Selçuk Özkan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Selçuk Özkan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Temmuz 2023 Pazar

1980'deki Çakma Deep Purple ve Mexico City'deki Rekor Konseri



Bizim Selçuk (yani Selçuk Özkan) sabah sabah bana WhatsApp'tan yukarıda gördüğünüz fotoğrafı yolladı ve altına da şu mesajı yazmıştı: 

"Dünya müzik tarihinin en büyük çakma ve sahtekar grubu. Bu Meksikalı grup, bu şekilde Mexico City'deki Azteca Stadyumu'nda 70.000 kişiye konser vermiş." dedikten sonra "Yuh yani" diye ekliyordu.

Sabah sabah bu afişi ve Selçuk'un notunu görünce oturduğum yerden yere yuvarlanıyordum. İlk anda bunun bir espri ya da (günün moda deyimiyle) feyk haber olduğunu düşündüm ama bizim Selçuk'u öyle kolay kolay feykleyemezlerdi.

Neyse içime bir kuşkudur düştü ve  Selçuk'u aradım telefonu cevap vermedi. Ama bekleyemiyordum. Oturdum araştırmaya başladım ama bir halt bulamadım. O sıra aklıma Rod Evans'a bakmak geldi. Wikipedia'da şöyle bir bölüme rastgelecektim: "Deep Purple tartışması ve davası"

Rod Evans, Deep Puple'ın ilk kuruluşunda yer alan vokaliydi. Grubun ilk üç albümünde yer alan Evans grubun pop tarzında devam etmesini istiyordu. Grup rock yapma konusunda ısrarlı olduğu için yolları ayrılacaktı. 1969'da Evans, Deep Purple'dan ayrılmıştı ve bizde ondan sonra ne yaptı ne etti diye açıkcası merak etmemiştik. İşte Wikipedia'da yer alan "Deep Purple tartışması ve davası" bölümünde bizim için meçhul olan o bölümü öğrenecektim. 

Evans, Deep Purple'dan sonra 1971'de Captain Beyond grubunu kuruyor ve 2 albüm yaptıktan sonra da müzik hayatından kopuyor. Bunu tabiki biz öyle biliyoruz ancak 1980 yılında "ticari marka ve sözleşme yasasını ihlal" gerekçesiyle hakkında açılan bir dava ile onun müzikten kopmadığını ortaya çıkartacaktı. 1970'lerin ortalarında karanlık işlerle uğraşan bazı kişiler, Rod Evans'a Deep Purple adıyla tekrar şarkı söylemesi için  teklifte bulundular. İşin ilginç yanı da o tarihlerde Deep Purple dağılmış ve içinden Rainbow, Whitesnake, Gillan Band gibi gruplar çıkmıştı. Yani bilinen grupların orijinal kadrosundan bir eleman bulunacak ve  (şimdiki tribute grupları gibi) tanınmayan elemanlardan kurulu bir gruba monte edilecekti. Evans bu üçkağıtçı adamların teklifini kabul etti. 

 Evans dışında orijinal Deep Purple üyelerinden hiçbirini içermeyen bu "sahte Deep Purple" Kanada, Meksika ve ABD'de birkaç konser vermiş.  Dağılmış olsalar da bunu 1980 yılında fark eden Deep Purple  elemanları avukatları aracılığıyla dava açar ve kazanarak tazminat alırlar. Sadece bununla kalsa iyi, kabağın en büyüğü de Rod Evans'ın başına patlar... Mahkeme sonucu Evans, grubun Mark I denilen döneminde yaptığı vokalistlik nedeniyle Deep Purple albümlerinden telif ücreti almayı bırakacaktı.

Peki bunu Meksikalılar ya da konser verdiği Kanada, hatta ABD'dekiler nasıl yedi derseniz? Bu biraz da bizde yapılan Mark Knopfler konserine Dire Straits diye  gitmemize de benziyor. Bugün bile eski grupların elemanlarından biri (solo olarak) gelse biz ona o eski grup diye gidiyoruz. Ama Mexico City'de 1980'de yapılan bu konseri izleyenlerin anılarının olduğu bir blog buldum orada çok güzel bir kaç anektod var onları sizlerle paylaşayım:

"Hava kararıyordu ve birden  ses kesintisi oldu ve  herkesin beklediği grup sahneye çıktı: DEEP PURPLE !! ; “Smoke on the Water”ın uzak akorları duyuluyor ve sanki bir sihirmiş gibi hava değişmeye başladı, bulutlar stadyumun üzerinde toplanırken gök gürültüsü ve şimşekler çaktı, şaşırmış rock'çılar ıslık çalmaya ve grubu yuhalamaya başladı.  Grup yaklaşık 30-40 dakika çalmaya devam ediyor ve artık maskaralığı sürdüremiyorlar, kalabalık öfkeleniyor ve sahadan  çim parçalarını atıyorlardı."

