Roza Hakmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Roza Hakmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2020 Pazar

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 149


Oscar Wilde
 "Mutlu Prens"
Çeviri: Roza Hakmen ve Fatih Özgüven
 Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
 (8. Baskı 2019)

Modernizmin klasikleşmiş yazarı Oscar Wilde, geçen yüzyıla rağmen hala bir çok insana göre çağımızın bile çok ilerisindedir. Yapıtları hala tartışılıyor ve önyargılara tabulara meydan okuyor. Ancak bu hafta yazarın kaleme aldığı masallara yer vereceğim. Evet masal ama sadece çocuklar için değil, hatta biz büyüklere daha keyif verecek ya da (bazı kişileri) kızdıracak ve çileden çıkartacak olan masallar. Yazarın "Mutlu Prens" adıyla toparlanan 5 masalını oğulları için yazdığı rivayet edilse de Wilde bunları " yediden yetmişe çocuk ruhlu insanlar, şaşırma ve sevinme gibi çocuksu yetilerini koruyanlar" için yazdığını söylemiştir. 

İrlandalı oyun yazarı, şair ve romancı Oscar Wilde bu masalları 1888 yılında yani bir nevi çıraklık döneminde yazmıştır ama buna rağmen büyük bir ustalık ve yetkinlik taşıyan 5 öykü çıkarmıştır. Bencilliği, duyarsızlığı gözler önüne seren yazar, hicvi de toplumsal eleştiri yönünde çok da güzel kullanmış. 

Bu masallar çocuklarınıza da anlatabilirsiniz ama asıl zevkine varacak olan yetişkinler olacağı kanaatindeyim. Şu sıcaklarda deniz kenarına gittiğinizde  ya da bir kafede  ya da bir birayı yudumlarken yanınızda bu kitap olsun derim, çünkü bir solukta okuyacaksınız. 


Aptulika

28 Haziran 2020 Pazar

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 148


Kazuo Ishiguro
 "Gömülü Dev"
Çeviri: Roza Hakmen
 Yapı Kredi Yayınları
 (3. Baskı 2017)

Şimdi bu kitabın resmine baktığınızda, "Yahu kardeşin, sen kitabı okuyor musun yoksa güreş mi ediyorsun?" diyeceksiniz haklı olarak. Bu seferki darbeler benden ve Geronimo'dan kaynaklanmıyor. Bu kitabı da ikinci el olarak sahaftan aldım yani benden önce birileri kitapla güreş tutmuş olabilir. 

Kazuo Ishigura'nın "Avunamayanlar"ından sonra hemen bu kitabı da alıp okuyacaktım. Bu sefer ki 267 sayfa yani "Avunamayanlar" gibi tuğla değildi, ama "Gömülü Dev"i daha uzun sürede okuyabilecektim. Hatta yarısına gelmeden bırakma ihtimalim bile vardı. Buna sebep ise "Gömülü Dev"in biraz fantastik bir yapıda  olmasıydı. Rock dinleyenler ve çizerler arasında Fantastik edebiyatla arası iyi olmayan belki de tek kişiyim. Bazen bunun bir ayıp ya da utanç olduğunu bile düşünmüşümdür. Tabi ki hepten bu alanda pencerem kapalı değildir, bu tipte yapılmış çizgi romanlara illüstrasyonlara zevk alarak bakarım ama konu falan umrumda olmaz sadece bir tablo gibi bakmaktır benimkisi. 

"Avunamayanlar"dan sonra "Gömülü Dev"e başlayınca birdenbire gizemli ve fantastik ortama giriverecektim. Tabi bu benim için bir bocalama olacaktı. Bu bocalama da o tasvirlere kafamda tablo gibi baktığım için konudan uzaklaşıyor ve okumam uzuyordu. Kitabın ortasına geldiğimde ise olaylar fantastikten masal havasına geçecekti (ki ilginçtir masal formunu da çok severim- hatta masalların çocuklar için yazılmadığını düşünürüm ve Anderson, Grim Kardeşlerin yazdıklarının asıl halini okuyunca da bunun böyle olduğunu da anlamıştım.) böylece roman benim için akıp gitmeye başlayacaktı. 

