Stüdyo İmge etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Stüdyo İmge etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2021 Salı

Orhan Kahyaoğlu'nun kaleminden Anouar Brahem'in müziği



Orhan Kahyaoğlu "Duru Derin Çıplak"isimli  kitabında Tunuslu udi Anouar Brahem'i anlatıyor. Seksenli yıllardan bu yana  müziği sadece yazılan üzerinden değil, arkasındaki hikâye ve sosyo-kültürel bağlarıyla anlamayı ve anlatmayı seven Orhan Kahyaoğlu, Türkiye ve dünyada bir ilke imza atarak Anour Brahem ve müziği üzerine 128 sayfalık etkileyici bir kitap kaleme aldı.  



1986 yılının Mart ayında çıkan Stüdyo İmge dergisini o zamandan bu yana elimden hiç düşürmedim desem yalan olmaz hani. Bu tamamen gerçek ve sözümde de en ufak bir abartı yok. Bu dergide yer alan, "Geçmiş Zaman Ozanları" adındaki yazı Jethro Tull hakkında okuduğum ilk ve en kapsamlı yazıydı. (1) Öyle ki her edindiğim Jethro Tull plağını dinlerken bu yazıyı açar izini sürerdim. Bu yazıyı kaleme alan Orhan Kahyaoğlu'ydu. Daha sonraki yıllarda Jethro Tull ile ilgili daha hacimli bir kitap çıkaracaktı ve bu benim için kapsamlı bir rehber olacaktı. Kahyaoğlu'nu daha sonra da Bülent Ortaçgil kitabıyla görecektik. (2) Müzik yazarlığı diye tanımlanan alanın belki de en hakedeni oydu ama onun ismini ortalıkta pek görmezdiniz. Bu belki de Kahyaoğlu'nun meziyetlerinin çokluğundan da kaynaklanmış olabilir. Zira o sadece müzik üzerine kalem oynatmakla kalan biri değil, aynı zamanda şair, deneme yazarı ve külliyen bir edebiyatçı idi. Bu kadar çok liyakat sahibi biri bizim ülkede elbetteki pek dikkati çekmez. Ama önerim, siz siz olun Orhan Kahyaoğlu imzalı bir kitabı ya da yazıyı bulduğunuzda kaçırmayın derim. Hele ki söz konusu müzik ise onun yaptığı araştırmaları es geçmek kayıp ötesi kayıptır.  

Temmuz ayında çıkan bir kitap beni Orhan Kahyaoğlu ile yeniden buluşturdu. Yayınevi tarafından gönderilen bu kitap, "Duru Derin Çıplak" ismini taşıyordu. Bu Tunuslu müzisyen Anouar Brahem üzerine yapılmış bir incelemeydi. Benim ayıbım olacak ama Brahem müziğinden bi haberdim. Böyle olunca da hemen Anaour Brahem albümlerini toparlayıp dinlemeye başladım. Bu serüvende de yalnız değildim ve Orhan Kahyaoğlu'nun kitabı bana eşlik edecekti. Tıpkı bundan 35 yıl öncesi olduğu gibi. O zamanlar sevdiğim Jethro Tull grubunun izlerini Kahyaoğlu yazısıyla sürüyordum, şimdi ise müziği ile daha önce tanışmadığım Anaouar Brahem'e kapı açacaktı. 

  Orhan Kahyaoğlu, Türkiye ve dünyada bir ilke imza atarak Anour Brahem ve müziği üzerine 128 sayfalık etkileyici bir kitap kaleme aldı.

Tunuslu müzisyen Brahem Ulusal Müzik Konservatuvarı'nda aldığı uzun soluklu ud eğitimiyle klasik Arap müziğinde yetkinleşirken, dünya üzerindeki çağdaş müziklere de kapısını açık tutmuştu. Orhan Kahyaoğlu, Anouar Brahem'in müziğini,  bazen eklektik ama aslında bir tür fusion müziğine denk gelen kompozisyonlara ulaştığını belirtiyor. Sanatçı oluşturduğu  'sound' ile bir Doğu enstrümanı olan udu caza ve çağdaş müziğe taşıyor. Ancak bunu yaparken de "World Music" oyununa gelmekten uzak durarak nevi şahsına münhasır bir çağdaşlığa ulaşabiliyor. 

