadaşların bulunduğu helikopterin geri gelmediğini söyledi. Kısa süre sonra biri enkazı buldu. hepsi bu kadardı işte."
Aramızdan çok erken ayrıldı Stevie Ray Vaughan. Yaşasaydı kimbilir neler yapacaktı; ancak, yaktığı ışık halen yanıyor yüreklerimizde...
Saygıyla ve özlemle
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