Eğer fantastik edebiyata meraklıysanız, "Gömülü Dev"i mutlaka okuyun derim. Romalılar Britanya'yı terk etmiş, savaş bitmiş ve  
Britonlar'dan Axl ile Beatrice yıllardır görmedikleri oğullarına kavuşmak için tehlikeli topraklarda zorlu bir yolculuğu göze alıyorlar.  Bu yolculukta  yollarının kesişeceği kişiler var: Sakson savaşçı, öksüz oğlan ve tıpkı Axl'la Beatrice gibi geçmişinde kaybolmuş, hatıralarının vaat ettiklerine ve alıp götürdüklerine yenik bir şövalye.  


Aptulika

Hafta Sonu Blues Perişan Kütüphanesi'ne Katkı 147


Kazuo Ishiguro
 "Avunamayanlar"
Çeviri: Roza Hakmen
 Yapı Kredi Yayınları
 (1. Baskı 2009)

Bu kitabı bir öneri üzerine almıştım ama uzun süre okumadan orada burada kalmıştı. Fotoğrafa bakarsanız anlayacaksınız zaten,  kitap okunmadan önce bir hayli eskimişti bile. Ha kapakta yazarın isminin olduğu bölümdeki yırtık, bir sigara yanığı ve kitabı okurken oluşmuştu. Sokağa çıkma yasağından bir gün önce sevgili dostum Geronimo bana gelmişti. Ben bahçede oturmuş bu kitabı okuyordum. Geronimo gelince sigaralarımızı yaktık ve sohbete daldık. Bir süre sonra da instagram canlı yayını için bir deneme yapalım dedik ve hemen Gero bahçenin bir yanına ben öteki yanına gidip bir test yayını yaptık ve ertesi günü de ilk canlı yayını gerçekleştirdik. İşte bu test yayınını yaparken kitabın üzerine yanan kısmı dışarı gelecek şekilde bırakılan bir sigara için için yanarak kitapta görülen bu façayı oluşturacaktı. 
Zaten ikinci el olarak sahaftan alınmış bu kitap, bir de bu façayı alınca iyicene yaşanmışlık kazanacaktı. 

Şimdi gelelim kitabı tavsiye üzerine alıp, bu kadar uzun süre okumadan bekletmemin nedeni ne olabilirdi ki? Romanın yazarının isminden Japon olduğunu anlamam olacaktı. Bir ön yargı olabilir ama Japon müziği vesairesi bana sıkıcı gelir. İşte bu romanda da başlamaya korktum. Ne zaman ki pandemi dönemi geldi ve hemen "evde okunmamış kitapları okuma festivali"ni başlattım. Tabi ilk olarak da bu kitaptan başlayacaktım. Ha bir de hakkını yemeyeyim Meral Akman, bu köşede Kazuo İshiguro'nun "Noktürnler" isimli öykü kitabını yazmıştı. Bütün bunlar bir araya gelince artık dönüş yok, okuyacaktım. Hani yazın ilk denize gireceksinizdir ya, özlemle kumsaldan yürürsünüz ve ayağınız suya değdiğinde neredeyse vazgeçecek gibi olursunuz ama dönmeyi de kendinize yediremezsiniz. Biraz daha yürürsünüz su ayak bileklerinize gelir ve bir kaç adım daha attıktan sonra su mayonuzu hafiften ıslatacağı derinliğe gelirsiniz ve kollarınızı birbirine sarıp alışmayı beklersiniz ama salak şaşkın bir haldesinizdir ve bir anda kendinizi suya atarsınız, sonra da çıkmak bilmezsiniz. İşte bu durum vaziyette kendimi kitabın içine attım. 

Yazarımız Kazou, Japon kökenli ama 5 yaşından itibaren İngiltere'de yaşamaya başlamış. Yani ona bir Japon yazardan çok İngiliz demek daha doğru. İşe bak sanki doğma büyüme Londralıymışım gibi laf ediyorum. Her neyse daha kitabın ilk sayfalarında, "Resepsiyonun önünde çok sayıda Japon neşe içinde birbirlerini selamlıyorlardı." cümlesini görünce yazarın yaptığı bu ironiyi çok tuttum. Kazuo Ishiguro,  Japon asıllı ama İngiliz bir yazar, "Avunamayanlar" romanında da belli ülke yok; sadece Avrupa'da olduğunu tahmin ettiğimiz bir şehre konsere gelen bir piyanistin öyküsü anlatılıyor. 