Brahem'in asıl hedefi müzikte çok kültürlülük olurken, Ortadoğu Arap klasik, etnik ve folklorik kaynaklarıyla farklı modern caz eğilimleri ve özellikle de Avrupa cazı ile buluşuyor. Sanatçı "değişmeyen gelenekler ölmeye mahkumdur " fikrinden hareket ederek uda yeni bir yorum tarzı getirebiliyor. Orhan Kahyaoğlu "Duru Derin Çıplak" isimli kitabında "çöl kültürünün de etkisiyle gelişen ıssızlık duygusunun ud ile acı ve hüzünle karışık mükemmel yansıtılışını dinleriz" diyerek Anouar Brahem'in müziğini anlatıyor. 

Orhan Kahyaoğlu'nun müzik yazarlığında en kıymetli bulduğum yanı, müzisyeni en önce ürettiği eserleri analiz ederek anlatmasıdır. Öyle ki onun yazılarını okurken elinizde olmadan o albümleri baştan sona dinlemek zorunda olursunuz. Bütün dikkatiniz üretilen yapıta gelirken müzisyenin fiziki ve içtimai yanı yok olur.  Peki bir müzik yazarı o sanatçının bulunduğu toplumsal yanını göz ardı etmesi doğru mudur?  Elbetteki böyle bir şey olamaz. Kahyaoğlu o albümü müzikal olarak analiz ederken gene yapıtı baz alarak sanatçının toplumsal duruşunu ve yaşam algısını da bizlere sunar. Bu özelliği ile Orhan Kahyaoğlu'nun müzik yazarlığını değerli bulurum ve keyif alırım. Bütün bunlara ek olarak onun gerçek anlamda  ve nesli tükenmiş bir müzik yazarı olduğunu düşünürüm. Kahyaoğlu bana güre hiç bir zaman albüm infosu ya da basın bülteni yazamaz, bu yüzden de kelimenin tam anlamıyla müzik analizi yapan bir yazardır. 

Yort Yayınlarından çıkan yeni Orhan Kahyaoğlu kitabı "Duru Derin Çıplak" kitabıyla Anouar Brahem müziğine kapsamlı bir bakış yakalarken, diğer yandan da Kahyaoğlu'nun müzik yazarlığının ve analizlerinin tadına varacağız.  Müzik yazarlığının nasıl bir şey olduğunu anlamak için bu yeni kitap bizim için bir şans olsa gerek.  

 Aptulika


(1) https://bluesperisan.blogspot.com/2021/02/bir-dergi-35-yldr-okunur-mu.html


(2) Orhan Kahyaoğlu'nun yazdığı kitaplar:

Pink Floyd (Sinan Güler’le, 1984)

Jethro Tull (1991)

Bülent Ortaçgil: Ayrı Düşmüşüz Yan Yana (2002),

Caz ve Ötesi (2003),

And Dağlarından Anadolu’ya Devrimci Müzik Geleneği - Grup Yorum (2003),

Caz’dan Pop’a (2010),

Grup Yorum: 25 Yıl Hiç Durmadan (2010). 


  

25 Şubat 2021 Perşembe

Bir dergi 35 yıldır okunur mu?


 

Şimdi yazının başında yer alan resmi görüp, bir çoğunuzun hatıraları canlanacak ve hemen "Evet nasıl o yılları ve Stüdyo İmge'yi unuturum. O 1990'lı yıllarda her ay kaçırmadan alırdım." diyerek atılacaksınız.  Önce biraz nefes alın ve sakinleşin derim, ardından da eklerim, bu çoğunuzun hatıralarınızı alevlendiren o  doksanlı yıllarda benim de yazıp, çizdiğim Stüdyo İmge değil. Yukarda kapağını gördüğünüz 1986 tarihli Stüdyo İmge, yani bu efsanevi derginin ilk dönemi. Hatırladığım kadarıyla üç ya da dört sayı çıkmıştı. Sonrasında yayın hayatı biten Stüdyo İmge uzun bir aradan sonra 1992 yılında başlayan ikinci dönemiyle devam edecekti.