 "İlk vokalisti Rod Evans tarafından yönetilen sahte Deep Purple ve "Music is Friendship" şirketi bizi aldatmak için işbirliği yaptı, üzücü ama gerçek, bunca yıldan sonra bile bu şeyler Meksika'da olmaya devam ediyor."

Tabi o stadyumdaki herkes bu sahtekarlığa hemen uyanmamış. Hatta bu protestolar sonucu sahneden ayrılan grup elemanlarını tekrar sahneye çağırmak için  gelen alkışlar onları geri dönmeye zorlamış. İşte orada konsere elinde plaklarıyla imza almaya gelen bir genç o günü şöyle anlatıyor:

"Elimde plaklarla soyunma odasına gittim. Onları koridorda gördüm, yanlarına gittiğimde bir elimdeki plağa  baktım bir de onlara baktım. Bunların hiç biri plaktaki adamlara benzemiyordu ki. Yani fotoğraflarının altına her birine tek tek imza attıracaktım ama bu mümkün değildi."
 
 Mexico City'deki Azteca Stadyumu'nda verilen sahte Deep Purple konseri fiyaskoyla sonuçlanmıştı ama 70.000 kişilik devasa bir dinleyici rekoru da kırılmıştı. Muhtemelen buradan gelen hasılatı da uyanık üçkağıtçı organizatörler de afiyetle yemiştir hani. Bu arada bu adamlar böyle sahte gruplarla başka konserle de vermişler. İsterseniz gene Selçuk'un mesajına kulak verelim:
"...daha da komiği bu konserden 3 ay sonra yine aynı kadro, yine Azteca Stadyumu'nda bu kez de Steppenwolf olarak konser vermişler. "


Filmlere konu olsa hasılat rekorları kıracak bir sahtekarlık öyküsü. İşin kötü yanı bu olaydan en yaralı çıkan da Deep Purple'ın ilk vokalisti Rod Evans olsa gerek. 

Evans, bu olaydan sonra ortalıkta hiç görünmedi.  2015 yılında Deep Purple'ın bateristi Ian Paice bir röportajda, "Rod'un nerede olduğunu bilen varsa çok sevinirim. " demesi üzerine 
 Captain Beyond davulcusu Bobby Caldwell, Evans ile halen görüştüklerini ve iyi olduğunu söyleyecekti.   

Grup Rod Evans'ı 8 Nisan 2016'da, Deep Purple'ın bir üyesi olarak Rock and Roll Onur Listesi'ne alınması sebebiyle törene davet edecekti. Ama Rod Evans bu törene katılmadı.  

Şimdi hala o Çakma Deep Purple kadrosuna bakıp bakıp duruyorum ve vay be vay diyorum.  Bu arada Selçuk'a çok çok teşekkürler ederim, pazar günümü şenlendirdin be dostum. 

***


Aşağıda o konserle ilgili basında çıkan haberlerden bir kaçı. Bu arada aynı konserde açılışta. yer alan Black Oak Arkansas da varmış. Onlar sahte miydi gerçek miydi? Artık orasını bilemiyorum. 

Bu arada basın haberlerinden sonra o konserden bir bölümün yer aldığı videoyu da paylaşıyorum 



















22 Mayıs 2023 Pazartesi

Barış Manço'nun "Nick The Chopper" plağı ülkemizde de çıktığında


1976 yılında Avrupa çıkan ve tümüyle İngilizce olan Barış Manço albümü, bir yıl sonra ülkemizde de yeni bir kapakla çıkmıştı. O günlerde ilkokula giden iki çocuğun bu plağı dinleme öyküsü...