Ryder isminde tüm dünyada tanınan ve şöhretli bir piyanist.  Kariyerinde öneme haiz bir konser vermek için isimsiz bir Avrupa kentine  geliyor. Konser birkaç gün sonra verilecektir ve o kalacağı otele gelir. İşte o andan itibaren karşısına çıkan herkes ondan bir şeyler ister, kendi dertlerini anlatırlar. Oysa Ryder'ın bir prova yapmasına bile olanak verilmez. Bir de adamımız birkaç gün sonra vereceği konseri bilir ama bundan başka da bir şeyi hatırlayamaz. 

Şimdi kitabın arkasındaki tanıtım yazısından alıntı yapayım, sonra da diyeceklerimi söyleyeyim...
"Karşılaştığı herkesin niçin ondan bir şeyler istediğini, çok uzak olması gereken yerlere nasıl hemen ulaşıverdiğini, saatler sürmesi gereken bir sohbeti üç dakikalık asansör yolculuğuna nasıl sığdırdığını anlayamaz. Kendini olaylara ve çevresindeki insanlara teslim eden belleksiz piyanist, geçmişin ve geleceğin kırılgan bir şimdiki anda çakıştığı sürreal bir dünyaya savrulur. Çok geçmeden, yaklaşan konser gecesinin hayatının en önemli performansı olduğunu fark edecektir. İşlevini yitirmiş toplumsal düzenin bireyler üzerindeki yaralayıcı baskısını hemen her eserinde zarafetle ilan eden Kazuo Ishiguro, Avunamayanlar'da hayatı kontrolden çıkan bir adamın çok boyutlu hikâyesini anlatıyor."

Kitabı okumaya başlamamla çoğu kez İstanbul dışında bir yere davet edildiğimde karşılaştığım durumları farkettim. Nasıl mı? Sizi konuk ederler, hava alanından ya da otobüs terminalinden alırlar, kalacağınız otele kadar götürürler. İşte o arada davet eden belediye ise arabadaki şöför ile belediye görevlisi kendi sohbetlerini yaparlar ve sen onları dinlersin. Otele geldiğinde de güler yüzle sizi karşılarlar ama özne gene sen değilsindir. Bir ara davet edildiğim bir yerde etkinliği yapan belediye ile rekabet içinde olan (aynı partili) kişiler bana kendi dertlerini anlatıp, "aslında sizi biz davet etseydik, şöyle ağırlardık" diye şikayette bulunmuşlardı. "Avunamayanlar"ı okurken biraz da bu konunun evrensel olduğunu anlayacaktım. 

Kitap tabiki bir konsere davet edilen bir müzisyenin yaşadıklarının ötesinde başka bir konuya da dikkat çekiyor bence. Son yıllarda farketmişsinizdir, TV tartışmalarında herkes kendi konuşmasını dinliyor, karşısındakinin ne dediği artık önemli değil gibi. Sosyal paylaşım sitelerinde yorum üzerine yorum yazıyoruz ama yorum yaptığımız paylaşım unutulup gidiyor. İşte bu dünya ahvali "Avunamayanlar" da 540 sayfada kimi zaman güldürerek, kimi zaman sizi zıvanadan çıkararak sürüp gidiyor. 

Kitap 540 sayfa, yani tuğla gibi ama sizi korkutmasın, acayip akıp gidiyorsunuz. Bir de tuğla gibi kitaptan insanlar niye kaçarlar onu da anlamam. Örneğin 100 sayfalık kitaba 14 ya da 20 lira veriyorsunuz; oysa 550 sayfalık kitabı 26 ya da 30 liraya alıyorsunuz... yani daha hesaplı. 

Kazuo Ishiguro'nun "Avunamayanlar" romanını yazın ilk denize girişiniz gibi cumburlop atlayın derim. Bakalım siz avunamayanlardan mısınız yoksa o arada kalan piyanist misiniz yoksa aslında her iki yanda da bulunuyor muyuz? 

Aptulika

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...