Elimden hiç düşmeyen bu dergi 1986 yılının Mart ayında çıkmıştı. İlk sayısı değildi, sanırım bu sekizinci sayısıydı. Bunun dışında hala sakladığım bu dönemden 4 dergi daha vardır, ama en çok elimin değdiği ve bu güne kadar da bırakmadığım sayısı budur. İlk önce o dönemi yani 35 yıl öncesine şöyle bir bakalım ve ardından da dergide yer alan yazılara bir bakalım sonrasında da neden elimden düşmediğine gelelim. 

Öncelikle dergide neler olduğuna bir bakalım. Tanıl Bora, "Rock Şarkıcısı Kimdir, Ne Yapar?" başlığında bir yazı kaleme almakla kalmamış, Siegfried Schober imzalı olan "Son Rock'ın İdolü: David Bowie" yazısını dilimize çevirmiş. Gökalp Baykal, "Büyük Siyah Umut Jimi Hendrix" yazısını yazarken, Burak Eldem ise Bulutsuzluk Özlemi ile yaptığı röportajı yer almış. Daha o zamanlar Nejat gencecik, akustik gitarlı. Dergide Ömer Zülfü Livaneli ile ilgili Adnan Özer'in kapsamlı bir yazısı, Murat Kural'ın "Rock'ta Yanılsamalar ve Jack Deleon'un çağdaş bale üzerine yazıları bulunmaktaydı. 

Şimdi dergideki yazılara tekrar baktığımda neredeyse her biri üniversite doktora tezi gibiymiş. Dergiyi 35 yıldır elimden düşürmeme sebep olan ise Orhan Kahyaoğlu'nun kaleme aldığı "Geçmiş Zaman Ozanları Jethro Tull" yazısı olmuştu. Bu yazıya eşlik eden Yağız Üresin'in "Ian Anderson Ve Flüt" isimli denemesi ve Feyza Kantur'un çevirisiyle "Thick As A Brick"in Türkçesi yer alıyordu. Bu yazılardan öyle çok yararlanmıştım ki, başta Orhan Kahyaoğlu olmak üzere minnettarım. Feyza Kantur'un ismini de anarak kaç kere Hıbır'da Ian Anderson çizip, bu sözleri yazmışımdır. Orhan Kahyaoğlu'nun bu yazısı benim için çok değerliydi, çünkü yabancı kaynaklardan çeviri değil, her albüm dinlenerek, plak kapaklarından yararlanarak kaleme alınmıştı... yani yıllara yayılan bir birikim vardı. Çok sonraları bu araştırmaları genişleterek (gene bir üniversite tezi hassasiyetinde) 2000 yılında Jethro Tull kitabı haline getirmişti. 

Stüdyo İmge dergisi bir çok eski kuşak rock dinleyicinin hatıralarında yer alır ama bu genellikle 1990'lı yıllarda çıkan ikinci dönemdir. 1986 tarihli bu ilk dönem benim unutamadığımdır. Bir dergi 35 yıl elden düşmez mi? Anlatılılır gibi değil.

O dönem elimde Jethro Tull'ın bir tek yerli baskı "War Child" plağı vardı. "Thick As A Brick" ve diğer albümler çekme kaset kaydıydı. Bu dergi de o yazıyı okurken Gırgır'da da çalışmaya başlamıştım. Bir yıl sonrası da dergiden arkadaşım Eda (Oral) İngiltere'ye gidiyordu. Ona döviz falan bularak, plak sipariş etmiştim. Bir kağıda istediklerimi yazdım ve ekledim, "Para yettiği kadarını alırsan sevinirim." Açıkcası hepsinin geleceğini sanmıyordum ama döndüğünde kallavi bir şekilde Janis Joplin, Jimi Hendrix ve Jethro Tull plakları olacaktı. Şimdi farkettim "3 J" olmuş. Gelen plaklardan biri de "Thick As A Brick"ti. Plak geldiğinde ilk yaptığım tabi ki o dergiyi gene elime almak olacaktı. Jethro Tull'ın o ilk İstanbul konserinin olacağını haber aldığımda ise yatağa bile bu dergiyle giriyordum. 

Dergi işte böyle bi şeydi. Anlatılmaz yaşanır ve yaşandı. 

Aptulika

 


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...