Geçen yazımda ortaokuldayken her öğle tatilinde plakçıya gidip Deep Purple'ın yeni çıkan "Burn" albümünü aralıklarla dinlemeye çalıştığımı anlatmıştım. Tabi bu uzun aralıklarla oluyordu. Plakçıdaki abi beni çay götür getir işlerinde çırak olarak da kullanıyordu. Ve o zevkine göre ya da müşteriye göre plaklar çalıyordu. İşte ben de o Gönül Akkor, Mina, Dalida, Ferdi Tayfur arasında "Abi, şu albümden bir parça çalsana." deyip aralıklarla Deep Purple'ın "Burn" albümünü dinliyordum. Bu her zamanda mümkün olmuyordu ve "Boşver o çok gürültülü, ben sana Kan ve Gül'ü çalayım." diyordu... o zaman plakçı abinin dükkanın önünden geçen bir kıza yazıldığını anlıyordum. Bu arada o plakçı abi benim "gürültülü" müzik zevkime niye tahammül ediyordu diye yıllar sonra çok düşünmüştüm. Benim o zamanlar Hey dergisinde gördüğüm ve hemen ona sorduğum bu uzun saçlı, "gürültülü" müzik yapan grupları benden öğreniyordu. Yani hem öğle tatili çırağı hem de kobaydım. 


Her neyse bu yazıyı yayınlamamdan sonra sevgili dostum Selçuk Özkan beni arayıp, "Abi benim de senin yazıdaki gibi anım var." deyip, anlattı. Bu arada Selçuk Özkan da kim derseniz... Benim tanıdığım ayaklı rock ansiklopedisidir. Sadece onunla kalsa iyi 1970'li yılların Türk Hafif Müziği bilirkişisidir. Bu konuda çok anım vardır onunla ilgili bir ara fırsat olduğunda yazarım. Şimdi Selçuk'un anısına geçelim.

Bizim Selçuk "Paşalı"dır. Hangi paşa bu derseniz; Kocamustafapaşa. Yani İstanbul'un güzide semtlerinden biri olan Kocamustafapaşa semtinde doğup, büyümüş ve yaşamıştır.  Orada Emin Ali Yaşin İlkokulu'nda okuduğu zamanlarda geçiyor öykü. O tarihlerde yani 1977'de Barış Manço'nun "Nick The Chopper" Long Play'i (yapa eski kısaltmasıyla LP) ülkemizde de çıkmış. Evet bu plak bir yıl önce ilk olarak Avrupa'da yayınlanmıştı ve ardından bizde de çıkmıştı. Bütünüyle İngilizce sözlerle olan bu albüm, Manço'nun yurtdışı kariyer hedeflediği bir çalışmaydı. Kayıtları Belçika'da yapılan bu albümün haberlerini Hey dergisinden her hafta takip ederdik. Bizim Selçuk da o haberleri benden daha küçükken takip etmiş ve albüm bizde de çıkınca mahallesindeki plakçıda almış soluğu. 


Şimdi Kocamustafapaşa'da Kadın süs eşyaları satan bir mağazanın olduğu yerde bulunan plakçıya arkadaşı Tunç Aktekin ile giden Selçuk, plakçıdan bu albümü çalmasını istemiş. Plakçı da bu isteği yerine getirmiş. Ertesi gün öğle tatilinde bizim ikili gene o plakçıda soluğu alıyorlar. Bu bir ay boyunca sürüyor. Bizimkiler her gün  öğlen dükkanın önündeki kaldırıma oturuyor ve plakçı onlar istemeden plağı baştan sona çalıyor. Bir ay boyunca sürüyor ve plakçı bugün çalamam demiyor ve baştan sona albümü çalıyor.   

Bunu duyunca hemen Selçuk'a "Yahu bu harika bir anı, o plakçının ismi neydi, dükkanın fotografı var mı?" gibi akla ziyan, nafile sorular sordum.  O da bana haklı olarak kızdı ve "Abi o zaman cep telefonumu vardı, fotografını nerden bulayım. Belge istiyorsan o plakçının önünde hergün plak dinlemeye gittiğim ilkokul arkadaşımın ismi Tunç Aktekin'di ve o da Serdar Ortaç'la sınıf arkadaşıydı." Muhabbeti orada kestim Serdar Oraç'tan konumuz bir anda Asu Maralman'a oradan da Alman Krautrock gruplarına gidebilirdi. 

Selçuk, tam anlamıyla plak tutkumun alevlendiricisi, rock turtkunu güzel bir dostumdur. Onun çok güzel anıları anektodları vardır. Bu güzel anısı beni 1977'ye ve unutamadığım Barış Manço "Nick The Chopper" yıllarına götürdü.

Aptulika

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...